Politik Ekoloji Çalışma Grubu xyz CC BY-SA-NC Politik Ekoloji Çalışma Grubu tr-tr http://politikekoloji.org/ Kent ve Rant http://politikekoloji.org/kent-ve-rant/ <p><strong><span style="font-size: small;">&Ouml;zg&uuml;r &Ccedil;i&ccedil;ek'in 08.09.2014 tarihinde BGST web sitesinde yayınlanan yazısını biz de burada tekrar yayınlıyoruz.</span></strong></p> <p><strong><span style="font-size: small;">Yazının orijinaline aşağıdaki bağlantıdan ulabilirsiniz.</span></strong><br /><strong><span style="font-size: small;"><a href="http://bgst.org/ekoloji-gundem/kent-ve-rant">http://bgst.org/ekoloji-gundem/kent-ve-rant#</a></span></strong></p> <p>&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> <p>Ge&ccedil;tiğimiz hafta BGST &uuml;yeleri olarak, 19 Eyl&uuml;l&rsquo;de ger&ccedil;ekleşecek Kardeş T&uuml;rk&uuml;ler A&ccedil;ıkhava G&ouml;sterisi&rsquo;ni değerlendirmek &uuml;zere bir araya geldik. &Ouml;ncelikle &ccedil;alışmalarda y&uuml;r&uuml;t&uuml;c&uuml;l&uuml;k sorumluluğu alan arkadaşlar g&ouml;steri hakkında bir aktarım yaptılar, akabinde sahnede nasıl bir sanatsal-politik dilin oluşturulacağını, dramaturjik y&ouml;nelimlerin neler olabileceğini birlikte tartıştık.<br />Toplantıda konuşulanların yayımlanması &ouml;nemli olmakla birlikte amacım bu değil.<br />Ben kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;me ilişkin yaptığımız tartışmayı ana hatlarıyla aktarmak ve g&ouml;zleyebildiğim kadarıyla K&uuml;rt Hareketi&rsquo;nde yeni kamusallaşmaya başlayan, olduk&ccedil;a &ouml;nemli bir tartışmaya dikkat &ccedil;ekmek istiyorum.<br />Toplantıda kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;, doğal olarak &ouml;ncelikle yaşadığımız kent olan İstanbul&rsquo;u merkeze alarak değerlendirdik. Kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n y&uuml;ksek arazi bedellerine sahip b&ouml;lgelerde yoğunlaştığı aşik&acirc;r. Anadolu yakasında yaşayanlar, &ouml;zellikle Bağdat Caddesi ve &ccedil;evresinde yıkım ve yeniden yapım işlemlerinin şaşırtıcı bir hızla devam ettiğini belirttiler. &Ouml;te yandan, &rsquo;99 depreminde zarar g&ouml;ren ve hali hazırda riskli b&ouml;lgeler olan Avcılar, Zeytinburnu gibi daha yoksul alanlarda, bu b&ouml;lgelerdeki emlakın daha değersiz ve k&acirc;rın daha az olması nedeniyle, insan sayısının y&uuml;z binlerle ifade edilmesine rağmen d&ouml;n&uuml;ş&uuml;me hen&uuml;z doğru d&uuml;r&uuml;st başlanmadığını biliyoruz. Aslında sadece bu iki veriyi yanyana koyarak, kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n rant &ouml;ncelikli ger&ccedil;ekleştiği g&uuml;n gibi ortada. İstanbul&rsquo;un kuzeyinin k&ouml;pr&uuml;, bağlantı yolları, havaalanı gibi projelerle yerleşime a&ccedil;ılması da yine yeni rant alanları yaratma y&ouml;nelimiyle ilgili. Tartışma s&uuml;rerken s&ouml;z alan bir arkadaşımız K&uuml;rdistan&rsquo;da da benzer bir s&uuml;recin işlediğine dikkat &ccedil;ekti ve Diyarbakır&rsquo;ı &ouml;rnek verdi. Ardından telefonuna kaydettiği fotoğrafları g&ouml;sterdi. A&ccedil;ık&ccedil;ası Dicle kenarına yapılan binaların İstanbul&rsquo;daki muadillerinden mantık ve &uuml;rettikleri toplumsal &ldquo;fayda&rdquo; a&ccedil;ısından hi&ccedil;bir farkları yok. Tek fark, Diyarbakır&rsquo;ın Ekolojik Toplum sloganına sahip bir belediyesinin olması.<br />Tartışmayı, g&ouml;steride sanatsal-politik bir dille bir şeye işaret edeceksek bu, zaten herkesin bildiği ve diline doladığı İstanbul&rsquo;daki kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m kadar, İstanbul dışındaki, &ouml;rneğin K&uuml;rdistan&rsquo;daki deformasyon da olmalı diyerek bitirdik ve diğer g&uuml;ndemlere ge&ccedil;tik.<br />Son d&ouml;nemde K&uuml;rdistan&rsquo;daki deformasyonun ve kentlerdeki d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n boyutunu, kadroların sorumluluklarını da dahil ederek tartışan birka&ccedil; &ouml;nemli yazı yazıldı. Bu yazılar konuyu daha da netleştirmemizi sağlayabilir.<br />Bir s&uuml;re &ouml;nce, 20 yıl T&uuml;rkiye&rsquo;den uzak kalan K&uuml;rt gazeteci-yazar G&uuml;nay Aslan &uuml;lkeye d&ouml;nd&uuml; ve izlenimlerini &Ouml;zg&uuml;r Politika&rsquo;ya yazdı. Ne yazık ki, IŞİD&rsquo;in Şengal saldırısı ve cumhurbaşkanlığı se&ccedil;iminin patırtısı arasında kalan bu yazı hakkettiği tartışmayı a&ccedil;amadı. Halbuki, &ldquo;<a href="http://www.yeniozgurpolitika.org/index.php?rupel=nivis&amp;id=6360">Amed İzlenimleri: Niteliksiz Nitelik</a>&rdquo; başlıklı yazı, bildiğim kadarıyla hareketin yayın organlarında ilk kez bu kadar aleni bir bi&ccedil;imde siyasi kadrolar ile toplumun &ccedil;ıkar karşıtlığını tartışmaya a&ccedil;ıyordu.<br />G&uuml;nay Aslan yazısında, &ouml;ncelikle K&uuml;rdistan gezisinden izlenimlerini aktarıyor. Şehirlerin eskiden birbirinden farklı olduğunu, kendi karakteristiklerini taşıdıklarını, oysa son d&ouml;nemde TOKİ inşaatları ile birlikte kentleri birbirinden ayıran tek şeyin &ldquo;&ouml;l&ccedil;ek&rdquo; farklılığı olduğunu belirtiyor. Mekansal olarak b&uuml;y&uuml;m&uuml;ş kentlerin % 80&rsquo;inde en temel altyapı sorununa, kanalizasyona ilişkin problem yaşandığına dikkat &ccedil;ekiyor.<br />Devamında, -yazıdan uzun bir alıntı yapmayı g&ouml;ze alarak- şehirlerin durumu ile siyaset&ccedil;ilerin pozisyonunun nasıl değerlendirildiğine bakalım;<br />&ldquo;Mekansal ve toplumsal dokudaki &ccedil;arpık bu 'değişim' sınıfsal u&ccedil;urumu da derinleştirmiş ve şehirleri sosyal patlamalara gebe hale getirmiş. Bilin&ccedil;li bir m&uuml;dahaleyle ve politik bir projeyle ger&ccedil;ekleştiği anlaşılan ve travma yaratan 'kentsel değişimin' bu yanı pek g&ouml;r&uuml;lm&uuml;yor ve sorgulanmıyor fakat, bunun yakın erimde ciddi sorunlar &uuml;reteceği &ccedil;ıplak g&ouml;zle bakıldığında bile fark ediliyor.
Diyarbakır'da yakın erimde ciddi sorunlar yaşayacak şehirlerin başında geliyor. Ger&ccedil;i burada bug&uuml;n bile &ccedil;ok ciddi sorunlar yaşanıyor ancak, bunlar her nedense g&ouml;rmezden geliniyor. Burada kimse ger&ccedil;ekleri a&ccedil;ık a&ccedil;ık konuşmaya ve tartışmaya yanaşmıyor. Siyaset d&uuml;nyamızda ve kurumsal yapımızdaysa bir tıkanma ve yıpranma g&ouml;ze &ccedil;arpıyor.
Burada dehşet verici bir yoksulluk ve buna bağlı olarak da derin bir sınıfsal ayrışma yaşanıyor. 
Hali vakti yerinde olanlar tel &ouml;rg&uuml;lerle ve y&uuml;ksek duvarları &ccedil;evrili g&uuml;venlikli sitelere &ccedil;ekiliyor. Zenginlik ve g&uuml;venlik a&ccedil;ısından Diclekent'in İstanbul Bah&ccedil;eşehir'den bir farkı g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yor. Amed'in yoksullarıysa gece kondu semtlerinde yaşam savaşı veriyor. Burada hırsızlık, fuhuş, uyuşturucu, ka&ccedil;ak&ccedil;ılık, şiddet olayları son derece sıradanlaşmış bulunuyor. Şehir bunları deyim yerindeyse i&ccedil;selleştirmiş g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor.
Kendini 'makro siyasete' kaptıran ve 'mikro sorunlar' i&ccedil;in fırsat bulamadığı anlaşılan bizim siyaset sınıfıysa bu sorunlara eğileceği ve &ccedil;&ouml;z&uuml;mler &uuml;reteceği yerde her durumda topu taca atıyor. İktidar ve rant hırsı g&ouml;zleri k&ouml;r etmişe benziyor. Her yerde neredeyse gruplaşma ve buna bağlı olarak da &ccedil;&uuml;r&uuml;me yaşanıyor.&rdquo;<br />G&uuml;nay Aslan&rsquo;ın makro siyaset ve mikro sorunlar vurgusunu okurken, G&uuml;ltan Kışanak&rsquo;ın Diyarbakır B&uuml;y&uuml;kşehir Belediye Başkanlığı&rsquo;na se&ccedil;ildikten sonra yaptığı ilk a&ccedil;ıklamalardan biri geliyor akla. G&uuml;ltan Kışanak kente ve yaşanan sorunlara dair bir plan, program a&ccedil;ıklamaktansa Mesud Barzani&rsquo;ye &ouml;zenir bir bi&ccedil;imde Diyarbakır&lsquo;da &ccedil;ıkarılan petrolden pay istemişti, hatırlanacak olursa.<br />Aslında yapılan tespitler bilinmedik şeyler değil. Diyarbakır&rsquo;dan gelen, azıcık akıl sağlığı yerinde olan ve ranta bulaşmamış bir tanıdığınızla konuşursanız benzer tespitleri &ccedil;ok rahat duyabilirsiniz. Yeni ve değerli olan bu tartışmanın artık ulu orta yapılır hale gelmesi. Ya da başka bir ifade ile, kapalı kapılar ardına yahut eş dost sohbetinin sınırlarına sığdırılamayacak hale gelmesi.<br />G&uuml;nay Aslan&rsquo;ın yazısındaki tartışmayı, ge&ccedil;tiğimiz g&uuml;nlerde Dicle Haber Ajansı muhabiri Hayri Demir&rsquo;in haberi derinleştiriyor. Haber &uuml;zerine Ferda &Ccedil;etin tarafından yazılan &ldquo;Kırklar Dağı&rsquo;ndaki Talana Kim Dur Diyecek&rdquo; yazısı da G&uuml;nay Aslan&rsquo;ın a&ccedil;tığı tartışmayı destekler nitelikte:<br />&ldquo;"Bu kadar yoğun g&uuml;ndem varken sırası değil" ya da "kol kırılır yen i&ccedil;inde" diyerek &ouml;telenemeyecek bir haber. (...)Dağın bazı b&ouml;l&uuml;mleri &ouml;zel m&uuml;lkiyet, b&uuml;y&uuml;k b&ouml;l&uuml;m&uuml; ise hazineye ait. Birka&ccedil; yıl &ouml;ncesine kadar Kırklar Dağı t&uuml;m Amedlilerin ortak değeriydi. Bu ortak değer, Amed B&uuml;y&uuml;kşehir Belediyesi&rsquo;nin proje onayı ve Sur Belediyesi&rsquo;nin 2010 yılının 31 Aralık tarihinde verdiği ruhsat ile &ouml;zel m&uuml;lkiyete, ranta peşkeş &ccedil;ekildi. (...) Kırklar Dağı&rsquo;nın ranta kurban edilmesinin hikayesi ş&ouml;yle:
Emekli Hava Pilot Yarbay Ufuk Eser, devlete b&uuml;y&uuml;k hizmetlerini(!) tamamladıktan sonra, yurtseverleşmiş(!) ve emekliliğinde de halka hizmet etmeye karar vermiş. Bir inşaat şirketi kurarak Kırklar Dağı&rsquo;nda inşaat yapmaya başlamış. Bir alışveriş merkezi, 27 katlı l&uuml;ks bir otel ve 200 konuttan oluşan inşaatların yapımı kaşla g&ouml;z arasında başlamış. "Diyarbakır Konakları" adı verilen bu binalar 498.000 TL&rsquo;ye varan fiyatlarla satılmış.&rdquo;<br />Tartışmanın, muhataplarının da katılımı teşvik edilerek devam etmesi ve Kırklar Dağı&rsquo;na y&ouml;nelik olumlu sonu&ccedil;lar elde edilmesi &ccedil;ok &ouml;nemli g&ouml;z&uuml;k&uuml;yor. G&uuml;nay Aslan&rsquo;ın işaret ettiği &ccedil;&uuml;r&uuml;menin &ouml;n&uuml;ne politik s&ouml;ylevlerle değil, pratik adımlarla ge&ccedil;ilebilir. &Ouml;te yandan K&uuml;rdistan&rsquo;da rant &uuml;reten, ekonomik &ccedil;ıkarların toplumsal faydaya tercih edildiği tek alanın Kırklar Dağı olmadığı da ortada.</p> Özgür Çiçek Yorum Yazıları Mon, 08 Sep 2014 11:34:17 +0000 YEŞİL İKTİSAT: Ekolojik Krize Karşı Koymak http://politikekoloji.org/yesil-iktisat-ekolojik-krize-karsi-koymak/ <div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"> <a href="http://4.bp.blogspot.com/-ChMyZoMg6iY/U5sKKcF6h3I/AAAAAAAABKM/fa3K0-Gbkzw/s1600/yesilweb.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"><img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-ChMyZoMg6iY/U5sKKcF6h3I/AAAAAAAABKM/fa3K0-Gbkzw/s1600/yesilweb.jpg" height="320" width="224" /></a></div> <b>Çağımızın çevre sorunlarını çözüme kavuşturabilmek için büyük toplumsal değişimleri mi beklemeliyiz? Doğal varlıkların tükeniş ve kirlenme hızı dikkate alındığında, daha fazla zaman kaybetmeye tahammül edebilir miyiz? Yoksa kapitalist ekonomileri ıslah edecek, ekonomik sistemi yeşil dönüşüme mecbur kılacak çevre politikaları için mi çaba göstermeliyiz? Daha önemlisi, etkili çevre politikaları için çalışırken, aynı zamanda nasıl bir toplumsal değişim arzulamalıyız?</b><br /><br />Tanınmış radikal iktisatçı Robin Hahnel bu sorulara yanıt ararken, hem anaakım, hem de heterodoks iktisat ekollerinden yararlanıyor. Modern ekolojik düşünce ve analizde önemli yer tutan belli başlı kavramları titizlikle temellendiriyor, eleştiriyor ve çevre mücadelesi için kullanışlı hale getiriyor. Kitap boyunca geliştirdiği yaklaşımlardan hareketle, iklim değişikliğiyle mücadelede ayrıntılı bir perspektif sunuyor.<br /><br /><b>“Yeşil İktisat”, insanlığın karşı karşıya bulunduğu ekolojik krize yanıt verecek bir sentez değil, fakat bu sentezi oluşturmak yönünde önemli bir adım. “Yeşil İktisat”, iktisatçı olup bu mesleğin çevre sorunlarına farklı yaklaşım biçimlerini öğrenmek ve öğretmek isteyenler için bir referans kitap. “Yeşil İktisat” aynı zamanda, iktisatçı olmayan çevreci, ekolojist ve aktivistleri iktisatla tanıştıran, onları uzman iktisatçılar karşısında çok daha güçlü kılan bir çalışma.</b><br /><br /><br /><b>Robin Hahnel kimdir?</b><br /><i>1946 doğumlu radikal iktisatçı ve siyasal aktivist. Washington DC’deki Amerikan Üniversitesi’nde emeritüs, Portland Eyalet Üniversitesi’nde misafir iktisat profesörüdür. Küba, Peru ve İngiltere’de öğretim üyesi olarak çalışmış, dünyanın pek çok yerinde seminerler vermiştir. ZNet’in kurucusu ve editörü Michael Albert ile birlikte yazdıkları çok sayıda kitap ve birlikte geliştirdikleri Katılımcı Ekonomi modeli, en tanınmış çalışmalarıdır. Hahnel, ABD’nin Vietnam işgaline karşı öğrenci muhalefeti içerisinde aktif olarak yer almıştır ve şimdilerde, ABD’deki Yeşil Parti’nin yerel kolu olan Maryland Yeşil Parti’de çalışmaktadır. Kendisini liberter sosyalist gelenek içerisinde değerlendiren Hahnel’in son çalışmalarında, katılımcı ekonomi, ekonomik adalet, ekonomik demokrasi ve çevre meseleleri arasındaki bağlantılar işlenmektedir.</i> Robin Hahnel Duyurular Fri, 13 Jun 2014 07:08:31 +0000 Güle güle HidroAysén! http://politikekoloji.org/gule-gule-hidroaysn/ Bu sabah Şili’nin en yüksek idari organı –Bakanlar Komitesi– Baker ve Pascua nehirleri üzerinde planlanan, ihtilaflara neden olan beş barajlık mega proje için verilmiş izinleri oy birliğiyle iptal etti. Benzeri pek görülmemiş devrim niteliğindeki bu karar, projenin 2011 yılında onaylanmasına temel oluşturan etki değerlendirmesinin yetersiz olduğuna hükmediyor ve projeyi iptal ediyor. Çevre, Sağlık, Ekonomi, Enerji-Madencilik, Tarım ve Turizm bakanlarının oluşturduğu bu komite, Patagonya Savunma Konseyi ve yerel yurttaşların projenin 2011 yılında onaylanan Çevresel Etki Değerlendirmesi raporuna karşı yaptığı otuz beş başvuruyu inceledi. Sürekli geciken toplanlantılar ve kararlarla üç yıldan uzun süren ve en nihayetinde yeni yönetime devredilen bu süreç sonunda alınan karar, HidroAysén’le ilgili teknik kusurları, usül hatalarını ve ayrıca projenin yapılması halinde Şili’nin en güzide bölgelerinden birinde ortaya çıkacak önemli etkileri tescil etmiş oldu. El değmemiş Baker ve Pascua nehirlerini, Patagonya kültürünü ve topluluklarını korumak üzere başlayan taban hareketi tam donanımlı uluslararası bir kampanyaya dönüşmüş ve ulusal bir çevre hareketini ateşlemişti. Son dört yıl boyunca Şilililer sokaklara dökülerek HidroAysén’in durdurulmasını talep etmişlerdi. Bu çağrı dünyanın çeşitli yerlerinde da yankılanmıştı. Bugünkü zafer, Patagonya için yeni parlak bir geleceğin yollarını döşeyen, Şili için gerçek bir sürdürülebilir enerji geleceği umutlarını yeşerten bu kalabalıklara ait. Patagonya Savunma Konseyi idari sekreteri Patricio Rodrigo’nun sözlerine kulak verelim: “Hükümetin HidroAysén projesinin reddiyle ilgili kesin kararı Şili çevre hareketinin en büyük zaferi olmasının ötesinde, güçlü bir toplumun taleplerini duyurması ve kendi çevresini etkileyen kararlara katılması bakımından da bir dönüm noktasıdır.” Hükümetin Şilililerin çoğunluğuyla ve HidroAysén’e hayır diyen dünyadaki on binlerle yanyana durmasının heyecanını yaşıyoruz! Başkan Bachelet’i seçim kampanyasında verdiği sözlerin arkasında durduğu için takdir ediyoruz. Ve geleceğe bakıyor, bu biricik bölgeyi gelecekteki tehtidlerden koruyacak önlemlerin alınmasını ümit ediyoruz. (Aslında, Başkan Bachelet ve Çevre Bakanı geçenlerde, tüm Şili’de kritik ekosistemleri korumak üzere Biyoçeşitlilik ve Koruma Alanları Dairesi’nin kurulması için bir yasa teklifi hazırladılar.) Kulak verecek olursanız, HidroAysén’e veda partisi için Santiago’daki Plaza Italia’da bir araya gelen yüzlerce insanın sesini duyabilirsiniz. Kutlamalara siz de Facebook ve Twitter üzerinden #chaohidroaysen ve #patagoniasinrepresas hashtagiyle mesaj göndererek katılabilirsiniz. Bu yıkım projesini durduran kararda, geçtiğimiz ay internet üzerinde yürüttüğümüz eylemlere katılan, veya International Rivers 2007’de, Patagonia Sin Represas için kampanya yürütmeye başladığı günden beri bizimle yanyana duran herkesin desteği çok etkili oldu. Sürekli desteğiniz ve Patagonya’nın özgür nehirlerini korumak hususundaki kararlılığınız için çok teşekkür ederiz. Barajsız bir Patagonya için! 9 Haziran 2014, International Rivers Emily Jovais Çeviriler Thu, 12 Jun 2014 02:32:08 +0000 Ellinko'dan Yedikule'ye kent bostanları http://politikekoloji.org/ellinkodan-yedikuleye-kent-bostanlari/ <p>Yunanistan Hükümeti'nin IMF ile yaptığı anlaşmaların sonucunda başlatılan özelleştirme dalgası Atina'nın eski havalimanı Elliniko'yu da vurdu. Özelleştirilmesi planlanan eski havalimanı, altın kumuyla Aghios Kosmas sahilini kapsayan 620 hektarlık değerli bir arazi. Elliniko, zeytin ağaçları ve kuşlarıyla Atina'nın yeşil kalmış son yerlerinden biri. Bu alanda ayrıca 2004 Olimpiyatları için yapılmış spor tesisleri de mevcut. Hükümet bu kamu arazisini küçük bütçeli iyileştirme çalışmalarıyla bir halk parkı olarak kullanıma açmak yerine, şirketlere 99 yıllığına kiralamayı planlıyor. Şirketler ise burayı sadece zengin elitlere yönelik alış veriş merkezleri, turistik gezinti yerleri, ofis binaları, kumarhaneler, golf sahaları, rezidanslar vb. yapılar için kullanacak. Sermayenin yeni yatırım keşfi, toprağın değerli olduğu ve kalabalık tüketici gruplarını barındıran devasa kentlerde kamusal alanları devlet yardımıyla ele geçirmek. Böylece koca şehirleri kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirme gücünü de ele geçiriyorlar.</p> <p> </p> <p>Tabi Atinalılar bu olup bitene karşı sessiz değil. 4-5 Nisan 2014 tarihinde Rosa Luxemburg Vakfı ve Elliniko-Argyroupoli Belediyesi'nin birlikte düzenlediği "Kenti Geri Kazanmak" adlı toplantı ve forumda Elliniko'nun şirketlerin elinden kurtarılması için Madrid'den İstanbul'a kadar pek çok Avrupa başkentine musallat olmuş benzer özelleştirme projelerine karşı mücadele eden aktivistler bir araya geldi. Ben de Taksim Yayalaştırma Projesi ve Gezi Parkı Direnişi deneyiminden bahsettim.</p> <p> </p> <p><strong>Elliniko Bostanı</strong></p> <p><strong> </strong></p> <p>Deneyim paylaşımının ardından sıra eski havalimanını ziyarete geliyor. Betona teslim olmuş Atina'da böylesine yeşil bir alan görmek hepimizi heyecanlandırıyor. Havalimanındaki ilk durağımız insanlara bedava ilaç ve takviye besin yardımı yapan gönüllü hekimlerin kurduğu bir sağlık merkezi. Hastaneden ayrılıp, yanı başındaki Ellliniko Bostanı'na yürüyoruz. Hem havalimanının özelleştirilmesine karşı, hem de Yunanistan'ın içinde bulunduğu krize çözüm olacak adımları atmak isteyen vatandaşlar bir direniş bostanı kurmuşlar. Sebze fidelerinden ve ağaçlardan arta kalan yerler sarıpapatyalarla kaplı. Herkesin emeğini verdiği bu bostanda yetişen sebze ve meyveler herkese ait.</p> <p> </p> <p><strong>Kâr değil, dayanışma için birlikte üretmek</strong></p> <p><strong> </strong></p> <p>Bostanın hikâyesini anlatan Anna Lavasa, Atina'nın ilçelerinden Elliniko Belediyesi'nde kamu alanlarının düzenlenmesinden sorumlu kişi ve otonom bir tarım girişimi olan Agros üyesi. Sadece ekonomik değil çevresel, sosyal ve eğitimsel bir krizin de içinde olduklarından bahseden Lavasa, beton ve tüketime dayalı kalkınma modelinin bir çıkmaza girdiğini; bireycilik, maddi zenginlik saplantısı ve aşırı tüketimin toplumu parçaladığını; toplumun üretken etkinlikler aracılığıyla yeniden inşa edilmesi gerektiğini söylüyor. Bu etkinliklerin gönüllü, eşitlikçi ve dayanışmaya yönelik olması gerektiğini, dolayısıyla kâr için değil yardımlaşma için ürettiklerini ifade ediyor. Lavasa'ya göre tam da böyle bir üretim sürecinde kadınlar kilit öneme sahip. Zira kadınlar çocuklarının geleceğini düşündükleri için çevrenin korunmasında erkeklere göre daha hassaslar ve daha iyi bir yaşamın yaratılmasında belirleyici rol oynuyorlar.<strong>Kent bostanları: </strong></p> <p><strong> </strong></p> <p><strong>Bir ortaklığın daha keşfi</strong></p> <p><strong> </strong></p> <p>Yeri gelmişken Anna Lavasa'ya 8 bin yıllık tarihiyle Hevsel Bahçeleri'nden bahsediyorum. Derken konu Yedikule Bostanları'na geliyor. O şaşkınlıkla beni durduruyor çünkü "Yedikule" ve "bostan" kelimelerini tanıyor. Selanik'te Yedikule denilen bir tarihi turistik yapı varmış. Bostana gelince, onun da Yunancası "bostani"ymiş. Sohbetimizin İngilizce olmasının bizi birleştirdiği kadar ayırdığı da ortaya çıkıyor. Türkçe ve Yunanca'daki ortak kelimelerden bahsederken daha pek çok ortak yönlerimiz olduğunun farkına varıyoruz. Kaldığım yerden devam edip, Lavasa'ya İstanbul'un Yedikule Bostanları'nı anlatıyorum.</p> <p> </p> <p><strong>Yedikule Bostanları</strong></p> <p><strong> </strong></p> <p>1500 yıldan fazla bir süredir kentsel tarım için kullanılan Yedikule Bostanları, Elliniko'ya göre çok yaşlı. Ama ikisinin de çalışma prensibi aynı: yerinden üretim ve yerinden yönetim. İki bostan da yapılaşma tehdidi altında. 2013 Temmuz ayında Yedikule Bostanları'nın büyük bir bölümü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Fatih Belediyesi'nin birlikte yürüttüğü "Yedikule Kapı ile Belgrad Kapı Arasında Kara Surları İç Koruma Rekreasyon Projesi" adlı tepeden inme bir kentsel dönüşüm projesi yüzünden moloz ve niteliksiz toprak yığılarak kullanılamayacak hale getirildi. Birkaç ay sonra esas amacın rekreasyon değil, bir konut projesi olduğu ortaya çıktı. Mahsullerini toplamalarına bile izin verilmeden toprakları molozla kaplanıp işsiz bırakılan bostancılar ve mahalleli aylardır mağdur.</p> <p> </p> <p>Yedikule Bostanları su kuyuları, havuzları, eğimli araziye yapılmış terasları, suyu çekmekte çalıştırılan beygirler için ahırları, bostancıların kaldığı evleri ve daha başka çeşitli yapılarıyla gelişmiş bir bütün. 18. yy'da taşradan gelen mevsimlik işçiler bu bostanlarda çalışırmış. Bu işçilerin çoğunluğu Makedonya'dan gelen Hrıstiyanlarmış. Günümüzdeki bostancılar ise genellikle Karadeniz bölgesinden gelen ve kimisi 40 senedir Yedikule'de bostancılık yapan insanlar. Şimdiki bostancılar, bu işi Makedonlardan öğrendiklerini söylüyor. Yani sadece bostanın içindeki tarihi öneme sahip yapılar değil, yaşayan sözlü bir kültür de yok ediliyor.</p> <p> </p> <p><strong>Kentsel direnişin uygulama alanı bostanlar</strong></p> <p><strong> </strong></p> <p>Küresel gıda pazarının taleplerine değil, kentin ihtiyacına yönelik yapılan yerel tarım İstanbul ve Atina gibi büyük şehirler için sürdürülebilir yaşamın vazgeçilmez unsuru. Yerinden üretimin gerçekleştiği kent bostanlarının ekolojik ayak izi endüstriyel tarıma göre çok daha az. Ancak bostanlar Lavasa'nın dediği gibi toplumun da yeniden üretildiği sosyal platformlar aynı zamanda. Zira birlikte üretirken direnmeyi de öğreniyor insanlar bu bostanlarda. Kent bostanları yerinden yönetimin de ilk adımları aslında. Halk, çevreyi birkaç zengin elitin ve onların sözcülüğünü yapan devletin dayatmalarına göre değil, kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirmek istiyor. Dünyanın dört bir yanındaki kent direnişlerini Elliniko ve Yedikule gibi kent bostanları birleştiriyor.</p> <p> </p> <p>Aynı dilde direniyor kentini savunan insanlar; tohum ekip, ağaç dikerek toprağa. Parkını, bahçesini, sahilini ve sokağını gasp eden sermaye-devlet birlikteliğine, toprakta üreterek karşı geliyor insanlar. Ağaç kesip yok edene karşı, yeşili koruyup yaşamı var ederek direniyor kentini savunan insanlar.</p> <p> </p> <p>* Bu yazı ilk kez <a title="Marksist.org" href="http://marksist.org/yazarlar/akgun-ilhan/14587-ellinikodan-yedikuleye-kent-bostanlari">Marksist.org</a> ve 5harfliler.com websitelerinde yayınlandı. </p> Akgün İlhan Yorum Yazıları Wed, 30 Apr 2014 07:00:06 +0000 Noam Chomsky’nin Yeşilleşmesi: Bir Söyleşi http://politikekoloji.org/noam-chomskynin-yesillesmesi-bir-soylesi/ <p>Bu s&ouml;yleşi Ekim 2013 tarihinde Montreal&rsquo;de yapılmış, kısaltılarak yayıma hazırlanmıştır.</p> <p><strong>Canadian dimension:</strong>&nbsp;Ekolojik krizin kanıtları giderek &ccedil;oğalıyor. Fakat bazıları, bu t&uuml;r bilgileri paylaşmanın ekolojik yıkıma karşı koyacak bir hareketin inşasına zarar vereceğini iddia ediyorlar. Siz ne d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsunuz?</p> <p><strong>Noam Chomsky:</strong>&nbsp;Bu, bilgiyi nasıl sunduğunuza bağlı. Kıyamet kehanetinde bulunursanız insanlar &ldquo;madem &ouml;yle, h&acirc;l&acirc; imk&acirc;n varken o halde birka&ccedil; sene eğleneyim&rdquo; diyebilirler ve bu elbette zarar verir.</p> <p>Fakat bilgi bir eylem &ccedil;ağrısı da i&ccedil;erdiğinde, neler yapabileceğimiz ifade edildiğinde, enerji verebilir. &Ccedil;ocuklarınızın veya torunlarınızın insani yaşam s&uuml;remeyecekleri bir &ccedil;evrede yaşamalarını ister misiniz? Bunu t&uuml;m&uuml;yle unutup tatile &ccedil;ıkabilir misiniz? İnsanların bu sorulara makul tepki verebileceklerini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum ve aslında b&ouml;yle yapıyorlar.</p> <p>&Ouml;zellikle ABD&rsquo;de şirketlerin, insanları iklim değişikliği diye bir şeyin olmadığına, varsa bile bunun insan kaynaklı olmadığına indandırmaya &ccedil;alışan muazzam bir propaganda saldırısı var. Ama ilgin&ccedil; ki bu pek işe yaramadı.</p> <p>Kamuouyu araştırmalarına bakacak olursanız Amerikalılar, bir kriz ve bir sorun olduğunun farkına varmak noktasında uluslararası normlardan pek farklı bir yerde durmuyorlar. Hatta &ndash;en azından anketlere verilen yanıtlarda&ndash; bu konuda bir şeyler yapma isteklilikleri de aynı. Tabii, bu bir eyleme d&ouml;n&uuml;şebilir mi, bu her zaman farklı bir soru.</p> <p><strong>CD:</strong>&nbsp;Naomi Klein ve diğerlerinin, iklim değişikliğinin h&acirc;kim ekonomik sisteme karşı bu g&uuml;ne kadar sahip olduğumuz en g&uuml;&ccedil;l&uuml; arg&uuml;man olduğu şeklindeki d&uuml;ş&uuml;ncesine ne dersiniz? Solun iklim değişikliği ve ekolojik kaygıları kendi g&uuml;ndemlerine &ccedil;ok daha iyi entegre etmesi gerektiğini s&ouml;yl&uuml;yorlar. Sizin yazılarınıza baktığımızda ekolojik kaygıların ancak &ccedil;ok yakın bir ge&ccedil;mişte ifade edilmeye başladığını, veya dış politika hakkındaki eski yazılarınızda belli başlı bir yer tutmadığını g&ouml;r&uuml;yoruz.</p> <p><strong>NC:</strong>&nbsp;Problemin ciddiyeti 1970&rsquo;lere kadar pek anlaşılamamıştı. 1980&rsquo;lerde daha ciddi anlaşılmaya başladı. Solun &ouml;rg&uuml;tlenme &ccedil;alışmalarında bunu ciddiye alması gerektiğine kesinlikle katılıyorum.</p> <p><strong>CD:</strong>&nbsp;D&uuml;nyada sol, iklim değişikliği ve &ccedil;evre meselesine kapitalist d&uuml;zene karşı koymak i&ccedil;in nasıl yaklaşabilir?</p> <p><strong>NM:</strong>&nbsp;Bu mesele karşısında ger&ccedil;ekten bir şeyler yapmaya &ccedil;alışan insanları takip edebilirsiniz. &Ouml;rneğin sizler Kanada&rsquo;da, First Nations&rsquo;ın [Kanada yerli uluslarının] liderliğini izleyebilirsiniz. G&uuml;ney Amerika&rsquo;da yerli halkların liderliğini izleyebilirsiniz. Bunu ABD&rsquo;de yapamazsınız, &ccedil;&uuml;nk&uuml; yerlilerin soyu &ccedil;ok &ouml;nceleri kazındı. Fakat h&acirc;l&acirc; yaşadıkları yerlerde, aslında &ccedil;evreyi yıkımdan kurtarma &ccedil;alışmalarına &ouml;nc&uuml;l&uuml;k ediyorlar.</p> <p>Kanada m&uuml;kemmel bir &ouml;rnek. Firts Nations katranlı kum [konvansiyel olmayan petrol] madenciliğine karşı m&uuml;cadele ediyor. En zengin ve en muktedir olanlar ise bunu en hızlı şekilde &ccedil;ıkarmak gayretindeler. Kanada ve ABD &ldquo;y&uuml;zyıllık enerji bağımsızlığı&rdquo; diye adlandırdıkları şeyi kutluyorlar. Enerji bağımsızlığı... bir t&uuml;r şaka gibi.</p> <p>Bir kere petrol uluslararası piyasaya gidiyor. Dahası, y&uuml;zyıllık enerji bağımsızlığı hidrokarbonun her damlasını yeraltından &ccedil;ıkaracakları anlamına geliyor. Bu New Brunswick&rsquo;te hidrolik kırılmayla [kaya gazı madenciliği] yapılıyor, Alberta&rsquo;da ise katranlı kum madenciliği şeklinde. &Uuml;stelik bunu bir y&uuml;zyıl boyunca yapacaksanız, d&uuml;nyanın o g&uuml;n geldiğinde neye benzeyeceğini de sormanız gerekir. Bunların t&uuml;m d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; yarın k&acirc;r etmek. Yarın arabalarımızı s&uuml;rmeye devam edelim... daha sonra ne olacağı kimin umurunda?</p> <p><strong>CD:</strong>&nbsp;D&uuml;nya ekolojik yıkımı &ouml;neleyebilecek mi &ndash;ki biz &ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yoruz&ndash; o halde bu felaketi nasıl y&ouml;netecek?</p> <p><strong>NC:</strong>&nbsp;Ger&ccedil;ekten bir felaketin eşiğindeysek, daha ayrıcalıklı ve muktedir olanlar muhtemelen geri kalanların t&uuml;m&uuml;n&uuml; kurban edeceklerdir. Aslında bunu şimdiden yapıyorlar. İklim değişikliğinin şimdiden etkileri var ve bundan en fazla zarar g&ouml;renler her zaman olduğu gibi en kırılgan topluluklar.</p> <p>Belki Bangladeş haritadan silinecek ve onlar &ldquo;tamam, Bangladeşi kurban edelim&rdquo; diyecekler. Bu arada Kanada yarar g&ouml;rebilir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; daha ılıman bir iklime sahip olacak. Daha fazla &uuml;r&uuml;n alacaksınız ve daha fazla turist ziyaret edecek. Ama bu &ccedil;ok ge&ccedil;ici.</p> <p><strong>CD:</strong>&nbsp;Askeriye bunda &ouml;zel bir rol oynayacak mı?</p> <p><strong>NC:</strong>&nbsp;Eğer ayrıcalık ve iktidarı genel n&uuml;fustan korumak gerekirse bu kuvvet kullanmadan olmaz. Kuvvet şimdiden kullanılıyor. İnsanlar &ccedil;ok &ccedil;eşitli nedenlerle g&ouml;&ccedil; ediyorlar ve bir neden de &ccedil;evresel yıkım. Bu insanlar kuvvete başvurarak zengin &uuml;lkelerin dışında tutuluyorlar. Bunun pek o kadar &ouml;nemli olmadığını da ilave etmeliyim, &ccedil;&uuml;nk&uuml; etki en nihayetinde k&uuml;resel olacak. Belki bazı insanlar kendilerini biraz daha uzun bir s&uuml;re koruyabilirler, fakat bu &ccedil;ok uzun s&uuml;remez.</p> <p><strong>CD:</strong>&nbsp;İklim değişikliğini &ouml;nlemede piyasa mekanizmalarının kullanılması hakkında ne d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsunuz? &Ouml;rneğin REDD [Ormansızlaşma ve Vasıfsızlaşmadan Kaynaklanan Salımların Azaltılması], Avrupa karbon ticareti inisiyatifi ve ekolojik hizmetleri piyasalaştıran mekanizmalar gibi. Bu konu hakkında hararetli tartışmalar oldu. Robin Hahnel gibi insanlar solun b&uuml;y&uuml;k &ccedil;oğunluluğunun pozisyonuna karşı &ccedil;ıktırlar.</p> <p><strong>NC:</strong>&nbsp;Robin&rsquo;in arg&uuml;manını okuduğumda piyasa mekanizmalarını savunduğunu zannetmiyorum. Yapacak &ccedil;ok daha iyi şeyler olduğunu s&ouml;yl&uuml;yor. Fakat yapabileceklerimizin sınırlarını dikkate aldığımızda, bazı piyasa mekanizmalarının hi&ccedil; yoktan iyi olabildiğini s&ouml;yl&uuml;yor.</p> <p>Piyasa mekanizmalarına yaslanmanın genelde &ouml;ld&uuml;r&uuml;c&uuml; tarafları olduğunu s&ouml;yl&uuml;yor. M&uuml;badele yapılan ger&ccedil;ek bir piyasanın bilinen zaafları vardır. Bunlara dışsallıklar denir. Bana bir otomobil sattığınızda yolda bir otomobil daha olur, daha fazla kirlilik ortaya &ccedil;ıkar, daha fazla trafik sıkışıklığı yaşanır. Bunu t&uuml;m n&uuml;fusa genişlettiğinizde, etkiler muazzam olabilir.</p> <p>&Ouml;rneğin piyasa m&uuml;badelesiyle elektrik &uuml;retimine bakalım. Her katılımcı &ldquo;bu işten ben ne kazanabilirim&rdquo; diye sorar. Piyasa bunu yapar. &ldquo;Bu m&uuml;badelenin dışarıda kalanlar &uuml;zerindeki maliyetleri nelerdir&rdquo; diye sormazsınız. Bu vakada maalesef diğerleri &uuml;zerindeki maliyetler, doğanın tahrip edilmesidir. Yani dışsallıklar o kadar basit değildir.</p> <p>Finansal sistem i&ccedil;in de aynı şey ge&ccedil;erli. Sistemik risk denen bir şey var. Goldman Sachs riskli işlemler yaptığında kazancını maksimize edip kendi risklerini sınırlamaya &ccedil;alışır. Sistemik riskle &ndash; borcun d&ouml;nmemesi halinde t&uuml;m sistem &uuml;zerinde oluşacak etkiyle ilgilenmez. Finansal sistemde sistemik risk ortaya &ccedil;ıktığında bunun bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml; vardır: Katılımcılar piyasaya inanmaları gerektiğini unuturlar ve h&uuml;k&uuml;mete koşarlar. &ldquo;Kurtar bizi&rdquo; derler. Ama &ccedil;evre s&ouml;z konsu olduğunda sizi kurtaracak kimse yoktur.</p> <p><strong>CD:</strong>&nbsp;Size sormak istediğimiz bir d&uuml;ş&uuml;nce akımı &ldquo;degrowth&rdquo;. Daha reformist bi&ccedil;imleri, Herman Daly&rsquo;nin &ccedil;alışmalarında olduğu gibi &ldquo;kararlı denge ekonomisi&rdquo; olarak adlandırılıyor. Avrupa&rsquo;da ise Serge Latouche gibi insanların &ccedil;alışmaları buna daha radikal bir bi&ccedil;im veriyor. Degrowth hareketinin t&uuml;m&uuml; hakkında ne d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsunuz?</p> <p><strong>NC:</strong>&nbsp;Daly&rsquo;nin pozisyonu bence &ccedil;ok anlaşılır. Degrowth biraz yanıltıcı, &ccedil;&uuml;nk&uuml; b&uuml;y&uuml;menin kendisi aslında komik bir kavram. &Ouml;rneğin &ccedil;ok trafik kazası olduğunda gayri safi yurti&ccedil;i hasıla (GSYH) artar. Daha fazla insanı zindanlara tıkdığınızda GSYH artar. GSYH b&uuml;y&uuml;menin komik bir &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;d&uuml;r. Yararlı olabilecek ger&ccedil;ek b&uuml;y&uuml;me bi&ccedil;imleri var, &ouml;rneğin toplu taşımacılığı geliştirmek gibi. Bu da b&uuml;y&uuml;medir ama yararlıdır. Veya evlerin ısı yalıtımı gibi basit bir uygulamayı ele alın. Bu da b&uuml;y&uuml;medir ama &ccedil;ok yararlıdır. Ve yararlı b&uuml;y&uuml;me i&ccedil;in verilebilecek daha pek &ccedil;ok &ouml;rnek bulunabilir. &Ouml;rneğin yerel tarım. Tabii, Herman Daly&rsquo;ye bilmediği bir şey s&ouml;ylemiş olmuyoruz. Elbette t&uuml;m yaklaşım bunları i&ccedil;eriyor.</p> <p>Fakat &ldquo;degrowth&rdquo; dediğinizde bu insanları &uuml;rk&uuml;t&uuml;yor. &ldquo;Yarın bu g&uuml;ne kıyasla yoksullaşmanız gerekiyor&rdquo; demek gibi bir şey bu, ve aslında s&ouml;ylemek istediği bu değil. Yarın bug&uuml;nk&uuml;ne g&ouml;re daha zengin olabilirsiniz.</p> <p>Ben Boston&rsquo;da yaşıyorum. Banliy&ouml;lerden şehir merkezine otomobille, trafikte bekleyerek yarım saatte, bir saate gelmek yerine metroyla on dakikada gelirseniz bu yaşamınızı iyileştirir. İnsanların bunu b&ouml;yle g&ouml;rmemeleri ilgin&ccedil;, ama g&ouml;rmeliler. Bu &ldquo;degrowth&rdquo; olarak adlandırılmamalı. Bu &ldquo;yaşamı iyileştimek&rdquo; şeklinde adlandırılmalı. Aslında daha fazla dinlence imk&acirc;nı tanımak yaşamı iyileştirmektir.</p> <p>Bug&uuml;nk&uuml; gazetelerde Fransa&rsquo;yla ilgili bir haber vardı. İnsanlara &ccedil;ok fazla tatil verdiği i&ccedil;in Fransız ekonomisinin nasıl battığını anlatıyor. Sanki kendi yaşantınızı doyurucu bir şekilde yaşamak, onarılması gereken bir arızaymış gibi. ABD&rsquo;yi &ouml;v&uuml;yor, &ccedil;&uuml;nk&uuml; ABD&rsquo;de insanlar, Avrupa&rsquo;dakine kıyasla &ccedil;ok daha fazla &ccedil;alışıyorlar. Doğum izinleri yok, bunun i&ccedil;in zaman israf edemezsiniz. &Uuml;cretli tatil de yok, &ccedil;alışabilecekken neden tatil yapasınız ki? Bu hususta t&uuml;m ideolojik &ccedil;er&ccedil;evemizi yenilememiz gerekiyor.</p> <p><strong>CD:</strong>&nbsp;Bug&uuml;n Canadian Dimension gibi k&uuml;&ccedil;&uuml;k sol bir derginin oynayacabileceği rol nedir?</p> <p><strong>NC:</strong>&nbsp;Birilerinin kıvılcımı canlı tutması lazım. Biraz ge&ccedil;mişe baktığımızda, bir d&ouml;nem sol basının &ccedil;ok canlı olduğunu hatırlarız. 19. y&uuml;zyıl sonlarında ABD&rsquo;de &ndash;en azından basının Batıda en &ouml;zg&uuml;r olduğu d&ouml;nemde&ndash; olduk&ccedil;a radikal iş&ccedil;i gazeteleri ve etnik gazeteler vardı; bunları pek &ccedil;ok insan okuyordu. &Ccedil;alışan insanların k&uuml;lt&uuml;r seviyesi y&uuml;ksekti. Tarlalardaki insanlar klasikleri, &ccedil;ağdaş edebiyatı okuyorlardı. Aynı şey İngiltere i&ccedil;in de ge&ccedil;erliydi. Olduk&ccedil;a uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; bir iş&ccedil;i sınıfı k&uuml;lt&uuml;r&uuml; vardı.</p> <p>1960&rsquo;lara kadar İngiltere&rsquo;de en &ccedil;ok satan gazete, sosyal demokrat Daily Herald&rsquo;dı. Şimdi sağın en aşırı ucunda yer alan tabloidler, John Pilger gibi insanların yazdığı iş&ccedil;i gazeteleriydi. Bu 1960&rsquo;lara kadar s&uuml;rd&uuml;. ABD&rsquo;de daha erken sona erdi. Fakat 1950&rsquo;ler gibi ge&ccedil; bir tarihte dahi yaklaşık 800 iş&ccedil;i gazetesi vardı. Bunlar olduk&ccedil;a radikal ve anti-kapitalisttiler ve belki haftada 30 milyon insana ulaşıyorlardı.</p> <p>Bunların t&uuml;m&uuml; aktivizmi, aktivistler arasındaki etkileşimi canlı tutmaya, &ouml;rg&uuml;tlenme &ccedil;alışmalarını g&uuml;&ccedil;lendirmeye yardım ediyor. Canadian Dimension bunu 50 yıldır yapıyor. Bu olduk&ccedil;a etkileyici. Bu g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde bir m&uuml;cadele. &Ouml;zg&uuml;r bağımsız basın iki fakt&ouml;r karışısında kendisini s&uuml;rd&uuml;remez: Sermaye temerk&uuml;z&uuml; ve reklamcılık. Basın ne zaman reklamlara yaslanmaya başadı, ger&ccedil;ekten bağımsız &ouml;zg&uuml;r bir basın imk&acirc;nı da o zaman yok olmaya başladı. Bunun sebebi basit: Ger&ccedil;ek patronlar reklam verenlerdir.</p> Söyleşiyi Yapan: Anrea Levy, CY Gonick, Martin Lukacs Çeviriler Sun, 23 Mar 2014 01:34:13 +0000 İyi Yaşam: Toprak, Kimlik ve Mücadele http://politikekoloji.org/iyi-yasam-toprak-kimlik-ve-mucadele/ <h3><a style="font-size: 10px;" href="http://www.feministyaklasimlar.org/sayi-22-subat-2014/iyi-yasam-toprak-kimlik-ve-mucadele/" data-blogger-escaped-target="_blank">Feminist Yaklaşımlar</a><span style="font-size: 10px;">, Şubat 2014&nbsp;</span></h3> <p><span lang="TR">&nbsp;</span></p> <p>Patagonya&rsquo;dan gelen Moira Millan, geleneksel Mapu&ccedil;e kıyafetlerinin i&ccedil;inde başka bir d&uuml;nyadan gelmiş gibi. Ama g&uuml;l&uuml;mseyişiyle &ccedil;ok tanıdık. Onunla konuşunca d&uuml;nyanın &ouml;b&uuml;r ucunda kayıp bir kardeşini bulmuş gibi hissediyor insan. Millan, 18 Mayıs 2013&rsquo;te D&uuml;nya Nehirler Konferansı i&ccedil;in T&uuml;rkiye&rsquo;ye geldiğinde d&ouml;rt g&uuml;n&uuml; birlikte ge&ccedil;irmiştik. Ziyaretinin son birka&ccedil; g&uuml;n&uuml;n&uuml; Hasankeyf&rsquo;te ge&ccedil;iren Millan, Dicle Nehri &uuml;zerinde kurulmakta olan Ilısu Barajı&rsquo;na karşı T&uuml;rk ve K&uuml;rt halkıyla dayanışmak ve kendi toprağındaki barajların yıkıcı etkilerini bize anlatmak i&ccedil;in d&uuml;nyanın bir ucundan kalkıp gelmişti. Tabii ki dostluğumuz bu ziyaretle sınırlı kalmadı. Ge&ccedil;tiğimiz g&uuml;nlerde Millan&rsquo;ın y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; &ldquo;İyi Yaşam İ&ccedil;in Yerli Kadınların Y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml;&rdquo; hazırlıkları sırasında sohbet ettik. Neden şarkı s&ouml;ylemek i&ccedil;in binlerce kilometre &ouml;teden Dicle&rsquo;ye geldiğini sorarak başlıyorum sohbetimize.</p> <p><span lang="TR">&nbsp;</span></p> <p><strong><span lang="TR">Mapu ve Mapu&ccedil;e&nbsp;&nbsp;</span></strong></p> <p><strong><span lang="TR">&nbsp;</span></strong></p> <p><span lang="TR">Onunsa ilk kelimesi &ldquo;Mapu&rdquo; oluyor. Mapu, toprak demek. Mapu&ccedil;e ise toprağın insanları. &ldquo;Bizim diğer toplumlardaki gibi tapınağımız yok. Aslında tapınağımız toprağın ta kendisidir. Nasıl toprağın b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;nden koparılan her şey onun varlığını tehlikeye atıyorsa ondan bir şey eksildiğinde de k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;zden bir şey eksilir. Yani toprağa yapılan her m&uuml;dahale, aslında kimliğimize yapılmış olur&rdquo; diyor Millan. G&uuml;c&uuml;n&uuml; doğayla olan kesintisiz iletişiminden alan bu k&uuml;lt&uuml;rde, nehrin, r&uuml;zg&acirc;rın ve toprağın sesi, halkın da sesi demek. Ancak Mapu&ccedil;e halkı i&ccedil;in bu b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; korumak hi&ccedil; kolay olmamış. Patagonya&rsquo;da y&uuml;zyıllardır s&uuml;ren bu m&uuml;cadelenin son aşamasında madencilik ve onlara enerji sağlayacak &ldquo;kalkınma&rdquo; projeleri, bu b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; &ouml;nemli &ouml;l&ccedil;&uuml;de bozmuş. Millan anlatıyor: &ldquo;Nehirlerin sesi kesilirse, halkların sesi de kesilmiş olur. T&uuml;rkiye&rsquo;yi Dicle&rsquo;nin sesini dinleyip ona halkımın sesini ve g&uuml;c&uuml;n&uuml; vermek i&ccedil;in ziyaret ettim. Dicle&rsquo;ye s&ouml;ylediğim şarkıyla bunu yaptım. D&uuml;nyanın b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;inde Amazon Nehri de, Dicle de aynı toprağın damarları. K&uuml;rt halkı da, Mapu&ccedil;e halkı da aynı b&uuml;t&uuml;n&uuml;n par&ccedil;ası.&rdquo;</span></p> <p><span lang="TR">&nbsp;</span></p> <p><strong><span lang="TR">Ulus-devlet, Mapu ve Mapu&ccedil;e&nbsp;</span></strong></p> <p><strong><span lang="TR">&nbsp;</span></strong></p> <p><span lang="TR">G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde Şili ve Arjantin devletleri arasında b&ouml;l&uuml;nm&uuml;ş olan Patagonya, İspanyol işgalinden (1541) &ouml;nce 2 milyona yakın Mapu&ccedil;e&rsquo;nin vatanıydı. Şimdi ise 1,5 milyonu Şili&rsquo;de, 200 bini Arjantin&rsquo;de olmak &uuml;zere 1,7 milyon Mapu&ccedil;e, G&uuml;ney Amerika&rsquo;nın &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; b&uuml;y&uuml;k yerli halkını oluşturuyor. 1641&rsquo;de İspanya ile imzalanan Quillin Antlaşması sonucu Mapu&ccedil;e topraklarının sınırları belirlenmişti. Ancak İspanya&rsquo;nın yenilmesiyle (1810) bu antlaşma y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kalkacak, yeni kurulan iki ulus-devlet Şili ve Arjantin, Mapu&ccedil;e topraklarını kendilerine katacak yeni antlaşmaları ge&ccedil;erli kılacaktı. Hıristiyanlık ve uygarlık yaftaları altında uygulanan devlet şiddeti ve toprak gaspı, Mapu&ccedil;e halkının toprakla olan bağını ve k&uuml;lt&uuml;rel b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; b&uuml;y&uuml;k oranda ortadan kaldırdı. Bu sosyal-ekolojik soykırım, 19. yy.ın sonlarına doğru Arjantin ve Şili ordularının Mapu&ccedil;e topraklarına tamamen el koymasıyla ta&ccedil;landırıldı. Bu s&uuml;re&ccedil;te sayısız Mapu&ccedil;e &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;. Sağ kalanların b&uuml;y&uuml;k kısmı topraklarını kaybederek yoksullaştı. &Ccedil;ocuk yaştakiler beyaz zenginlerin evinde hizmet&ccedil;i olmak &uuml;zere ailelerinden koparıldı. 20. yy.da da devlet şiddetinde kayda değer bir değişiklik olmadı. Nitekim Arjantin&rsquo;de Mapu&ccedil;e halkının da i&ccedil;inde bulunduğu 24 yerli halkın (yaklaşık 4 milyon) b&uuml;y&uuml;k &ccedil;oğunluğu h&acirc;l&acirc; yoksulluk i&ccedil;inde yaşıyor. Yerli halkların k&uuml;lt&uuml;rel ve etnik varlığının kabul edilmesi ancak 1994 Arjantin Anayasası ile birlikte m&uuml;mk&uuml;n olabildi. Ancak yerli toprakları, kurumları ve haklarının tanınması anlamına gelen bu değişim, k&acirc;ğıt &uuml;zerinde kalmaktan &ouml;te gidemedi. Nasıl mı? &Ccedil;okuluslu şirketlere akıl almaz d&uuml;ş&uuml;k fiyatlarla satılan Mapu&ccedil;e topraklarında petrol &ccedil;ıkarma ve madencilik faaliyetleri, soya tarımı ve bu sekt&ouml;rleri besleyecek enerjiyi ve suyu sağlayan baraj ve HES inşaatları Patagonya&rsquo;nın ormanlarını yok edip toprağı, suyu ve halkını zehirlemeye devam ediyor. Yani y&uuml;zyıllardır devletin y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; soykırım, &ccedil;okuluslu şirketlerin de katılımıyla k&uuml;resel bir boyut kazanıyor.&nbsp;</span></p> <p><span lang="TR">&nbsp;</span></p> <p><strong><span lang="TR">İşte o zaman Mapu&ccedil;e oldum&hellip;&nbsp;</span></strong></p> <p><strong><span lang="TR">&nbsp;</span></strong></p> <p><span lang="TR">Millan aslında kentli bir kadın. O, yıllarca bir Mapu&ccedil;e olduğunu bilmeden yaşamış. Ailesi, ondan ve kardeşlerinden Mapu&ccedil;e oldukları ger&ccedil;eğini saklamak zorunda kalmış. Zira kente g&ouml;&ccedil; etmiş yerli aileler, Arjantin devletinin ayrımcı şiddetinden korunmak i&ccedil;in bunu sık&ccedil;a yapıyor. &ldquo;Ninem bizi şehirde ziyaret eder, k&ouml;y&uuml;ndeki doğa imgeleriyle s&uuml;sl&uuml; bir s&uuml;r&uuml; hik&acirc;ye anlatırdı. Bunlardan biri de nehre s&ouml;ylediği şarkıyla ilgiliydi. Ama ben k&ouml;ye gidip nehre kendi ağzımla şarkı s&ouml;yleyinceye kadar onun ne dediğini ger&ccedil;ekten hi&ccedil; anlayamamıştım&rdquo; diyor. O, ancak k&ouml;ye gittiğinde ailesinin Mapu&ccedil;e olduğunu fark etmiş. Ninesinin anlatıp durduğu nehre şarkı s&ouml;yleme rit&uuml;elini ise ş&ouml;yle anlatıyor: &ldquo;&Ouml;nce nehri biraz dinledim. Suyun akışını ve &ccedil;akıl taşlarına &ccedil;arpışını duydum. Hafif ama s&uuml;rekli ve diren&ccedil;li bir sesti bu. Sonra başladım ben de nehre şarkı s&ouml;ylemeye. İşte o zaman sadece ailemin Mapu&ccedil;e olduğunu anlamakla kalmadım, ben de bir Mapu&ccedil;e oldum.&rdquo;</span></p> <p><span lang="TR">&nbsp;</span></p> <p><span lang="TR">Sene 1999&rsquo;da hayatını değiştirecek bir karar alarak, Pill&aacute;n Mahuiza isimli Mapu&ccedil;e topluluğuyla birlikte dağlarda yaşamaya başlar Millan. Patagonya&rsquo;nın kadim halkıyla birlikte toprak ve sularını zehirleyen altın madeni faaliyetlerine karşı m&uuml;cadele eder. Buna bir de Corcovado Nehri&rsquo;ne yapılacak altı baraj projesi eklenince, m&uuml;cadele iyice b&uuml;y&uuml;r. 2005&rsquo;te ilan edilen projeler halkın direnişi sonucu iptal edilir. Bunu nasıl başardıklarını sorduğumda ş&ouml;yle cevaplıyor: &ldquo;Biz toprağa şarkı s&ouml;yler, onu dinleriz &ccedil;&uuml;nk&uuml; toprağın insanlarıyız. 12 bin yıldır t&uuml;m baskılara rağmen aynı topraklarda, Patagonya&rsquo;da yaşamayı başardığımıza g&ouml;re demek ki kendimizi savunmayı iyi biliyoruz. D&uuml;nyanın en iyi avukatlarını tutabilirsiniz ama &ouml;zg&uuml;c&uuml;n&uuml;z yoksa b&ouml;yle bir m&uuml;cadele asla başarılı olamazsınız.&rdquo;</span></p> <p><span lang="TR">Millan devam ediyor: &ldquo;Devletin kalkınma politikaları bizi kendi toprağımızda m&uuml;lteci yaptı. Ormanlarımız yok edildi, topraklarımız ya barajlarla sular altında bırakıldı ya da &ccedil;itlerle &ccedil;evrilip elimizden alındı, delik deşik edildi. &Uuml;stelik bu yıkımla m&uuml;cadele edenler devletin sadece dolaylı değil, doğrudan şiddetine de maruz kaldı.&rdquo;</span></p> <p><span lang="TR">&nbsp;</span></p> <p><strong><span lang="TR">Ter&ouml;rist ilan edildim</span></strong></p> <p><strong><span lang="TR">&nbsp;</span></strong></p> <p><span lang="TR">Arjantin h&uuml;k&uuml;metinin kendisini &lsquo;kalkınma karşıtı ter&ouml;rist&rsquo; ilan ettiğini belirtiyor. &ldquo;Hakkında en &ccedil;ok dava a&ccedil;ılan Mapu&ccedil;e benim sanırım. Ancak Arjantin devleti ne kadar farklı g&ouml;stermeye &ccedil;alışırsa &ccedil;alışsın, bizimki şiddetten beslenen silahlı bir m&uuml;cadele değil. Şiddetin kaynağı onlar. Biz sadece daha iyi bir yaşamı birlikte kurmaya &ccedil;alışıyoruz. Bizim m&uuml;cadelemizde şiddet değil, şiddet karşıtlığı var. Bunun i&ccedil;inde sadece Mapu&ccedil;elere değil, iyi bir yaşam kurmak i&ccedil;in elini taşın altına koyan gen&ccedil;, yaşlı, kadın, erkek, d&uuml;nyanın her yerinden herkese yer var.&rdquo;</span></p> <p><span lang="TR">&nbsp;</span></p> <p><span lang="TR">Millan kendisini ter&ouml;rist ilan eden h&uuml;k&uuml;metin, halkına ve kendine uyguladığı ter&ouml;r&uuml; anlatıyor: &ldquo;B&ouml;lgemizde madencilikle birlikte baraj projeleri g&uuml;ndeme gelmişti. Barajlardan biri benim evimin de bulunduğu 60 bin d&ouml;n&uuml;me yakın b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kteki bir araziyi sular altında bırakacaktı. Mapu&ccedil;e halkı olarak &ouml;rg&uuml;tl&uuml; m&uuml;cadeleyle projeleri p&uuml;sk&uuml;rt&uuml;p toprağımızı korumayı başardık. Ancak h&uuml;k&uuml;metin adamları 2009&rsquo;da aramızdan bir k&ouml;yl&uuml;y&uuml; ka&ccedil;ırdı ve otuzdan fazla aileye işkence yaptı.&rdquo; Yaşananları ulusal mahkemeye ve uluslararası arenaya taşıdıklarını anlatan Millan&rsquo;ın evine t&uuml;m bu olanlar y&uuml;z&uuml;nden h&uuml;k&uuml;metin tuttuğu bir kiralik katil bile g&ouml;nderilmiş. &ldquo;M&uuml;cadeleden vazge&ccedil;mem i&ccedil;in bir gece evime tanımadığım silahlı bir adam g&ouml;nderdiler. Adam elindeki silahı g&ouml;ğs&uuml;me dayadı,&rdquo; diye başlıyor dehşet gecesini anlatmaya. &Ouml;l&uuml;mle y&uuml;z y&uuml;ze geldiğindeki sakinliğine kendisi de şaşarak devam ediyor: &ldquo;Ona &lsquo;iyi d&uuml;ş&uuml;n, beni vurursan ben &ouml;l&uuml;me gideceğim, sen hapse gideceksin. Bundan kim kazan&ccedil;lı &ccedil;ıkacak?&rsquo; diye sordum. Adam bir an duraksadı ve ardınan bana &lsquo;burayı terk etmek i&ccedil;in tam beş dakikan var&rsquo; dedi.&rdquo; Ve Millan beş dakikanın i&ccedil;inde &ccedil;ocuklarını alıp ne toprağına ne de dostlarına veda edemeden terk ediyor yaşadığı yeri. &ldquo;2010&rsquo;u siyasi m&uuml;lteci olarak Buenos Aires&rsquo;te ge&ccedil;irdik. &Uuml;stelik hem benim hem de &ccedil;ocuklarımın hayatı s&uuml;rekli tehdit altındaydı. Ancak yıkılmadık ve toprağımıza d&ouml;nebildik. O korkun&ccedil; s&uuml;re&ccedil;te, terk etmek zorunda bırakıldığımız toprağımızın ruhları bizi korudu ve yaşama tutunmamızı saşladı&rdquo; diyor g&ouml;zleri buğulanarak.</span></p> <p><span lang="TR">&nbsp;</span></p> <p><strong><span lang="TR">Nehre s&ouml;ylediğimiz şarkıyı bile yasakladılar</span></strong></p> <p><strong><span lang="TR">&nbsp;</span></strong></p> <p><span lang="TR">&ldquo;D&ouml;nd&uuml;k ama devletin demir pen&ccedil;esi tepemizden hi&ccedil; eksik olmadı. Kutsal t&ouml;renlerimize bile karıştılar. Barajlar olmasın ki su aksın ve nehrin sesi kesilmesin diye nehre hep birlikte şarkı s&ouml;ylemek istedik. İzin vermediler. İşte o zaman yetkililere şu soruları sormuştuk: Devletin sinagog, cami ya da kilise yıkma yetkisi var mıdır? Hayır! Bunu yapan bir devlet insanlık mirasına karşı bir su&ccedil; işlemiş sayılmaz mı? Evet! Mapu&ccedil;elerin de kutsal mek&acirc;nı topraktır. Toprağa tecav&uuml;z eden, onu defalarca &ouml;ld&uuml;ren madencilik ve baraj kurma gibi faaliyetleri teşvik eden devletin, bizim kutsalımız olan toprağa ve nehirlere s&ouml;ylediğimiz şarkıları yasaklamaya &ccedil;alışması ter&ouml;r&uuml;n ta kendisi değil de, nedir?&rdquo;</span></p> <p><span lang="TR">&nbsp;</span></p> <p><span lang="TR">Mapu&ccedil;e k&uuml;lt&uuml;r&uuml;nde sadece kadınların s&ouml;ylediği kutsal şarkılar doğa ile kurulan benzersiz bir dili oluşturuyor. Zira bu şarkıların herhangi bir insan dilinde yazılmış s&ouml;zleri yok. Toprağın uğultusunu andıran, nehrin &ccedil;ıkardığı sese benzeyen ve r&uuml;zg&acirc;rın esintisinden ilham alan &ouml;zg&uuml;r kadın sesleri bunlar. Toprağa duyulan aşkı anlatan şarkılar bunlar. Tıpkı &Acirc;şık Veysel&rsquo;in &ldquo;benim sadık yarim kara topraktır&rdquo; demesi gibi ama s&ouml;zs&uuml;z, sazsız ve ara&ccedil;sız. Peki bir Mapu&ccedil;e neden nehre şarkı s&ouml;yler? Millan anlatıyor: &ldquo;Başka bir &uuml;lkeye gittiğinizde, o yerin dilini bilmiyorsanız kendinizi yalnız ve kayıp hissederseniz, değil mi? Biz kendi toprağımızda olduğumuz s&uuml;rece bu yalnızlık hissini bilmeyiz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ait olduğumuz toprakla şarkılar aracılığıyla iletişim kurarız. Ama son yıllarda Patagonya&rsquo;da ger&ccedil;ekleştirilen kalkınma projeleri bu iletişimi kopardı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu projeler toprağı delik deşik etmekle kalmadı, Mapu&ccedil;e halklarının g&ouml;&ccedil; etmesine de neden olup toprakla bağımızı kopardı. Hem toprağın hem bizim sesimizi kesti. Biz toprağımıza d&ouml;n&uuml;p nehirlerimize ve ağa&ccedil;lara yine şarkı s&ouml;yleyebilmek ve toprakla tekrar iletişim kurmak istiyoruz. Mapu&ccedil;e kadınları yaşamın şarkılarını s&ouml;ylemeye devam etmek istiyor.&rdquo;</span></p> <p><span lang="TR">&nbsp;</span></p> <p><strong><span lang="TR">İyi bir yaşam i&ccedil;in y&uuml;r&uuml;yoruz</span></strong></p> <p><strong><span lang="TR">&nbsp;</span></strong></p> <p><span lang="TR">S&ouml;z kadınlardan a&ccedil;ılmışken Millan&rsquo;dan &ldquo;İyi Yaşam İ&ccedil;in Yerli Kadınlar Y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml;&rdquo;n&uuml; anlatmasını istiyorum. &ldquo;İyi yaşam&rdquo; kavramı, kalkınmanın toplum ve doğa &uuml;zerindeki olumsuz etkilerini sorgulayan ve iyi bir yaşamın ancak toplumun doğayla uyumlu bir ilişki kurarak m&uuml;mk&uuml;n olabileceğini savunan bir akım. G&uuml;ney Amerika&rsquo;daki yerli hakların geliştirdiği bu anlayış, doğanın ve doğayla uyumlu yaşayan halkların haklarından bahsediyor. Moira anlatıyor: &ldquo;Arjantin&rsquo;in yerli kadınları olarak bizler tarih boyunca k&uuml;&ccedil;&uuml;k d&uuml;ş&uuml;r&uuml;ld&uuml;k ve s&ouml;m&uuml;r&uuml; piramidinin en altında yer aldık. Hem onurumuzla oynandı, hem de g&ouml;r&uuml;nmez h&acirc;le getirildik. Toprağı oyup i&ccedil;ini dışına &ccedil;ıkaran maden projeleri, suyunu kesen barajlar ve HES&rsquo;leri kuran devlet ve şirketler, kadın bedenine de aynı tecav&uuml;z&uuml; ve şiddeti uyguluyor. Toprağa yapılanın acısını en iyi kadınlar anlar. Kadının bedeni toprak, kalkınma yalanı ise ona uygulanan bir şiddettir. Biz kadınlar toprağın ve onda yetişen t&uuml;m tohumların koruyucusuyuz. Biz yaşamın savunucusuyuz. Mega projelerle toprağımızı işgal ve gasp eden şirketlere ve devletlere karşı, 36 yerli k&uuml;lt&uuml;r&uuml;nden damıttığımız &ouml;nerileri i&ccedil;eren &ldquo;Yerli Kadınların Kanunu&rdquo;nun Anayasa&rsquo;da yer alması i&ccedil;in m&uuml;cadele ediyoruz. Başkent Buenos Aires&rsquo;e doğru y&uuml;r&uuml;y&uuml;p iyi yaşam taleplerimizi ve &ouml;nerilerimizi devlete ileteceğiz.&rdquo;</span></p> <p><span lang="TR">&nbsp;</span></p> <p><span lang="TR">Ushuaia&rsquo;dan La Quiaca&rsquo;ya kadar farklı etaplarda y&uuml;r&uuml;nerek ger&ccedil;ekleştirilecek bu dev eylemin ilk etabında Millan ve arkadaşları &uuml;lkenin yerli k&ouml;ylerini birer birer ziyaret ederek halkın taleplerini dinliyor ve not alıyor. Millan&rsquo;ın bu ziyaretler sırasında tanıştığı yaşlı bir yerli kadın &ldquo;bunca yıllık &ouml;mr&uuml;mde benden hep oy istemeye geldiler. İlk kez biri bana ne istediğimi soruyor&rdquo; diyerek Millan&rsquo;a teşekk&uuml;r etmiş. Millan &ldquo;evet, ger&ccedil;ekten de Arjantin tarihinde ilk kez yerli kadınlar ne istediklerini s&ouml;yleyecek&rdquo; derken g&uuml;l&uuml;yor. Yerli kadınların iyi yaşam taleplerini ve &ouml;nerilerini i&ccedil;eren ve Arjantin halkının %3&rsquo;&uuml;n&uuml;n imzaladığı bir hukuksal metin oluşturulduktan sonra y&uuml;z binlerin katıldığı y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş sonunda Buenos Aires&rsquo;e varılacak. Parlamento&rsquo;ya sunulacak metnin kanunlaşması b&ouml;ylece m&uuml;mk&uuml;n olacak.</span></p> <p><span lang="TR">Millan devam ediyor: &ldquo;Y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml;n tek amacı bizi y&uuml;zyıllar boyunca ezmiş, topraksızlaştırıp kimliksizleştirmiş devletlerle, barajlar ve maden ocaklarına karşı koyarak m&uuml;cadele etmek değil. Doğa, toplumu; kadın, erkeği; ışık, karanlığı tamamlar. Devletlerin bize tektip bir uygarlık olarak dayattığı ise t&uuml;m bunları birbirine karşıtlık olarak g&ouml;r&uuml;yor. Yani aslında hepimiz bir uygarlık krizinin i&ccedil;indeyiz. Bu uygarlık anlayışı, doğanın ve doğayla uyum i&ccedil;inde yaşamak isteyen halkların karşısında, ekolojik soykırımcı bir kalkınma modelini t&uuml;m insanlık i&ccedil;in tek se&ccedil;enekmiş gibi sunuyor. Artık ger&ccedil;ek anlamda iyi bir yaşamın nasıl olduğunu sorgulamak ve onu kurmak i&ccedil;in gereken k&ouml;kl&uuml; değişiklikleri yapma zamanı geldi. Kendimizi ve &ccedil;ocuklarımızı iyi yaşam konusunda bilgilendirmeliyiz. Burada da esas g&ouml;rev toplumu &uuml;retenler olarak biz kadınlara d&uuml;ş&uuml;yor.&rdquo;</span></p> <p><span lang="TR">&nbsp;</span></p> <p><strong><span lang="TR">Y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş i&ccedil;in t&uuml;m d&uuml;nyadan desteğe ihtiya&ccedil; var</span></strong></p> <p><strong><span lang="TR">&nbsp;</span></strong></p> <p><span lang="TR">Y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş 19 Nisan&rsquo;da (G&uuml;ney Amerika&rsquo;daki yerli direnişin başlangıcı) ger&ccedil;ekleştirilecek olmasına rağmen, mali sıkıntılar sebebiyle Ekim 2014 tarihine ertelendi. Millan ve birka&ccedil; arkadaşı bazen otostop &ccedil;ekerek, bazen de kendi ceplerinden &ouml;deyerek otob&uuml;s veya trenle bir k&ouml;yden &ouml;b&uuml;r&uuml;ne y&uuml;zlerce kilometre katediyor. Bu yolculuğu fotoğraflarla belgeleyip sosyal medya kanallarından paylaşarak maddi ve manevi destek arıyorlar. Parasızlık, zamansızlığı ve umutsuzluğu getirse de yolculuklarına ara vermeden devam ediyorlar. &Ccedil;ektikleri sıkıntıları dinlerken y&uuml;z&uuml;m asılıyor ama o, &ldquo;umutsuzluğa ne vaktimiz, ne de niyetimiz var&rdquo; diye atılıp o bildik Gezi sloganını s&ouml;zlerine eklerken g&ouml;z kırpıyor: &ldquo;Bu daha başlangı&ccedil;, m&uuml;cadeleye devam!&rdquo;</span>&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> <p><span lang="TR">Konuşurken k&acirc;h yılmaz bir savaş&ccedil;ı k&acirc;h utanga&ccedil; bir kız &ccedil;ocuğu olan Millan&rsquo;in g&ouml;zleri de s&ouml;zleri gibi. Ezici ve baskılayıcı değil, insanı kucaklayan ve &ouml;zg&uuml;rleştiren bir g&uuml;&ccedil;le parlıyor. Millan s&ouml;zlerini ş&ouml;yle bitiriyor: &ldquo;T&uuml;rkiyeli kadınların da desteğine ihtiyacımız var. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; toprak bir b&uuml;t&uuml;n. Tıpkı kadın ve m&uuml;cadele gibi. T&uuml;rkiyeli kadınları da bizi de aynı d&uuml;şman eziyor ve yok ediyor. Aynı d&uuml;şmana karşı ayağa kalkıp y&uuml;r&uuml;yeceğiz. İyi yaşamı birlikte kuracağız.&rdquo;</span></p> Akgün İlhan Yorum Yazıları Sun, 09 Mar 2014 09:40:41 +0000 Su adaleti olmadan asla! http://politikekoloji.org/su-adaleti-olmadan-asla/ <p>İstanbul, 2 Kasım 2013&prime;te su adaleti hareketinin &ouml;nemli bir kadın aktivistini misafir etti. Su Hakkı Kampanyası&rsquo;nın &ldquo;Su adaleti olmadan demokrasi olmaz! Ortak varlıklarımızı ve su hakkımızı savunuyoruz&rdquo; başlığı altında d&uuml;zenlediği panel ve forum i&ccedil;in İstanbul&rsquo;a gelen Marcela Olivera&rsquo;ya par&ccedil;ası olduğu Cochabamba Su Savaşları&rsquo;nı sorduk. İşte 13 yıldır s&uuml;ren ve b&uuml;y&uuml;yen bir m&uuml;cadelenin &ouml;yk&uuml;s&uuml;.</p> <p>&nbsp;</p> <p>&ldquo;Herkes i&ccedil;in Su&rdquo; G&uuml;ney Amerika Koordinat&ouml;r&uuml; olarak Food &amp; Water Watch adlı k&acirc;r amacı g&uuml;tmeyen bir organizasyonda &ccedil;alışan Olivera s&ouml;ze ş&ouml;yle başlıyor: &ldquo;Kasım 1999&prime;da Cochabamba&rsquo;nın su hizmetleri Bechtel adlı &ouml;zel şirkete devredildiğinde, 20 senelik bir &ouml;zelleştirme dalgası &uuml;lkeyi &ccedil;oktan silip s&uuml;p&uuml;rm&uuml;ş, geriye bir tek umutsuzluk kalmıştı&rdquo;. Ve devam ediyor: &ldquo;Zaten &ouml;zelleştirilmemiş olan bir su kalmıştı, o da tamamlanınca kaybedecek bir şeyimiz kalmadığını anladık galiba&rdquo;. Olivera, &ouml;zelleştirmenin başlamasından sonra su faturalarının ikiye katlandığını, bunun ise asgari &uuml;cretin d&ouml;rtte birine eş değer olduğunu, Bechtel&rsquo;in uygulamadan &ouml;nce kentin yarıya yakının kendi kurup kullandığı geleneksel su altyapılarına bile el koymaya kalkıştığını ve bunun son damla olduğunu bir &ccedil;ırpıda anlatıyor. Halkın şirkete karşı tepkisini ilk tetikleyen unsurun ise &ccedil;ift&ccedil;ilerin suyun kontrol&uuml;n&uuml; kaybetme kaygısı olduğunu belirten Olivera &ldquo;faturalar gelmeye başladığında &ccedil;ift&ccedil;iler, fabrika iş&ccedil;ileri, yerli halklar ve yoksuluyla zenginiyle kentliler harekete ge&ccedil;ti&rdquo; diyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>2000 Şubatında pek &ccedil;ok insan Cochabamba&rsquo;nın 14 Eyl&uuml;l Meydanı&rsquo;nda toplanıp, su faturalarını yakarak şirketi protesto etmiş. Ancak Olivera yarı şaka yarı ciddi bu eylemin &ccedil;ok da akıllıca olmadığını, bunun &ouml;n&uuml;nde sonunda Bechtel&rsquo;in yarattığı adaletsizliğin kanıtlarını ortadan kaldırmaya yaradığını iddia ediyor. Bolivya&rsquo;nın d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; b&uuml;y&uuml;k şehri olan Cochabamba&rsquo;nın suyun &ouml;zelleştirilmesine karşı ilk kitlesel eylemini anlatmaya başlıyor: &ldquo;İnsanlar kentin d&ouml;rt bir yanından, kent merkezine doğru y&uuml;r&uuml;meye başladı. H&uuml;k&uuml;met y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml; durdurmak i&ccedil;in t&uuml;rl&uuml; ırk&ccedil;ı yalanlarla kamuoyunu yanıltmaya &ccedil;alışıyor ve yerlilerin şehri talan edeceğini falan s&ouml;yl&uuml;yordu. Caddelerde maskeli polisler motosikletle devriye geziyor, halka sokağa &ccedil;ıkmaması i&ccedil;in g&ouml;zdağı vermeye &ccedil;alışıyordu. İnsanlara her şeye rağmen y&uuml;r&uuml;meye devam edince de, polis eylemcilere plastik mermilerle ve gazla saldırdı&rdquo;. Buraya kadar olduk&ccedil;a tanıdık gelen hik&acirc;ye, Olivera&rsquo;nın devamında gelen s&ouml;zleriyle Gezi olaylarıyla b&uuml;y&uuml;yen bir paralellik g&ouml;steriyor: &ldquo;Aslında ben de d&acirc;hil olmak &uuml;zere pek &ccedil;oğumuz ilk y&uuml;r&uuml;y&uuml;şe katılmamıştı ama televizyonda polisin insanlara uyguladığı şiddeti g&ouml;rd&uuml;kten sonra hepimiz sokağa fırladık&rdquo;.</p> <p>&nbsp;</p> <p>İki g&uuml;n s&uuml;ren &ccedil;atışmanın ardından, h&uuml;k&uuml;met suyun fiyatını &ouml;zelleştirme &ouml;ncesi d&ouml;neme &ccedil;ekme s&ouml;z&uuml; vermiş. Ancak bunun zaman kazanma ama&ccedil;lı bir yalan olduğu ortaya &ccedil;ıkmış. &ldquo;Bu ne ilk, ne de son yalanlarıydı&rdquo; diyen Olivera ş&ouml;yle devam ediyor: &ldquo;Bu yalanla g&ouml;z&uuml;m&uuml;z a&ccedil;ıldı. Artık tek derdimiz Bechtel&rsquo;i def etmek ve suyu &ouml;zelleştiren 2029 sayılı İ&ccedil;ilebilir Su Kanunu&rsquo;nu y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırmak değildi. Biz mevcut h&uuml;k&uuml;metten de kurtulmak istiyorduk&rdquo;. H&uuml;k&uuml;meti s&ouml;z&uuml;n&uuml; tutmaya &ccedil;ağıran halk, herhangi bir cevap alamayınca Nisan ayında kenti bir haftalığına kapatmış. &ldquo;H&uuml;k&uuml;met de i&ccedil;lerinde abim Oscar Olivera&rsquo;nın da olduğu hareketin d&ouml;rt s&ouml;zc&uuml;s&uuml;yle g&ouml;r&uuml;şmek i&ccedil;in &ccedil;ağrıda bulundu. G&ouml;r&uuml;şmeye giden s&ouml;zc&uuml;ler g&ouml;zaltına alınınca, insanlar yine sokaklara d&ouml;k&uuml;ld&uuml;&rdquo; diye devam ediyor Olivera. H&uuml;k&uuml;met eylemlere son vermek i&ccedil;in sokağa &ccedil;ıkma yasağı ilan ederken, hareketin d&ouml;rt s&ouml;zc&uuml;s&uuml; ve &ouml;ne &ccedil;ıkan bazı isimleri kuzeyde bir askeri alana tasfiye edilmiş. Ancak yasağa ve g&ouml;zaltına rağmen hareket b&uuml;y&uuml;yerek, t&uuml;m &uuml;lkeye yayılmış. Olivera ş&ouml;yle devam ediyor: &ldquo;Halk liderler ve s&ouml;zc&uuml;ler olmadan de sokaktaydı. Devlet bu sefer karşımıza polisin yanında askeri de katılmıştı. Koca &uuml;lkede insanlar evlerinde neleri varsa sokağa taşımış, barikatlar oluşturmuştu. G&uuml;nlerdir sokaktaydık ve artık &ouml;lmekten korkmuyorduk&rdquo;. Yaşananların ardından yasalarda talep edilen değişiklikler ger&ccedil;ekleştirilmiş. Su hizmetleri &ouml;zelden tekrar kamuya devredilmiş.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Cochabamba&rsquo;dan başlayıp t&uuml;m &uuml;lkeye yayılan bu hareket, ilk se&ccedil;imlerde (2003) de etkisini g&ouml;stermiş. Hem h&uuml;k&uuml;met değişmiş, hem de eylemler boyunca sokakta olan politikacı Evo Morales Bolivya&rsquo;nın ilk yerli başbakanı olmuş. Ancak Olivera sorunların h&uuml;k&uuml;met değişikliğiyle &ccedil;&ouml;z&uuml;lmediğinin altını &ccedil;iziyor ve ekliyor: &ldquo;Buraya kadar işin romantik kısmını anlattım. Ancak se&ccedil;imlerden sonra isimler değişse de sistem aynı kaldı. Hen&uuml;z &ccedil;ok şey kazanmış değiliz. M&uuml;cadele devam ediyor ve daha yapılması gereken &ccedil;ok iş var&rdquo;. Olivera&rsquo;ya g&ouml;re bu m&uuml;cadeleden &ccedil;ıkarılması gereken en &ouml;nemli sonu&ccedil; şu: &ldquo;&Ouml;zelleştirme kaderimiz değil. Hatta her şey &ouml;zelleştirilmiş olsa bile yeniden kamulaştırma i&ccedil;in asla ge&ccedil; kalınmış değil. Yeter ki kamunun devlet&ccedil;ilik değil, halkın katılımcılığı olduğunu unutmayalım&rdquo;.</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>&nbsp;</strong></p> <p>Bu yazı ilk &ouml;nce 5 Aralık 2013 tarihinde <a title="Marksist.org" href="http://www.marksist.org/yazarlar/akgun-ilhan/13367-su-adaleti-olmadan-asla" target="_blank">Marksist.org</a> adresinde yayımlanmıştır.</p> Akgün İlhan Yorum Yazıları Tue, 10 Dec 2013 02:37:20 +0000 Büyük barajların ötesinde: Suda tabandan gelen çözümlere dönmek http://politikekoloji.org/buyuk-barajlarin-otesinde-suda-tabandan-gelen-cozumlere-donmek/ <p><strong>Fred Pearce</strong></p> <p><strong>&nbsp;</strong></p> <p>D&uuml;nya, kuraklıklar ve su kıtlıkları &ccedil;ağında b&uuml;y&uuml;yen n&uuml;fusun su ihtiyacını nasıl karşılayacak? Giderek artan sayıda su uzmanına g&ouml;re &ccedil;&ouml;z&uuml;m h&uuml;k&uuml;metler tarafından y&uuml;r&uuml;t&uuml;len ve i&ccedil;inde mega barajları, devasa kanalları ve genellikle yozlaşmış ve tembel y&ouml;netimleri i&ccedil;eren b&uuml;y&uuml;k boyutlu su altyapısı projelerinden vazge&ccedil;mektir. Yoksul d&uuml;nyanın &ccedil;ift&ccedil;ileri &ndash; aktarılana g&ouml;re &ndash; su sorunlarını &Ccedil;in malı ucuz su pompaları ve d&uuml;ş&uuml;k teknoloji &uuml;r&uuml;n&uuml; ekipmanlar ve kullanıma hazır diğer ara&ccedil;lar ile &ccedil;ok daha etkili bir bi&ccedil;imde &ccedil;&ouml;z&uuml;yor. Araştırmacılar k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekli sulama sistemlerinin hem daha g&uuml;zel hem de daha &uuml;retken olduğu sonucunda birleşiyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>K&uuml;&ccedil;&uuml;k tarla sahibi &ccedil;ift&ccedil;ilerin sulama sorunları ile ilgili olarak h&uuml;k&uuml;mete nasıl sırtlarını &ccedil;evirdikleri ve kendi &ccedil;&ouml;z&uuml;mlerini bulduklarını inceleyen &uuml;&ccedil; yıllık bir araştırma projesinin baş yazarı Meredith Giordano ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Ucuz pompalar ve bunlara enerji sağlamak i&ccedil;in bulunan yeni y&ouml;ntemler b&uuml;t&uuml;n Afrika ve Asya&rsquo;da hem &ccedil;ift&ccedil;iliği d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;yor, hem de &ccedil;ift&ccedil;ilerin gelirlerini artırıyor.&rdquo;</p> <p>&nbsp;</p> <p>Giordano &ldquo;mevcut durumun ulaştığı boyut karşısında hayrete d&uuml;şt&uuml;k&rdquo; diyor. Hindistanlı &ccedil;ift&ccedil;iler kendi tarlalarını sulamak i&ccedil;in tahminen 20 milyon pompa kullanıyor. 200 milyon kadar Afrikalı bu pompalarla sulanan hasatlarla ge&ccedil;imini sağlıyor. Giordano pompalara ek olarak &ldquo;kuyu a&ccedil;mak ve yağmur sularını biriktirmek i&ccedil;in kullanılan basit ara&ccedil;ların pek &ccedil;ok &ccedil;ift&ccedil;iye kurak mevsimlerde hasat alma fırsatı tanıdığını ve bu &ccedil;ift&ccedil;ilerin gelirlerini muazzam d&uuml;zeyde artırdığını&rdquo; belirtiyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Yapılan bir &ccedil;alışmaya g&ouml;re Gana&rsquo;da k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ouml;zel sulama şebekeleri, kamuya ait sulama şebekelerinin neredeyse 25 katı b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;nde bir alanı kapsıyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Giordano&rsquo;nun hazırladığı ve Sri Lanka&rsquo;da faaliyet y&uuml;r&uuml;ten bir araştırma merkezi olan Uluslararası Su Y&ouml;netimi Enstit&uuml;s&uuml; (IWMI) tarafından yayınlanan &ldquo;Refah ve Gıda G&uuml;venliği i&ccedil;in Su&rdquo; başlıklı rapor, b&ouml;ylesi keşiflerin ekonomik b&uuml;y&uuml;me, yoksulluğun azaltılması ve gıda g&uuml;venliği gibi konularda &ccedil;ok &ouml;nemli bir rol oynadığını ortaya koyuyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Rapora g&ouml;re &ccedil;ift&ccedil;iler tarafından y&uuml;r&uuml;t&uuml;len bu gizli devrime verilecek destek bazı b&ouml;lgelerde hasat miktarını &uuml;&ccedil; kata kadar artırabilir ve d&uuml;nyanın yoksul ve gıda g&uuml;venliği bulunmayan kırsal n&uuml;fusunun b&uuml;y&uuml;k bir &ccedil;oğunluğunun yaşadığı Afrika ve G&uuml;ney Asya&rsquo;daki fakir &ccedil;ift&ccedil;ilerin hane halkı gelirine onlarca milyar dolar ekleyebilir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Fakat b&ouml;yle bir yardımın gelmesi zaman alabilir &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu devrimin b&uuml;y&uuml;k bir &ccedil;oğunluğu h&uuml;k&uuml;metler ve uluslararası &ouml;rg&uuml;tler farkında bile olmadan ger&ccedil;ekleşiyor. Yapılan bir &ccedil;alışmaya g&ouml;re Gana&rsquo;da k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ouml;zel sulama şebekeleri 185 bin hektarlık alanı kapsıyor, bu da kamuya ait su şebekelerinin kapsadığı alanın 25 katı. IWMI direkt&ouml;r&uuml; Colin Chartres ise &ldquo;ancak Tarım Bakanı&rsquo;na bu şebekeleri sorduğumda, daha &ouml;nce bunlarla ilgili hi&ccedil; bir şey duymadığını g&ouml;rd&uuml;m&rdquo; diyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>H&uuml;k&uuml;metler ve yardım kuruluşları yıllar boyunca merkezi olarak planlanmış ve y&ouml;netilen sulama şebekelerinin; d&uuml;nyanın kurak ve mevsimsel ya da &ouml;ng&ouml;r&uuml;lemeyen yağmur miktarlarına sahip &uuml;lkelerinde yaşayan insanlara gıda tedarik etmek i&ccedil;in gerekli g&uuml;venilir su kaynakları ile giderek artan kıtlığı ortadan kaldırmanın en iyi yolu olduğuna inandılar. Ancak bu şebekelerle elde edilen sonu&ccedil;lar en iyi oldukları yerde bile baştan savmaydı. D&uuml;nya Bankası tarafından 2000 yılında oluşturulan D&uuml;nya Barajlar Komisyonu, barajlardan beslenen sulama şebekelerinin d&ouml;rtte birinin ama&ccedil;lanan alanın y&uuml;zde 35&prime;ini sulayabildiğini, aşırı maliyetin neredeyse evrensel bir nitelik aldığını, sulanan toprakların y&uuml;zde 25&prime;inin aşırı suyla boğulduğunu ya da tuzlanma nedeniyle kullanılamaz hale geldiğini ortaya koydu. Doğal olarak &ccedil;ift&ccedil;iler de sulama konusunda kendiişlerini kendileri g&ouml;rmeye başladılar.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bu devrimin son yıllarda b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya yayıldığına şahit oldum. &Ouml;rneğin Kuzey Nijerya&rsquo;da devlete ait Kano Sulama Projesi&rsquo;nin kanallarının &ccedil;ekirdeklerle dolduğunu ve etraftaki tarlaların &ccedil;oğunlukla bakımsız olduğunu g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;m. Bir ka&ccedil; mil &ouml;tede ise &ccedil;ift&ccedil;iler nehrin kenarına pompalar yerleştirmiş ve nehrin akıntısından tarlalarına su sağlıyorlardı.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Hindistan&rsquo;da, antik bir geleneği yeniden canlandırarak, kısa s&uuml;ren muson yağmurları sırasında topraklarına d&uuml;şen suyu tutmak ve bu suyu uzun kurak d&ouml;nemde tarlalarını sulamak &uuml;zere kullanmak i&ccedil;in k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;letler inşa eden &ccedil;ift&ccedil;ilerle karşılaştım. Meksika&rsquo;da &ccedil;ift&ccedil;ilerin devletin sulama şebekesinin ortasında, kaplamasız sulama kanallarından sızan muazzam miktarda suyu pompalarla alıp tarlalarını sulayan &ccedil;ift&ccedil;iler g&ouml;rd&uuml;m.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Hollanda&rsquo;nın Delft şehrindeki UNESCO Su Eğitimi Enstit&uuml;s&uuml;&rsquo;nden Charlotte de Fraiture hidrolojik bir devrimin yaşanmakta olduğunu kabul ediyor. Fraiture&rsquo;e g&ouml;re zengin &ccedil;ift&ccedil;ilerin her zaman pompa alacak paraları vardı &ldquo;ancak g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde ucuz &Ccedil;in malı pompaların &uuml;retilmesiyle birlikte bu sulama y&ouml;ntemi &ccedil;ok daha fazla sayıda &ccedil;ift&ccedil;i i&ccedil;in kullanılabilir hale geldi&rdquo;. Artık şehirdeki herhangi bir yerden 200 dolar gibi d&uuml;ş&uuml;k bir paraya pompa bulmanız m&uuml;mk&uuml;n.</p> <p>&nbsp;</p> <p>&ldquo;&Ccedil;ift&ccedil;iler artık sadece 200 dolara ucuz &Ccedil;in malı su pompalarını satın alabiliyor.&rdquo;</p> <p>Su pompalarının en ucuz modelleri bile hayat standartlarını değiştirebiliyor. Fraiture &ldquo;1 ila 5 beygir g&uuml;c&uuml;ne sahip k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir su pompasının kapasitesi dahi pek &ccedil;ok &ccedil;ift&ccedil;inin ihtiya&ccedil; duyduğundan daha fazla&rdquo; diyor ve ekliyor: &ldquo;Yani kullanın bunları&rdquo;.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Hindistan&rsquo;da k&uuml;&ccedil;&uuml;k kırsal girişimciler bisikletler ve eşek arabalarıyla, sırtlarında pompalarıyla kırsal b&ouml;lgelere gidiyor. Pompalarını saati 1 dolardan kiralıyor ve bu yolla en fakir &ccedil;ift&ccedil;iler bile o b&ouml;lgedeki bir nehirden ya da yer altı su kaynağından yararlanabiliyor. Batı Afrika&rsquo;daki Burkina Faso&rsquo;da pompa sahipleri tam bir hizmet sunuyor ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k sebze bah&ccedil;elerini bir sezon boyunca 120 ila 150 dolar karşılığında suluyor.</p> <p>Elbette pompaların bir g&uuml;&ccedil; kaynağına ihtiyacı var, bu da genellikle ya elektrik ya da mazot oluyor. Ancak Hindistan&rsquo;da bazı &ccedil;ift&ccedil;iler ineklerinin dışkılarını biyodizel yapmak i&ccedil;in kullanıyor. Gujarati&rsquo;de bu işi yapan bir &ccedil;ift&ccedil;i IWMI temsilcilerine inek dışkılarından elde ettiği biyodizeli kullanarak yılda 400 dolar tasarruf ettiğini s&ouml;yledi.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bu &ccedil;ift&ccedil;iler bu y&ouml;ntemi &ccedil;evreci oldukları i&ccedil;in değil, pragmatik oldukları i&ccedil;in uyguluyor. IWMI Chartres, yardım kuruluşlarının bir ka&ccedil; yıl &ouml;nce fakir &ccedil;ift&ccedil;ileri, tarlaları altında bulunan akiferlerden (su taşıyan katman) su &ccedil;ekmede kullanmak &uuml;zere pedallı pompalara yatırım yapmaya teşvik etmek i&ccedil;in attıkları b&uuml;y&uuml;k adımın tam bir başarısızlığa uğradığını belirtiyor. Chartres&rsquo;e g&ouml;re &ldquo;&ccedil;oğu &ccedil;ift&ccedil;i sıcakta b&uuml;t&uuml;n g&uuml;n oturup ayaklarıyla tarlalarına su pompalamak istemiyor, &ouml;zellikle de bir ka&ccedil; dolar verip bir su pompası kiralama imk&acirc;nları varsa&rdquo;.</p> <p>&nbsp;</p> <p>&Ccedil;ift&ccedil;iler aynı zamanda damlatma yoluyla sulama tekniğini kullanarak suyu saklamanın daha ucuz yollarını da buluyorlar. Su borularını toprağın altına sokuyorlar ve bu boruların &uuml;zerindeki deliklerden bitki k&ouml;klerine yakın b&ouml;lgeler damlatma y&ouml;ntemiyle sulanıyor. Geleneksel damlatma yoluyla sulama sisteminin kurulması pahalıya mal oluyor. Ancak Hindistan&rsquo;ın merkezindeki &ccedil;ift&ccedil;iler bunun i&ccedil;in de yeni bir y&ouml;ntem buldular. &Ccedil;ift&ccedil;iler dondurma satıcılarının buzlu şekerlerini paketlemek &uuml;zere kullandığı ucuz delikli plastik t&uuml;plerden satın alıyor. Dondurma satıcılarının her bir dondurma sapını birbirinden ayırmak i&ccedil;in kullandığı bu delikli plastikler, suyu bitki k&ouml;klerine yakın yerlere damlatmak i&ccedil;in ideal bir ara&ccedil; haline d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;l&uuml;yor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>&Ccedil;oğu zaman k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ift&ccedil;ilerin doğal felaketlerin pasif kurbanları ve başkalarından b&uuml;y&uuml;k bir minnetle yardım alan insanlar olarak resmedildiklerini g&ouml;r&uuml;r&uuml;z. Ancak bu &ouml;rnekte &ccedil;ift&ccedil;iler karşımıza başka bir bi&ccedil;imde &ccedil;ıkıyor. Bu &ouml;rnekte kaderlerini belirleyen h&uuml;k&uuml;met, STK&rsquo;lar ya da Batılı yardım kuruluşları değil, bizzat kendileri.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Ancak meselenin IWMI raporunda da değinilen olumsuz bir yanı var ve bu bazı b&ouml;lgelerde hem gelecekteki su kaynaklarının t&uuml;kenmesi, hem de bizzat tarımla uğraşan yerel toplulukların ortadan kalkması tehdidini beraberinde getiriyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Tehlike, &ccedil;ift&ccedil;ilerin tarlalarını sulamak i&ccedil;in giriştikleri bu bağımsız faaliyetin &ldquo;ortakların trajedisi&rdquo;ne neden olması. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; b&ouml;yle bir durumda herkes, suya erişim imk&acirc;nı varken m&uuml;mk&uuml;n olduğunca fazla miktarda su kullanıyor, &uuml;stelik su kaynağı t&uuml;kendiğinde herkesin bundan zarar g&ouml;receğini bilmelerine rağmen. Bu, &ouml;zellikle &ccedil;ift&ccedil;ilerin pompa yardımıyla yer altı sularını kendini yenileme kapasitesini aşan miktarlarda kullandığı yerlerde &ouml;nemli bir sorun.</p> <p>7 yıl &ouml;nce, IWMI&rsquo;nın yer altı suları araştırma biriminin başkanı Tushaar Shah&rsquo;la beraber Gujarat&rsquo;ı gezmiştim. Shah, &ldquo;hidrolojik anarşi&rdquo; dediği durumun Hindistan&rsquo;da vardığı boyutlar karşısında &uuml;z&uuml;nt&uuml; i&ccedil;indeydi. 1 milyon &ccedil;ift&ccedil;i ucuz pompalar satın alıp, devlet tarafından g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir s&uuml;bvansiyon sağlanan elektrik şebekelerini kullanarak &ccedil;alıştırmaya başlamıştı. Pompalar genellikle g&uuml;nde 24 saat &ccedil;alışıyor ve muazzam miktarda yer altı suyunu yukarı &ccedil;ekiyordu. &Ccedil;ift&ccedil;ilerin hasatları ikiye katlandı ama su kaynakları da aynı şekilde azalmaya başladı. Shah o zaman bana &ldquo;bu felakete giden ve d&ouml;n&uuml;ş&uuml; olmayan bir yola benziyor&rdquo; demişti ve ş&ouml;yle eklemişti: &ldquo;Kimin nerede pompasının olduğu bilinmiyor. Hi&ccedil; kimsenin bu pompaları kontrol edebilme şansı yok&rdquo;.</p> <p><span>&nbsp;</span></p> <p><span>&nbsp;</span></p> <p><span>Ancak Shah, bug&uuml;n IWMI&rsquo;nın aynı uygulamanın s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lmesini destekleyen &ccedil;alışmasının da yazarlarından biri. Shah, onun tavsiyesi &uuml;zerine Gujarat valiliğinin &ccedil;ift&ccedil;inin su kaynaklarını kullanımını g&uuml;nde 8 saat ile sınırlayarak bu b&ouml;lgedeki anarşiyi kontrol altına aldığını s&ouml;yl&uuml;yor. Shah, su kaynaklarının halen azalmakta olduğunu kabul ediyor ancak pompalama zamanının kısıtlanmasıyla birlikte bu azalışın eskisine oranla &ccedil;ok daha yavaş olduğunu da belirtiyor.</span></p> <p>&nbsp;</p> <p>Pek &ccedil;ok kişi IWMI raporunun hidrolojik anarşi riskini tam anlamıyla idrak edemediğini d&uuml;ş&uuml;necektir. Ancak bu konuyu Chartres&rsquo;e aktardığımda, bana pek &ccedil;ok yerde halen &ccedil;ift&ccedil;ilerin yer &uuml;st&uuml; ve yer altı su kaynaklarını daha iyi kullanmalarını teşvik etmek i&ccedil;in b&uuml;y&uuml;k bir potansiyel bulunduğunu s&ouml;yledi.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Doğu Hindistan&rsquo;ın en yoksul b&ouml;lgelerinden bazılarında kullanılacak su ve yaşanacak daha iyi hayatlar var. &Ouml;rneğin Madyha Pradesh&rsquo;te &ccedil;ift&ccedil;iler tarlaları &uuml;zerine inşa ettikleri yapay g&ouml;letlerle gelirlerini y&uuml;zde 70 artırdı.</p> <p>Sahraaltı Afrika&rsquo;da da durum aynı. Genellikle Afrika kıtasının b&uuml;y&uuml;k &ccedil;oğunluğunda su kıtlığı yaşandığı kabul edilir. Kuraklıkta yiyecek arayan fakir insanların resimleri hafızalarımıza kazınmıştır. Ancak Afrika&rsquo;nın b&uuml;y&uuml;k &ccedil;oğunluğu yılın b&uuml;y&uuml;k bir kısmında bol su kaynaklarına sahiptir &ndash; yapılması gereken bu suyu depolamak ve kullanmak i&ccedil;in daha iyi y&ouml;ntemler geliştirmektir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Afrika&rsquo;da devlet tarafından finanse edilen sulama projelerinin pek de parlak olmayan bir ge&ccedil;mişi var. IWMI raporunda BM tarafından yapılan bir tahmin alıntılanıyor; bu tahmine g&ouml;re g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde Sahraaltı Afrika&rsquo;nın yenilenebilir su kaynaklarının yalnızca y&uuml;zde 3&prime;&uuml; kullanılıyor. Afrikalı &ccedil;ift&ccedil;ilerin resmi olmayan su kullanımlarına ilişkin &ccedil;ok az şey bilindiğinden, bu tahmin muhtemelen ger&ccedil;eğin biraz altında. Ancak b&ouml;yle olsa dahi, su kullanımını artırma potansiyeli hala var. Chartres&rsquo;e g&ouml;re milyonlarca Afrikalı su pompalarını kullanarak hayat standartlarını y&uuml;kseltebilir. Chartres, &ldquo;bu &ccedil;ift&ccedil;i merkezli yaklaşımın potansiyelini ortaya &ccedil;ıkarmak i&ccedil;in devasa yatırım olanakları bulunmaktadır&rdquo; diyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Peki ne yapılmalı? Chartres, kırsal n&uuml;fusa elektriğin ulaşması i&ccedil;in daha fazla yatırım &ccedil;ağrısı yapıyor; aynı zamanda pompaların yerel olarak &uuml;retilmesinin teşvik edilmesini ve yerel su girişimcilerinin desteklenmesini &ouml;neriyor. Chartres buna ek olarak su kaynaklarının haritasının &ccedil;ıkarılmasını ve b&ouml;ylece, &ccedil;ift&ccedil;ilerin su kaynaklarının az olduğu d&ouml;nemlerde fazla su kullanmasının &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;ilmesini &ouml;neriyor.</p> <blockquote> <p><strong>&ldquo;Akıllı İklim Tarımı&rdquo; hem Afrika&rsquo;ya hem de d&uuml;nyaya yardım edebilir mi?</strong></p> <p><strong>&nbsp;</strong></p> <p>Ge&ccedil;en yıl Durban&rsquo;da yapılan iklim g&ouml;r&uuml;şmelerinde &ouml;ne &ccedil;ıkan fikirlerden biri, &uuml;r&uuml;nleri sıcaklık ve kuraklığa karşı daha korunaklı hale getiren ve kullanılamaz duruma gelen toprakları karbon bataklıklarına d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ren &ldquo;akıllı iklim tarımı&rdquo; fikriydi. Ancak Fred Pearce&rsquo;ın da belirttiği gibi kimileri bu y&ouml;ntemin k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ift&ccedil;ilere fayda sağlayacağı konusunda ş&uuml;pheli.</p> </blockquote> <p>De Fraiture de bu fikre katılıyor. O da h&uuml;k&uuml;metlerin ve bağış yapan kişi ve kurumların, &ldquo;&ouml;zel sulamanın hem daha &ouml;nemli, hem de [b&uuml;y&uuml;me i&ccedil;in] daha b&uuml;y&uuml;k potansiyele sahip olmasına karşın, dikkatlerini ve yatırımlarını istenen performansı g&ouml;steremeyen kamusal sulama sistemlerine y&ouml;nelttiğini&rdquo; &uuml;z&uuml;nt&uuml;yle belirtiyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>IWMI&rsquo;nın su kaynaklarını y&ouml;netmekle ilgili ortaya attığı yeni d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ş bi&ccedil;imi, uzmanların diğer k&uuml;resel ortak varlıkların, s&ouml;z gelimi ormanların, nasıl kullanılacağına ilişkin y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; tartışmalarla &ouml;nemli paralellikler i&ccedil;eriyor. Eskiden yalnızca devletlerin ormanları koruyabileceği d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;rd&uuml;. Ancak yakın zamanda yapılan araştırmalar, yerli halkın genellikle ormanların nasıl kullanılacağını ve korunacağını en iyi bilen kişiler olduğunu ortaya koyuyor.</p> <p>Şimdi aynı dersin su i&ccedil;in de ortaya &ccedil;ıktığı g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>H&uuml;k&uuml;metler suyun rasyonel bir bi&ccedil;imde kullanılmasını teminat altına alma sorumluluklarını asla es ge&ccedil;memelidir. Ancak devletler nehirlerdeki ve yer altındaki suların yalnızca kendilerine ait olduğu ya da yalnızca kendilerinin bu suların nasıl kullanılacağına karar verme hakkı bulunduğu fikrinden de vazge&ccedil;melidir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>*&nbsp;Bu yazının İngilizce orijinali 13 Eyl&uuml;l 2012&prime;de&nbsp;<a title="Yale Environment 360" href="http://e360.yale.edu/feature/beyond_big_dams_turning_to_grass_roots_solutions_on_water/2571/" target="_blank">Yale Environment 360</a>&nbsp;sitesinde yayınlanmıştır. Yazının T&uuml;rk&ccedil;e &ccedil;evirisi ise ilk olarak 20 Eyl&uuml;l 2013'te <a title="Su Hakkı Kampanyası" href="http://www.suhakki.org/2013/09/buyuk-barajlarin-otesinde-suda-tabandan-gelen-cozumlere-donmek/#.Uj59smQpZi4">Su Hakkı Kampanyası</a> sitesinde yayınlanmıştır.&nbsp;</p> Fred Pearce Çeviriler Sun, 22 Sep 2013 10:36:33 +0000 Hidroelektrik Temiz Enerji Değildir http://politikekoloji.org/hidroelektrik-temiz-enerji-degildir/ <h3 style="margin-left: 60px;"><br /><strong>&ldquo;Brezilya h&uuml;k&uuml;meti bizim yaşam tarzlarımıza son vermek istiyor. Bunu demokratik h&uuml;k&uuml;met adı altında yapıyor. Yaşam tarzlarımızı ve doğayı korumak i&ccedil;in m&uuml;cadele ediyoruz ve edeceğiz.&rdquo; Megaron Txucarramae (Amazon Kayapo Kabilesi Şefi)</strong><br /><strong>&ldquo;Ortada bir pasta var. İster kapitalizm olsun, ister kom&uuml;nizm bu pastayı bir bı&ccedil;ak ile keserek dağıtıyor ve eşitsizlik yaratıyorlar. Biz Mapu&ccedil;iler bu pastadan pay istemiyoruz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; i&ccedil;indeki malzemeleri istemiyoruz. Biz başka bir pasta yapmak istiyoruz. T&uuml;m sistemi yeniden g&ouml;zden ge&ccedil;irmezsek m&uuml;cadele imkansız olur.&rdquo; Moira Millan (Mapu&ccedil;i Halkı Lideri)</strong><br /><strong>&ldquo;Devletler &ccedil;&ouml;z&uuml;m &uuml;retmiyor. Ulus devletlerin s&ouml;ylediği b&uuml;y&uuml;me, kalkınma &ouml;l&uuml;m demek. Biz yaşamı savunmalıyız. Devletler b&uuml;y&uuml;k değişikliklere izin vermeyeceklerdir. Onların koyduğu sınırların dışına &ccedil;ıkmalıyız.&rdquo; Moira Millan (Mapu&ccedil;i Halkı Lideri)</strong></h3> <p>&nbsp;</p> <h2>Xingu (Şingu)</h2> <p>Yiyeceklerinizi nereden alıyorsunuz? Bakkaldan, marketten, pazardan?<br />Onlar nehirden alıyorlar.<br />Nerede yaşıyorsunuz? Apartman dairesinde, şehirde?<br />Onlar nehirin kıyısında yaşıyorlar.<br />Nehirde yıkanarak temizlenip arınıyorlar.<br />Nehrin sesini dinleyerek uyuyorlar.<br />Doğadaki kutsal ruhlara saygı duyuyor, &ouml;l&uuml;lerini nehir kıyılarında sonsuz yolculuğa uğurluyorlar.</p> <p>Onların nehirler ile ve genel olarak doğa ile kurdukları ilişki farklı. Doğa &uuml;zerinden, nehirler &uuml;zerinden varlık elde etmek istemiyorlar. Bu y&uuml;zden h&uuml;k&uuml;metin verdiği parayı reddediyorlar. Nehirleri onlar i&ccedil;in d&uuml;nyada satın alabilecekleri herşeyden daha g&uuml;zel. Doğaya, nehirlerine teşekk&uuml;r ediyor ve onları kendilerini korudukları gibi koruyorlar.</p> <p>Amazon Kayapo yerlisi Mayalu, herşeyin ruhu olduğunu ve doğanın bir sahibi olduğunu s&ouml;yl&uuml;yor. &ldquo;Doğadaki kutsal ruhları rahatsız ederseniz, tepki verirler ve bunların karşısında insan acizdir&rdquo; diyor. Mayalu&rsquo;nun b&uuml;y&uuml;k amcası ormanda bir ruh ile konuştuğunu, ruhun kendisine beyaz insan ormanı yok ettiğinde &ccedil;ok yağmur yağacağını, r&uuml;zgarların &ccedil;ok sert eseceğini ve herkesin &ccedil;ok mutsuz olacağını haber verdiğini anlatmış.</p> <p>Kayapo yerlilerinin kutsal nehri Xingu (Şingu) &uuml;zerine d&uuml;nyanın en b&uuml;y&uuml;k &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; barajı olan Belo Monte inşa ediliyor. Belo Monte&rsquo;yle birlikte Brezilya h&uuml;k&uuml;meti Amazon&rsquo;un b&uuml;y&uuml;k kolları &uuml;zerine yirmi yıl i&ccedil;inde 60-70 baraj kurmayı planlıyor. Tek başına Belo Monte barajı 20 bin ile 40 bin arasında insanı yerinden yurdundan edecek. Megaron bu barajın Brezilya&rsquo;ya mı yoksa başka &uuml;lkelere mi elektrik sağlayacağını ve hangi m&uuml;tahitlere para kazandıracğını bilmediklerini s&ouml;yl&uuml;yor. Barajların kim i&ccedil;in yapıldığını ve nasıl fayda sağlayacağını sorguluyor. Acı &ccedil;ektiklerini, m&uuml;cadele sırasında &ouml;len ve yaralananların olduğu fakat torunlarının acı &ccedil;ekmesini istemedikleri i&ccedil;in kararlılıkla m&uuml;cadeleye devam edeceklerinin altını &ccedil;iziyor.</p> <p>&nbsp;</p> <h2>Mapu&ccedil;i Toprakları</h2> <p>&nbsp;</p> <p>Mapu&ccedil;i halkı 12 bin yıllık bir ge&ccedil;mişe sahip ve hep aynı topraklarda yaşamışlar. Ulus devletler Şili ve Arjantin&rsquo;in &ccedil;izdiği sınırlar nedeniyle b&ouml;l&uuml;nm&uuml;şler. Sonra topraklarından akan nehirlerin &uuml;zerine barajlar yapılmaya başlanmış ve bu sefer topraklarını terk etmek zorunda kalmışlar. G&ouml;&ccedil; edenler şehirlerde yaşıyorlar. Toprakla ve doğayla bağları azalınca k&uuml;lt&uuml;rlerini unutmaya başlamışlar. Moira&rsquo;nın anneannesi hala o b&ouml;lgede yaşıyor. K&uuml;lt&uuml;rlerinin bir par&ccedil;ası olan doğa ile konuşan kutsal şarkıları, t&uuml;rk&uuml;leri Moira&rsquo;ya &ouml;ğretmiş. Mapu&ccedil;i geleneğine g&ouml;re bu kutsal şarkıları yalnız kadınlar s&ouml;yleyebiliyor. Nehirlerin kimisi hızlı, kimisi yavaş akar, bir kısmı taşlara &ccedil;arpa &ccedil;arpa ilerlerken kimisi toprak ve kumun &uuml;st&uuml;nde sessizce kayar. Bu nedenle her nehrin bir şarkısı olduğuna inanıyorlar. Moira d&ouml;rt &ccedil;ocuğu ile nehir kıyısında yaşıyor. &Ccedil;ocuklarına nehirin şarkısını dinlemeyi ve bu şarkıyı s&ouml;ylemeyi &ouml;ğretiyor. Evleri yedi barajın tehditi altında ve suların altında kalacak. Moria&rsquo;ya g&ouml;re &uuml;zerine baraj yapılması demek nehirleri susturmak demek. &ldquo;Nehirlerin sesi susturulduğunda halkların da sesi susturulur&rdquo; diyor ve ekliyor &ldquo;Barajlar &ccedil;ok t&uuml;keten yeni bir yaşam tarzını diretiyor. T&uuml;m sistemi yeniden g&ouml;zden ge&ccedil;irmeden m&uuml;cadele imkansız. Barajlara direnen Mapu&ccedil;i&rsquo;leri devlet ter&ouml;rist ilan ediyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Arjantin&rsquo;de yasalar yasal izin ile &ccedil;alışan şirketlerin kalkınma uygulamalarına karşı &ccedil;ıkanları ter&ouml;rist kabul ediyor. Bu b&uuml;y&uuml;k haksızlık g&ouml;steriyor ki devletler bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m &uuml;retmiyor ve b&uuml;y&uuml;k değişikliklere izin vermiyorlar. Tek umut halkların bir araya gelmesi&rdquo;.</p> <p>&nbsp;</p> <h2>Dicle, Yusufeli, &Ccedil;oruh, Munzur ve Diğerleri</h2> <p>&nbsp;</p> <p>Kayapo yerlilerinin barajlara karşı verdiği cesur m&uuml;cadeleyi Hasankeyf&rsquo;liler bu kadar a&ccedil;ık y&uuml;r&uuml;tm&uuml;yor veya y&uuml;retemiyor. Doğa Derneği&rsquo;den Dicle Tuba Kılı&ccedil;, yaptıkları anketteki &ldquo;Ilısu barajına karşı mısınız&not;?&rdquo; sorusuna y&uuml;zde 70 Evet dendiğini fakat Hasankeyf halkının şartlardan dolayı sesli olarak d&uuml;ş&uuml;ncelerini ortaya koymaya &ccedil;ekindiğini anlattı. Peki T&uuml;rkiye&rsquo;de diğer b&uuml;y&uuml;k baraj projelerine karşı etkin ve dinamik bir hareket var diyebilir miyiz? &Uuml;lkemizde HES&rsquo;lere karşı m&uuml;cadele y&uuml;r&uuml;ten yerel halklar, neden Yusufeli, &Ccedil;oruh gibi b&uuml;y&uuml;k baraj projelerine karşı sessiz kalıyor? Megaron, Mayalu, Moira&rsquo;nın m&uuml;cadelesinin, Solaklı Vadisi&rsquo;nden Murat, Fırtına Vadisi&rsquo;nden Vatandaş Mustafa, Şen&ouml;z&rsquo;l&uuml; G&uuml;rgen Nine&rsquo;nin m&uuml;cadelesinden farkı yok. B&uuml;y&uuml;k barajlara ve HES&rsquo;lere karşı farklı coğrafyalarda y&uuml;r&uuml;t&uuml;len m&uuml;cadelede halklar biraraya gelerek ortak davranıp, birbirlerini destekleyebilirler.</p> <h2>&nbsp;</h2> <h2>Nehirler &Ouml;zg&uuml;rce Akmasa Yaşam Olmazdı</h2> <p>&nbsp;</p> <p>G&uuml;ven Eken, &ldquo;su boşuna akar&rdquo; s&ouml;z&uuml;n&uuml;n ne kadar yanlış olduğunu s&ouml;yledi ve su aktığı i&ccedil;in yaşadığımızı hatırlattı. Yaşamın olması i&ccedil;in suyun varlığı yeterli değil. Yaşamsal &ouml;neme sahip su d&ouml;ng&uuml;s&uuml; olmasa ve bu d&ouml;ng&uuml;n&uuml;n &ouml;nemli bir par&ccedil;ası olan nehirler &ouml;zg&uuml;rce akmasa d&uuml;nyada yaşam olmazdı. Nehirlerin akmasını engelleyerek yaşamsal &ouml;neme sahip pek&ccedil;ok d&ouml;ng&uuml;y&uuml; bozan, binlerce insanı yurdundan eden, hayvanların, bitkilerin yaşam alanlarını yok eden, pek&ccedil;ok canlıya mezar olan, baraj g&ouml;llerinden yayılan metan gazı ile k&uuml;resel ısınmayı artıran barajlar &ldquo;temiz enerji&rdquo; sağlıyor diyebilir miyiz?</p> <p>&nbsp;</p> <p>* Damocracy İnsiyatifi, barajlar temiz enerji &uuml;retir mitini yıkmak i&ccedil;in m&uuml;cadele edenleri bir araya getiriyor. Bu m&uuml;cadelenin belgesel filmi i&ccedil;in adres: <a href="http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&amp;v=vnMD4e6nLms">http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&amp;v=vnMD4e6nLms</a></p> <p>** Bu yazı 28 Mayıs 2013 tarihinde Cumhuriyet gazetesi S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir Yaşam Eki'nde yayınlanmıştır.&nbsp;</p> Ayşen Eren Yorum Yazıları Tue, 28 May 2013 13:21:33 +0000 Yeni Kavramlar, Farklı Yorumlar http://politikekoloji.org/yeni-kavramlar-farkli-yorumlar/ <p><strong>YURTTAŞ BİLİMİ (CITIZEN SCIENCE)</strong></p> <p>Bilimi bilim insanları yapar diye kabul edilir. Yirmibirinci y&uuml;zyılla birlikte &ldquo;Bilimi kim yapar? Bilim nasıl yapılır?&rdquo; sorularının cevabı da değişmeye başladı.&nbsp; Artık bilimi bilim insanı olmayan halk da yapıyor.&nbsp; Buna da &ldquo;Yurttaş Bilimi&rdquo; deniyor. Yurttaş Bilimciyi, Silvertown, &ldquo;Bir bilimsel araştırmanın par&ccedil;ası olarak veri toplayan ve / veya işleyen g&ouml;n&uuml;ll&uuml;&rdquo; olarak tanımlıyor. Yurttaş bilimciler genellikle, iklim değişikliği, su kalitesi takibi, koruma biyolojisi, istilacı t&uuml;rler, n&uuml;fus ekolojisi ve takibi gibi&nbsp;&nbsp;geniş coğrafi alanlarda, uzun s&uuml;reli, y&uuml;ksel hacimli bilgi toplamayı gerektiren ekoloji ve &ccedil;evre bilimi projelerinde &ccedil;alışıyorlar.&nbsp;&nbsp;Halkın katkı vermeye başladığı ilk bilimsel alan, ornitoloji.&nbsp;&nbsp;Ornitoloji alanındaki en eski yurttaş bilimi &ouml;rneği, Kuzey Amerika&rsquo;da 1900 yılında bu yana yapılan Kırismıs Kuş Sayımı.&nbsp;&nbsp;T&uuml;rkiye&rsquo;de ornitoloji alanındaki yurttaş bilimi &ccedil;alışmaları nispeten yeni.&nbsp;&nbsp;G&ouml;n&uuml;ll&uuml; halkın desteği ile Kış Ortası Su Kuşu Sayımları 2002 yılından bu yana yapılıyor. T&uuml;rkiye&rsquo;nin Anonim Kuşları grubu, TRAKUS, yurttaş bilimi &ccedil;alışmalarının en g&uuml;zel &ouml;rneklerinden birini sunar.&nbsp;Yirmibirinci y&uuml;zyılda bilgi paylaşımının hızlanıp, kolaylaşması; ortak yazılımların yaygınlaşması; halkın iş g&uuml;c&uuml; hacminin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;, bilgi ve becerilerinin toplam kalitesi ve g&ouml;n&uuml;ll&uuml; &ccedil;alışması; bilimsel projelere finansal destek sağlayan kurumların halk katılımını giderek &ouml;nemsiyor olması &ldquo;Yurttaş Bilimi&rdquo; projelerinin yaygınlaşmasına neden olacaktır.</p> <h4><strong>DAYANIŞMACI BİLİM (SOLIDARITY SCIENCE)</strong></h4> <p>Bu kavram ilk, sosyal hareketlerin akt&ouml;rleri ile bu hareketleri araştıran bilim insanları arasındaki ilişkileri irdelerken ortaya &ccedil;ıkar.&nbsp; McCustor, dayanışmacı bilimi tanımlarken, Gramsci&rsquo;nin&nbsp; &ldquo;organik entellekt&uuml;el&rdquo; kavramından yararlanır.&nbsp; Gramsci entellekt&uuml;ellerin toplumdaki rolleri ve birlikte yaşadıkları toplumla ilişkileri &uuml;zerinde uzun s&uuml;re kafa yorar.&nbsp; O&rsquo;na g&ouml;re, toplumdaki entellekt&uuml;elleri entellekt&uuml;el olmayanlardan ayıran &ouml;zellik toplumda &uuml;stlendikleri roller ve işlevlerdir. Her sosyal grup kendi organik entellekt&uuml;ellerine ihtiya&ccedil; duyar ve onları yaratır. Modern d&uuml;nyada,&nbsp; teknik eğitim modern entellekt&uuml;elleri yaratan yeni bir ortam sağlar.&nbsp; Modern entellekt&uuml;eller, g&uuml;nl&uuml;k hayatta, sahip oldukları bilgiyi kullanıp yaratarak ve organize ederek yani, ortaya koydukları elle tutulur, g&ouml;zle g&ouml;r&uuml;l&uuml;r &ccedil;alışmalar ile toplumu etkileyip ikna eden, uzman kişilerdir.&nbsp; Ait oldukları sosyal sınıfın i&ccedil;inden &ccedil;ıktıkları i&ccedil;in &ldquo;organik&rdquo;tirler.&nbsp; Gramsci&rsquo;nin &ldquo;organik entellekt&uuml;el&rdquo; tanımı dayanışmacı bilim yapan bilim insanları i&ccedil;in kullanılabilir.&nbsp; Nitekim, Rocheleau&rsquo;nın &ccedil;izdiği &ldquo;dayanışmacı bilim insanı&rdquo; portresi, bilgi ile pratiği bir araya getiren, k&uuml;lt&uuml;rel, politik ve ekolojik yaklaşımları harmanlayıp birleştiren, sosyal hareketler ve bu hareketlerde aktif rol oynayan akt&ouml;rler i&ccedil;in ve onlarla birlikte bilim yapan kişileri resmeder ki bu Gramsci&rsquo;nin &ldquo;organik entellekt&uuml;el&rdquo;i ile kardeştir.&nbsp; Rocheleau&rsquo;nun sunduğu portre, Gramsci&rsquo;den farklı olarak, ait olduğu topluma değil, bilimsel olarak araştırırken organik bağ kurduğu topluma hizmet eder.&nbsp; Bu a&ccedil;ıdan da aktivist karaktere sahiptir.&nbsp; Bu bağlamda kısa bir s&uuml;re &ouml;nce kaybettiğimiz Avukat Noyan &Ouml;zkan &ouml;rnek bir dayanışmacı bilim insanı olarak değerlendirilebilir.</p> <h4><strong>YOKSULLUK KAPİTALİZMİ (POVERTY CAPITALISM)</strong></h4> <p>Konferanstaki a&ccedil;ılış konuşmasında Ananya Roy&rsquo;un bahsettiği konulardan birisi yoksulluk kapitalizmi idi.&nbsp; Kitabının da adı olan bu kavram d&uuml;nyada giderek yaygınlaşan ve derinleşen yoksulluğun nedenlerini irdeliyor. Ananya Roy ile s&ouml;yleşi yapan Josh Leon, &ccedil;arpıcı bir &ouml;rnekle yoksulluğun boyutunu ve zengin-yoksul arasındaki farkın b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne sermiş.&nbsp; D&uuml;nyanın en zenginleri beşy&uuml;z civarında.&nbsp; Bir sinema salonunu ancak dolduracak sayıdalar.&nbsp; Fakat her zengin, yaklaşık 400 milyon insanın sahip olduğu t&uuml;m para kadar paraya tek başına sahip.&nbsp; Ananya Roy&rsquo;a g&ouml;re yoksulluk kapitalizmi G&uuml;ney yarımk&uuml;re veya Kuzey yarımk&uuml;reye &ouml;zg&uuml; coğrafi bir kavram değil.&nbsp; T&uuml;m&uuml;yle kalkınmayla ilgili&nbsp; ve kalkınmakta olan &uuml;lkeler i&ccedil;in tasarlanmış d&uuml;nya d&uuml;zeninin par&ccedil;ası.&nbsp; Yoksullukla m&uuml;cadele i&ccedil;in Muhammed Yunus tarafından geliştirilen mikrofinans y&ouml;ntemini de bu bağlamda irdeleyip eleştiriyor.&nbsp; Mikrofinans yoksullara, yoksulluk sarmalından &ccedil;ıkmaları i&ccedil;in destek vermek &uuml;zere tasarlanmasına rağmen, uygulamada global finans d&uuml;nyası i&ccedil;in karlı bir yatırım &uuml;r&uuml;n&uuml; haline gelmiş, diğer yandan devlet kontrol&uuml;nde verildiği i&ccedil;in t&uuml;m&uuml;yle devletin desteğine muhta&ccedil; ve her &uuml;lkede bir şekilde kendi b&uuml;rokrasisini oluşturmuş.&nbsp; Bu iki sonu&ccedil; mikrofinansın ruhuna aykırı ve ilkeleri ile &ccedil;elişiyor.&nbsp; Diğer yandan mikrofinans ile yoksullun kalkınması finanse edilirken bir yandan yoksulluğun ana nedenleri g&ouml;zden uzaklaştırılıyor.&nbsp; Yoksulluğun ana nedeni kredi alamamak veya sermaye bulamamak değil, yapısal olarak yaratılan sınıf, ırk ve cinsiyet eşitsizlikleri nedeniyle g&uuml;&ccedil; sahibi olamamaları ve s&ouml;m&uuml;r&uuml;lerek &ccedil;alıştırılmaları.&nbsp; Genel olarak, mikrofinans yoksulluk nedenini sistematik olarak politikaların dışına &ccedil;ıkıyor, apolitik hale d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;yor.Mikrokredi &uuml;lkemizde de uygulandı.&nbsp; Fikret Adaman ile Tuğ&ccedil;e Bulut&nbsp; &ldquo;500 Milyonluk Umut Hikayeleri: Diyarbakır&rsquo;dan İstanbul&rsquo;a Mikrokredi Maceraları&rdquo; kitabında T&uuml;rkiye&rsquo;deki uygulamayı anlatmışlar.&nbsp; Bu kitabı Ananya Roy&rsquo;un g&ouml;zl&uuml;ğ&uuml; ile bir kez daha okumak lazım.</p> <h4><strong>SOSYO-EKOLOJİK AYARLAR (SOCIO-ECOLOGICAL FIX)</strong></h4> <p>&ldquo;Fix&rdquo; s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml; sosyo-ekolojik &ccedil;er&ccedil;evesinde &ccedil;evirirken &ldquo;tamir&rdquo;, &ldquo;yama&rdquo; ile &ldquo;ayar&rdquo; arasında kararsız kaldım.&nbsp; &ldquo;Fix&rdquo;i, kapitalizmin yarattığı &ccedil;elişkilerden dolayı planladığı gibi yolunda gitmeyen, y&uuml;r&uuml;meyen, &ccedil;alışmayan mekanizmaları ve sistemleri kısa s&uuml;reli &ccedil;alışır hale getirme gayreti olarak tanımlıyorum ve kararı okuyucuya bırakıyorum.Kapitalizm sermaye birikimi i&ccedil;in &ccedil;alışır. Sermaya birikimi t&uuml;m d&uuml;nyaya ve yerel haklara ait varlıklara ve doğal kaynaklara el konulması ile m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. &Ouml;z&uuml;nde, doğal kaynakların sınırlı olmasından kaynaklı &ccedil;elişkileri barındırır ve doğal kaynakları pazarda satılacak &uuml;r&uuml;ne &ccedil;evirirken yaratılan kirlilik, bu kaynakları kullananların bu haklarından mahrum bırakılmalari gibi sorunlar yaratır. Bu &ccedil;elişki ve sorunlar, sosyo-ekolojik ayarlar ile ge&ccedil;ici olarak yatıştırılır.&nbsp;&nbsp;Bu bağlamda yenilenebilir enerji yatırımları sosyo-ekolojik ayar olarak değerlendirilebilirler.&nbsp;&nbsp;Yenilenebilir enerjinin &ccedil;ok geniş bir uygulama alanı vardır ve yoğun sermaya gerektirir.&nbsp;&nbsp;Sermaye i&ccedil;in yeni bir yatırım alanı a&ccedil;mış, şirketler i&ccedil;in yeni bir karlılık imkanı yaratmıştır.&nbsp;&nbsp;Şehirlerin &ccedil;evrelerindeki doğa alanlarını yok ederek b&uuml;y&uuml;meleri de bir diğer sosyo-ekolojik ayar olarak kabul edilebilir.Sosyo-ekolojik ayar kavramı &uuml;zerinden sosyal ve ekolojik krizleri okumak, bakış a&ccedil;ımızı zenginleştirir mi?&nbsp; Bu bilim d&uuml;nyasının halen tartıştığı bir konu.</p> <p>&nbsp;</p> <p>*Bu yazı 30 Nisan 2013'de Cumhuriyet gazetesi S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir Yaşam Eki'nde yayınlanmıştır.</p> Ayşen Eren Yorum Yazıları Tue, 30 Apr 2013 21:54:26 +0000 “YÖRE HALKI” VE YERELİN PARÇALILIĞI: KÖPRÜLÜ KANYON ÜZERİNE http://politikekoloji.org/yore-halki-ve-yerelin-parcaliligi-koprulu-kanyon-uzerine/ <p>Ge&ccedil;tiğimiz g&uuml;nlerde, her vadide peydah oluveren HES&rsquo;lere Antalya&rsquo;nın Serik il&ccedil;esinde K&ouml;pr&uuml;&ccedil;ay &uuml;zerinde yapılması planlanan Zincirli HES'in ekleneceği haberini duyduk.<a title="" href="file:///C:/Users/cemiaydin/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.Outlook/JVHBYG33/Koprucay%20HES%20(2).docx#_ftn1">[1]</a> Habere g&ouml;re, projenin başlamasıyla b&ouml;lgede s&uuml;rd&uuml;r&uuml;len rafting turizminin sekteye uğrayacak olması ge&ccedil;imini bu sekt&ouml;rden sağlayan y&ouml;re halkını endişelendiriyor. Meselenin ve planlanan HES&rsquo;e karşı y&ouml;re halkının muhalefetinin kamuoyuna taşınmasının &ouml;nemini teslim etmek gerek, ancak durumun yansıtıldığından daha &ccedil;etrefil olduğunu da g&ouml;rerek. Durum &ccedil;etrefil, zira "<em>rafting'den ge&ccedil;imini sa</em><em>ğ</em><em>layan y&ouml;re halkı</em>" fazlasıyla basit, ve son kertede yanıltıcı bir niteleme. Hem de birka&ccedil; y&ouml;nden.</p> <p>K&ouml;pr&uuml;l&uuml; Kanyon, Antalya&rsquo;nın Serik ve Manavgat il&ccedil;eleri arasında yeralan, Akdeniz&rsquo;in en geniş saf servi &ouml;rt&uuml;s&uuml;ne sahip bir nehir-orman ekosistemi. Y&ouml;re antik yerleşim yeri kalıntılarına da ev sahipliği yapıyor. Milli Park stat&uuml;s&uuml;n&uuml;n yanısıra alandaki bir&ccedil;ok b&ouml;lge SIT alanı olarak koruma altında. &nbsp;Y&ouml;re halkı temel olarak hayvancılık, tarım, yer yer kekik toplayıcılığı, ormancılık ve turizmden ge&ccedil;im sağlıyor, ama bunların &ccedil;oğu ge&ccedil;imlik, maddi getirisi az olan aktiviteler. Kanyon&rsquo;un giriş kısmında yeralan iki k&ouml;y dışında K&ouml;pr&uuml;&ccedil;ay&rsquo;ın iki tarafında y&uuml;kselen dağlarda kurulmuş 7-8 k&ouml;y var, ancak girişteki k&ouml;ylerle dağ k&ouml;yleri arasında ciddi farklar var. Kanyon&rsquo;un alt kısmındaki yerleşim yerleri hem ekonomik a&ccedil;ıdan daha refahlı, hem de su, elektrik, sağlık ve eğitim hizmetlerine erişim a&ccedil;ısından tartışmasız daha iyi durumda. Rafting turizminin &ouml;nayak olduğu ufak ekonomik canlanmanın getirisi de bu merkezlerde kalıyor. Ulaşımın zor olduğu dağ k&ouml;ylerinde ise durum &ccedil;ok farklı. G&ouml;zden ka&ccedil;ırılmaması gereken ilk &ouml;nemli nokta şu ki, t&uuml;m toplumsal gruplar gibi K&ouml;pr&uuml;l&uuml; Kanyon y&ouml;re halkı da yekpare, t&uuml;rdeş olmaktan uzak, ciddi eşitsizlikler ekseninde b&ouml;l&uuml;nm&uuml;ş bir grup. Bu anlamda da varolan eşitsizlikler ve kırılmaları g&ouml;zardı ederek &ccedil;evresel s&uuml;re&ccedil;lerden bahsetmek, rafting turizmini yada yapılması planlanan HES&rsquo;i anlamlandırmak ciddi bir yanlış.</p> <p>İkinci olarak g&ouml;r&uuml;lmesi gereken şu ki, rafting ne (&ccedil;evresel maliyetler a&ccedil;ısından) s&uuml;tten &ccedil;ıkmış ak kaşık ne de y&ouml;reye refah taşıyan, &ldquo;y&ouml;re halkı&rdquo;na geniş &ccedil;apta istihdam sağlayan bir kalkınma lokomotifi.&nbsp; Rafting turizminin ekosistem &uuml;zerindeki baskısı bir yana &ndash;ki alanda halihazırda varolan &ccedil;evresel sorunların baş m&uuml;sebbiblerinden sayılabilir&mdash;, rafting ağırlıklı olarak Kanyon dışından şirketlerin kontrol&uuml;nde olan bir faaliyet.&nbsp; Bu şirketler, merkezleri olan civar il&ccedil;elerden minib&uuml;slerle rafting i&ccedil;in turistleri Kanyon&rsquo;a getiriyor ve g&uuml;n sonunda aynı merkezlere geri g&ouml;t&uuml;r&uuml;yor. Turistler Kanyon&rsquo;da oldukları s&uuml;rece yeme-i&ccedil;me vb. hizmetleri rafting şirketlerinin işletmelerinden karşılıyorlar. Keza şirket &ccedil;alışanları da ekseriyetle y&ouml;re halkından değil dışarıdan istihdam edilmiş elemanlar. Kısacası, rafting turizminin K&ouml;pr&uuml;l&uuml; Kanyon y&ouml;re halkına ekonomik getirisi yok denecek kadar az. Gelen turistlere elişi, kaşık, yazma, yiyecek-i&ccedil;ecek satılması dışında rafting&rsquo;in y&ouml;renin iktisadi hayatının organik bir par&ccedil;ası olduğunu, y&ouml;re insanına yada doğasına yatırım aktardığını, g&ouml;rece g&uuml;venli yada uzun soluklu istihdam sağladığını s&ouml;ylemek imkansız. Tam da bu y&uuml;zden "<em>rafting'den ge&ccedil;imini sa</em><em>ğ</em><em>layan y&ouml;re halkı</em>"nın ge&ccedil;im kaynakları tehlikeye girdiği i&ccedil;in HES&rsquo;e karşı direneceğini d&uuml;ş&uuml;nmek g&uuml;&ccedil;. Zira 2011 yılı sonlarında alana gittiğimde dağ k&ouml;ylerinde ağır basan hissiyat elektrik ve suya erişimlerini kolaylaştıracağını d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;kleri HES&rsquo;i destekleme y&ouml;n&uuml;ndeydi.</p> <p>Dahası, raftingciler ve y&ouml;re halkı arasında ciddi bir eşitsizlikten bahsetmek m&uuml;mk&uuml;n. K&ouml;pr&uuml;l&uuml; Kanyon 1973 yılında (k&ouml;yl&uuml;lerin sık&ccedil;a s&ouml;ylediği gibi Ankara&rsquo;da oturanların oturdukları yerden karar verip) milli park ilan edilmesinden beri &ccedil;ok katı koruma kurallarına tabi. K&ouml;pr&uuml;&ccedil;ay kıyıları ve bir&ccedil;ok yerleşim yeri alanının da dahil olduğu geniş&ccedil;e bir b&ouml;lge 1. Derece SİT alanı stat&uuml;s&uuml;nde.&nbsp; Bunun anlamı bir&ccedil;ok k&ouml;yl&uuml;n&uuml;n inşaat yasağı nedeniyle evlerinin i&ccedil;inde tuvalet olmadan yaşamak zorunda kalması, tek odalı hanelerde sekiz kişinin barınması, akan damlarını onardıkları i&ccedil;in hapis cezasıyla karşılaşmaları, alanın coğrafi yapısına uygun yegane hayvan olan ke&ccedil;i beslenmesinin yasaklanmasıyla ge&ccedil;im kaynaklarının sekteye uğraması... &Ouml;te yandan SİT alanı kuralları rafting sekt&ouml;r&uuml;ne laf ge&ccedil;iremiyor olacak ki K&ouml;pr&uuml;&ccedil;ay kıyısında sıralanmış bir&ccedil;ok rafting tesisi var. Yani tepeden inme, katı koruma kuralları y&ouml;re halkını senelerdir mağdur ederken, aynı kuralların rafting turizminin karlılığına etkisi g&ouml;rece az. Yani rafting turizmi, alanın ekonomik refaha kavuşmasının tek g&ouml;zle g&ouml;r&uuml;l&uuml;r olanağı olarak etrafında birleşilen bir payda olmakla beraber, alandaki ana &ccedil;atışmalardan birini de imliyor.</p> <p>&Ouml;te yandan, mesele &ouml;n&uuml;m&uuml;ze bir t&uuml;r a&ccedil;maz koyuyor.&nbsp; Kanyon&rsquo;da rafting turizminin varlığı ve rafting sermayesinin g&uuml;c&uuml; yapılması planlanan HES'e karşı bir direniş hattının oluşabilmesinin muhtemelen en g&uuml;&ccedil;l&uuml; ayağı. &Ccedil;evre &uuml;zerindeki olumsuz etkileri ve (yeniden) &uuml;rettiği eşitsizliklerin yanısıra (ve ilintili olarak), Kanyon ekosisteminin kullanılmasından k&acirc;r eden rafting sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n kendi &ccedil;ıkarları i&ccedil;in HES yapımına direnme saiki olması karşısında &ccedil;evresel ve sosyal adalet g&ouml;zeten bir duruş ne olmalı? Rafting sermayesinin HES&rsquo;le m&uuml;cadeleye vereceği destek elbet faydalı olacaktır, ancak bu yolla kurulan bir direniş cephesinin işlevselleştirdiği değer dilleri, stratejileri, s&ouml;ylemleri, (varsa) alternatif &ouml;nerileri nereye evrilir yada evrilemez, d&uuml;ş&uuml;nmek gerek. Bunun yanısıra, alanda varolan rafting turizmi etrafında ve &ouml;tesinde şekillenmiş eşitsizlik ve &ccedil;atışmaların bu t&uuml;r bir direniş cephesinin etkinliği a&ccedil;ısından ne anlama geleceği de sorular arasında akılda tutulmalı. Bu t&uuml;r a&ccedil;mazların salt K&ouml;pr&uuml;l&uuml; Kanyon&rsquo;a mahsus olmadığını da g&ouml;z&ouml;n&uuml;nde bulundurursak, ekoloji m&uuml;cadelesini toplumdaki g&uuml;&ccedil; ilişkilerinden, eşitsizliklerden, hegemonik b&uuml;y&uuml;me paradigmasının eleştirisinden bağımsız g&ouml;rmeyen politik-ekolojici bir yaklaşımın bu sorulara kafa yorması elzem g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor.</p> <p>&nbsp;</p> <hr align="left" size="1" width="33%" /> <p><a title="" href="file:///C:/Users/cemiaydin/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.Outlook/JVHBYG33/Koprucay%20HES%20(2).docx#_ftnref1">[1]</a> http://haber.sol.org.tr/kent-gundemleri/bakanlik-onayladi-koprucaya-zincir-vuracaklar-haberi-70352</p> Bengi Akbulut Yorum Yazıları Tue, 02 Apr 2013 01:53:07 +0000 BİR GÖL, BİR NEHİR VE BİR ŞEHİR http://politikekoloji.org/bir-gol-bir-nehir-ve-bir-sehir/ <p><strong><em>BİR RAMSAR ALANI OLAN BURDUR G&Ouml;L&Uuml;</em></strong></p> <p><strong><em>&nbsp;</em></strong></p> <p>Doğa Derneği ile Atlas dergisi birka&ccedil; yıldır &ldquo;Burdur G&ouml;l&uuml;&rsquo;ne Sadakat Yolculuğu&rdquo; d&uuml;zenliyor.&nbsp; T&uuml;rkiye&rsquo;nin d&ouml;rtbir yanından gelen doğaseverlerle, Burdur G&ouml;l&uuml;&rsquo;ndeki su azalması ve kirliliğe dikkat &ccedil;ekmek ve devletin gerekli &ouml;nlemleri alması i&ccedil;in eylemler yapıyor. Burdur G&ouml;l&uuml; d&uuml;nyada nesli t&uuml;kenmekte olan beyaz başlı &ouml;rdek ile endemik bir balığın yaşam alanı ve 1998&rsquo;den bu yana Ramsar koruma alanı.&nbsp; Yani T&uuml;rkiye&rsquo;nin de imzaladığı Ramsar Uluslararası Sulakalanların Korunması S&ouml;zleşmesi kapsamında devletin koruması gereken bir alan.&nbsp; Fakat başarısız kalınmış. F. Adaman, S. Hakyemez ve B. &Ouml;zkaynak&rsquo;ın yazdıkları bilimsel makalede g&ouml;l&uuml;n sorunlarını analiz edip, bir dizi &ccedil;&ouml;z&uuml;m &ouml;nermişler.&nbsp; Su seviyesinin kısa s&uuml;rede hızlı d&uuml;şmesinin en b&uuml;y&uuml;k nedeni, g&ouml;l&uuml; besleyen dere ve nehirlerdeki su miktarının azalması.&nbsp; Azalmanın nedeni DSİ&rsquo;nin kurduğu baraj ve g&ouml;letler.&nbsp; Daha az su kullanan damlama sulama y&ouml;ntemine ağırlık verilmesi gerekirken, salma sulama i&ccedil;in daha &ccedil;ok su tutma yolu izlenmiş.&nbsp; Sayısı giderek artan ka&ccedil;ak kuyular ikinci neden.&nbsp; Burdur Belediyesi&rsquo;nin i&ccedil;me suyunu g&ouml;le su veren kaynaktan alması &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; temel neden.&nbsp; G&ouml;l&uuml;n kirlenmesinin ana nedeni kirletilen suların arıtılmadan g&ouml;le bırakılması.&nbsp; Kirletenler kim?&nbsp; Burdur sanayi b&ouml;lgesindeki tesisler ile Burdur Şeker Fabrikası ve az oranda tarımda kullanılan suni g&uuml;bre ve ila&ccedil;lar.&nbsp; B&uuml;t&uuml;n bunların ardındaki sosyo-politik nedenler ise planlamaların sistemsel, b&uuml;t&uuml;nsel bir anlayışla yapılmayışı, kalkınmanın sanayileşme ve şehirleşme olarak tanımlanması, bunlara doğa korumadan &ccedil;ok daha y&uuml;ksek &ouml;ncelik verilmesi, &ccedil;evre yasaları ve y&ouml;netmeliklerin uygulanmaması, ve g&ouml;l&uuml;n sorunlarına dikkat &ccedil;ekip &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml; talep eden g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir kamuoyu olmaması.&nbsp; İlgin&ccedil; olan kirliliği yaratan şirketler kolayca &ouml;rg&uuml;tlenip, lobi &ccedil;alışmalarını y&uuml;r&uuml;t&uuml;rken, doğasına sahip &ccedil;ıkması gereken halkın bir araya gelip, &ouml;rg&uuml;tlenememesi.&nbsp; Makalede &ouml;nerilen &ccedil;&ouml;z&uuml;m, &ccedil;evre koruma y&ouml;netmeliklerini uygulayan, b&ouml;lgeye uzun s&uuml;re etkisi olacak politika ve projelerin etkili koordinasyonu sağlayan ve y&ouml;re halkını katılım i&ccedil;in cesaretlendiren yeni bir y&ouml;netim bi&ccedil;imi. &nbsp;&nbsp;Devletin ataletinden kaynaklanan g&ouml;l&uuml;n sorunlarına dikkat &ccedil;ekip &ccedil;&ouml;z&uuml;m talep eden g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir kamuoyu ise, bence &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml;n anahtarı.</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>NİL&Uuml;FER &Ccedil;AYI TEMİZ AKSIN</strong></p> <p>&nbsp;</p> <p>Nil&uuml;fer &ccedil;ayı Bursa ilinde Uludağ&rsquo;dan Marmara Deniz&rsquo;ine d&ouml;k&uuml;l&uuml;yor.&nbsp; Dere boyunca inşa edilmiş olan fabrikalar &ccedil;aya herg&uuml;n 15 bin metrek&uuml;p atık su bırakıyor.&nbsp; Dere boyunca yerleşik 52 k&ouml;y Nil&uuml;fer &ccedil;ayını sulamada kullanıyor.&nbsp; Bu su ile yetişen sebze, meyveler şehirlerde t&uuml;ketiliyor.&nbsp; Yani, kirlenmenin etkisi b&ouml;lge ile sınırlı değil.&nbsp; Ayrıca,&nbsp; dere boyundaki yerleşim yerlerinde kanser vakaları dikkat &ccedil;ekici şekilde artıyor ve Nil&uuml;fer &ccedil;ayı koku salıyor. &nbsp;Analiz edilen suda yasal limitlerin &uuml;&ccedil; katı &uuml;zerinde askıda katı madde, yağ ve gres, beş katı &uuml;zerinde renk ve sekiz katı &uuml;zerinde s&uuml;lf&uuml;r tesbit edilmiş.&nbsp; Nil&uuml;fer &ccedil;ayının temizlenmesi i&ccedil;in k&ouml;yl&uuml;ler ve halk ge&ccedil;en yıldan beri bir dizi eylem d&uuml;zenledi.&nbsp; İstekleri basit; fabrikaların ve arıtma tesislerinin kontrol edilmesi ve arıtması olmayan veya olmasına rağmen &ccedil;alıştırmayan fabrikaların kapatılması.&nbsp; Konu meclise de taşınmış.&nbsp; Soru &ouml;nergesine verilen cevap plansız sanayileşmeyi teyit ediyor.&nbsp; &Ouml;nce tesislere lisans veriliyor, &uuml;retim başlıyor, &ccedil;evre kirletiliyor, kirlilik &ouml;l&uuml;mc&uuml;l bir noktaya geldikten sonra denetleme ve planlama &ccedil;alışmaları başlatılıyor.&nbsp; Devletin y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; &ccedil;alışmalarda &ccedil;evreyi nasıl temiz tutarız değil tesisleri nasıl &ccedil;alışır kılarız anlayışı hakim.&nbsp; Bir de Avrupa Birliği&rsquo;ne uyum kaygısı g&ouml;ze &ccedil;arpıyor.</p> <p><strong>&nbsp;</strong></p> <p><strong>SARNI&Ccedil;LAR ŞEHRİ ALAİYYE&rsquo;DEN APARTMANLAR KENTİ ALANYA&rsquo;YA</strong></p> <p>&nbsp;</p> <p>17. y&uuml;zyılda Alanya&rsquo;ya gelen Evliye &Ccedil;elebi şehirdeki 420 sarnı&ccedil; olduğundan ve bu nedenle &ldquo;Sarnı&ccedil;lar Şehri&rdquo; olarak anıldığından bahseder.&nbsp;&nbsp; Şehrin en g&ouml;rkemli sarnı&ccedil;ı 800 yıl &ouml;nce Ebu Ali tarafından inşa edilen Kızıl Kule&rsquo;dir.&nbsp; Kızıl Kule tam bir ekolojik mimarı &ouml;rneğidir.&nbsp; İnşasında yerli malzeme, taş ve toprak kullanılmıştır.&nbsp; İklimsel şartlar, yaşamsal ihtiya&ccedil;lar ve g&uuml;venlik sağlama amacı g&ouml;zetilerek olağan&uuml;st&uuml; bir bi&ccedil;imde planlanmıştır.&nbsp; Binanın ortasında b&uuml;y&uuml;k bir sarnı&ccedil; yer alır.&nbsp; Kulenin a&ccedil;ık olan en &uuml;st katı yağmuru toplar, s&uuml;zerek sarnı&ccedil;ı doldurur.&nbsp; Otuz&uuml;&ccedil; metre y&uuml;kseklikte, beş katlı kulede ustaca planlanıp tasarlanarak katlara serpiştirilen aralıklar sayesinde birinci kata kadar g&uuml;neş ışığının gelmesi sağlanmıştır.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Alanya 17. Y&uuml;zyıldan 20. y&uuml;zyıla pek değişmemiş ama son 30 yıl i&ccedil;inde tanınmayacak hale gelmiş.&nbsp; Bug&uuml;nlerde Alanya&rsquo;da en yaygın iş kolu m&uuml;teahitlik ve gayrimenk&uuml;lc&uuml;l&uuml;k.&nbsp; En kalabalık yerler gayrimenk&uuml;l d&uuml;kkanları. En &ccedil;ok konuşulan konu alım, satım ve kiralama işleri. Muz bah&ccedil;elerini g&ouml;zleriniz arıyor ama bulmanız zor. Meşhur Alanya muzunu satan bir tek seyyar satıcı kalmış. &ldquo;Sarnı&ccedil;lar Şehri&rdquo; &ldquo;Apartmanlar Kenti&rdquo;ne d&ouml;n&uuml;şm&uuml;ş.&nbsp; Alanyalılar y&uuml;zyıllardır s&uuml;regelmiş geleneklerini bir tarafa itip, ayaklarına kadar gelen yağmur suyunu hasat ederek, biriktirip kullanmak yerine, enerji ve para harcayarak kurdukları sistemler ile dağlardan, derelerden getiriyorlar.&nbsp; Turizm adına sulak alanlar kurutulmuş, kumsallara, tarla ve bah&ccedil;elere yol, bina ve tesisler yapılmış.&nbsp; Kentin doğallığı yok olmuş.&nbsp; Kendi kendini besleyebilen ve hatta &uuml;rettiklerini satan bir şehirken beton yığınına d&ouml;nm&uuml;ş.&nbsp; Bağ ve bah&ccedil;elerde &ouml;zg&uuml;r ge&ccedil;en yaşam d&ouml;ng&uuml;leri, d&ouml;rtduvar arasına sıkışmış kalmış.&nbsp; Sıcak para g&ouml;zlerini &ouml;yle kamaştırmış ki, ge&ccedil;ici k&ouml;rl&uuml;k yaşıyorlar.&nbsp; Alanya&rsquo;nın 30 yıl &ouml;nceki ve bug&uuml;nk&uuml; fotoğrafları karşılaştırıldığında insanın aklına Midas&rsquo;ın efsanesi geliyor. Tanrı Dionisos, Kral Mikas&rsquo;ı yaptığı iyilikten dolayı m&uuml;kafatlandırmak ister ve bir dileğini ger&ccedil;ekleştireceğini s&ouml;yler.&nbsp; Zaten &ccedil;ok zengin olan Kral Midas daha da zengin olmayı ister ve her dokunduğunun altına d&ouml;n&uuml;şmesini diler.&nbsp; Fakat yemek i&ccedil;in dokunduğu yiyecekler, i&ccedil;eceği su altına d&ouml;n&uuml;ş&uuml;nce onca zenginliğin i&ccedil;inde a&ccedil; ve susuz kalır.&nbsp; Bunun &uuml;zerine tanrı Dionisos&rsquo;tan bu uğursuz g&uuml;c&uuml; ondan geri almasını ister.&nbsp;</p> <p>Bug&uuml;n, Alanya&rsquo;lı Midas&rsquo;ların ellerini dokundukları her kum tanesi, her ağa&ccedil;, her toprak par&ccedil;ası betona, taşa ve paraya d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor.&nbsp; Bunun uğursuzluğunu bakalım nasıl ve ne zaman anlayacaklar?</p> <p>&nbsp;</p> <p>* 26.Mart.2013 tarihinde Cumhuriyet gazetesi S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir Yaşam Eki'nde yayınlanmıştır.</p> Ayşen Eren Yorum Yazıları Thu, 28 Mar 2013 03:33:10 +0000 Urmu der ki, "Susuzam" http://politikekoloji.org/urmu-der-ki-susuzam/ <h3 align="center">Express, 131,&nbsp;<a href="http://birdirbir.org/dergiler/express-131/">http://birdirbir.org/dergiler/express-131/</a></h3> <p><span>Orta Doğu&rsquo;nun &ldquo;yakıcı&rdquo; g&uuml;ndeminde kaynayıp giden ama savaşlardan &ccedil;ok daha &ldquo;yakıcı&rdquo; sonu&ccedil; doğurabilecek ekolojik felakete dikkat &ccedil;ekmek gerekiyor. T&uuml;rkiye-İran sınırının yanı başındaki Urmu G&ouml;l&uuml;, Tahran tarafından kurumaya terk edildi. G&ouml;l&uuml; besleyen akarsulara yapılan barajlar &ccedil;evrenin hızla &ccedil;&ouml;lleşmesine yol a&ccedil;ıyor. Y&ouml;re halkını dinleyen yok, zira b&uuml;t&uuml;n bunlar b&ouml;lgenin siyasi haritasına damgasını vuran Azerilere karşı uygulanan sindirme politikasının bir par&ccedil;ası&hellip; Fiziki harita ise başka alarm veriyor: Orta Doğu &ldquo;tuz fırtınası&rdquo; tehdidi altında.</span></p> <p>&nbsp;</p> <p>İran topraklarının kuzey batısında T&uuml;rkiye sınırına yakın bir yerde bir g&ouml;l var. Adı Urmiye. İsmini duyduğumda ilk işim internette fotoğraf aramak oldu. G&ouml;l&uuml;n i&ccedil;inde &ldquo;Osman&rsquo;ın Yumruğu&rdquo; adlı bir kaya ile &ldquo;Artemia&rdquo; denen bir &nbsp;canlının fotoğraflarına rastladım. Derken &ouml;ğrendim ki Orta Doğu&rsquo;nun en b&uuml;y&uuml;k tuzlu g&ouml;l&uuml; hızla kuruyormuş. Fotoğraflar dehşet vericiydi. G&ouml;l&uuml;n tabanı tuzla kaplanmıştı.&nbsp; &Ccedil;evre kasaba ve k&ouml;yleri tuz fırtınası tehdidi altındaydı. Elbette g&ouml;l&uuml;n insanlarını merak ettim. Nasıl bir hayat yaşarlar, neye benzerler diye bir fotoğraf aradım. Ne hikmetse bir tane bulamadım. G&ouml;remediğim bu insanlarla&nbsp; buluşmak i&ccedil;in &ccedil;ıktım yola. &Ouml;nce Tahran&rsquo;da doğa ve yerel k&uuml;lt&uuml;rleri koruma organizasyonlarıyla buluştum. G&ouml;le gitmek istediğimi s&ouml;ylediğimde Tahranlı arkadaşlarım &ldquo;ortam karışık; bir de yabancısın, g&ouml;z&uuml;n&uuml;n yaşına bakmaz casus diye i&ccedil;eri atarlar&rdquo; deyip beni uyardı. S&ouml;z konusu İran H&uuml;k&uuml;meti olunca insan tedirgin oluyor tabi. Ama merakıma bırakıp kendimi, d&uuml;şt&uuml;m yola.</p> <p>&nbsp;</p> <p><a href="http://www.suhakki.org/?attachment_id=7275" rel="attachment wp-att-7275"><img class="aligncenter" src="http://www.suhakki.org/wp-content/uploads/2013/03/Urmiye-Golu.png" alt="Urmiye Golu" width="475" height="314" /></a></p> <p>&nbsp;Urmu G&ouml;l&uuml; İran Azerbaycan'ında İran-T&uuml;rkiye-Irak sınırına yakın</p> <h2><strong>G&uuml;ney Azerbaycan&rsquo;a yolculuk</strong></h2> <p>Urmiye G&ouml;l&uuml;&rsquo;n&uuml;n etrafını &ccedil;eviren &uuml;&ccedil; şehirden biri olan Tebriz&rsquo;de beni Ekrem karşılayacak. Ekrem g&uuml;m&uuml;şi kısa sa&ccedil;larıyla g&uuml;zel bir gen&ccedil; Azeri feminist. Beni Urmiye G&ouml;l&uuml;&rsquo;n&uuml; savunmaktan su&ccedil;lu bulunduğu i&ccedil;in iki seneye yakın hapis yatmış bir aktivistin evine g&ouml;t&uuml;recek. Biniyoruz bir taksiye. Yolda d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum; bir insan Allah&rsquo;ın bir g&ouml;l&uuml; i&ccedil;in İran h&uuml;k&uuml;metiyle ters d&uuml;şmeyi ve hapislerde yatmayı nasıl g&ouml;ze alır?</p> <h2><strong>Gelin gidek ağlayak, Urmu G&ouml;l&uuml;&rsquo;n&uuml; doldurak!</strong></h2> <p>Aktivistin kod adı Elman. Ger&ccedil;ek adını ise bir ka&ccedil; g&uuml;n sonra &ouml;ğreneceğim. 28 yaşında. Beni ş&uuml;phe ve dikkat karışımı bir bakışla s&uuml;z&uuml;yor. &ldquo;Burada rahat olabilirsin&rdquo; diye başımdaki &ouml;rt&uuml;y&uuml; g&ouml;steriyor. Birlikte g&ouml;l&uuml;n başına gelenleri protesto g&ouml;sterilerinin ve y&uuml;r&uuml;y&uuml;şlerinin kayıtlarına bakıyoruz. &ldquo;Urmu G&ouml;l&uuml; can verir, parlamento katline ferman verir!&rdquo;, &ldquo;Azerbaycan uyuma, tarihine sahip &ccedil;ık!&rdquo; &ldquo;Gelin gidek ağlayak, Urmu G&ouml;l&uuml;&rsquo;n&uuml; doldurak!&rdquo; diye slogan atıyor y&uuml;r&uuml;yenler. Bir saatlik sohbetin ardından, yeni y&uuml;zler beliriyor evde. Her biri g&ouml;l&uuml; korumaya &ccedil;alışırken başına gelenleri anlatıyor. Polis defalarca tutuklamış ve Azerice &ldquo;zindan&rdquo; denilen hapse atmış. Zindan denilince abartı sanılmasın. Bazıları kırba&ccedil; cezası bile almış. Benim konuşabildiklerim senet imzalayarak hapis cezasını ertelediği i&ccedil;in dışarda olanlar. İ&ccedil;erde daha onlarcası var. Soruyorum &ldquo;sizi tutuklama nedenleri nedir?&rdquo;. &ldquo;İran&rsquo;da neden aranmaz ki tutuklamak i&ccedil;in&rdquo; diyor hepsi birden.</p> <h2><strong>&ldquo;Vatan haini değil, vatanseveriz&rdquo;</strong></h2> <p>G&uuml;ntay &ldquo;bizi vatan haini olmakla su&ccedil;ladılar&rdquo; diyerek başlıyor s&ouml;ze. &ldquo;Oysa biz vatanımızı sevdiğimiz i&ccedil;in g&ouml;l&uuml;m&uuml;z&uuml; korumak istiyoruz&rdquo; diyor. Bir ara 70 yaşlarında kasketli, &ouml;rg&uuml; yelekli bir adam giriyor i&ccedil;eri. Herkes ayağa kalkıyor. Adı &Uuml;stad Hasan. O bir m&uuml;zik adamı. Onu bile g&ouml;z altına almışlar. Sebep de Urmiye G&ouml;l&uuml;&rsquo;ne t&uuml;rk&uuml; besteleyip bir d&uuml;ğ&uuml;nde s&ouml;ylemesi. Sonunda su&ccedil;suz bulunmuş ama bu sefer de damat d&uuml;ğ&uuml;n&uuml;nde bu şarkının okunmasına izin verdiği i&ccedil;in 6 ay hapis cezası almış. &Uuml;stad gidince, diğer Hasan &ldquo;herşey hakimiyetin planı&rdquo; diye başlıyor s&ouml;ze. Hakimiyet derken İran h&uuml;k&uuml;metini kastediyor. &ldquo;Biz Azeri T&uuml;rklerini kendilerinden saymıyorlar. Bu nedenle g&ouml;l&uuml; de kendi g&ouml;lleri saymazlar&rdquo;. Hasan&rsquo;a g&ouml;re h&uuml;k&uuml;met ger&ccedil;ekten istese Aras Nehri&rsquo;nden su &ccedil;ekip g&ouml;l&uuml; tekrar canlandırabilir. Nitekim b&ouml;yle bir proje ile yetkililere başvurulmuş ama &ccedil;ok maliyetli olacağı gerek&ccedil;esi ile reddedilmiş. &ldquo;Hazar Denizi&rsquo;nden y&uuml;zlerce kilometrelik borularla Orta İran&rsquo;a su taşıyacak projeye 4 milyar dolarlık b&uuml;t&ccedil;e ayırmayı biliyorlar tabi&rdquo; diye ekliyor.</p> <h2><strong>&ldquo;G&ouml;l&uuml; kurutan onu besleyen akarsulara kurulmuş barajlar&rdquo;</strong></h2> <p>Urmiye G&ouml;l&uuml;&rsquo;n&uuml;n kurumaya başlamasının en &ouml;nemli nedeni g&ouml;l&uuml; besleyen on &uuml;&ccedil; nehrin &uuml;zerine kurulan kırka yakın baraj. Bir zamanlar g&ouml;le d&ouml;k&uuml;len Şeher &Ccedil;ayı&rsquo;na kurulmuş barajı g&ouml;rmeye gidiyoruz. &Ccedil;evredekilerle konuşuyorum. İnsanlar barajdan şikayet&ccedil;i. Biri &ldquo;bunu niye kurdular bilmiyoruz&rdquo; diyor. Diğeri devam ediyor &ldquo;ne doğru d&uuml;zg&uuml;n elektrik &uuml;retir, ne de suyunun bize bir faydası olur&rdquo;. Bir başkası &ldquo;ge&ccedil;enlerde burada serinlemek i&ccedil;in y&uuml;zenler boğulup &ouml;ld&uuml;&rdquo; diyor. Baraj g&ouml;l&uuml;n&uuml;n etrafı insan boyunu aşan tellerle &ccedil;evrili. Tellerin ardından baraj g&ouml;l&uuml;ne bakarken, betondan b&uuml;y&uuml;k bir anıt g&ouml;r&uuml;yorum. Dev bir damla şeklinde. Barajı kuranlar dikmiş bu betonu oraya. Soruyorum &ldquo;bu ne b&ouml;yle?&rdquo;. Elman &ldquo;inşaatcılar bunu niye dikmişler buraya bilmem ama bizim i&ccedil;in bu, Urmu G&ouml;l&uuml; i&ccedil;in d&ouml;kt&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z g&ouml;zyaşıdır&rdquo; diye cevaplıyor. &Ouml;nceleri g&ouml;l&uuml;n etrafında sadece susuz tarım yapılırken, barajların kurulmasıyla birlikte sulu tarım iyice artmış. Pek &ccedil;ok &ccedil;ift&ccedil;i ge&ccedil;imlik tarımı bırakıp, sadece orkide gibi daha y&uuml;ksek para getirisi olan &uuml;r&uuml;nler yetiştirmeye başlamış. Bir de son on yıldır k&uuml;resel iklim değişikliğinin etkisiyle yağışlar azalınca g&ouml;l iyice kuruyup, su yerini tuza bırakmış.</p> <p>&nbsp;</p> <p><a href="http://www.suhakki.org/?attachment_id=7276" rel="attachment wp-att-7276"><img class="aligncenter" src="http://www.suhakki.org/wp-content/uploads/2013/03/Seher-Baraji-Urmiye.jpg" alt="Seher Baraji Urmiye " width="513" height="341" /></a></p> <p>Şeher Barajı'ndan Urmu G&ouml;l&uuml;'ne g&ouml;zyaşı</p> <h2><strong>G&ouml;l olmuş &ccedil;&ouml;l...</strong></h2> <p>Barajın yanından ayrılıyoruz. İstikametimiz meşhur Urmiye G&ouml;l&uuml;. Saatte 60 km hızla giden arabanın i&ccedil;inde bir saat boyunca g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z tek manzara, bembeyaz parlayan ve g&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml; kamaştıran tuz. &Ccedil;ok değil 25-30 yıl &ouml;nce herkesin suyunda serinleyip kıyısında g&uuml;neşlendiği g&ouml;l, artık u&ccedil;suz bucaksız bir tuz &ccedil;&ouml;l&uuml;. G&ouml;z alan bu beyazlık ufukta yavaş&ccedil;a mavi g&ouml;kle birleşiyor. Bir zamanlar etrafı suyla &ccedil;evrili adacıklar artık sıradan tepelere d&ouml;n&uuml;şm&uuml;ş. Bir saatin sonunda nihayet su g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. Arabayı durdurup hem suya yaklaşmak, hem de fotoğraf &ccedil;ekmek i&ccedil;in &ccedil;ıkıyorum dışarı. Elman ve yoldaşları da fırlıyor ardımdan. Onlar poz verir gibi yapacak, ben ancak &ouml;yle &ccedil;ekeceğim fotoğrafları. &ldquo;Ş&uuml;phelenmesin kimse&rdquo; diyor Ferdin. Ger&ccedil;i ş&uuml;phelenecek bir Allah&rsquo;ın kulu da yok etrafta. Sahipsizliğini anlatırcasına ne bir insan, ne de bir başka canlı var bizden başka. Tuz her yanı kavurmuş. Su kıpkırmızı olmuş, kanıyor. Soruyorum nedenini. &Uuml;niversitede coğrafya b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde okuyan Ferdin cevaplıyor &ldquo;sel sularıyla taşınan topraktan b&ouml;yle kırmızı su&rdquo;.</p> <p>&nbsp;</p> <p><a href="http://www.suhakki.org/?attachment_id=7277" rel="attachment wp-att-7277"><img class="aligncenter" src="http://www.suhakki.org/wp-content/uploads/2013/03/Urmiye-Golu-ve-Batik-Gemi.jpg" alt="Urmiye Golu ve Batik Gemi" width="459" height="280" /></a></p> <p>Tuz g&ouml;l&uuml;ne saplanmış eski bir gemi</p> <h2><strong>Orta Doğu tuz fırtınası tehdidi altında&nbsp;</strong></h2> <p>Yapılan araştırmalara g&ouml;re g&ouml;l tabınında 8 milyar ton tuz birikmiş. R&uuml;zgarın ve fırtınanın etkisiyle taşınan tuzun 500 km &ccedil;aplı bir alanda hem insanları, hem de tarımı olumsuz etkileyerek muazzam bir zehirlenmeye yol a&ccedil;ması şans değil, an meselesi. Pek &ccedil;ok ekolojist, aktivist ve hatta h&uuml;k&uuml;met yetkilisi b&ouml;yle bir felaketin sadece g&ouml;l etrafındaki değil, Azerbaycan, Ermenistan, Irak ve T&uuml;rkiye&rsquo;deki yerleşim birimlerini de etkileyeceğini biliyor. Bu &ccedil;apta bir ekolojik felaketin toplu g&ouml;&ccedil;lere ve politik &ccedil;alkantıların eksik olmadığı Orta Doğu&rsquo;da &ccedil;eşitli ihtilaflara neden olacağı aşikar. Ancak tehdit d&ouml;rt &uuml;lkeyi ilgilendirmesine rağmen, İran H&uuml;k&uuml;meti Teftiş Kurulu başkanı Muhammedi&rsquo;nin s&ouml;zleri manidar. 5 Haziran 2012 D&uuml;nya &Ccedil;evre G&uuml;n&uuml;&rsquo;nde Tebriz de dahil olmak &uuml;zere d&uuml;nyanın &ccedil;eşitli kentlerinde g&ouml;le olanları protesto i&ccedil;in d&uuml;zenlenen etkinliklere ithafen ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Madem uzmanlar g&ouml;l&uuml;n durumunun ciddi olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor, o zaman milli b&uuml;t&ccedil;eden pay isteyeceklerine b&ouml;lgenin kendi b&uuml;t&ccedil;esiyle bu sorunu &ccedil;&ouml;zs&uuml;nler&rdquo;. B&ouml;ylece herkesi etkileyecek bir sorunun y&uuml;k&uuml; g&ouml;l&uuml;n insanlarına yıkılıyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>&nbsp;<a href="http://www.suhakki.org/?attachment_id=7285" rel="attachment wp-att-7285"><img class="aligncenter" src="http://www.suhakki.org/wp-content/uploads/2013/03/Urmiye-Golu-Kuculuyor.jpg.png" alt="Urmiye Golu Kuculuyor.jpg" width="570" height="376" /></a></p> <p>&nbsp;Urmiye G&ouml;l&uuml; hızla k&uuml;&ccedil;&uuml;l&uuml;yor</p> <p>&nbsp;</p> <p>Karanlık gelecek senaryolarından bahsederken, &ldquo;herşey 2006 yılında başladı&rdquo; diye s&ouml;ze giriyor Fatima. Enerjik gen&ccedil; bir avukat. Urmu G&ouml;l&uuml;&rsquo;n&uuml; savunurken başı h&uuml;k&uuml;metle belaya girenlerin avukatlığına adamış kendini. &ldquo;H&uuml;k&uuml;met T&uuml;rkleri hep hor g&ouml;rd&uuml;. İran&rsquo;da filmlerde T&uuml;rkler ya hizmet&ccedil;i ya da &ccedil;&ouml;p&ccedil;&uuml;d&uuml;r. 2006&rsquo;da gazetede bizi aşağılayan bir haber son damla oldu. &Uuml;niversitelerde bu olayı protesto eden gen&ccedil;ler zindanlara atıldı&rdquo; diyor. G&uuml;ntay ise Urmu G&ouml;l&uuml; meselesinin ilk kez 90&rsquo;lı yıllarda gazeteciler tarafından g&uuml;ndeme getirildiğinden, daha sonra &uuml;niversitelerin konuyla ilgili bazı araştırmalar yapmaya başladığından bahsediyor. &nbsp;&ldquo;Ancak &uuml;lkede &uuml;niversiteler de &ouml;zg&uuml;r değil ki. Bu konuda araştırma yapmak da, halkı bilgilendirmek de yasak&rdquo; diyor. Aslında g&ouml;l&uuml;n fiziksel durum tespitine y&ouml;nelik &ccedil;eşitli araştırmalar var ama bunların hi&ccedil;biri meselenin sosyal boyutuna değinmiyor.</p> <h2><strong>&ldquo;G&ouml;l&uuml;n başına gelenler, bizim başımıza gelenlerin aynası&rdquo;&nbsp;&nbsp;</strong></h2> <p>Yeni istikamet g&ouml;le 20 dakika mesafedeki &ldquo;sulu d&uuml;zl&uuml;k&rdquo; anlamına gelen Sulduz kasabası. Orada yedi sene &ouml;nce Urmiye G&ouml;l&uuml;&rsquo;n&uuml; ve kimliklerini savunurken &ouml;ld&uuml;r&uuml;len gen&ccedil;lerin mezarları başında bir anma t&ouml;reni var. O t&ouml;rene katılacağız. Yolda &uuml;&ccedil; kez araba değiştiriyoruz. Elman&nbsp; telefonunu bir a&ccedil;ıp bir kapıyor. Birileri ile konuşuyor. Ferdin arabadan inip ankes&ouml;rl&uuml; telefondan birilerini arıyor. Sulduz&rsquo;un girişini polis tutmuş. Mecburen başka yerden gireceğiz. Varıyoruz bakıyoruz ki diğer girişte de asker var. &Ccedil;aresiz geri d&ouml;n&uuml;p, arabayı kuytu bir yere park edip bekliyoruz. Yoğun bir telefon trafiğinin ardından o gece Sulduz&rsquo;da nerede kalacağımız belli oluyor. İbrahim&rsquo;in evi m&uuml;saitmiş. Ona gitmeden bir ka&ccedil; eve daha konuk oluyoruz. Herkes g&ouml;lle birlikte aslında kendi kaderini anlatıyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p><a href="http://www.suhakki.org/?attachment_id=7286" rel="attachment wp-att-7286"><img class="aligncenter" src="http://www.suhakki.org/wp-content/uploads/2013/03/Urmu-Golu-der-Susuzam.jpg.jpg" alt="Urmu Golu der Susuzam" width="280" height="379" /></a></p> <p>&nbsp;Urmu G&ouml;l&uuml;&rsquo;ne olanları protestoya &ccedil;ağıran afiş</p> <p>&nbsp;</p> <p>Kalacağımız eve vardığımızda saat gecenin onbiri olmuş. İbrahim 40 yaşında uzun boylu g&uuml;le&ccedil; y&uuml;zl&uuml; bir adam. Elman&rsquo;ın mapus arkadaşı. Eşi, &uuml;&ccedil; &ccedil;ocuğu ve anasıyla birlikte yaşıyor. Gece ikiye kadar sohbet ediyoruz. Hepsi de g&ouml;l konusunda uzman seviyesinde bilgiye sahip. Her biri başka bir y&ouml;n&uuml;n&uuml; anlatıyor olup bitenin. Onlar i&ccedil;in bu bir kimliğin &ouml;l&uuml;m kalım m&uuml;cadelesi. &ldquo;G&ouml;l&uuml;n başına gelenler, bizim başımıza gelenlerin aynası&rdquo; diyor Fatima. İbrahim s&ouml;ze giriyor &ldquo;hakimiyet bizi nasıl unuttuysa, g&ouml;l&uuml;m&uuml;z&uuml; de &ouml;yle sahipsiz bıraktı. İster ki Azeri halkı da aynı bu g&ouml;l gibi kuruyup gitsin. İster ki g&ouml;l kurusun, biz de Tebriz&rsquo;e ya da Tahran&rsquo;a g&ouml;&ccedil; edelim. Orada esas kimliğimizi kaybedelim&rdquo;.</p> <h2><strong>&ldquo;Bizim i&ccedil;in t&uuml;m haklar bir b&uuml;t&uuml;n&rdquo;</strong></h2> <p>Gecenin ilerleyen saatlerinde aramıza katılan konuklarla birlikte, s&ouml;z G&uuml;ney Azerbaycan politikasına geliyor. Biri &ldquo;T&uuml;rkiye bize hi&ccedil; destek olmadı&rdquo; derken, &ouml;b&uuml;r&uuml; &ldquo;sanki Azerbaycan &ccedil;ok oldu&rdquo; diye s&ouml;ze karışıyor. &ldquo;K&uuml;resel desteğin &ouml;nemi&rdquo; ile &ldquo;kendimizden başka &ccedil;ıkış yolu yok&rdquo; ekseninde gidip geliyor konuşmalar. Bir ara konuklardan birine Urmu G&ouml;l&uuml;&rsquo;n&uuml;n kurumasını G&uuml;ney Azerbaycan&rsquo;ın politik s&ouml;ylemine nasıl dahil ettiklerini soruyorum. Bana anlamaz g&ouml;zlerle bakıyor ve diyor &ldquo;g&ouml;l de biziz, toprak da. Sen neyi soruyorsun almadım&rdquo;. Elman s&ouml;ze giriyor &ldquo;bizim i&ccedil;in kadının hakkı, erkeğin hakkı, g&ouml;l&uuml;n hakkı, kurdun kuşun hakkı ve anadilde eğitim hakkı bir b&uuml;t&uuml;n. Bunları hi&ccedil; ayrı d&uuml;ş&uuml;nmedik ki&rdquo; diyor. D&uuml;nyanın pek &ccedil;ok &uuml;lkesinde toprağını, yaşam kaynaklarını ve kimliklerini bir b&uuml;t&uuml;n olarak koruyan pek &ccedil;ok insanla tanışmış olan ben, suyu topraktan, toprağı da insandan ayrı g&ouml;ren şehirli zihniyetime bir kez daha şaşıyorum.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Ertesi sabah hep birlikte yapılan bir yer sofrası kahvaltısının ardından Tebriz&rsquo;den ayrılıyorum. Ardımda başka bir diyar daha bırakırken, g&ouml;nl&uuml;mde yeni bir kapı a&ccedil;ıyorum Urmu G&ouml;l&uuml;&rsquo;n&uuml;n bu m&uuml;cadeleci insanlarına...</p> <p><em>&nbsp;</em></p> <p><em>Bu yazı ilk kez Express dergisinin 131. sayısında (Ekim-Kasım-Aralık) yayınlandı.</em></p> Akgün İlhan Yorum Yazıları Mon, 18 Mar 2013 04:40:56 +0000 Metin Yeğin ile Ekoloji Demokrasisi sohbeti* http://politikekoloji.org/metin-yegin-ile-ekoloji-demokrasisi-sohbeti/ <p><span style="font-size: small;"><strong>Ekoloji demokrasisini tanımlar mısınız?</strong></span></p> <p><span style="font-size: small;"><em><strong>Yeğin:</strong></em>&nbsp;Ekolojik demokrasi, radikal katılımcı bir demokrasi bi&ccedil;imi.&nbsp;&nbsp;Her d&ouml;nemin bazı kutsal kelimeleri var. Bunlardan biri &lsquo;Demokrasi&rsquo;.Kendisinde demokrasi olmadığını s&ouml;yleyen bir &uuml;lke bile yok.&nbsp;&nbsp;Bu y&uuml;zden s&uuml;rekli olarak bir daha, bir daha tanımlanması gerekmektedir. Mesela bizde genel se&ccedil;imlerle tanımlanan &lsquo;demokrasi&rsquo; ne kadar demokrasidir? 4-5 yılda bir gidiyorsunuz se&ccedil;im sandığının başına. Elinize bir oy kağıdı alıp bir yere m&uuml;h&uuml;r basıyorsunuz. Televizyon seyrediyorsunuz kim kazandı diye. Sonra gelecek 4-5 yıl da televizyon seyrediyorsunuz. Bu mu demokrasi? Yani 80 yaşınıza kadar yaşarsanız, eğer darbeleri filan saymazsanız en fazla 8-10 kere oy kullanırsınız. Bu mu demokrasi?Demokrasi dediğinizde bana g&ouml;re toprağın paylaşımında demokrasi, iletişimde demokrasi, eğitimde demokrasi, zenginliğin paylaşmasında demokrasi olması gerekir. Tam bu noktada bir başka kutsal kelime &ldquo;ekoloji&rdquo; devreye giriyor. Bir şeyi herkes seviyorsa kuşkulanmak gerekir. Herkes &ldquo;Ben de ekolojistim&rdquo; diye başlıyor. Bir toplantıda ekolojist belediye olduklarını anlatmak isteyen belediye başkanı &ldquo;biz ilkokul &ouml;ğrencileriyle gittik etraftaki b&uuml;t&uuml;n &ccedil;&ouml;pleri topladık&rdquo; diye anlatıyordu. Mıntıka temizliği ile ekolojiyi karıştırıyordu. Ekolojik demokrasi &ccedil;ok radikal bir taleptir. Hi&ccedil;bir bi&ccedil;imde y&ouml;netme hakkını başkasına devretmeyeceğiniz, yaşamınızın her anında bu haktan vazge&ccedil;emeyeceğiniz bir şey.</span></p> <p><span style="font-size: small;"><strong>Bu tanım Murray Bookchin&rsquo;in &lsquo;Ekolojik&nbsp;&nbsp;Kent&rsquo; kavramıyla parallelik taşıyor mu?</strong></span></p> <p><span style="font-size: small;"><strong><em>Yeğin:</em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong>Murray Bookchin&rsquo;in ekolojik kentiyle &ouml;zellikle kapitalizmin ve end&uuml;striyel toplumun eleştirel bakışı ile bir &ccedil;ok paralellik taşır ama ben bu &lsquo;Ekolojik Kent&rsquo; tanımına da kuşkuyla bakıyorum. Kentin ortaya &ccedil;ıkışı bana g&ouml;re bir temerk&uuml;z- iktidar meselesidir.&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bu y&uuml;zden ekolojik kent dediğimizde ger&ccedil;ekte yine de bir otorite merkezi etrafında yaşamı tanımlamıyor muyuz? Yani aslında şu paradoksal duruma vurgu yapmak istiyorum. Bir kentin hangi malzemelerden inşa edilmiş olması aslına bakarsanız &lsquo;ekolojik&rsquo; olmasının en son &ouml;l&ccedil;&uuml;t&uuml; olmalıdır. Organik materyallerden inşa edilmiş bir kent olabilir ama onun ekolojik olması demek karar verme s&uuml;recinden,&nbsp;&nbsp;inşa s&uuml;recine, bunda harcanan enerjiden, yapı bittiğinde t&uuml;keteceği enerjiye kadar&nbsp;&nbsp;bir b&uuml;t&uuml;nsel durumdur. Bu y&uuml;zden ben yazılarımda sermaye ekolojik bir kent inşa edemez diyorum ısrarla.&nbsp;</span></p> <p><span style="font-size: small;"><strong>&lsquo;Gecekondu hakkı&rsquo; ve &lsquo;Barınma hakkı&rsquo;nı anlatır mısınız?</strong></span></p> <p><span style="font-size: small;"><strong><em>Yeğin:</em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong>D&uuml;nyanın hi&ccedil;bir yerinde barınma hakkı radikal inşaat tekelleriyle ve bu inşaat bi&ccedil;imiyle &ccedil;&ouml;z&uuml;lemedi, &ccedil;&ouml;z&uuml;lemez. Bu d&uuml;nyada yaşayan her ailenin ev hakkı, barınma hakkı vardır.&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bu y&uuml;zden &lsquo;gecekondu hakkı&rsquo;nı savunuyorum ve &ouml;zellikle de buna gecekondu diyorum. Yıllardır sanki bal peteğine yapışmış olarak tanımlanan gecekonducular kenti inşa edenlerdir, her t&uuml;rl&uuml; engele rağmen. Yani sanılanın aksine kente yapışmış gecekondular değil gecekondunun sırtına &ccedil;ıkmış kentler vardır. O gecekonduda kalan amelelerin inşa ettiği, sokaklarını s&uuml;p&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;, yemeğini pişirdiği bir kent. Bu y&uuml;zden kutsal vatan i&ccedil;in canları feda olan yoksullara bir evlek &lsquo;gecekondu&rsquo; toprağını &ccedil;ok mu g&ouml;r&uuml;yorsunuz?</span></p> <p><span style="font-size: small;"><strong>Yazılarınızda &lsquo;Yeşil Alan&rsquo; tanımını kapitalist kent tanımı olarak sınıflandırmışsınız.&nbsp;&nbsp;Bunu a&ccedil;ar mısınız?</strong></span></p> <p><span style="font-size: small;"><em><strong>Yeğin:</strong></em><em><strong>&nbsp;&nbsp;</strong></em>&lsquo;Yeşil alan&rsquo; da yine kutsal bir kelime.&nbsp;&nbsp;Her belediye şu kadar yeşil alan yaptık&nbsp;&nbsp;diyor. Ben de panellerde, sempozyumlarda filan bir k&uuml;&ccedil;&uuml;k kağıda kalınca bir yeşil bir &ccedil;izgi &ccedil;izerek size yeşil alan dağıtıyorum diyorum. Yeşil alan dedikleri peyzaj m&uuml;teahitlerine emanet edilmiş parkların 10. kattan ve hatta 20-30. kattan g&ouml;r&uuml;lmesi ki o &ccedil;izgiden daha da incedir. Yani zaten bu tanımlama tam olarak kapitalist bir kent tanımıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; toprağa, ağaca ne biliyim elmaya, armuda ve yaban otuna bile yabancılaşmış bir tanımdır yeşil alan.&nbsp;&nbsp;Bir ağacın &ouml;mr&uuml; vardır. Bir elma ağacının &ouml;mr&uuml;n&uuml;n 300-400 yıl, zeytinin 400 yıl bir kayının &ouml;mr&uuml;n&uuml;n 1000 yıl olduğunu biliyor musunuz? Bırakın bunu etrafınızda 10 yıldır yaşayabilen bir ağa&ccedil; kaldı mı? Bu y&uuml;zden yeşil alan dedikleri kapitalist kentin yabancılaşmasını &ccedil;ok iyi anlatan bir tanım aslında.</span></p> <p><span style="font-size: small;"><strong>&lsquo;Gecekondu&rsquo;lu kent hayalinizi a&ccedil;ıklar mısınız?&nbsp;&nbsp;Nasıl bir kenttir ve onu bug&uuml;nk&uuml; kentlerden farklı kılan fiziksel &ouml;zellikleri midir?&nbsp;&nbsp;Yoksa y&ouml;netimsel ve &ouml;rg&uuml;tsel olarak da farklı mıdır?</strong></span></p> <p><span style="font-size: small;"><strong><em>Yeğin:</em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong>&Ouml;ncelikle şunu s&ouml;ylemeliyim gecekondulu kent benim hayalim değil. Bug&uuml;n i&ccedil;in ileri s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;m reformist bir &ouml;neri. Ben kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m diye adlandırılan b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyada devam eden neoliberal kent inşasını durdurabilmek i&ccedil;in kent toprağının kamulaştırılmasını yani aynı zamanda toplumsallaştırılmasını ger&ccedil;ekleştirecek bir kent reformu &ouml;neriyorum. Yeni bir gecekondu hareketi &ouml;neriyorum. Bu aynı zamanda barınma hakkının da metalaşmasını &ouml;nemli &ouml;l&ccedil;&uuml;de azaltacaktır. Aynı zamanda orta sınıfı da hacizlerden kurtaracaktır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir krizde şu an i&ccedil;in 20 yıllık bor&ccedil;lanmalara girmiş orta sınıf, bu satın aldığı evlerden sokaklara atılacak, akabinde evlerinden atıldıkları i&ccedil;in iş bulma olanaklarını da tamamen yitirerek her şeyini kaybedecektir. Bunu, sadece 14-15&nbsp;&nbsp;yıl &ouml;dedikten sonra taksidini &ouml;deyemerek dışarı atılan , bu y&uuml;zden kentin i&ccedil;inden akan nehrin-kanalizasyonun yanına &ccedil;adırlarını kurarak protesto ederek yaşayan Şili&rsquo;lerden biliyorum. Ge&ccedil;en ay ABD&rsquo;de 10 banka 4.5 milyon ailenin evlerini usuls&uuml;z haciz yaptığını kabul edip tazminat &ouml;demeyi kabul etti.&nbsp;&nbsp;Benim hayalim bir Kent Reformu. Aynı toprak reformu gibi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n. Bunda da kent toprağı yoksullara dağıtılacak, inşaat tekellerine ihtiya&ccedil;larına duymadan evlerini yapacaklar, engellenmelerini bir tarafa bırakın bilgi ve hatta kredi ile desteklendikleri zaman şu an ki her t&uuml;rl&uuml; engellemeye rağmen TOKİ konutlarından daha g&uuml;zel olan gecekonduların, paylaşılan bilgi, desteklenen inşaat bi&ccedil;imiyle &ccedil;ok daha harika bir kent yaratacağı kesindir.&nbsp;</span></p> <p><span style="font-size: small;"><strong>Kentleşmenin kapitalizmi beslediği ve neo-liberal politikaların &uuml;r&uuml;n&uuml; olduğu fikrini destekler misiniz?&nbsp;&nbsp;Neden?</strong></span></p> <p><span style="font-size: small;"><strong><em>Yeğin:</em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong>&nbsp;Son yıllarda yeni kent inşası-neoliberal kent inşası kapitalizmin tek temel dinamiği oldu. Yani radikal inşaat tekelleri a&ccedil;ısından hem de bunun finanse edilmesi a&ccedil;ısından kapitalizmin bir başka dinamiği yok. Yani İstanbul &uuml;zerinden anlatırsak mesela 1. K&ouml;pr&uuml; otomobil sanayinin doğrudan bir zaferidir. 2. K&ouml;pr&uuml; metanın sınırların &ouml;tesine ulaştırılmasını, ulus &ouml;tesi pazara entegre edilmesi en &ouml;nemli unsurudur. Fakat 3. K&ouml;pr&uuml;, yeni İstanbul, kanal İstanbul tam anlamıyla kendisi i&ccedil;in bir projedir. Yani hi&ccedil;bir taşıt ge&ccedil;meyecekte olsa bu k&ouml;pr&uuml;n&uuml;n inşa edilmesi gerekmektedir. Kendisi i&ccedil;in inşaattır. Her inşa edilen dev projeler, her zerresinde kapitalizmi, neoliberalizmi yeniden inşa etme ya da s&uuml;rd&uuml;rebilme girişimidir.</span></p> <p><span style="font-size: small;"><strong>Bu bağlamda ekoloji demokrasisi kentleşme karşıtlığını mı yoksa farklı bir kentleşme anlayışını mı yani &lsquo;gecekondu hakkı&rsquo;nı g&ouml;zeterek kentleşmeyi mi savunur?</strong></span></p> <p><span style="font-size: small;"><strong><em>Yeğin:</em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong>Bana g&ouml;re ekolojik demokrasi kenti yukarda anlattığım bi&ccedil;imiyle &lsquo;Kent&rsquo; karşıtıdır.&nbsp;&nbsp;Daha doğrusu her şeyin tek elde toplanmasına&nbsp;&nbsp;karşıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; nerede ve nasıl bir temerk&uuml;z varsa orada bunun dağılmasında bir sorun olacaktır.&nbsp;&nbsp;Bu y&uuml;zden sermayenin ve kent anlayışının&nbsp;&nbsp;aksine &ccedil;ok katlı binalara ihtiyacımız olmadığını s&ouml;yl&uuml;yoruz. &Ccedil;arpıcı bir &ouml;rnek olarak sadece 27 km lik bir şerit &uuml;zerinde T&uuml;rkiye&rsquo;nin bir ucundan diğerine 1500 km bir şerit &uuml;zerine ev yapsak T&uuml;rkiye de herkesin evi olur diyoruz.&nbsp;&nbsp;Bir de &uuml;lkenin diğer tarafları da bomboştur bu durumda. Benim savunduğum &lsquo;ekokent&rsquo; b&ouml;yle bir şey aslında.</span></p> <p><span style="font-size: small;"><strong>Kentleşme, ranta dayalı arazi ve m&uuml;lk edinme eğilimi doğurdu.&nbsp;&nbsp;Eski gecekondu semtleri bunun sonucunda ya yerlerini &ccedil;ok katlı binalara bıraktılar veya &lsquo;Kentsel D&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&rsquo; projelerinin hedefi oldular.&nbsp;&lsquo;Gecekondu hakkı&rsquo; g&ouml;zetilse bile m&uuml;lkiyete dayalı haklar &ccedil;arpık kentleşmeyi beslemeye devam etmez mi?</strong></span></p> <p><span style="font-size: small;"><strong><em>Yeğin:</em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong>Burada da gecekondu yine bana g&ouml;re haksız bir bi&ccedil;imde su&ccedil;lanıyor. Şimdi dağın tepesinde yan yana iki arsa d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n bunlardan birisinin sadece 100 liraya diğerinin ise işgal edildiğini varsayalım. Sonra burası 10 milyar liraya &ccedil;ıkınca 100 liraya satın alan, akıllı iş adamı, işgal eden gecekonducu, bedavadan konmuş sayılıyor. Aslında aralarındaki fark sadece 100 lira! Yani eğer ranta karşı &ccedil;ıkıyorsanız sadece işgalciye değil, 100 liraya alıp 10 milyar liraya satana da karşı &ccedil;ıkmanız gerekir. Bu y&uuml;zden &lsquo;&ccedil;arpık kentleşme&rsquo; ki bana&nbsp;&nbsp;burada bu konuda da yazma fikri verdiniz, nedir &ccedil;arpık kentleşme?&nbsp;Mesela TOKİ konutları &ccedil;arpık kentleşme olmuyor mu?</span></p> <p><span style="font-size: small;"><strong>G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde başta İstanbul olmak &uuml;zere b&uuml;y&uuml;k şehir belediyelerince, şehirin a&ccedil;ık alanlarının hızlıca AVM&rsquo;leşmesi s&uuml;r&uuml;yor.&nbsp;&nbsp;En son gelen haber, Kadık&ouml;y Salı Pazarı&rsquo;nın yerine&nbsp;&nbsp;bir AVM kurulacağı y&ouml;n&uuml;nde.&nbsp;&lsquo;Ekolojik Demokrasi&rsquo; AVM&rsquo;leri nasıl değerlendirir?</strong></span></p> <p><span style="font-size: small;"><strong><em>Yeğin:</em></strong><strong>&nbsp;</strong>AVM ler dehşet verici neoliberal kentlerin, ibadet tapınaklarıdır &ccedil;&uuml;nk&uuml; neoliberal t&uuml;ketici d&uuml;nyası b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle burada yeni bir satın alan ve t&uuml;keten insan durumunu yaratmaktadır. Mesela bir AVM&rsquo;nin bir mahalleden daha fazla elektrik t&uuml;kettiğini biliyor musunuz? Yani bir yandan Hasankeyf&rsquo;e, Lo&ccedil;&rsquo;a&nbsp;&nbsp;baraj yapılmasın derken diğer yandan AVM&rsquo;ye karşı &ccedil;ıkabilmenin g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alınması gerekir. AVM&rsquo;ler &ouml;zetle enerji emicidir.</span></p> <p><span style="font-size: small;"><strong>Teşekk&uuml;r ederim.</strong></span></p> <p><span style="font-size: small;"><strong>&nbsp;</strong></span></p> <p><strong>* Bu yazı 26 Şubat 2013 tarihinde Cumhuriyet gazetesi S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir Yaşam Eki'nde yayınlanmıştır.</strong></p> Ayşen Eren Yorum Yazıları Thu, 28 Feb 2013 03:34:21 +0000 Türkiye'nin Sulak Alanları http://politikekoloji.org/turkiyenin-sulak-alanlari/ <p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye Cumhuriyeti&rsquo;nin kuruluşunun 100. yıld&ouml;n&uuml;m&uuml; olacak 2023 yılı hedeflerini duymayanınız yoktur. Bu tarihe ithafen &ldquo;milli gururumuzu&rdquo; kabartacak projeler birbiri ardına ilan ediliyor.&nbsp;&ldquo;D&uuml;nyanın 9. b&uuml;y&uuml;k k&ouml;pr&uuml;s&uuml; İstanbul&rsquo;da kurulacak&rdquo;<a id="n1" name="n1"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn1">[1]</a>; &ldquo;Uzaydan g&ouml;r&uuml;lecek kadar b&uuml;y&uuml;k yeni bir havalimanımız olacak&rdquo;<a id="n2" name="n2"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn2">[2]</a>; &ldquo;D&uuml;nyanın 3. en y&uuml;ksek barajı Yusufeli&rsquo;nde kurulacak&rdquo;<a id="n3" name="n3"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn3">[3]</a>; &ldquo;T&uuml;rkiye b&ouml;lgenin merkezi olacak&rdquo;; &ldquo;B&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya artık bizim pazarımız, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya bizim şantiyemiz olacak&rdquo;<a id="n4" name="n4"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn4">[4]</a>&nbsp;diye başlayan bir hayaller silsilesinin i&ccedil;inde &uuml;lke oradan oraya savruluyor. Ger&ccedil;ekler d&uuml;nyasında ise insanlar ve yaşam kaynakları vahşi bir &ldquo;kalkınmanın&rdquo; tam da ortasında hızla yoksullaşıyor ve yok oluyor.</p> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <p style="text-align: justify;">Cumhuriyetin 100. yıld&ouml;n&uuml;m&uuml;ne yaklaştık&ccedil;a kalkınma hedefleri de şaha kalkıyor. Bunların en &ccedil;ılgını T&uuml;rkiye&rsquo;nin su kaynaklarının &ldquo;tam kapasite&rdquo; kullanılması hedefi<a id="n5" name="n5"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn5">[5]</a>. Evet yanlış duymadınız, T&uuml;rkiye&rsquo;de bulunan t&uuml;m tatlı su kaynaklarının, yani akarsuların ve g&ouml;llerin %100 oranında kullanılmasından bahsediyor bu hedef. Olur mu &ouml;yle şey demeyin, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker T&uuml;rkiye&rsquo;nin tarım hasılası ile 2002&prime;den 2010&prime;a d&ouml;rt sıra y&uuml;kselip, d&uuml;nyada yedinci sıraya yerleştiğini, esas hedefin ise 2023 yılında d&uuml;nyada tarım &uuml;retiminde ilk beşe girme olduğunu s&ouml;yl&uuml;yor<a id="n6" name="n6"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn6">[6]</a>. Enerjide ise dışa bağımlılıktan kurtulmaya &ccedil;alışan T&uuml;rkiye&rsquo;nin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Adana&rsquo;da Sanibey Barajı ve HES&rsquo;inin a&ccedil;ılışında &ldquo;Artık &lsquo;su akar, T&uuml;rk bakar&rsquo; yok; &lsquo;su akar, T&uuml;rk yapar&rsquo; var&rdquo; diyor<a id="n7" name="n7"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn7">[7]</a>. B&ouml;ylesi tarım ve enerji hedeflerine de, elbette suların tam kapasite kullanımı yakışır.</p> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <p style="text-align: justify;">İspanya&rsquo;nın 36 yıllık Franco diktat&ouml;rl&uuml;k d&ouml;neminde (1939-1975) de su ile ilgili benzer &ldquo;&ccedil;ılgın&rdquo; hedefleri andıran şu c&uuml;mle olduk&ccedil;a manidar: &ldquo;Bir damla su bile toprağa zorunlu vergisini &ouml;demeden denize ulaşmayacak&rdquo;<a id="n8" name="n8"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn8">[8]</a>. Bu &uuml;lkede suyu mutlak kontrol altına alma ve ondan en fazla şekilde faydalanma arzusu, aslında insanları da &ldquo;hizaya sokma&rdquo; misyonun bir yansımasıydı<a id="n9" name="n9"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn9">[9]</a>. &ldquo;İspanya suları denize aktığı s&uuml;rece asla zengin olamayacak&rdquo;<a id="n10" name="n10"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn10">[10]</a>&nbsp;diye yola &ccedil;ıkan Franco diktat&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n sonunda, &uuml;lke d&uuml;nyada kişi başına d&uuml;şen hidrolik yapı sayısı en y&uuml;ksek &uuml;lkeler arasına girmişti. Bu hidrolik tesisler y&uuml;z&uuml;nden y&uuml;zbinlerce insan yerinden yurdundan olup, g&ouml;&ccedil; etmek zorunda kaldı. Y&uuml;zlerce baraj ve HES, binlerce kilometrelik kanallar &uuml;lkenin hem sularını, hem de insanlarını epey bir dize getirmişti.</p> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye&rsquo;nin, tıpkı kendisi gibi iklim değişikliği ve kuraklıktan etkilenen bir Akdeniz &uuml;lkesinin acı tecr&uuml;belerinden &ouml;ğrenmek yerine, onunla aynı yolu geriden takip ediyor olması &uuml;z&uuml;c&uuml;. Deriner Barajı&rsquo;nın su tutma t&ouml;reninde s&ouml;z alan &Ccedil;alışma ve Sosyal G&uuml;venlik Bakanı Faruk &Ccedil;elik s&ouml;zleri bunun en bariz kanıtı: &ldquo;Artık &Ccedil;oruh, kendi istediği gibi değil, bizim istediğimiz gibi akacak&rdquo;<a id="n11" name="n11"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn11">[11]</a>. İspanya artık suyu &ldquo;mutlak kontrol&rdquo; altına alma sevdasından vaz ge&ccedil;iyor. 2004 genel se&ccedil;imleriyle birlikte geleneksel Ulusal Hidrolik Plan&rsquo;ı yerini, Yeni Su K&uuml;lt&uuml;r&uuml; Hareketi&rsquo;nin r&uuml;zgarında Su Programı anlamına gelen Programa AGUA&rsquo;ya bırakıyor<a id="n12" name="n12"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn12">[12]</a>. Ulusal Hidrolik Plan&rsquo;da su bir ekonomik kalkınma aracıydı. Su, barajlarda toplanıp yaşam alanlarını boğan; y&uuml;zlerce kilometrelik beton kanallarda toprağa değmeden akan ve hayat veren değil, &ouml;l&uuml;m getiren bir silaha d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;. Suyun devletin ulusunun değil, sadece kendi adıyla anıldığı yeni programda ise eski kontrol merkezli anlayış sarsılmaya başladı. Suyun sadece ekonomik değil, sosyal ve ekolojik boyutlarını da dikkate alan, suyu eknomik bir kaynak değil, yaşam veren canlı bir varlık olarak tanımlayan Yeni Su K&uuml;lt&uuml;r&uuml;<a id="n13" name="n13"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn13">[13]</a>&nbsp;Hareketi bu sarsılmanın arkasındaki lokomotif.</p> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <p style="text-align: justify;">İklim krizinden en fazla etkilenecek &uuml;lkelerden biri olmasına rağmen T&uuml;rkiye&rsquo;nin ne iklim, ne de su krizine y&ouml;nelik ciddi bir politikası var. Bunun aksine, t&uuml;m su varlıklarını tam kapasite kullanmak gibi fiziksel sınırları zorlayıcı bir iddiası var. Bu da aslına yangına k&ouml;r&uuml;kle gitmek anlamına geliyor. Bu yangını engellemezsek az ya da &ccedil;ok ve er ya da ge&ccedil; herkes etkilenecek. Ve g&ouml;r&uuml;nen o ki &ccedil;ılgın 2023 hedefleri ger&ccedil;ekleşirse bu yangını s&ouml;nd&uuml;rmeye bir kova su bile bulunamayacak.</p> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <h2 style="text-align: justify;"><strong>T&uuml;rkiye&rsquo;de su t&uuml;ketimi</strong></h2> <p style="text-align: justify;"><strong>&nbsp;</strong></p> <p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye&rsquo;nin n&uuml;fus artışı d&uuml;nya ortalamasının az da olsa &uuml;zerinde seyrediyor. 2023 yılında n&uuml;fusun 100 milyon olacağı tahmin ediliyor. Bu veriler hesaba katıldığında 2023 yılında kişi başına d&uuml;şen kullanılabilir su miktarı 1125 m<sup>3</sup>/yıl civarında olacak<a id="n14" name="n14"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn14">[14]</a>. B&ouml;ylece 2030 yılına gelindiğinde T&uuml;rkiye su fakirliği &uuml;st değeri olarak kabul edilen 1000 m<sup>3</sup>/kişi/yıl değerine ulaşmış olacak (Bkz şekil 1) ve su bakımından fakir &uuml;lkeler arasında yerini alacak<a id="n15" name="n15"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn15">[15]</a>.</p> <p>&nbsp;</p> <p align="center">Şekil 1. T&uuml;rkiye&rsquo;de kişi başına d&uuml;şen su miktarı</p> <p align="center">&nbsp;</p> <p align="center"><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/turkiye-kisi-basina-dusen-su/" rel="attachment wp-att-6642"><img class="aligncenter wp-image-6642" src="http://www.suhakki.org/wp-content/uploads/2013/01/T%C3%BCrkiye-ki%C5%9Fi-ba%C5%9F%C4%B1na-d%C3%BC%C5%9Fen-su.png" alt="T&uuml;rkiye kişi başına d&uuml;şen su" width="386" height="223" /></a></p> <p align="center">&nbsp;</p> <p align="center">Kaynak: DSİ (<a href="http://www.dsi.gov.tr/">http://www.dsi.gov.tr</a>)</p> <p align="center">&nbsp;</p> <p style="text-align: justify;">Ancak &uuml;lkenin artan su t&uuml;ketiminin birincil nedeni n&uuml;fus artışı değil. Suyun sekt&ouml;rel paylaşımında %74 ile tarım ilk sırayı &ccedil;ekerken, %15 ile evsel kullanım ikinci ve %11 ile end&uuml;stri sekt&ouml;r&uuml; &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; sırada yer alıyor (Bkz şekil 2). Su t&uuml;ketiminde en b&uuml;y&uuml;k paya sahip tarımsal su kullanımı, DSİ&rsquo;nin 2023 planına g&ouml;re 72 milyar m<sup>3</sup>&rsquo;e &ccedil;ıkarılarak %143 artırılacak. Ayrıca DSİ sulanabilir alanların 2023&rsquo;e kadar 4,9 milyon hektardan 8,5 milyon hektara &ccedil;ıkarılarak %73 oranında b&uuml;y&uuml;t&uuml;lmesini hedefliyor. Sulanan alanların %94&prime;&uuml;n&uuml;n suyu israf eden y&uuml;zey sulama metodları (karık, tava ve salma) ile ger&ccedil;ekleştirildiğini hesaba kattığımızda tablo daha da vahimleşiyor. Y&uuml;zey sulama y&ouml;ntemi yerine basın&ccedil;lı sulama sistemleriyle %50&rsquo;lik bir su tasarrufu sağlanabilirken, T&uuml;rkiye&rsquo;nin su kaynaklarının en azından &uuml;&ccedil;te birini bu şekilde israf ettiği tahmin ediliyor<a id="n16" name="n16"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn16">[16]</a>.</p> <p>&nbsp;</p> <p align="center">Şekil 2. T&uuml;rkiye&rsquo;de sekt&ouml;rlere g&ouml;re su t&uuml;ketimi</p> <p align="center">&nbsp;</p> <p align="center"><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/turkiye-sektorel-su-kullanimi/" rel="attachment wp-att-6643"><img class="aligncenter wp-image-6643" src="http://www.suhakki.org/wp-content/uploads/2013/01/T%C3%BCrkiye-sekt%C3%B6rel-su-kullan%C4%B1m%C4%B1.png" alt="T&uuml;rkiye sekt&ouml;rel su kullanımı" width="316" height="235" /></a></p> <p align="center">&nbsp;</p> <p align="center">Kaynak: DSİ (<a href="http://www.dsi.gov.tr/">http://www.dsi.gov.tr</a>)</p> <p align="center">&nbsp;</p> <p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye&rsquo;de &ccedil;eşitli yasal metinlerde adı ge&ccedil;se de uygulamada su tasarrufu hedeflenmiyor. Gerek su politikaları, gerekse suyu yakından ilgilendiren tarım ve enerji politikaları, &uuml;lke topraklarındaki doğalvarlıkların ekonomik kalkınmayı ve milli g&uuml;venliği sağlamak adına devlet eliyle &ouml;ncelikle ekonomik sekt&ouml;r&uuml;n taleplerini, daha sonra halkın ihtiya&ccedil;larını karşılamak i&ccedil;in tam kapasite kullanılmasını sağlamaya y&ouml;nelik<a id="n17" name="n17"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn17">[17]</a>. İzlenen bu politikalar hem su hem de enerji t&uuml;ketimini artırmayı hedefledikleri i&ccedil;in sulak alanların da hızla kirlenmesi ve buna bağlı olarak yok olması sonucunu doğuruyor.</p> <h2 style="text-align: left;">T&uuml;rkiye&rsquo;nin sulak alanları</h2> <p style="text-align: justify;">D&uuml;nyada sulak alanlara y&ouml;nelik ilk uluslararası s&ouml;zleşme 1971 yılında İran&rsquo;ın Ramsar kentinde Ramsar S&ouml;zleşmesi adıyla imzaya a&ccedil;ıldı. Bu anlaşmayla birlikte &ouml;zellikle su kuşlarının yaşama alanı olması dolayısıyla belirlenen kriterlere uyan sulak alanlar koruma altına alınmaktadır. T&uuml;rkiye&rsquo;de 1991&rsquo;de &Ccedil;evre Bakanlığı&rsquo;nın kurulmasının ardından Bakanlık b&uuml;nyesinde &ldquo;sulak alanlar birimi&rdquo; de kuruldu. 1993&rsquo;te ise &ldquo;Sulak Alanların Korunması Genelgesi&rdquo; Bakanlık tarafından yayınlandı. 1994&rsquo;te &nbsp;T&uuml;rkiye Ramsar S&ouml;zleşmesi&rsquo;ne taraf olarak Manyas G&ouml;l&uuml;, Burdur G&ouml;l&uuml;, Sultan Sazlığı, Seyfe G&ouml;l&uuml; ve G&ouml;ksu Deltası&rsquo;nı S&ouml;zleşme&rsquo;ye dahil etti.</p> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <p style="text-align: justify;">Ramsar S&ouml;zleşmesi<a id="n18" name="n18"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn18">[18]</a>&nbsp;sulak alanları &ldquo;doğal ya da yapay, s&uuml;rekli ya da mevsimsel, tatlı, acı ya da tuzlu, durgun ya da akan su k&uuml;tleleri, bataklıklar, turbalıklar ve gelgitin &ccedil;ekilmiş anında derinliği altı metreyi aşmayan deniz suları&rdquo; olarak tanımlıyor. Ramsar S&ouml;zleşmesi kriterlerine g&ouml;re T&uuml;rkiye&rsquo;de 200&rsquo;e yakın alan uluslararası &ouml;neme sahip sulak alan olarak tespit edilmiş<a id="n19" name="n19"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn19">[19]</a>.&nbsp; Ancak S&ouml;zleşme kapsamında sadece 13 sulak alan var. Bunlar ş&ouml;yle: Manyas Kuş G&ouml;l&uuml;, Akyatan Lag&uuml;n&uuml;, Gediz Deltası, G&ouml;ksu Deltası, Kızılırmak Deltası, Kız&ouml;ren Obruğu, Burdur G&ouml;l&uuml;, Kuyucuk G&ouml;l&uuml;, Seyfe G&ouml;l&uuml;, Uluabat G&ouml;l&uuml;, Meke G&ouml;l&uuml;, Sultan Sazlığı ve Yumurtalık Lag&uuml;n&uuml; var (Bkz harita 1). Bunun en &ouml;nemli nedeni ise Bakanlığın teknik kapasitesindeki eksiklikler. Yani Bakanlığın sulak alanlar birimi, sulak alanların bilim kurullarının oluşturulması, sınırlarının &ccedil;izilmesi, y&ouml;netim planlarının hazırlanması ve takibi gibi bir dizi faaliyetin yoğun y&uuml;k&uuml;n&uuml; kaldıracak kapasitede değil. Bu &ouml;nemli bir konunun b&ouml;ylesine basit bir nedenle ihmal ediliyor oluşu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;r&uuml;c&uuml;.</p> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <p style="text-align: justify;">Peki neden sulak alanlar bu kadar &ouml;nemli? &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunlar d&uuml;nyanın en &ouml;nemli genetik rezervuarları. Sulak alanlar t&uuml;rlerin %40&rsquo;ını, t&uuml;m hayvan t&uuml;rlerinin ise %12&rsquo;sini barındırıyor. Bu alanların taşkın kontrol&uuml; sağlama, yeraltı sularının besleme, kıyı &ccedil;izgisinin korunma, fırtınalardan koruma, sediman ve besin depolama, iklim değişikliği kontrol&uuml; ve su arıtımı gibi sayılamayacak kadar &ccedil;ok başka işlevi var.</p> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <p style="text-align: center;"><strong>Harita 1. T&uuml;rkiye&rsquo;nin sulak alanları ve RAMSAR alanları</strong></p> <p>&nbsp;</p> <p>&nbsp;<a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/turkiyenin-sulak-alanlari-haritasi/" rel="attachment wp-att-6644"><img class="aligncenter wp-image-6644" style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://www.suhakki.org/wp-content/uploads/2013/01/T%C3%BCrkiyenin-sulak-alanlar%C4%B1-haritas%C4%B1.jpg" alt="T&uuml;rkiyenin sulak alanları haritası" width="475" height="289" /></a></p> <p>&nbsp;</p> <p style="text-align: center;">Kaynak:&nbsp;<a href="http://www.bizimcografya.com/haritalar/457-turkiyenin-sulak-alanlari-haritasi-ramsar.html">http://www.bizimcografya.com/haritalar/457-turkiyenin-sulak-alanlari-haritasi-ramsar.html</a></p> <p style="text-align: center;" align="center">&nbsp;&nbsp;</p> <p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye&rsquo;nin sulak alanları ne durumda? Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz G&uuml;venliği Strateji Belgesi&rsquo;nde, 2023 yılına kadar T&uuml;rkiye&rsquo;de yenilenebilir kaynakların, elektrik enerjisi &uuml;retimi i&ccedil;indeki payının en az %30&rsquo;lar d&uuml;zeyine &ccedil;ıkması ve teknik ve ekonomik olarak değerlendirilebilecek hidrolik elektrik potansiyelinin tamamının elektrik enerjisi &uuml;retiminden kullanılması sağlanacaktır deniyor. Son kırk yıl i&ccedil;inde &uuml;lke sınırları dahilindeki sulak alanların yarısı yok oldu. Bu da Marmara Denizi kadar b&uuml;y&uuml;kl&uuml;lkte bir su alanına denk d&uuml;ş&uuml;yor. Konya Kapalı Havzası&rsquo;nda aşırı sulama ve yanlış alt yapı projeleri nedeniyle sulak alanların %65&rsquo;i yok oldu. Tuz G&ouml;l&uuml; tamamen yok olmak &uuml;zere. Bafa G&ouml;l&uuml;&rsquo;ndeki balık stoklarında ise %97 oranında bir d&uuml;ş&uuml;ş var.</p> <p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye&rsquo;deki pek &ccedil;ok sulak alanı aşağıdaki sebeplerden yok oluyor:</p> <ul style="text-align: justify;"> <li>tarım i&ccedil;in aşırı su &ccedil;ekimi ve su ısrafına neden olan sulama y&ouml;ntemleri (Orta Anadolu&rsquo;da bulunan Beyşehir G&ouml;l&uuml;, Tuz G&ouml;l&uuml;, Ereğli Sazlıkları, Kulu G&ouml;l&uuml;, Meke G&ouml;l&uuml;, Seyfe G&ouml;l&uuml;, Sultan Sazlığı, Akşehir &ndash; Eber G&ouml;lleri);</li> <li>tarım, end&uuml;stri ve kentsel kullanım sonucu oluşan atıksuların arıtılmadan doğaya geri verilmesi (Eğirdir G&ouml;l&uuml;, Bafa G&ouml;l&uuml;, Tuz G&ouml;l&uuml;, Gediz Deltası, Uluabat G&ouml;l&uuml;, Beyşehir G&ouml;l&uuml;, Burdur G&ouml;l&uuml;, G&ouml;ksu Deltasu, Sapanca G&ouml;l&uuml;, Akyatan Lag&uuml;n&uuml;);</li> <li>b&uuml;y&uuml;yen &ccedil;arpık kentleşme sonucu yerleşim yeri veya tarımsal alan a&ccedil;mak i&ccedil;in kurutulan sulak alanlar;</li> <li>baraj, HES ve su transferi gibi doğa ve toplum &uuml;zerindeki olumsuz etkileri dikkate alınmamış&nbsp; su altyapı projeleri;</li> <li>otoyollar ve k&ouml;pr&uuml;ler gibi dev &ouml;l&ccedil;ekli altyapı projeleri; (Uluabat G&ouml;l&uuml;);</li> <li>madencilik, taş ocakları kurma vb. faaliyetleri;</li> <li>yasak balık&ccedil;ılık ve avcılık faaliyetleri (Eğirdir G&ouml;l&uuml; ve Beyşehir G&ouml;l&uuml;).</li> </ul> <p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye&rsquo;nin sulak alanlarının geneline ilişkin verileri i&ccedil;eren tablo 1&rsquo;e bakmak sorunun boyutlarını anlamada bir başlangı&ccedil; olacaktır. Zira resmin tamamı bundan &ccedil;ok daha vahim. T&uuml;rkiye&rsquo;de bu tabloda adı ge&ccedil;emeyen binlerce irili ufaklı sulak alan var. Ve bunların durumu da bu tablodakilerden farksız. &Ouml;rneğin Amik G&ouml;l&uuml; Havzası akıllara zarar bir projeye evsahipliği yapıyor. Kurumuş g&ouml;l&uuml;n i&ccedil;ine inşa edilen Hatay Havalimanı her sene sular altında kalıyor<a id="n20" name="n20"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn20">[20]</a>. T&uuml;rkiye&rsquo;de kamuya zarar bu proje gibi binlercesi var. Hatta zarar sadece doğaya ve mala değil, bazen cana da geliyor. 2012&rsquo;de Samsun Canik&rsquo;te 70 metrelik dere yatağı, zamanla 20 metreye indirilip b&ouml;lge imara a&ccedil;ılınca şiddetli yağışla taşan nehir TOKİ&rsquo;nin yaptığı evleri yutarken, 6&prime;sı &ccedil;ocuk 9 kişi hayatını kaybetti<a id="n21" name="n21"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn21">[21]</a>.</p> <p>&nbsp;</p> <p style="text-align: center;"><strong>Tablo 1. T&uuml;rkiye&rsquo;nin sulak alanları ve bunların fiziksel durumları</strong></p> <p style="text-align: center;">&nbsp;</p> <table style="margin-left: auto; margin-right: auto;" border="1" cellspacing="0" cellpadding="0"> <tbody> <tr> <td valign="top" width="123"> <p><strong>Sulak Alanlar</strong></p> </td> <td valign="top" width="473"> <p><strong>Fiziksel Durumları</strong></p> <p><strong>&nbsp;</strong></p> </td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Akşehir-Eber G&ouml;lleri</td> <td valign="top" width="473">Bilin&ccedil;siz kullanım sonucu g&ouml;ller b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de k&uuml;&ccedil;&uuml;lm&uuml;ş, &ouml;nceleri b&ouml;lge i&ccedil;in &ouml;nemli ge&ccedil;im kaynakları olan balık&ccedil;ılık ve sazcılık faaliyetleri bitme noktasına gelmiş.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Akyatan Lag&uuml;n&uuml;</td> <td valign="top" width="473">Ceyhan Nehri&rsquo;nden gelene askıdaki katı maddelerle birlikte lag&uuml;n&uuml;n en b&uuml;y&uuml;k sorunu sedimentasyon olarak ortaya &ccedil;ıkmakta.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Bafa G&ouml;l&uuml;</td> <td valign="top" width="473">B&uuml;y&uuml;k Menderes Nehri boyunca toplanan evsel, end&uuml;striyel ve tarımsala tıklar g&ouml;lde &ccedil;ok ciddi kirlilik sorunu yaratıyor. Aşırı tarımsal su kullanımıg&ouml;l&uuml;n su seviyesini d&uuml;ş&uuml;r&uuml;r&uuml;yor.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Beyşehir G&ouml;l&uuml;</td> <td valign="top" width="473">%75 oranında k&uuml;&ccedil;&uuml;lm&uuml;ş durumdadır, bug&uuml;nk&uuml; alanı yaklaşık 50 bin hektardır. Kuruma ve kirlenme tehdidiyle karşı karşıya.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Burdur G&ouml;l&uuml;</td> <td valign="top" width="473">G&ouml;l&uuml;n seviyesi son 27 yılda 10 m d&uuml;şm&uuml;ş ve hacminde %27&rsquo;lik bir azalma olmakta.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">B&uuml;y&uuml;k Menderes Deltası</td> <td valign="top" width="473">Deltayı besleyen nehir sularının tarımsal sulama ama&ccedil;lı kullanımı sonucu deltaya &ccedil;oğu zaman su ulaşamıyor. Ulaşan su ise sanayi atıklarını taşıması dolayısıyla kirlilik yaratıyor.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Eğirdir G&ouml;l&uuml;</td> <td valign="top" width="473">Tarımsal kaynaklı kirleteciler nedeniyle T&uuml;rkiye&rsquo;nin en b&uuml;y&uuml;k tatlı su g&ouml;l&uuml; olan Eğridir&rsquo;in su kalitesi giderek bozuluyor.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Ereğli Sazlıkları</td> <td valign="top" width="473">%85&rsquo;i kurumuş durumdadır ve b&ouml;lge ikliminde sertleşmeler g&ouml;zleniyor.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Eşmekaya Sazlıkları</td> <td valign="top" width="473">Tamamen kurumuş.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Gediz Deltası</td> <td valign="top" width="473">Tarımsal sulama ama&ccedil;lı su &ccedil;ekimi nedeniyle kuruma, sanayi ve yerleşimlerinden kaynaklanan arıtılmayan atıklar nedeniyle kirlilik tehdidiyle karşı karşıya.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">G&uuml;ven&ccedil; G&ouml;l&uuml;</td> <td valign="top" width="473">Tamamen kurutulmuş durumda.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">G&ouml;ksu Deltası</td> <td valign="top" width="473">Yoğun tarımsal sulama, aşırı su &ccedil;ekimi ve kontrols&uuml;z kuyu a&ccedil;ılması ve yoğun kirlilik alanda baskı yaratıyor.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Hotamış Sazlığı</td> <td valign="top" width="473">Tamamen kurumuştur.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">İğneada Su Basar Ormanları ve G&ouml;ller</td> <td valign="top" width="473">Alanı besleyen derelerdeki suyun İstanbul&rsquo;a taşınması ve kuraklık nedeniyle su sıkıntısı yaşanmakta, plansız turizm ve &ccedil;arpık kentleşme alanda kirlilik yaratıyor.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">İznik G&ouml;l&uuml;</td> <td valign="top" width="473">Sanayi tesislerinden, &ccedil;evredeki yerleşim birimlerinden ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k zeytinyağı fabrikalarından g&ouml;le karışan atıklar nedeniyle kirlilik sorunu var.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Kulu G&ouml;l&uuml;</td> <td valign="top" width="473">Aşırı yer altı suyu &ccedil;ekimi nedeniyle %90 oranında k&uuml;&ccedil;&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.&nbsp; Mevsimsel olarak su birikimi g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Manyas G&ouml;l&uuml;</td> <td valign="top" width="473">Tarımsal sulama amacıyla aşırı su &ccedil;ekimi ve yağışlardaki d&uuml;ş&uuml;ş nedeniyle g&ouml;ldeki su varlığı baskı altında.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Meke G&ouml;l&uuml;</td> <td valign="top" width="473">Aşırı yer altı suyu &ccedil;ekimi nedeniyle kuruma tehdidi altındadır.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Sapanca G&ouml;l&uuml;</td> <td valign="top" width="473">End&uuml;sri tesisleri, yerleşim birimleri ve tarım alanlalarından gelen arıtılmamış atık suların yol a&ccedil;tığı kirlilik var.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Seyfe G&ouml;l&uuml;</td> <td valign="top" width="473">%90 oranında kurumuş.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Suğla G&ouml;l&uuml;</td> <td valign="top" width="473">Doğal g&ouml;l olma &ouml;zelliğini tamamen yitirmiştir. DSİ tarafından depolama alanına d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lm&uuml;ş.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Sultan Sazlığı</td> <td valign="top" width="473">10 yıl &ouml;nce 90 bin hektar olan sulak alanlar 1500 hektara, sazlık alanlar ise 3200 hektardan 1000&rsquo;e d&uuml;şm&uuml;ş.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Tuz G&ouml;l&uuml;</td> <td valign="top" width="473">T&uuml;rkiye&rsquo;nin tuz &uuml;retiminin %60&rsquo;ının sağlayan, &ccedil;ok &ouml;nemli doğal değerleri barındrıan g&ouml;l, tarımsal sulama i&ccedil;in aşırı yer altı suyu &ccedil;ekimi nedeniyle %60 oranında k&uuml;&ccedil;&uuml;lm&uuml;ş.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Ulubat G&ouml;l&uuml;</td> <td valign="top" width="473">Kuruma, end&uuml;striyel baskı, tarımsal g&uuml;bre ve pestisit kullanımı sonucu kirlenmekte. G&ouml;l kenarından ge&ccedil;mesi planlanan otoban, g&ouml;l&uuml; tehdit eden unsurlara bir yenisini eklemiş.</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="123">Yumurtalık Lag&uuml;nleri</td> <td valign="top" width="473">Enerji, sulama, taşkın koruma ve i&ccedil;me suyu ama&ccedil;lı kurulan barajlar nedeniyle alan beslenemiyor. Tuzlanma yaşanmakta.</td> </tr> </tbody> </table> <p style="text-align: center;" align="center">&nbsp;</p> <p style="text-align: center;" align="center">Kaynak: WWF T&uuml;rkiye (2011)<a id="n22" name="n22"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn22">[22]</a></p> <h2 style="text-align: left;">Konya Havzası ve Tuz G&ouml;l&uuml;</h2> <p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye&rsquo;nin ikinci b&uuml;y&uuml;k g&ouml;l&uuml; olan Tuz G&ouml;l&uuml; Konya Havzası&rsquo;nda bulunuyor. Burası kapalı bir havza. DSİ verilerine g&ouml;re Konya Havzası&rsquo;nın emniyetli su rezervi 1150 milyon m<sup>3</sup>. Ancak ovadan &ccedil;ekilen yıllık su 1786 milyon m<sup>3</sup>. Yani Konya Havzası yılda 636 milyon m<sup>3</sup>&nbsp;suyunu kaybediyor. Bu kadar su T&uuml;rkiye&rsquo;nin ikinci b&uuml;y&uuml;k g&ouml;l&uuml; olan Tuz G&ouml;l&uuml;&rsquo;n&uuml; doldurmaya yetiyor. Havzada inşa edilen baraj ve kanallar, sayısı 67 bini bulan yasal izni olmayan kuyu, su ayak izi y&uuml;ksek &uuml;r&uuml;nlerin tarımının yapılması son 20 yılda Tuz G&ouml;l&uuml;&rsquo;n&uuml; kurutuyor. 2015 yılında g&ouml;l&uuml;n tamamen kuruyacağı &ouml;ng&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. G&ouml;l kuruduk&ccedil;a flamingolar gibi pek &ccedil;ok canlının yaşam alanları ortadan kalkıyor ve yaşam sona eriyor.</p> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <p style="text-align: justify;">Son 20 yıldır Konya Kapalı Havzası&rsquo;nda yoğun su kullanımına dayalı end&uuml;striyel tarım faaliyeti s&uuml;r&uuml;yor. Hem Beyşehir&rsquo;den su taşınıyor, hem de&nbsp; suyun havzadaki g&ouml;llere gitmesini engelleyen barajlar var. Ekilecek &uuml;r&uuml;n olarak da b&ouml;lgede yetişen ancak aşırı su t&uuml;keten şeker pancarı, mısır, yonca ve kiraz gibi bitkiler se&ccedil;ilmiş. Bir s&uuml;re sonra yer &uuml;st&uuml; suları yetersiz gelmeye başlayınca &ccedil;ift&ccedil;iler yasadışı kuyular a&ccedil;arak yeraltı sularını kullanmaya başlamış. Denetim eksikliğiyle de birlikte on binlerce ka&ccedil;ak kuyu a&ccedil;ılmış. &Ouml;yle ki suya erişimin kolaylaşması ile birlikte bir s&uuml;re sonra eskiden susuz yapılan buğday tarımı bile sulu yapılmaya başlanmış. Bilin&ccedil;siz sulama ve &ccedil;ok yoğun su isteyen t&uuml;rlerin tarımının yapılması, suyun hem barajlarda tutulması, hem de kuyularla &ccedil;ekilmesi sonucu havza i&ccedil;inde beslenemeyen g&ouml;ller kurumaya başlamış. Ereğli, Hotamış, Eşmekaya ve Tuz G&ouml;l&uuml;&nbsp; teker teker kurumuş.</p> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <p style="text-align: justify;">Tabi sorunlar sadece tarım sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n su kaynaklarını t&uuml;ketmesiyle de sınırlı değil. Konya&rsquo;dan Tuz G&ouml;l&uuml;&rsquo;ne kanalizasyon ve sanayi atıkları da d&ouml;k&uuml;l&uuml;yor. G&ouml;lden tuz &ccedil;ıkarma işleminin &ouml;zelleştirilmesi de g&ouml;l&uuml;n kurumasında bir etken. Daha &ouml;nce tuz &ccedil;ıkarma işlemi devlet tarafından yapılırken g&uuml;nl&uuml;k 500-600 bin ton tuz &ccedil;ıkarılıyordu. Şimdi ise daha &ccedil;ok k&acirc;r elde emek i&ccedil;in şirketler g&uuml;nl&uuml;k 700-800 bin ton tuz &ccedil;ıkarılıyor. Yani tuz &ccedil;ıkarımında g&uuml;nl&uuml;k 150-200 bin ton civarında bir artış oldu. &Ouml;zellikle Şerefliko&ccedil;hisar Tuzcular Sitesi&rsquo;nde g&ouml;l kenarında kurulu 5-6 tuz &ccedil;ıkarma tesisi, atıklarını g&ouml;le bırakıyor ve g&ouml;l&uuml; hızla kirletiyor.</p> <h2 style="text-align: left;">Avlan G&ouml;l&uuml; vakası</h2> <p style="text-align: justify;">Ancak t&uuml;m bu olumsuzluklara rağmen nadiren de olsa olumlu gelişmeler de yaşanıyor. Buna en g&uuml;ncel &ouml;rneklerden biri de Antalya iline bağlı Avlan G&ouml;l&uuml;&rsquo;nde yaşananlar<a id="n23" name="n23"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn23">[23]</a>. Avlan G&ouml;l&uuml; 1977&rsquo;de kurutularak tarım arazisine d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lm&uuml;ş, 1984&rsquo;te Finike ile Elmalı il&ccedil;elerini birbirine bağlayan 4 km&rsquo;lik bir yolla ikiye b&ouml;l&uuml;nm&uuml;şt&uuml;. Yerel halkın uzun hukuksal &ccedil;abaları sonucu g&ouml;l 1997&prime;de yeniden suya kavuştu. Eskisi gibi olmasa da g&ouml;le &ccedil;eşitli kuşlar konaklama amacıyla gelmeye başladı. Tabi bu &ouml;rneklerin &ccedil;oğalması gerek.</p> <h2 style="text-align: left;">Sulak alanlar ile ilgili yasal gelişmeler</h2> <p style="text-align: justify;">Son iki sene i&ccedil;ersinde sulak alanların geleceğini doğrudan ilgilendiren d&ouml;rt yasal değişiklik g&uuml;ndeme geldi. Bunlar, Sulak Alanların Korunması Y&ouml;netmeliği&rsquo;nde Değişiklik, Yenilenebilir Enerji Kanunu ve hen&uuml;z kabul edilmemiş olan Tabiatı ve Biyolojik &Ccedil;eşitliliği Koruma Kanunu tasarısı. Adlarının i&ccedil;inde koruma ge&ccedil;mesine rağmen, bu kanunlar &ccedil;eşitli hukuksal boşluklar i&ccedil;ermekte ve suistimale a&ccedil;ık.</p> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <p style="text-align: justify;">Bunlardan ilki Sulak Alanların Korunması Y&ouml;netmeliği&rsquo;nde Değişiklik. Sulak Alanların Korunması Y&ouml;netmeliği<a id="n24" name="n24"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn24">[24]</a>&nbsp;26 Ağustos 2010 tarihli Resmi Gazete&rsquo;de yayınlanarak değiştirildi. Değişiklie birlikte korumacılık ilkesinin yasal boşluklar oluşturacak bi&ccedil;imde kullanım odaklı d&uuml;zenlemelerle değiştirildiği dikkat &ccedil;ekiyor. Akarsuların sulak alan tanımı dışında bırakılıp, &ccedil;evrelerinde koruma b&ouml;lgelerinin oluşturulamayacağına ilişkin h&uuml;k&uuml;mler getirildi. Sulak alanların &ccedil;evresinde faaliyetleri tanımlayan koruma b&ouml;lgelerinden birisi olan &ldquo;Tampon B&ouml;lge&rdquo;nin eski y&ouml;netmelikte en az 2500 m olan sınırının, muğlak ve k&ouml;t&uuml; kullanıma davet eden &ldquo;2500 metreyi ge&ccedil;memek &uuml;zere&rdquo; ifadesi ile değiştirilmesi bunun en bariz kanıtı. B&ouml;ylece sulak alanları ekolojik, biyolojik ve hidrolojik boyutta olumsuz y&ouml;nde etkileyecek (kirlilik, su azlığı, biyo-&ccedil;eşitlilik kaybı) pek &ccedil;ok ekonomik faliyetin de &ouml;n&uuml; a&ccedil;ılmış oluyor.</p> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <p style="text-align: justify;">İkincisi ise Tabiatı ve Biyolojik &Ccedil;eşitliliği Koruma Kanunu. AB&rsquo;ye uyum s&uuml;recinin bir gereği olarak hazırlanan bu kanun, AB&rsquo;nin iki temel doğa koruma direktifi olan Kuş ve Habitat direktifleriyle b&uuml;t&uuml;nl&uuml;k oluşturmuyor. Bu yasayla &ldquo;doğal sit&rdquo; stat&uuml;s&uuml; ortadan kalkıp, &uuml;lkedeki 1261 Doğal Sit Alanı &uuml;zerindeki koruma kalkanı kalkacak. B&ouml;ylece g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar baraj ve HES gibi &ccedil;eşitli hidrolik projelerden doğal sit stat&uuml;s&uuml; sayesinde korunan sulak alanları, geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml; olmaz bi&ccedil;imde yok olmaya başlayacak<a id="n25" name="n25"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn25">[25]</a>.</p> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <p style="text-align: justify;">&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; ise 29 Aralık 2010 tarihinde TBMM&rsquo;de kabul edilerek y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe giren Yenilenebilir Enerji Kanunu. Kanunun beşinci maddesine g&ouml;re milli park, tabiat parkı, tab,at anıtı ve tabiat koruma alanları, muhafaza ormanları, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları, &ouml;zel &ccedil;evre koruma b&ouml;lgeleri, doğal sit alanları gibi &ouml;zel hukuksal d&uuml;zenlemeler ve uluslararası s&ouml;zleşmelerle korunması taahh&uuml;t edilmiş alanlarda da yenilenebiir enerji yatırımlarına izin veriyor. T&uuml;m bunlar enerjide dışarıya bağımlıl olmamak adına yenilenebilir enerjiyi teşvik etmek i&ccedil;in yapılıyor. T&uuml;rkiye&rsquo;nin y&uuml;z&ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml;n&uuml;n sadece %5&rsquo;ini oluşturan bu alanların da korunamayacak olması T&uuml;rkiye&rsquo;nin geleceği a&ccedil;ısından endişe verici.</p> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <p style="text-align: justify;">Son olarak da hen&uuml;z resmi bir kimlik kazanmamış olsa da kamu ile paylaşılan Su Kanunu Tasarısı var. Bu tasarının kabul&uuml;yle birlikte &ldquo;havzalararası su aktarımı&rdquo; gibi kabul edilemez bir &ccedil;ılgınlık yasal d&uuml;zleme taşınmış olacak. Canlı-cansız t&uuml;m doğal-k&uuml;lt&uuml;rel varlıkların ve sistemlerin oluşturduğu karmaşık b&uuml;t&uuml;nler olan havzaların b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğe y&ouml;nelik her t&uuml;rl&uuml; m&uuml;dahele, havzanın varlığını i&ccedil;in bir tehlike ve yok oluşun başlangıcı olduğu unutulmamalı. İspanya&rsquo;da 2001 Ulusal Hidrolik Plan kapsamında Ebro Nehri&rsquo;nden başka havzalara b&ouml;lgelerarası bir su transferinin projesi planlanmaktaydı. Bin kilometre uzunluğuna yaklaşan su kanallarını ve Ebro Nehri &uuml;zerinde y&uuml;ze yakın barajı kapsayan bu proje &uuml;lkede b&uuml;y&uuml;k tepkiye neden oldu. Taşınması planlanan su &uuml;lkenin &ouml;teki ucunda bulunan birka&ccedil; turizm ve&nbsp; end&uuml;striyel tarım kentine gidecekti. Su canavarı bu iki ekonomik sekt&ouml;r&uuml;n s&uuml;rekli artan taleplerini karşılamak i&ccedil;in insanın ve doğanın su hakkı gasp edilecekti. Proje, halkın direnişi ve 2004 genel se&ccedil;imlerinin sunduğu politik fırsatların doğru kullanımıyla iptal edildi. D&uuml;nyanın sırt &ccedil;evirdiği havzalararası su transferleri, ekonomik sekt&ouml;rlerin s&uuml;rekli artan su taleplerini, insanların ve doğanın yaşamsal su ihtiya&ccedil;larına feda etmekten başka bir sonu&ccedil; getirmeyen bir anlayışın &uuml;r&uuml;nleri. S&ouml;z konusu su &nbsp;kanunu kabul edilirse, d&uuml;nyada tarım hasılası bakımından ilk beşe girmek ve enerjide dışarıya bağımlılıktan kurtulmak gibi ulusal ama&ccedil;ları ger&ccedil;ekleştirmek i&ccedil;in T&uuml;rkiye&rsquo;nin t&uuml;m havzaları s&uuml;rekli b&uuml;y&uuml;yen su talebinin baskısı altında kuruyacak.</p> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <h2 style="text-align: left;"><strong>B&ouml;yle giderse 2023 yılında doğal sulak alan kalmayacak</strong></h2> <p style="text-align: justify;"><strong>&nbsp;</strong></p> <p style="text-align: justify;">Marmara Denizi&rsquo;nden daha b&uuml;y&uuml;k bir y&uuml;z&ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml;ne karşılık gelen 1 milyon 400 bin hektarlık doğal sulak alanın kaybedildiği dikkate alındığında, T&uuml;rkiye&rsquo;de 2030 yılında doğal sulak alanların neredeyse tamamının yok olması bekleniyor<a id="n26" name="n26"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn26">[26]</a>. Barajların ve HES&rsquo;lerin &ouml;mr&uuml; 50 yılı ge&ccedil;mezken, neden oldukları yıkımın etkileri y&uuml;zlerce yıl ortadan kalkmayacak. T&uuml;rkiye&rsquo;de bir de ne enerji, ne de su toplamaya yaramayan &ldquo;g&uuml;venlik barajı&rdquo; uygulamaları var. Bu kavramı d&uuml;nya baraj literat&uuml;r&uuml;ne kazandıran T&uuml;rkiye, planlanan barajların yerinin tespitinde Milli G&uuml;venlik Kurumu&rsquo;nu otorite olarak g&ouml;ren tek &uuml;lke olma &ouml;nc&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; koruyor<a id="n27" name="n27"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn27">[27]</a>. Bu barajların birincil amacı (eğer tek değilse) PKK militanlarının hareketliliğini kısıtlamak<a id="n28" name="n28"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn28">[28]</a>. Baraj ve HES inşaatlarıyla g&ouml;&ccedil;e zorlanan, geleneksel değerlerine ve yaşamlarına veda ederek maddi ve manevi olarak yoksullaşan y&uuml;zbinlerce insan bu yıkımın sosyal boyutunun sadece bir par&ccedil;ası. S&uuml;rekli i&ccedil; g&ouml;&ccedil;&uuml;n yaşandığı &uuml;lkede, g&ouml;&ccedil; alan b&uuml;y&uuml;k şehirlerin hali de hi&ccedil; a&ccedil;ıcı değil. &Ouml;rneğin hızla bir k&uuml;resel şehre d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmeye &ccedil;alışılan İstanbul&rsquo;un b&uuml;y&uuml;yen sanayisi ve artan n&uuml;fusuna yetmez olan su kaynakları hızla kirleniyor ve kuruyor. Sonra da İstanbul&rsquo;a D&uuml;zce ilindeki Melen &Ccedil;ayı&rsquo;ndan uzunluğu 185 km&rsquo;yi bulan 4 m &ccedil;aplı borular i&ccedil;inde yerin ve hatta denizin altından<a id="n29" name="n29"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn29">[29]</a>&nbsp;su transfer ediliyor. B&ouml;ylece kendi su varlıklarını t&uuml;keten şehirler başka şehirlerin ve havzaların sularına g&ouml;zlerini dikiyor.</p> <p style="text-align: justify;">T&uuml;rkiye&rsquo;de t&uuml;m devlet politikaları, ekonomik kalkınma ve milli g&uuml;venliği sağlama adına devlet eliyle &ouml;ncelikle ekonomik sekt&ouml;r&uuml;n s&uuml;rekli artan taleplerini, sonra halkın ihtiya&ccedil;larını karşılamak i&ccedil;in suların tam kapasite kullanılmasını sağlamaya y&ouml;nelik. Şiddeti gittik&ccedil;e artmakta olan bu politikalar hem su hem de enerji t&uuml;ketimini artırmayı hedefledikleri i&ccedil;in su ve toprak gibi yaşam kaynaklarının hızla kirlenmesi ve buna bağlı olarak t&uuml;kenmesi sonucunu doğuruyor<a id="n30" name="n30"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#dn30">[30]</a>. G&ouml;r&uuml;nen o ki 2023 yılı, Cumhuriyet&rsquo;in 100. yıld&ouml;n&uuml;m&uuml; olduğu kadar, hem doğanın hem de toplumun t&uuml;kenişinin de &ouml;nemli bir kilometre taşı olacak.</p> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <p style="text-align: justify;"><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#.UPpWUh04tzw">http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#.UPpWUh04tzw</a></p> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <p><br /><strong>Son notlar</strong></p> <p style="text-align: left;"><strong>&nbsp;</strong></p> <p style="text-align: left;"><a id="dn1" name="dn1"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n1">[1]</a>&nbsp;&ldquo;İşte 3. K&ouml;pr&uuml;&rdquo;,&nbsp;<em>Milliyet</em>, 4 Haziran 2012&nbsp;<a href="http://ekonomi.milliyet.com.tr/iste-3-kopru/ekonomi/ekonomidetay/06.06.2012/1549034/default.htm">http://ekonomi.milliyet.com.tr/iste-3-kopru/ekonomi/ekonomidetay/06.06.2012/1549034/default.htm</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn2" name="dn2"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n2">[2]</a>&nbsp;&ldquo;İşte İstanbul&rsquo;un 3. Havalimanı&rdquo;,&nbsp;<em>Zaman</em>,&nbsp; 6 Haziran 2012,&nbsp;<a href="http://www.zaman.com.tr/newsDetail_getNewsById.action?haberno=1298953">http://www.zaman.com.tr/newsDetail_getNewsById.action?haberno=1298953</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn3" name="dn3"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n3">[3]</a>&nbsp;&ldquo;D&uuml;nyanın en y&uuml;ksek 3. barajı, Yusufeli Barajı ve HES&rsquo;inin s&ouml;zleşmesi imzalandı&rdquo;, Orman ve Su İşleri Bakanlığı duyurusu, 22 Kasım 2012,&nbsp;<a href="http://www.ormansu.gov.tr/osb/HaberDuyuru/guncelHaber/12-11-22/D%C3%BCnyan%C4%B1n_En_Y%C3%BCksek_3_Baraj%C4%B1_Yusufeli_Baraj%C4%B1_ve_HES%E2%80%99in_S%C3%B6zle%C5%9Fmesi_%C4%B0mzaland%C4%B1.aspx?sflang=tr">http://www.ormansu.gov.tr/osb/HaberDuyuru/guncelHaber/12-11-22/D%C3%BCnyan%C4%B1n_En_Y%C3%BCksek_3_Baraj%C4%B1_Yusufeli_Baraj%C4%B1_ve_HES%E2%80%99in_S%C3%B6zle%C5%9Fmesi_%C4%B0mzaland%C4%B1.aspx?sflang=tr</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn4" name="dn4"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n4">[4]</a>&nbsp;T&uuml;rk m&uuml;teahhitlerin uluslararası başarılarına ithafen Veysel Eroğlu tarafından s&ouml;ylenen c&uuml;mle. S&ouml;yleşinin devam i&ccedil;in bakınız.&nbsp;<a href="http://t24.com.tr/haber/orman-bakani-veysel-eroglu-bir-gun-butun-dunya-bizim-santiyemiz-olacak/218068">http://t24.com.tr/haber/orman-bakani-veysel-eroglu-bir-gun-butun-dunya-bizim-santiyemiz-olacak/218068</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn5" name="dn5"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n5">[5]</a>&nbsp;DSİ (2009). Su ve DSİ. Ankara: DSİ Yayınları.</p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn6" name="dn6"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n6">[6]</a>&nbsp;12.05.2011 tarihli Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı demeci. Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı websitesi.<a href="http://www.tarim.gov.tr/Duyurular,haber_Detayli_Gosterim.html?NewsID=1872">http://www.tarim.gov.tr/Duyurular,haber_Detayli_Gosterim.html?NewsID=1872</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn7" name="dn7"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n7">[7]</a>&nbsp;&ldquo;Erdoğan: Su akar, T&uuml;rk yapar&rdquo;,&nbsp;<em>Sabah</em>, 5 Mayıs 2011,&nbsp;<a href="http://www.sabah.com.tr/Gundem/2011/05/05/erdogan-su-akar-turk-yapar">http://www.sabah.com.tr/Gundem/2011/05/05/erdogan-su-akar-turk-yapar</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn8" name="dn8"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n8">[8]</a>&nbsp;Erik Swyngedouw (2003). &ldquo;Modernity and the production of the Spanish waterscape&rdquo;, (Ed.) Karl S. Zimmerer ve Thomas J. Bassett,&nbsp;<em>Political Ecology: An Integrative Approach to Geograpy and Environment-development Studies&nbsp;</em>(94-113). New York: &nbsp;The Guilford Press.</p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn9" name="dn9"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n9">[9]</a>&nbsp;Erik Swyngedouw (1999). &ldquo;Modernity and hybridity: nature, regeneracionismo, and the production of the Spanish waterscape, 1890-1930&Prime;.&nbsp;<em>Annals of the Association of American Geographers</em>&nbsp;89(3): 443-465.</p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn10" name="dn10"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n10">[10]</a>&nbsp;Jordi Maluquer de Motes i Berner (1983). &ldquo;La Despatrimonializaci&oacute;n del Agua: Movilizaci&oacute;n de un Recurso Natural Fundamental&rdquo;,&nbsp;<em>Revista de Historia Econ&oacute;mica</em>&nbsp;1(2): 76-96.</p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn11" name="dn11"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n11">[11]</a>&nbsp;&ldquo;T&uuml;rkiye&rsquo;nin en y&uuml;ksek Barajı Deriner su tutmaya başladı&rdquo;, Duyuru, T&uuml;rkiye Cumhuriyeti Orman ve Su işleri Bakanlığı websitesi, 24 Şubat 2012,&nbsp;&nbsp;<a href="http://www.ormansu.gov.tr/osb/haberduyuru/guncelhaber/12-02-24/T%C3%BCrkiye%E2%80%99nin_En_Y%C3%BCksek_Baraj%C4%B1_Deriner_Su_Tutmaya_Ba%C5%9Flad%C4%B1.aspx?sflang=tr">http://www.ormansu.gov.tr/osb/haberduyuru/guncelhaber/12-02-24/T%C3%BCrkiye%E2%80%99nin_En_Y%C3%BCksek_Baraj%C4%B1_Deriner_Su_Tutmaya_Ba%C5%9Flad%C4%B1.aspx?sflang=tr</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn12" name="dn12"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n12">[12]</a>&nbsp;Joan David T&agrave;bara ve Akg&uuml;n İlhan (2008). &ldquo;Culture as Trigger for Sustainability Transition in the Water Domain: The Case of Spanish Water Policy and the Ebro River Basin&rdquo;,&nbsp;<em>Regional Environmental Change</em>&nbsp;8(2): 59-71.</p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn13" name="dn13"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n13">[13]</a>&nbsp;Nueva Cultura del Agua. Daha fazla bilgi i&ccedil;in&nbsp;<a href="http://www.unizar.es/fnca/index3.php">http://www.unizar.es/fnca/index3.php</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn14" name="dn14"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n14">[14]</a>&nbsp;DSİ (2009). Su ve DSİ. Ankara: DSİ Yayınları.</p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn15" name="dn15"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n15">[15]</a>&nbsp;DSİ (2009). Su ve DSİ. Ankara: DSİ Yayınları.</p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn16" name="dn16"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n16">[16]</a>&nbsp;&nbsp; &ldquo;K&uuml;resel ısınma&rdquo;, Doğa Derneği,&nbsp;<a href="http://www.dogadernegi.org/kuresel-isinma.aspx">http://www.dogadernegi.org/kuresel-isinma.aspx</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn17" name="dn17"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n17">[17]</a>&nbsp;Akg&uuml;n İlhan (2011).&nbsp;<em>Yeni Bir Su Politikasına Doğru. T&uuml;rkiye&rsquo;de Su Y&ouml;netimi, Alternatifler ve &Ouml;neriler.</em>&nbsp;İstanbul:&nbsp; Sosyal Değişim Yayınları.</p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn18" name="dn18"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n18">[18]</a>&nbsp;Ramsar S&ouml;zleşmesi, 3895 sayılı kanunla onaylanarak, 17 Mayıs 1994 tarihinde Resmi Gazete&rsquo;de yayınlandı. Bu s&ouml;zleşmenin h&uuml;k&uuml;mlerine dayanılarak 30 Ocak 2002 tarihinde Ulusal Sulak Alanları Koruma Y&ouml;netmeliği yayınlandı. Bu y&ouml;netmelik 17/05/2005 tarihli 25818 sayılı Resmi Gazete&rsquo;de yayınlanraka y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe girdi<a href="http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/23151.html">http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/23151.html</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn19" name="dn19"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n19">[19]</a>&nbsp;T&uuml;rkiye&rsquo;deki Ramsar Alanları Değerlendirme Raporu, WWF &ndash; T&uuml;rkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı)&nbsp;<a href="T&uuml;rkiye%20Cumhuriyeti&rsquo;nin%20kuruluşunun%20100.%20yıld&ouml;n&uuml;m&uuml;%20olacak%202023%20yılı%20hedeflerini%20duymayanınız%20yoktur.%20Bu%20tarihe%20ithafen%20&ldquo;milli%20gururumuzu&rdquo;%20kabartacak%20projeler%20birbiri%20ardına%20ilan%20ediliyor.%20&ldquo;D&uuml;nyanın%209.%20b&uuml;y&uuml;k%20k&ouml;pr&uuml;s&uuml;%20İstanbul&rsquo;da%20kurulacak&rdquo;[1];%20&ldquo;Uzaydan%20g&ouml;r&uuml;lecek%20kadar%20b&uuml;y&uuml;k%20yeni%20bir%20havalimanımız%20olacak&rdquo;[2];%20&ldquo;D&uuml;nyanın%203.%20en%20y&uuml;ksek%20barajı%20Yusufeli&rsquo;nde%20kurulacak&rdquo;[3];%20&ldquo;T&uuml;rkiye%20b&ouml;lgenin%20merkezi%20olacak&rdquo;;%20&ldquo;B&uuml;t&uuml;n%20d&uuml;nya%20artık%20bizim%20pazarımız,%20b&uuml;t&uuml;n%20d&uuml;nya%20bizim%20şantiyemiz%20olacak&rdquo;[4]%20diye%20başlayan%20bir%20hayaller%20silsilesinin%20i&ccedil;inde%20&uuml;lke%20oradan%20oraya%20savruluyor.%20Ger&ccedil;ekler%20d&uuml;nyasında%20ise%20insanlar%20ve%20yaşam%20kaynakları%20vahşi%20bir%20&ldquo;kalkınmanın&rdquo;%20tam%20da%20ortasında%20hızla%20yoksullaşıyor%20ve%20yok%20oluyor.%20Cumhuriyetin%20100.%20yıld&ouml;n&uuml;m&uuml;ne%20yaklaştık&ccedil;a%20kalkınma%20hedefleri%20de%20şaha%20kalkıyor.%20Bunların%20en%20&ccedil;ılgını%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20su%20kaynaklarının%20&ldquo;tam%20kapasite&rdquo;%20kullanılması%20hedefi[5].%20Evet%20yanlış%20duymadınız,%20T&uuml;rkiye&rsquo;de%20bulunan%20t&uuml;m%20tatlı%20su%20kaynaklarının,%20yani%20akarsuların%20ve%20g&ouml;llerin%20%100%20oranında%20kullanılmasından%20bahsediyor%20bu%20hedef.%20Olur%20mu%20&ouml;yle%20şey%20demeyin,%20Tarım%20ve%20Hayvancılık%20Bakanı%20Mehdi%20Eker%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20tarım%20hasılası%20ile%202002&prime;den%202010&prime;a%20d&ouml;rt%20sıra%20y&uuml;kselip,%20d&uuml;nyada%20yedinci%20sıraya%20yerleştiğini,%20esas%20hedefin%20ise%202023%20yılında%20d&uuml;nyada%20tarım%20&uuml;retiminde%20ilk%20beşe%20girme%20olduğunu%20s&ouml;yl&uuml;yor[6].%20Enerjide%20ise%20dışa%20bağımlılıktan%20kurtulmaya%20&ccedil;alışan%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20başbakanı%20Recep%20Tayyip%20Erdoğan%20Adana&rsquo;da%20Sanibey%20Barajı%20ve%20HES&rsquo;inin%20a&ccedil;ılışında%20&ldquo;Artık%20&lsquo;su%20akar,%20T&uuml;rk%20bakar&rsquo;%20yok;%20&lsquo;su%20akar,%20T&uuml;rk%20yapar&rsquo;%20var&rdquo;%20diyor[7].%20B&ouml;ylesi%20tarım%20ve%20enerji%20hedeflerine%20de,%20elbette%20suların%20tam%20kapasite%20kullanımı%20yakışır.%20İspanya&rsquo;nın%2036%20yıllık%20Franco%20diktat&ouml;rl&uuml;k%20d&ouml;neminde%20(1939-1975)%20de%20su%20ile%20ilgili%20benzer%20&ldquo;&ccedil;ılgın&rdquo;%20hedefleri%20andıran%20şu%20c&uuml;mle%20olduk&ccedil;a%20manidar:%20&ldquo;Bir%20damla%20su%20bile%20toprağa%20zorunlu%20vergisini%20&ouml;demeden%20denize%20ulaşmayacak&rdquo;[8].%20Bu%20&uuml;lkede%20suyu%20mutlak%20kontrol%20altına%20alma%20ve%20ondan%20en%20fazla%20şekilde%20faydalanma%20arzusu,%20aslında%20insanları%20da%20&ldquo;hizaya%20sokma&rdquo;%20misyonun%20bir%20yansımasıydı[9].%20&ldquo;İspanya%20suları%20denize%20aktığı%20s&uuml;rece%20asla%20zengin%20olamayacak&rdquo;[10]%20diye%20yola%20&ccedil;ıkan%20Franco%20diktat&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n%20sonunda,%20&uuml;lke%20d&uuml;nyada%20kişi%20başına%20d&uuml;şen%20hidrolik%20yapı%20sayısı%20en%20y&uuml;ksek%20&uuml;lkeler%20arasına%20girmişti.%20Bu%20hidrolik%20tesisler%20y&uuml;z&uuml;nden%20y&uuml;zbinlerce%20insan%20yerinden%20yurdundan%20olup,%20g&ouml;&ccedil;%20etmek%20zorunda%20kaldı.%20Y&uuml;zlerce%20baraj%20ve%20HES,%20binlerce%20kilometrelik%20kanallar%20&uuml;lkenin%20hem%20sularını,%20hem%20de%20insanlarını%20epey%20bir%20dize%20getirmişti.%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin,%20tıpkı%20kendisi%20gibi%20iklim%20değişikliği%20ve%20kuraklıktan%20etkilenen%20bir%20Akdeniz%20&uuml;lkesinin%20acı%20tecr&uuml;belerinden%20&ouml;ğrenmek%20yerine,%20onunla%20aynı%20yolu%20geriden%20takip%20ediyor%20olması%20&uuml;z&uuml;c&uuml;.%20Deriner%20Barajı&rsquo;nın%20su%20tutma%20t&ouml;reninde%20s&ouml;z%20alan%20&Ccedil;alışma%20ve%20Sosyal%20G&uuml;venlik%20Bakanı%20Faruk%20&Ccedil;elik%20s&ouml;zleri%20bunun%20en%20bariz%20kanıtı:%20&ldquo;Artık%20&Ccedil;oruh,%20kendi%20istediği%20gibi%20değil,%20bizim%20istediğimiz%20gibi%20akacak&rdquo;[11].%20İspanya%20artık%20suyu%20&ldquo;mutlak%20kontrol&rdquo;%20altına%20alma%20sevdasından%20vaz%20ge&ccedil;iyor.%202004%20genel%20se&ccedil;imleriyle%20birlikte%20geleneksel%20Ulusal%20Hidrolik%20Plan&rsquo;ı%20yerini,%20Yeni%20Su%20K&uuml;lt&uuml;r&uuml;%20Hareketi&rsquo;nin%20r&uuml;zgarında%20Su%20Programı%20anlamına%20gelen%20Programa%20AGUA&rsquo;ya%20bırakıyor[12].%20Ulusal%20Hidrolik%20Plan&rsquo;da%20su%20bir%20ekonomik%20kalkınma%20aracıydı.%20Su,%20barajlarda%20toplanıp%20yaşam%20alanlarını%20boğan;%20y&uuml;zlerce%20kilometrelik%20beton%20kanallarda%20toprağa%20değmeden%20akan%20ve%20hayat%20veren%20değil,%20&ouml;l&uuml;m%20getiren%20bir%20silaha%20d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;.%20Suyun%20devletin%20ulusunun%20değil,%20sadece%20kendi%20adıyla%20anıldığı%20yeni%20programda%20ise%20eski%20kontrol%20merkezli%20anlayış%20sarsılmaya%20başladı.%20Suyun%20sadece%20ekonomik%20değil,%20sosyal%20ve%20ekolojik%20boyutlarını%20da%20dikkate%20alan,%20suyu%20eknomik%20bir%20kaynak%20değil,%20yaşam%20veren%20canlı%20bir%20varlık%20olarak%20tanımlayan%20Yeni%20Su%20K&uuml;lt&uuml;r&uuml;[13]%20Hareketi%20bu%20sarsılmanın%20arkasındaki%20lokomotif.%20İklim%20krizinden%20en%20fazla%20etkilenecek%20&uuml;lkelerden%20biri%20olmasına%20rağmen%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20ne%20iklim,%20ne%20de%20su%20krizine%20y&ouml;nelik%20ciddi%20bir%20politikası%20var.%20Bunun%20aksine,%20t&uuml;m%20su%20varlıklarını%20tam%20kapasite%20kullanmak%20gibi%20fiziksel%20sınırları%20zorlayıcı%20bir%20iddiası%20var.%20Bu%20da%20aslına%20yangına%20k&ouml;r&uuml;kle%20gitmek%20anlamına%20geliyor.%20Bu%20yangını%20engellemezsek%20az%20ya%20da%20&ccedil;ok%20ve%20er%20ya%20da%20ge&ccedil;%20herkes%20etkilenecek.%20Ve%20g&ouml;r&uuml;nen%20o%20ki%20&ccedil;ılgın%202023%20hedefleri%20ger&ccedil;ekleşirse%20bu%20yangını%20s&ouml;nd&uuml;rmeye%20bir%20kova%20su%20bile%20bulunamayacak.%20T&uuml;rkiye&rsquo;de%20su%20t&uuml;ketimi%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20n&uuml;fus%20artışı%20d&uuml;nya%20ortalamasının%20az%20da%20olsa%20&uuml;zerinde%20seyrediyor.%202023%20yılında%20n&uuml;fusun%20100%20milyon%20olacağı%20tahmin%20ediliyor.%20Bu%20veriler%20hesaba%20katıldığında%202023%20yılında%20kişi%20başına%20d&uuml;şen%20kullanılabilir%20su%20miktarı%201125%20m3/yıl%20civarında%20olacak[14].%20B&ouml;ylece%202030%20yılına%20gelindiğinde%20T&uuml;rkiye%20su%20fakirliği%20&uuml;st%20değeri%20olarak%20kabul%20edilen%201000%20m3/kişi/yıl%20değerine%20ulaşmış%20olacak%20(Bkz%20şekil%201)%20ve%20su%20bakımından%20fakir%20&uuml;lkeler%20arasında%20yerini%20alacak[15].%20Şekil%201.%20T&uuml;rkiye&rsquo;de%20kişi%20başına%20d&uuml;şen%20su%20miktarı%20%20Kaynak:%20DSİ%20(http:/www.dsi.gov.tr)%20Ancak%20&uuml;lkenin%20artan%20su%20t&uuml;ketiminin%20birincil%20nedeni%20n&uuml;fus%20artışı%20değil.%20Suyun%20sekt&ouml;rel%20paylaşımında%20%74%20ile%20tarım%20ilk%20sırayı%20&ccedil;ekerken,%20%15%20ile%20evsel%20kullanım%20ikinci%20ve%20%11%20ile%20end&uuml;stri%20sekt&ouml;r&uuml;%20&uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;%20sırada%20yer%20alıyor%20(Bkz%20şekil%202).%20Su%20t&uuml;ketiminde%20en%20b&uuml;y&uuml;k%20paya%20sahip%20tarımsal%20su%20kullanımı,%20DSİ&rsquo;nin%202023%20planına%20g&ouml;re%2072%20milyar%20m3&rsquo;e%20&ccedil;ıkarılarak%20%143%20artırılacak.%20Ayrıca%20DSİ%20sulanabilir%20alanların%202023&rsquo;e%20kadar%204,9%20milyon%20hektardan%208,5%20milyon%20hektara%20&ccedil;ıkarılarak%20%73%20oranında%20b&uuml;y&uuml;t&uuml;lmesini%20hedefliyor.%20Sulanan%20alanların%20%94&prime;&uuml;n&uuml;n%20suyu%20israf%20eden%20y&uuml;zey%20sulama%20metodları%20(karık,%20tava%20ve%20salma)%20ile%20ger&ccedil;ekleştirildiğini%20hesaba%20kattığımızda%20tablo%20daha%20da%20vahimleşiyor.%20Y&uuml;zey%20sulama%20y&ouml;ntemi%20yerine%20basın&ccedil;lı%20sulama%20sistemleriyle%20%50&rsquo;lik%20bir%20su%20tasarrufu%20sağlanabilirken,%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20su%20kaynaklarının%20en%20azından%20&uuml;&ccedil;te%20birini%20bu%20şekilde%20israf%20ettiği%20tahmin%20ediliyor[16].%20Şekil%202.%20T&uuml;rkiye&rsquo;de%20sekt&ouml;rlere%20g&ouml;re%20su%20t&uuml;ketimi%20%20Kaynak:%20DSİ%20(http:/www.dsi.gov.tr)%20T&uuml;rkiye&rsquo;de%20&ccedil;eşitli%20yasal%20metinlerde%20adı%20ge&ccedil;se%20de%20uygulamada%20su%20tasarrufu%20hedeflenmiyor.%20Gerek%20su%20politikaları,%20gerekse%20suyu%20yakından%20ilgilendiren%20tarım%20ve%20enerji%20politikaları,%20&uuml;lke%20topraklarındaki%20doğalvarlıkların%20ekonomik%20kalkınmayı%20ve%20milli%20g&uuml;venliği%20sağlamak%20adına%20devlet%20eliyle%20&ouml;ncelikle%20ekonomik%20sekt&ouml;r&uuml;n%20taleplerini,%20daha%20sonra%20halkın%20ihtiya&ccedil;larını%20karşılamak%20i&ccedil;in%20tam%20kapasite%20kullanılmasını%20sağlamaya%20y&ouml;nelik[17].%20İzlenen%20bu%20politikalar%20hem%20su%20hem%20de%20enerji%20t&uuml;ketimini%20artırmayı%20hedefledikleri%20i&ccedil;in%20sulak%20alanların%20da%20hızla%20kirlenmesi%20ve%20buna%20bağlı%20olarak%20yok%20olması%20sonucunu%20doğuruyor.%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20sulak%20alanları%20%20D&uuml;nyada%20sulak%20alanlara%20y&ouml;nelik%20ilk%20uluslararası%20s&ouml;zleşme%201971%20yılında%20İran&rsquo;ın%20Ramsar%20kentinde%20Ramsar%20S&ouml;zleşmesi%20adıyla%20imzaya%20a&ccedil;ıldı.%20Bu%20anlaşmayla%20birlikte%20&ouml;zellikle%20su%20kuşlarının%20yaşama%20alanı%20olması%20dolayısıyla%20belirlenen%20kriterlere%20uyan%20sulak%20alanlar%20koruma%20altına%20alınmaktadır.%20T&uuml;rkiye&rsquo;de%201991&rsquo;de%20&Ccedil;evre%20Bakanlığı&rsquo;nın%20kurulmasının%20ardından%20Bakanlık%20b&uuml;nyesinde%20&ldquo;sulak%20alanlar%20birimi&rdquo;%20de%20kuruldu.%201993&rsquo;te%20ise%20&ldquo;Sulak%20Alanların%20Korunması%20Genelgesi&rdquo;%20Bakanlık%20tarafından%20yayınlandı.%201994&rsquo;te%20%20T&uuml;rkiye%20Ramsar%20S&ouml;zleşmesi&rsquo;ne%20taraf%20olarak%20Manyas%20G&ouml;l&uuml;,%20Burdur%20G&ouml;l&uuml;,%20Sultan%20Sazlığı,%20Seyfe%20G&ouml;l&uuml;%20ve%20G&ouml;ksu%20Deltası&rsquo;nı%20S&ouml;zleşme&rsquo;ye%20dahil%20etti.%20Ramsar%20S&ouml;zleşmesi[18]%20sulak%20alanları%20&ldquo;doğal%20ya%20da%20yapay,%20s&uuml;rekli%20ya%20da%20mevsimsel,%20tatlı,%20acı%20ya%20da%20tuzlu,%20durgun%20ya%20da%20akan%20su%20k&uuml;tleleri,%20bataklıklar,%20turbalıklar%20ve%20gelgitin%20&ccedil;ekilmiş%20anında%20derinliği%20altı%20metreyi%20aşmayan%20deniz%20suları&rdquo;%20olarak%20tanımlıyor.%20Ramsar%20S&ouml;zleşmesi%20kriterlerine%20g&ouml;re%20T&uuml;rkiye&rsquo;de%20200&rsquo;e%20yakın%20alan%20uluslararası%20&ouml;neme%20sahip%20sulak%20alan%20olarak%20tespit%20edilmiş[19].%20%20Ancak%20S&ouml;zleşme%20kapsamında%20sadece%2013%20sulak%20alan%20var.%20Bunlar%20ş&ouml;yle:%20Manyas%20Kuş%20G&ouml;l&uuml;,%20Akyatan%20Lag&uuml;n&uuml;,%20Gediz%20Deltası,%20G&ouml;ksu%20Deltası,%20Kızılırmak%20Deltası,%20Kız&ouml;ren%20Obruğu,%20Burdur%20G&ouml;l&uuml;,%20Kuyucuk%20G&ouml;l&uuml;,%20Seyfe%20G&ouml;l&uuml;,%20Uluabat%20G&ouml;l&uuml;,%20Meke%20G&ouml;l&uuml;,%20Sultan%20Sazlığı%20ve%20Yumurtalık%20Lag&uuml;n&uuml;%20var%20(Bkz%20harita%201).%20Bunun%20en%20&ouml;nemli%20nedeni%20ise%20Bakanlığın%20teknik%20kapasitesindeki%20eksiklikler.%20Yani%20Bakanlığın%20sulak%20alanlar%20birimi,%20sulak%20alanların%20bilim%20kurullarının%20oluşturulması,%20sınırlarının%20&ccedil;izilmesi,%20y&ouml;netim%20planlarının%20hazırlanması%20ve%20takibi%20gibi%20bir%20dizi%20faaliyetin%20yoğun%20y&uuml;k&uuml;n&uuml;%20kaldıracak%20kapasitede%20değil.%20Bu%20&ouml;nemli%20bir%20konunun%20b&ouml;ylesine%20basit%20bir%20nedenle%20ihmal%20ediliyor%20oluşu%20d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;r&uuml;c&uuml;.%20Peki%20neden%20sulak%20alanlar%20bu%20kadar%20&ouml;nemli?%20&Ccedil;&uuml;nk&uuml;%20bunlar%20d&uuml;nyanın%20en%20&ouml;nemli%20genetik%20rezervuarları.%20Sulak%20alanlar%20t&uuml;rlerin%20%40&rsquo;ını,%20t&uuml;m%20hayvan%20t&uuml;rlerinin%20ise%20%12&rsquo;sini%20barındırıyor.%20Bu%20alanların%20taşkın%20kontrol&uuml;%20sağlama,%20yeraltı%20sularının%20besleme,%20kıyı%20&ccedil;izgisinin%20korunma,%20fırtınalardan%20koruma,%20sediman%20ve%20besin%20depolama,%20iklim%20değişikliği%20kontrol&uuml;%20ve%20su%20arıtımı%20gibi%20sayılamayacak%20kadar%20&ccedil;ok%20başka%20işlevi%20var.%20Harita%201.%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20sulak%20alanları%20ve%20RAMSAR%20alanları%20%20%20Kaynak:%20http:/www.bizimcografya.com/haritalar/457-turkiyenin-sulak-alanlari-haritasi-ramsar.html%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20sulak%20alanları%20ne%20durumda?%20Elektrik%20Enerjisi%20Piyasası%20ve%20Arz%20G&uuml;venliği%20Strateji%20Belgesi&rsquo;nde,%202023%20yılına%20kadar%20T&uuml;rkiye&rsquo;de%20yenilenebilir%20kaynakların,%20elektrik%20enerjisi%20&uuml;retimi%20i&ccedil;indeki%20payının%20en%20az%20%30&rsquo;lar%20d&uuml;zeyine%20&ccedil;ıkması%20ve%20teknik%20ve%20ekonomik%20olarak%20değerlendirilebilecek%20hidrolik%20elektrik%20potansiyelinin%20tamamının%20elektrik%20enerjisi%20&uuml;retiminden%20kullanılması%20sağlanacaktır%20deniyor.%20Son%20kırk%20yıl%20i&ccedil;inde%20&uuml;lke%20sınırları%20dahilindeki%20sulak%20alanların%20yarısı%20yok%20oldu.%20Bu%20da%20Marmara%20Denizi%20kadar%20b&uuml;y&uuml;kl&uuml;lkte%20bir%20su%20alanına%20denk%20d&uuml;ş&uuml;yor.%20Konya%20Kapalı%20Havzası&rsquo;nda%20aşırı%20sulama%20ve%20yanlış%20alt%20yapı%20projeleri%20nedeniyle%20sulak%20alanların%20%65&rsquo;i%20yok%20oldu.%20Tuz%20G&ouml;l&uuml;%20tamamen%20yok%20olmak%20&uuml;zere.%20Bafa%20G&ouml;l&uuml;&rsquo;ndeki%20balık%20stoklarında%20ise%20%97%20oranında%20bir%20d&uuml;ş&uuml;ş%20var.%20T&uuml;rkiye&rsquo;deki%20pek%20&ccedil;ok%20sulak%20alanı%20aşağıdaki%20sebeplerden%20yok%20oluyor:%20tarım%20i&ccedil;in%20aşırı%20su%20&ccedil;ekimi%20ve%20su%20ısrafına%20neden%20olan%20sulama%20y&ouml;ntemleri;%20(Orta%20Anadolu&rsquo;da%20bulunan%20Beyşehir%20G&ouml;l&uuml;,%20Tuz%20G&ouml;l&uuml;,%20Ereğli%20Sazlıkları,%20Kulu%20G&ouml;l&uuml;,%20Meke%20G&ouml;l&uuml;,%20Seyfe%20G&ouml;l&uuml;,%20Sultan%20Sazlığı,%20Akşehir%20&ndash;%20Eber%20G&ouml;lleri)%20tarım,%20end&uuml;stri%20ve%20kentsel%20kullanım%20sonucu%20oluşan%20atıksuların%20arıtılmadan%20doğaya%20geri%20verilmesi;%20(Eğirdir%20G&ouml;l&uuml;,%20Bafa%20G&ouml;l&uuml;,%20Tuz%20G&ouml;l&uuml;,%20Gediz%20Deltası,%20Uluabat%20G&ouml;l&uuml;,%20Beyşehir%20G&ouml;l&uuml;,%20Burdur%20G&ouml;l&uuml;,%20G&ouml;ksu%20Deltasu,%20Sapanca%20G&ouml;l&uuml;,%20Akyatan%20Lag&uuml;n&uuml;)%20b&uuml;y&uuml;yen%20&ccedil;arpık%20kentleşme%20sonucu%20yerleşim%20yeri%20veya%20tarımsal%20alan%20a&ccedil;mak%20i&ccedil;in%20kurutulan%20sulak%20alanlar;%20baraj,%20HES%20ve%20su%20transferi%20gibi%20doğa%20ve%20toplum%20&uuml;zerindeki%20olumsuz%20etkileri%20dikkate%20alınmamış%20%20su%20altyapı%20projeleri;%20otoyollar%20ve%20k&ouml;pr&uuml;ler%20gibi%20dev%20&ouml;l&ccedil;ekli%20altyapı%20projeleri;%20(Uluabat%20G&ouml;l&uuml;,%20madencilik,%20taş%20ocakları%20kurma%20vb.%20faaliyetleri;%20yasak%20balık&ccedil;ılık%20ve%20avcılık%20faaliyetleri%20(Eğirdir%20G&ouml;l&uuml;%20ve%20Beyşehir%20G&ouml;l&uuml;).%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20sulak%20alanlarının%20geneline%20ilişkin%20verileri%20i&ccedil;eren%20tablo%201&rsquo;e%20bakmak%20sorunun%20boyutlarını%20anlamada%20bir%20başlangı&ccedil;%20olacaktır.%20Zira%20resmin%20tamamı%20bundan%20&ccedil;ok%20daha%20vahim.%20T&uuml;rkiye&rsquo;de%20bu%20tabloda%20adı%20ge&ccedil;emeyen%20binlerce%20irili%20ufaklı%20sulak%20alan%20var.%20Ve%20bunların%20durumu%20da%20bu%20tablodakilerden%20farksız.%20&Ouml;rneğin%20Amik%20G&ouml;l&uuml;%20Havzası%20akıllara%20zarar%20bir%20projeye%20evsahipliği%20yapıyor.%20Kurumuş%20g&ouml;l&uuml;n%20i&ccedil;ine%20inşa%20edilen%20Hatay%20Havalimanı%20her%20sene%20sular%20altında%20kalıyor[20].%20T&uuml;rkiye&rsquo;de%20kamuya%20zarar%20bu%20proje%20gibi%20binlercesi%20var.%20Hatta%20zarar%20sadece%20doğaya%20ve%20mala%20değil,%20bazen%20cana%20da%20geliyor.%202012&rsquo;de%20Samsun%20Canik&rsquo;te%2070%20metrelik%20dere%20yatağı,%20zamanla%2020%20metreye%20indirilip%20b&ouml;lge%20imara%20a&ccedil;ılınca%20şiddetli%20yağışla%20taşan%20nehir%20TOKİ&rsquo;nin%20yaptığı%20evleri%20yutarken,%206&prime;sı%20&ccedil;ocuk%209%20kişi%20hayatını%20kaybetti[21].%20Tablo%201.%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20sulak%20alanları%20ve%20bunların%20fiziksel%20durumları%20Sulak%20Alanlar%20Fiziksel%20Durumları%20%20%20Akşehir-Eber%20G&ouml;lleri Bilin&ccedil;siz%20kullanım%20sonucu%20g&ouml;ller%20b&uuml;y&uuml;k%20&ouml;l&ccedil;&uuml;de%20k&uuml;&ccedil;&uuml;lm&uuml;ş,%20&ouml;nceleri%20b&ouml;lge%20i&ccedil;in%20&ouml;nemli%20ge&ccedil;im%20kaynakları%20olan%20balık&ccedil;ılık%20ve%20sazcılık%20faaliyetleri%20bitme%20noktasına%20gelmiş.%20Akyatan%20Lag&uuml;n&uuml; Ceyhan%20Nehri&rsquo;nden%20gelene%20askıdaki%20katı%20maddelerle%20birlikte%20lag&uuml;n&uuml;n%20en%20b&uuml;y&uuml;k%20sorunu%20sedimentasyon%20olarak%20ortaya%20&ccedil;ıkmakta.%20Bafa%20G&ouml;l&uuml; B&uuml;y&uuml;k%20Menderes%20Nehri%20boyunca%20toplanan%20evsel,%20end&uuml;striyel%20ve%20tarımsala%20tıklar%20g&ouml;lde%20&ccedil;ok%20ciddi%20kirlilik%20sorunu%20yaratıyor.%20Aşırı%20tarımsal%20su%20kullanımıg&ouml;l&uuml;n%20su%20seviyesini%20d&uuml;ş&uuml;r&uuml;r&uuml;yor.%20Beyşehir%20G&ouml;l&uuml; %75%20oranında%20k&uuml;&ccedil;&uuml;lm&uuml;ş%20durumdadır,%20bug&uuml;nk&uuml;%20alanı%20yaklaşık%2050%20bin%20hektardır.%20Kuruma%20ve%20kirlenme%20tehdidiyle%20karşı%20karşıya.%20Burdur%20G&ouml;l&uuml; G&ouml;l&uuml;n%20seviyesi%20son%2027%20yılda%2010%20m%20d&uuml;şm&uuml;ş%20ve%20hacminde%20%27&rsquo;lik%20bir%20azalma%20olmakta.%20B&uuml;y&uuml;k%20Menderes%20Deltası Deltayı%20besleyen%20nehir%20sularının%20tarımsal%20sulama%20ama&ccedil;lı%20kullanımı%20sonucu%20deltaya%20&ccedil;oğu%20zaman%20su%20ulaşamıyor.%20Ulaşan%20su%20ise%20sanayi%20atıklarını%20taşıması%20dolayısıyla%20kirlilik%20yaratıyor.%20Eğirdir%20G&ouml;l&uuml; Tarımsal%20kaynaklı%20kirleteciler%20nedeniyle%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20en%20b&uuml;y&uuml;k%20tatlı%20su%20g&ouml;l&uuml;%20olan%20Eğridir&rsquo;in%20su%20kalitesi%20giderek%20bozuluyor.%20Ereğli%20Sazlıkları %85&rsquo;i%20kurumuş%20durumdadır%20ve%20b&ouml;lge%20ikliminde%20sertleşmeler%20g&ouml;zleniyor.%20Eşmekaya%20Sazlıkları Tamamen%20kurumuş.%20Gediz%20Deltası Tarımsal%20sulama%20ama&ccedil;lı%20su%20&ccedil;ekimi%20nedeniyle%20kuruma,%20sanayi%20ve%20yerleşimlerinden%20kaynaklanan%20arıtılmayan%20atıklar%20nedeniyle%20kirlilik%20tehdidiyle%20karşı%20karşıya.%20G&uuml;ven&ccedil;%20G&ouml;l&uuml; Tamamen%20kurutulmuş%20durumda.%20G&ouml;ksu%20Deltası Yoğun%20tarımsal%20sulama,%20aşırı%20su%20&ccedil;ekimi%20ve%20kontrols&uuml;z%20kuyu%20a&ccedil;ılması%20ve%20yoğun%20kirlilik%20alanda%20baskı%20yaratıyor.%20Hotamış%20Sazlığı Tamamen%20kurumuştur.%20İğneada%20Su%20Basar%20Ormanları%20ve%20G&ouml;ller Alanı%20besleyen%20derelerdeki%20suyun%20İstanbul&rsquo;a%20taşınması%20ve%20kuraklık%20nedeniyle%20su%20sıkıntısı%20yaşanmakta,%20plansız%20turizm%20ve%20&ccedil;arpık%20kentleşme%20alanda%20kirlilik%20yaratıyor.%20İznik%20G&ouml;l&uuml; Sanayi%20tesislerinden,%20&ccedil;evredeki%20yerleşim%20birimlerinden%20ve%20k&uuml;&ccedil;&uuml;k%20zeytinyağı%20fabrikalarından%20g&ouml;le%20karışan%20atıklar%20nedeniyle%20kirlilik%20sorunu%20var.%20Kulu%20G&ouml;l&uuml; Aşırı%20yer%20altı%20suyu%20&ccedil;ekimi%20nedeniyle%20%90%20oranında%20k&uuml;&ccedil;&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.%20%20Mevsimsel%20olarak%20su%20birikimi%20g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor.%20Manyas%20G&ouml;l&uuml; Tarımsal%20sulama%20amacıyla%20aşırı%20su%20&ccedil;ekimi%20ve%20yağışlardaki%20d&uuml;ş&uuml;ş%20nedeniyle%20g&ouml;ldeki%20su%20varlığı%20baskı%20altında.%20Meke%20G&ouml;l&uuml; Aşırı%20yer%20altı%20suyu%20&ccedil;ekimi%20nedeniyle%20kuruma%20tehdidi%20altındadır.%20Sapanca%20G&ouml;l&uuml; End&uuml;sri%20tesisleri,%20yerleşim%20birimleri%20ve%20tarım%20alanlalarından%20gelen%20arıtılmamış%20atık%20suların%20yol%20a&ccedil;tığı%20kirlilik%20var.%20Seyfe%20G&ouml;l&uuml; %90%20oranında%20kurumuş.%20Suğla%20G&ouml;l&uuml; Doğal%20g&ouml;l%20olma%20&ouml;zelliğini%20tamamen%20yitirmiştir.%20DSİ%20tarafından%20depolama%20alanına%20d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lm&uuml;ş.%20Sultan%20Sazlığı 10%20yıl%20&ouml;nce%2090%20bin%20hektar%20olan%20sulak%20alanlar%201500%20hektara,%20sazlık%20alanlar%20ise%203200%20hektardan%201000&rsquo;e%20d&uuml;şm&uuml;ş.%20Tuz%20G&ouml;l&uuml; T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20tuz%20&uuml;retiminin%20%60&rsquo;ının%20sağlayan,%20&ccedil;ok%20&ouml;nemli%20doğal%20değerleri%20barındrıan%20g&ouml;l,%20tarımsal%20sulama%20i&ccedil;in%20aşırı%20yer%20altı%20suyu%20&ccedil;ekimi%20nedeniyle%20%60%20oranında%20k&uuml;&ccedil;&uuml;lm&uuml;ş.%20Ulubat%20G&ouml;l&uuml; Kuruma,%20end&uuml;striyel%20baskı,%20tarımsal%20g&uuml;bre%20ve%20pestisit%20kullanımı%20sonucu%20kirlenmekte.%20G&ouml;l%20kenarından%20ge&ccedil;mesi%20planlanan%20otoban,%20g&ouml;l&uuml;%20tehdit%20eden%20unsurlara%20bir%20yenisini%20eklemiş.%20Yumurtalık%20Lag&uuml;nleri Enerji,%20sulama,%20taşkın%20koruma%20ve%20i&ccedil;me%20suyu%20ama&ccedil;lı%20kurulan%20barajlar%20nedeniyle%20alan%20beslenemiyor.%20Tuzlanma%20yaşanmakta.%20Kaynak:%20WWF%20T&uuml;rkiye%20(2011)[22]%20Konya%20Havzası%20ve%20Tuz%20G&ouml;l&uuml;%20%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20ikinci%20b&uuml;y&uuml;k%20g&ouml;l&uuml;%20olan%20Tuz%20G&ouml;l&uuml;%20Konya%20Havzası&rsquo;nda%20bulunuyor.%20Burası%20kapalı%20bir%20havza.%20DSİ%20verilerine%20g&ouml;re%20Konya%20Havzası&rsquo;nın%20emniyetli%20su%20rezervi%201150%20milyon%20m3.%20Ancak%20ovadan%20&ccedil;ekilen%20yıllık%20su%201786%20milyon%20m3.%20Yani%20Konya%20Havzası%20yılda%20636%20milyon%20m3%20suyunu%20kaybediyor.%20Bu%20kadar%20su%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20ikinci%20b&uuml;y&uuml;k%20g&ouml;l&uuml;%20olan%20Tuz%20G&ouml;l&uuml;&rsquo;n&uuml;%20doldurmaya%20yetiyor.%20Havzada%20inşa%20edilen%20baraj%20ve%20kanallar,%20sayısı%2067%20bini%20bulan%20yasal%20izni%20olmayan%20kuyu,%20su%20ayak%20izi%20y&uuml;ksek%20&uuml;r&uuml;nlerin%20tarımının%20yapılması%20son%2020%20yılda%20Tuz%20G&ouml;l&uuml;&rsquo;n&uuml;%20kurutuyor.%202015%20yılında%20g&ouml;l&uuml;n%20tamamen%20kuruyacağı%20&ouml;ng&ouml;r&uuml;l&uuml;yor.%20G&ouml;l%20kuruduk&ccedil;a%20flamingolar%20gibi%20pek%20&ccedil;ok%20canlının%20yaşam%20alanları%20ortadan%20kalkıyor%20ve%20yaşam%20sona%20eriyor.%20Son%2020%20yıldır%20Konya%20Kapalı%20Havzası&rsquo;nda%20yoğun%20su%20kullanımına%20dayalı%20end&uuml;striyel%20tarım%20faaliyeti%20s&uuml;r&uuml;yor.%20Hem%20Beyşehir&rsquo;den%20su%20taşınıyor,%20hem%20de%20%20suyun%20havzadaki%20g&ouml;llere%20gitmesini%20engelleyen%20barajlar%20var.%20Ekilecek%20&uuml;r&uuml;n%20olarak%20da%20b&ouml;lgede%20yetişen%20ancak%20aşırı%20su%20t&uuml;keten%20şeker%20pancarı,%20mısır,%20yonca%20ve%20kiraz%20gibi%20bitkiler%20se&ccedil;ilmiş.%20Bir%20s&uuml;re%20sonra%20yer%20&uuml;st&uuml;%20suları%20yetersiz%20gelmeye%20başlayınca%20&ccedil;ift&ccedil;iler%20yasadışı%20kuyular%20a&ccedil;arak%20yeraltı%20sularını%20kullanmaya%20başlamış.%20Denetim%20eksikliğiyle%20de%20birlikte%20on%20binlerce%20ka&ccedil;ak%20kuyu%20a&ccedil;ılmış.%20&Ouml;yle%20ki%20suya%20erişimin%20kolaylaşması%20ile%20birlikte%20bir%20s&uuml;re%20sonra%20eskiden%20susuz%20yapılan%20buğday%20tarımı%20bile%20sulu%20yapılmaya%20başlanmış.%20Bilin&ccedil;siz%20sulama%20ve%20&ccedil;ok%20yoğun%20su%20isteyen%20t&uuml;rlerin%20tarımının%20yapılması,%20suyun%20hem%20barajlarda%20tutulması,%20hem%20de%20kuyularla%20&ccedil;ekilmesi%20sonucu%20havza%20i&ccedil;inde%20beslenemeyen%20g&ouml;ller%20kurumaya%20başlamış.%20Ereğli,%20Hotamış,%20Eşmekaya%20ve%20Tuz%20G&ouml;l&uuml;%20%20teker%20teker%20kurumuş.%20Tabi%20sorunlar%20sadece%20tarım%20sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n%20su%20kaynaklarını%20t&uuml;ketmesiyle%20de%20sınırlı%20değil.%20Konya&rsquo;dan%20Tuz%20G&ouml;l&uuml;&rsquo;ne%20kanalizasyon%20ve%20sanayi%20atıkları%20da%20d&ouml;k&uuml;l&uuml;yor.%20G&ouml;lden%20tuz%20&ccedil;ıkarma%20işleminin%20&ouml;zelleştirilmesi%20de%20g&ouml;l&uuml;n%20kurumasında%20bir%20etken.%20Daha%20&ouml;nce%20tuz%20&ccedil;ıkarma%20işlemi%20devlet%20tarafından%20yapılırken%20g&uuml;nl&uuml;k%20500-600%20bin%20ton%20tuz%20&ccedil;ıkarılıyordu.%20Şimdi%20ise%20daha%20&ccedil;ok%20k&acirc;r%20elde%20emek%20i&ccedil;in%20şirketler%20g&uuml;nl&uuml;k%20700-800%20bin%20ton%20tuz%20&ccedil;ıkarılıyor.%20Yani%20tuz%20&ccedil;ıkarımında%20g&uuml;nl&uuml;k%20150-200%20bin%20ton%20civarında%20bir%20artış%20oldu.%20&Ouml;zellikle%20Şerefliko&ccedil;hisar%20Tuzcular%20Sitesi&rsquo;nde%20g&ouml;l%20kenarında%20kurulu%205-6%20tuz%20&ccedil;ıkarma%20tesisi,%20atıklarını%20g&ouml;le%20bırakıyor%20ve%20g&ouml;l&uuml;%20hızla%20kirletiyor.%20Avlan%20G&ouml;l&uuml;%20vakası%20%20Ancak%20t&uuml;m%20bu%20olumsuzluklara%20rağmen%20nadiren%20de%20olsa%20olumlu%20gelişmeler%20de%20yaşanıyor.%20Buna%20en%20g&uuml;ncel%20&ouml;rneklerden%20biri%20de%20Antalya%20iline%20bağlı%20Avlan%20G&ouml;l&uuml;&rsquo;nde%20yaşananlar[23].%20Avlan%20G&ouml;l&uuml;%201977&rsquo;de%20kurutularak%20tarım%20arazisine%20d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lm&uuml;ş,%201984&rsquo;te%20Finike%20ile%20Elmalı%20il&ccedil;elerini%20birbirine%20bağlayan%204%20km&rsquo;lik%20bir%20yolla%20ikiye%20b&ouml;l&uuml;nm&uuml;şt&uuml;.%20Yerel%20halkın%20uzun%20hukuksal%20&ccedil;abaları%20sonucu%20g&ouml;l%201997&prime;de%20yeniden%20suya%20kavuştu.%20Eskisi%20gibi%20olmasa%20da%20g&ouml;le%20&ccedil;eşitli%20kuşlar%20konaklama%20amacıyla%20gelmeye%20başladı.%20Tabi%20bu%20&ouml;rneklerin%20&ccedil;oğalması%20gerek.%20Sulak%20alanlar%20ile%20ilgili%20yasal%20gelişmeler%20%20Son%20iki%20sene%20i&ccedil;ersinde%20sulak%20alanların%20geleceğini%20doğrudan%20ilgilendiren%20d&ouml;rt%20yasal%20değişiklik%20g&uuml;ndeme%20geldi.%20Bunlar,%20Sulak%20Alanların%20Korunması%20Y&ouml;netmeliği&rsquo;nde%20Değişiklik,%20Yenilenebilir%20Enerji%20Kanunu%20ve%20hen&uuml;z%20kabul%20edilmemiş%20olan%20Tabiatı%20ve%20Biyolojik%20&Ccedil;eşitliliği%20Koruma%20Kanunu%20tasarısı.%20Adlarının%20i&ccedil;inde%20koruma%20ge&ccedil;mesine%20rağmen,%20bu%20kanunlar%20&ccedil;eşitli%20hukuksal%20boşluklar%20i&ccedil;ermekte%20ve%20suistimale%20a&ccedil;ık.%20Bunlardan%20ilki%20Sulak%20Alanların%20Korunması%20Y&ouml;netmeliği&rsquo;nde%20Değişiklik.%20Sulak%20Alanların%20Korunması%20Y&ouml;netmeliği[24]%2026%20Ağustos%202010%20tarihli%20Resmi%20Gazete&rsquo;de%20yayınlanarak%20değiştirildi.%20Değişiklie%20birlikte%20korumacılık%20ilkesinin%20yasal%20boşluklar%20oluşturacak%20bi&ccedil;imde%20kullanım%20odaklı%20d&uuml;zenlemelerle%20değiştirildiği%20dikkat%20&ccedil;ekiyor.%20Akarsuların%20sulak%20alan%20tanımı%20dışında%20bırakılıp,%20&ccedil;evrelerinde%20koruma%20b&ouml;lgelerinin%20oluşturulamayacağına%20ilişkin%20h&uuml;k&uuml;mler%20getirildi.%20Sulak%20alanların%20&ccedil;evresinde%20faaliyetleri%20tanımlayan%20koruma%20b&ouml;lgelerinden%20birisi%20olan%20&ldquo;Tampon%20B&ouml;lge&rdquo;nin%20eski%20y&ouml;netmelikte%20en%20az%202500%20m%20olan%20sınırının,%20muğlak%20ve%20k&ouml;t&uuml;%20kullanıma%20davet%20eden%20&ldquo;2500%20metreyi%20ge&ccedil;memek%20&uuml;zere&rdquo;%20ifadesi%20ile%20değiştirilmesi%20bunun%20en%20bariz%20kanıtı.%20B&ouml;ylece%20sulak%20alanları%20ekolojik,%20biyolojik%20ve%20hidrolojik%20boyutta%20olumsuz%20y&ouml;nde%20etkileyecek%20(kirlilik,%20su%20azlığı,%20biyo-&ccedil;eşitlilik%20kaybı)%20pek%20&ccedil;ok%20ekonomik%20faliyetin%20de%20&ouml;n&uuml;%20a&ccedil;ılmış%20oluyor.%20İkincisi%20ise%20Tabiatı%20ve%20Biyolojik%20&Ccedil;eşitliliği%20Koruma%20Kanunu.%20AB&rsquo;ye%20uyum%20s&uuml;recinin%20bir%20gereği%20olarak%20hazırlanan%20bu%20kanun,%20AB&rsquo;nin%20iki%20temel%20doğa%20koruma%20direktifi%20olan%20Kuş%20ve%20Habitat%20direktifleriyle%20b&uuml;t&uuml;nl&uuml;k%20oluşturmuyor.%20Bu%20yasayla%20&ldquo;doğal%20sit&rdquo;%20stat&uuml;s&uuml;%20ortadan%20kalkıp,%20&uuml;lkedeki%201261%20Doğal%20Sit%20Alanı%20&uuml;zerindeki%20koruma%20kalkanı%20kalkacak.%20B&ouml;ylece%20g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze%20kadar%20baraj%20ve%20HES%20gibi%20&ccedil;eşitli%20hidrolik%20projelerden%20doğal%20sit%20stat&uuml;s&uuml;%20sayesinde%20korunan%20sulak%20alanları,%20geri%20d&ouml;n&uuml;ş&uuml;%20olmaz%20bi&ccedil;imde%20yok%20olmaya%20başlayacak[25].%20&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;%20ise%2029%20Aralık%202010%20tarihinde%20TBMM&rsquo;de%20kabul%20edilerek%20y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe%20giren%20Yenilenebilir%20Enerji%20Kanunu.%20Kanunun%20beşinci%20maddesine%20g&ouml;re%20milli%20park,%20tabiat%20parkı,%20tab,at%20anıtı%20ve%20tabiat%20koruma%20alanları,%20muhafaza%20ormanları,%20yaban%20hayatı%20koruma%20ve%20geliştirme%20sahaları,%20&ouml;zel%20&ccedil;evre%20koruma%20b&ouml;lgeleri,%20doğal%20sit%20alanları%20gibi%20&ouml;zel%20hukuksal%20d&uuml;zenlemeler%20ve%20uluslararası%20s&ouml;zleşmelerle%20korunması%20taahh&uuml;t%20edilmiş%20alanlarda%20da%20yenilenebiir%20enerji%20yatırımlarına%20izin%20veriyor.%20T&uuml;m%20bunlar%20enerjide%20dışarıya%20bağımlıl%20olmamak%20adına%20yenilenebilir%20enerjiyi%20teşvik%20etmek%20i&ccedil;in%20yapılıyor.%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20y&uuml;z&ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml;n&uuml;n%20sadece%20%5&rsquo;ini%20oluşturan%20bu%20alanların%20da%20korunamayacak%20olması%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20geleceği%20a&ccedil;ısından%20endişe%20verici.%20Son%20olarak%20da%20hen&uuml;z%20resmi%20bir%20kimlik%20kazanmamış%20olsa%20da%20kamu%20ile%20paylaşılan%20Su%20Kanunu%20Tasarısı%20var.%20Bu%20tasarının%20kabul&uuml;yle%20birlikte%20&ldquo;havzalararası%20su%20aktarımı&rdquo;%20gibi%20kabul%20edilemez%20bir%20&ccedil;ılgınlık%20yasal%20d&uuml;zleme%20taşınmış%20olacak.%20Canlı-cansız%20t&uuml;m%20doğal-k&uuml;lt&uuml;rel%20varlıkların%20ve%20sistemlerin%20oluşturduğu%20karmaşık%20b&uuml;t&uuml;nler%20olan%20havzaların%20b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğe%20y&ouml;nelik%20her%20t&uuml;rl&uuml;%20m&uuml;dahele,%20havzanın%20varlığını%20i&ccedil;in%20bir%20tehlike%20ve%20yok%20oluşun%20başlangıcı%20olduğu%20unutulmamalı.%20İspanya&rsquo;da%202001%20Ulusal%20Hidrolik%20Plan%20kapsamında%20Ebro%20Nehri&rsquo;nden%20başka%20havzalara%20b&ouml;lgelerarası%20bir%20su%20transferinin%20projesi%20planlanmaktaydı.%20Bin%20kilometre%20uzunluğuna%20yaklaşan%20su%20kanallarını%20ve%20Ebro%20Nehri%20&uuml;zerinde%20y&uuml;ze%20yakın%20barajı%20kapsayan%20bu%20proje%20&uuml;lkede%20b&uuml;y&uuml;k%20tepkiye%20neden%20oldu.%20Taşınması%20planlanan%20su%20&uuml;lkenin%20&ouml;teki%20ucunda%20bulunan%20birka&ccedil;%20turizm%20ve%20%20end&uuml;striyel%20tarım%20kentine%20gidecekti.%20Su%20canavarı%20bu%20iki%20ekonomik%20sekt&ouml;r&uuml;n%20s&uuml;rekli%20artan%20taleplerini%20karşılamak%20i&ccedil;in%20insanın%20ve%20doğanın%20su%20hakkı%20gasp%20edilecekti.%20Proje,%20halkın%20direnişi%20ve%202004%20genel%20se&ccedil;imlerinin%20sunduğu%20politik%20fırsatların%20doğru%20kullanımıyla%20iptal%20edildi.%20D&uuml;nyanın%20sırt%20&ccedil;evirdiği%20havzalararası%20su%20transferleri,%20ekonomik%20sekt&ouml;rlerin%20s&uuml;rekli%20artan%20su%20taleplerini,%20insanların%20ve%20doğanın%20yaşamsal%20su%20ihtiya&ccedil;larına%20feda%20etmekten%20başka%20bir%20sonu&ccedil;%20getirmeyen%20bir%20anlayışın%20&uuml;r&uuml;nleri.%20S&ouml;z%20konusu%20su%20%20kanunu%20kabul%20edilirse,%20d&uuml;nyada%20tarım%20hasılası%20bakımından%20ilk%20beşe%20girmek%20ve%20enerjide%20dışarıya%20bağımlılıktan%20kurtulmak%20gibi%20ulusal%20ama&ccedil;ları%20ger&ccedil;ekleştirmek%20i&ccedil;in%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20t&uuml;m%20havzaları%20s&uuml;rekli%20b&uuml;y&uuml;yen%20su%20talebinin%20baskısı%20altında%20kuruyacak.%20B&ouml;yle%20giderse%202023%20yılında%20doğal%20sulak%20alan%20kalmayacak%20Marmara%20Denizi&rsquo;nden%20daha%20b&uuml;y&uuml;k%20bir%20y&uuml;z&ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml;ne%20karşılık%20gelen%201%20milyon%20400%20bin%20hektarlık%20doğal%20sulak%20alanın%20kaybedildiği%20dikkate%20alındığında,%20T&uuml;rkiye&rsquo;de%202030%20yılında%20doğal%20sulak%20alanların%20neredeyse%20tamamının%20yok%20olması%20bekleniyor[26].%20Barajların%20ve%20HES&rsquo;lerin%20&ouml;mr&uuml;%2050%20yılı%20ge&ccedil;mezken,%20neden%20oldukları%20yıkımın%20etkileri%20y&uuml;zlerce%20yıl%20ortadan%20kalkmayacak.%20T&uuml;rkiye&rsquo;de%20bir%20de%20ne%20enerji,%20ne%20de%20su%20toplamaya%20yaramayan%20&ldquo;g&uuml;venlik%20barajı&rdquo;%20uygulamaları%20var.%20Bu%20kavramı%20d&uuml;nya%20baraj%20literat&uuml;r&uuml;ne%20kazandıran%20T&uuml;rkiye,%20planlanan%20barajların%20yerinin%20tespitinde%20Milli%20G&uuml;venlik%20Kurumu&rsquo;nu%20otorite%20olarak%20g&ouml;ren%20tek%20&uuml;lke%20olma%20&ouml;nc&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml;%20koruyor[27].%20Bu%20barajların%20birincil%20amacı%20(eğer%20tek%20değilse)%20PKK%20militanlarının%20hareketliliğini%20kısıtlamak[28].%20Baraj%20ve%20HES%20inşaatlarıyla%20g&ouml;&ccedil;e%20zorlanan,%20geleneksel%20değerlerine%20ve%20yaşamlarına%20veda%20ederek%20maddi%20ve%20manevi%20olarak%20yoksullaşan%20y&uuml;zbinlerce%20insan%20bu%20yıkımın%20sosyal%20boyutunun%20sadece%20bir%20par&ccedil;ası.%20S&uuml;rekli%20i&ccedil;%20g&ouml;&ccedil;&uuml;n%20yaşandığı%20&uuml;lkede,%20g&ouml;&ccedil;%20alan%20b&uuml;y&uuml;k%20şehirlerin%20hali%20de%20hi&ccedil;%20a&ccedil;ıcı%20değil.%20&Ouml;rneğin%20hızla%20bir%20k&uuml;resel%20şehre%20d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmeye%20&ccedil;alışılan%20İstanbul&rsquo;un%20b&uuml;y&uuml;yen%20sanayisi%20ve%20artan%20n&uuml;fusuna%20yetmez%20olan%20su%20kaynakları%20hızla%20kirleniyor%20ve%20kuruyor.%20Sonra%20da%20İstanbul&rsquo;a%20D&uuml;zce%20ilindeki%20Melen%20&Ccedil;ayı&rsquo;ndan%20uzunluğu%20185%20km&rsquo;yi%20bulan%204%20m%20&ccedil;aplı%20borular%20i&ccedil;inde%20yerin%20ve%20hatta%20denizin%20altından[29]%20su%20transfer%20ediliyor.%20B&ouml;ylece%20kendi%20su%20varlıklarını%20t&uuml;keten%20şehirler%20başka%20şehirlerin%20ve%20havzaların%20sularına%20g&ouml;zlerini%20dikiyor.%20T&uuml;rkiye&rsquo;de%20t&uuml;m%20devlet%20politikaları,%20ekonomik%20kalkınma%20ve%20milli%20g&uuml;venliği%20sağlama%20adına%20devlet%20eliyle%20&ouml;ncelikle%20ekonomik%20sekt&ouml;r&uuml;n%20s&uuml;rekli%20artan%20taleplerini,%20sonra%20halkın%20ihtiya&ccedil;larını%20karşılamak%20i&ccedil;in%20suların%20tam%20kapasite%20kullanılmasını%20sağlamaya%20y&ouml;nelik.%20Şiddeti%20gittik&ccedil;e%20artmakta%20olan%20bu%20politikalar%20hem%20su%20hem%20de%20enerji%20t&uuml;ketimini%20artırmayı%20hedefledikleri%20i&ccedil;in%20su%20ve%20toprak%20gibi%20yaşam%20kaynaklarının%20hızla%20kirlenmesi%20ve%20buna%20bağlı%20olarak%20t&uuml;kenmesi%20sonucunu%20doğuruyor[30].%20G&ouml;r&uuml;nen%20o%20ki%202023%20yılı,%20Cumhuriyet&rsquo;in%20100.%20yıld&ouml;n&uuml;m&uuml;%20olduğu%20kadar,%20hem%20doğanın%20hem%20de%20toplumun%20t&uuml;kenişinin%20de%20&ouml;nemli%20bir%20kilometre%20taşı%20olacak.%20Dr.%20Akg&uuml;n%20İlhan%20ve%20Nuran%20Y&uuml;ce%20Son%20notlar%20[1]%20&ldquo;İşte%203.%20K&ouml;pr&uuml;&rdquo;,%20Milliyet,%204%20Haziran%202012%20http:/ekonomi.milliyet.com.tr/iste-3-kopru/ekonomi/ekonomidetay/06.06.2012/1549034/default.htm%20[2]%20&ldquo;İşte%20İstanbul&rsquo;un%203.%20Havalimanı&rdquo;,%20Zaman,%20%206%20Haziran%202012,%20http:/www.zaman.com.tr/newsDetail_getNewsById.action?haberno=1298953%20[3]%20&ldquo;D&uuml;nyanın%20en%20y&uuml;ksek%203.%20barajı,%20Yusufeli%20Barajı%20ve%20HES&rsquo;inin%20s&ouml;zleşmesi%20imzalandı&rdquo;,%20Orman%20ve%20Su%20İşleri%20Bakanlığı%20duyurusu,%2022%20Kasım%202012,%20http:/www.ormansu.gov.tr/osb/HaberDuyuru/guncelHaber/12-11-22/D%C3%BCnyan%C4%B1n_En_Y%C3%BCksek_3_Baraj%C4%B1_Yusufeli_Baraj%C4%B1_ve_HES%E2%80%99in_S%C3%B6zle%C5%9Fmesi_%C4%B0mzaland%C4%B1.aspx?sflang=tr%20[4]%20T&uuml;rk%20m&uuml;teahhitlerin%20uluslararası%20başarılarına%20ithafen%20Veysel%20Eroğlu%20tarafından%20s&ouml;ylenen%20c&uuml;mle.%20S&ouml;yleşinin%20devam%20i&ccedil;in%20bakınız.%20http:/t24.com.tr/haber/orman-bakani-veysel-eroglu-bir-gun-butun-dunya-bizim-santiyemiz-olacak/218068%20[5]%20DSİ%20(2009).%20Su%20ve%20DSİ.%20Ankara:%20DSİ%20Yayınları.%20[6]%2012.05.2011%20tarihli%20Tarım%20ve%20Hayvancılık%20Bakanlığı%20demeci.%20Tarım%20ve%20Hayvancılık%20Bakanlığı%20websitesi.%20http:/www.tarim.gov.tr/Duyurular,haber_Detayli_Gosterim.html?NewsID=1872%20[7]%20&ldquo;Erdoğan:%20Su%20akar,%20T&uuml;rk%20yapar&rdquo;,%20Sabah,%205%20Mayıs%202011,%20http:/www.sabah.com.tr/Gundem/2011/05/05/erdogan-su-akar-turk-yapar%20[8]%20Erik%20Swyngedouw%20(2003).%20&ldquo;Modernity%20and%20the%20production%20of%20the%20Spanish%20waterscape&rdquo;,%20(Ed.)%20Karl%20S.%20Zimmerer%20ve%20Thomas%20J.%20Bassett,%20Political%20Ecology:%20An%20Integrative%20Approach%20to%20Geograpy%20and%20Environment-development%20Studies%20(94-113).%20New%20York:%20%20The%20Guilford%20Press.%20[9]%20Erik%20Swyngedouw%20(1999).%20&ldquo;Modernity%20and%20hybridity:%20nature,%20regeneracionismo,%20and%20the%20production%20of%20the%20Spanish%20waterscape,%201890-1930&Prime;.%20Annals%20of%20the%20Association%20of%20American%20Geographers%2089(3):%20443-465.%20[10]%20Jordi%20Maluquer%20de%20Motes%20i%20Berner%20(1983).%20&ldquo;La%20Despatrimonializaci&oacute;n%20del%20Agua:%20Movilizaci&oacute;n%20de%20un%20Recurso%20Natural%20Fundamental&rdquo;,%20Revista%20de%20Historia%20Econ&oacute;mica%201(2):%2076-96.%20[11]%20&ldquo;T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20en%20y&uuml;ksek%20Barajı%20Deriner%20su%20tutmaya%20başladı&rdquo;,%20Duyuru,%20T&uuml;rkiye%20Cumhuriyeti%20Orman%20ve%20Su%20işleri%20Bakanlığı%20websitesi,%2024%20Şubat%202012,%20%20http:/www.ormansu.gov.tr/osb/haberduyuru/guncelhaber/12-02-24/T%C3%BCrkiye%E2%80%99nin_En_Y%C3%BCksek_Baraj%C4%B1_Deriner_Su_Tutmaya_Ba%C5%9Flad%C4%B1.aspx?sflang=tr%20[12]%20Joan%20David%20T&agrave;bara%20ve%20Akg&uuml;n%20İlhan%20(2008).%20&ldquo;Culture%20as%20Trigger%20for%20Sustainability%20Transition%20in%20the%20Water%20Domain:%20The%20Case%20of%20Spanish%20Water%20Policy%20and%20the%20Ebro%20River%20Basin&rdquo;,%20Regional%20Environmental%20Change%208(2):%2059-71.%20[13]%20Nueva%20Cultura%20del%20Agua.%20Daha%20fazla%20bilgi%20i&ccedil;in%20http:/www.unizar.es/fnca/index3.php%20[14]%20DSİ%20(2009).%20Su%20ve%20DSİ.%20Ankara:%20DSİ%20Yayınları.%20[15]%20DSİ%20(2009).%20Su%20ve%20DSİ.%20Ankara:%20DSİ%20Yayınları.%20[16]%20%20%20&ldquo;K&uuml;resel%20ısınma&rdquo;,%20Doğa%20Derneği,%20http:/www.dogadernegi.org/kuresel-isinma.aspx%20[17]%20Akg&uuml;n%20İlhan%20(2011).%20Yeni%20Bir%20Su%20Politikasına%20Doğru.%20T&uuml;rkiye&rsquo;de%20Su%20Y&ouml;netimi,%20Alternatifler%20ve%20&Ouml;neriler.%20İstanbul:%20%20Sosyal%20Değişim%20Yayınları.%20[18]%20Ramsar%20S&ouml;zleşmesi,%203895%20sayılı%20kanunla%20onaylanarak,%2017%20Mayıs%201994%20tarihinde%20Resmi%20Gazete&rsquo;de%20yayınlandı.%20Bu%20s&ouml;zleşmenin%20h&uuml;k&uuml;mlerine%20dayanılarak%2030%20Ocak%202002%20tarihinde%20Ulusal%20Sulak%20Alanları%20Koruma%20Y&ouml;netmeliği%20yayınlandı.%20Bu%20y&ouml;netmelik%2017/05/2005%20tarihli%2025818%20sayılı%20Resmi%20Gazete&rsquo;de%20yayınlanraka%20y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe%20girdi%20http:/www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/23151.html%20[19]%20T&uuml;rkiye&rsquo;deki%20Ramsar%20Alanları%20Değerlendirme%20Raporu,%20WWF%20&ndash;%20T&uuml;rkiye%20(Doğal%20Hayatı%20Koruma%20Vakfı)%20http:/www.wwf.org.tr/pdf/WWF_Turkiye_Ramsar_Alanlari_Degerlendirme_Raporu.pdf%20[20]%20&ldquo;Hatay%20havalimanını%20su%20bastı&rdquo;,%20Sabah,%2030%20Ocak%202012,%20http:/www.sabah.com.tr/Yasam/2012/01/30/hatay-havaalanini-su-basti%20[21]%20&ldquo;Doğanın%20intikamı%20felaket%20oldu!&rdquo;,%20Murat%20Alhan,%20Sabah,%205%20Temmuz%202012,%20http:/www.sabah.com.tr/Yasam/2012/07/05/akacak-yol-bulamadi-samsunu-vurdu%20[22]%20WWF%20T&uuml;rkiye%20(2011).%20T&uuml;rkiye&rsquo;nin%20Sulak%20Alanlarının%20Korunması.%20Sorunlar%20ve%20&Ccedil;&ouml;z&uuml;m%20&Ouml;nerileri.%20http:/www.wwf.org.tr/page.php?ID=405%20[23]%20&ldquo;Avlan%20G&ouml;l&uuml;&rsquo;n&uuml;%20ortadan%20ikiye%20b&ouml;len%20karayolu%20kapatıldı&rdquo;%20%20http:/www.haberler.com/avlan-golu-nu-ortadan-bolen-karayolu-kapatildi-3855735-haberi/%20[24]%20http:/www.cevre.org.tr/Tcm/Yonetmelikler/Sulak%20Alanlarin%20Korunmasi%20Yonetmeligi.htm%20[25]%20Konuyla%20ilgili%20kapsamlı%20bir%20değerlendirme%20i&ccedil;in%20Arif%20Ali%20Cangı&rsquo;nın%20&ldquo;Tabiatı%20ve%20Biyolojik%20&Ccedil;eşitliliği%20Koruma%20kanunu%20tasarısı%20ne%20getiriyor,%20ne%20g&ouml;t&uuml;recek?&rdquo;%20başlıklı%20yazıya%20bakabilirsiniz%20http:/ekolojiagi.wordpress.com/2011/02/14/tabiati-ve-biyolojik-cesitliligi-koruma-kanunu-tasarisi-ne-getiriyor-ne-goturecek-arif-ali-cangi/%20[26]%20&ldquo;K&uuml;resel%20ısınma&rdquo;,%20Doğa%20Derneği,%20http:/www.dogadernegi.org/kuresel-isinma.aspx%20[27]%20&ldquo;D&uuml;nyada%20g&uuml;venlik%20barajı%20diye%20bir%20terim%20yok&rdquo;,%20Ercan%20Ayboğa,%20http:/www.diyarbakirhaber.gen.tr/haber-7385-Dunyada-guvenlik-baraji-diye-bir-terim-yok.html%20[28]%20&ldquo;G&uuml;&ccedil;%20i&ccedil;in%20değil,%20yaşam%20i&ccedil;in%20su!&rdquo;,%20Akg&uuml;n%20İlhan,%20&Ouml;zg&uuml;r%20G&uuml;ndem,%2010%20Ekim%202012,%20%20http:/www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=52034&amp;haberBaslik=G%C3%BC%C3%A7%20i%C3%A7in%20de%C4%9Fil,%20ya%C5%9Fam%20i%C3%A7in%20su!&amp;categoryName=Dosya&amp;categoryID=7&amp;action=haber_detay&amp;module=nuce%20[29]%20Bahsi%20ge&ccedil;en%20borular,%20Asya%20tarafından%20Avrupa%20yakasında%20bulunan%20İSKİ%20Kağıthane%20Arıtma%20ve%20Dağıtım%20Tesisi&rsquo;ne%20kadar%20gittiği%20i&ccedil;in%20İstanbul%20Boğazı&rsquo;ndan%20ge&ccedil;iyor.%20[30]%20Akg&uuml;n%20ilhan%20(2011).%20Yeni%20bir%20Su%20Politikasına%20Doğru:%20T&uuml;rkiye&rsquo;de%20Su%20Y&ouml;netimi,%20Alternatifler%20ve%20&Ouml;neriler.%20İstanbul:%20Sosyal%20Değişim%20Derneği%20Yayınları.%20http:/www.suhakki.org/wp-content/uploads/2012/02/yenibirsupolitikasi.pdf">http://www.wwf.org.tr/pdf/WWF_Turkiye_Ramsar_Alanlari_Degerlendirme_Raporu.pdf&nbsp;</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn20" name="dn20"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n20">[20]</a>&nbsp;&ldquo;Hatay havalimanını su bastı&rdquo;,&nbsp;<em>Sabah</em>, 30 Ocak 2012,&nbsp;<a href="http://www.sabah.com.tr/Yasam/2012/01/30/hatay-havaalanini-su-basti">http://www.sabah.com.tr/Yasam/2012/01/30/hatay-havaalanini-su-basti</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn21" name="dn21"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n21">[21]</a>&nbsp;&ldquo;Doğanın intikamı felaket oldu!&rdquo;, Murat Alhan, Sabah, 5 Temmuz 2012,&nbsp;<a href="http://www.sabah.com.tr/Yasam/2012/07/05/akacak-yol-bulamadi-samsunu-vurdu">http://www.sabah.com.tr/Yasam/2012/07/05/akacak-yol-bulamadi-samsunu-vurdu</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn22" name="dn22"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n22">[22]</a>&nbsp;WWF T&uuml;rkiye (2011).&nbsp;<em>T&uuml;rkiye&rsquo;nin Sulak Alanlarının Korunması. Sorunlar ve &Ccedil;&ouml;z&uuml;m &Ouml;nerileri</em>.<a href="http://www.wwf.org.tr/page.php?ID=405">http://www.wwf.org.tr/page.php?ID=405</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn23" name="dn23"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n23">[23]</a>&nbsp;&ldquo;Avlan G&ouml;l&uuml;&rsquo;n&uuml; ortadan ikiye b&ouml;len karayolu kapatıldı&rdquo;&nbsp;&nbsp;<a href="http://www.haberler.com/avlan-golu-nu-ortadan-bolen-karayolu-kapatildi-3855735-haberi/">http://www.haberler.com/avlan-golu-nu-ortadan-bolen-karayolu-kapatildi-3855735-haberi/</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn24" name="dn24"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n24">[24]</a>&nbsp;<a href="http://www.cevre.org.tr/Tcm/Yonetmelikler/Sulak%20Alanlarin%20Korunmasi%20Yonetmeligi.htm">http://www.cevre.org.tr/Tcm/Yonetmelikler/Sulak%20Alanlarin%20Korunmasi%20Yonetmeligi.htm</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn25" name="dn25"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n25">[25]</a>&nbsp;Konuyla ilgili kapsamlı bir değerlendirme i&ccedil;in Arif Ali Cangı&rsquo;nın &ldquo;Tabiatı ve Biyolojik &Ccedil;eşitliliği Koruma kanunu tasarısı ne getiriyor, ne g&ouml;t&uuml;recek?&rdquo; başlıklı yazıya bakabilirsiniz&nbsp;<a href="http://ekolojiagi.wordpress.com/2011/02/14/tabiati-ve-biyolojik-cesitliligi-koruma-kanunu-tasarisi-ne-getiriyor-ne-goturecek-arif-ali-cangi/">http://ekolojiagi.wordpress.com/2011/02/14/tabiati-ve-biyolojik-cesitliligi-koruma-kanunu-tasarisi-ne-getiriyor-ne-goturecek-arif-ali-cangi/</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn26" name="dn26"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n26">[26]</a>&nbsp;&ldquo;K&uuml;resel ısınma&rdquo;, Doğa Derneği,&nbsp;<a href="http://www.dogadernegi.org/kuresel-isinma.aspx">http://www.dogadernegi.org/kuresel-isinma.aspx</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn27" name="dn27"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n27">[27]</a>&nbsp;&ldquo;D&uuml;nyada g&uuml;venlik barajı diye bir terim yok&rdquo;, Ercan Ayboğa,&nbsp;<a href="http://www.diyarbakirhaber.gen.tr/haber-7385-Dunyada-guvenlik-baraji-diye-bir-terim-yok.html">http://www.diyarbakirhaber.gen.tr/haber-7385-Dunyada-guvenlik-baraji-diye-bir-terim-yok.html</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn28" name="dn28"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n28">[28]</a>&nbsp;&ldquo;G&uuml;&ccedil; i&ccedil;in değil, yaşam i&ccedil;in su!&rdquo;, Akg&uuml;n İlhan,&nbsp;<em>&Ouml;zg&uuml;r G&uuml;ndem</em>, 10 Ekim 2012,&nbsp;&nbsp;<a href="http://www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=52034&amp;haberBaslik=G%C3%BC%C3%A7%20i%C3%A7in%20de%C4%9Fil,%20ya%C5%9Fam%20i%C3%A7in%20su!&amp;categoryName=Dosya&amp;categoryID=7&amp;action=haber_detay&amp;module=nuce">http://www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=52034&amp;haberBaslik=G%C3%BC%C3%A7%20i%C3%A7in%20de%C4%9Fil,%20ya%C5%9Fam%20i%C3%A7in%20su!&amp;categoryName=Dosya&amp;categoryID=7&amp;action=haber_detay&amp;module=nuce</a></p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn29" name="dn29"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n29">[29]</a>&nbsp;Bahsi ge&ccedil;en borular, Asya tarafından Avrupa yakasında bulunan İSKİ Kağıthane Arıtma ve Dağıtım Tesisi&rsquo;ne kadar gittiği i&ccedil;in İstanbul Boğazı&rsquo;ndan ge&ccedil;iyor.</p> <p style="text-align: left;">&nbsp;</p> <p style="text-align: left;"><a id="dn30" name="dn30"></a><a href="http://www.suhakki.org/2013/01/turkiyenin-sulak-alanlari/#n30">[30]</a>&nbsp;Akg&uuml;n ilhan (2011).&nbsp;<em>Yeni bir Su Politikasına Doğru: T&uuml;rkiye&rsquo;de Su Y&ouml;netimi, Alternatifler ve &Ouml;neriler</em>. İstanbul: Sosyal Değişim Derneği Yayınları.</p> <p style="text-align: left;">&nbsp;<a href="http://www.suhakki.org/wp-content/uploads/2012/02/yenibirsupolitikasi.pdf">http://www.suhakki.org/wp-content/uploads/2012/02/yenibirsupolitikasi.pdf</a></p> Akgün İlhan ve Nuran Yüce Yorum Yazıları Fri, 18 Jan 2013 23:34:27 +0000 İklim Değişikliğinin Üzerine Dikkatle Eğilmek http://politikekoloji.org/iklim-degisikliginin-uzerine-dikkatle-egilmek/ <p>Uluslar arası iklim değişikliği grubu 350.org&rsquo;un kurucusu olan Bill McKibben, iklim değişikliğiyle m&uuml;cadelede d&uuml;nyanın &ouml;nde gelen aktivistlerinden birisidir. 2010&rsquo;da <em>Boston Globe</em>&nbsp;gazetesi onu &ldquo;B&uuml;y&uuml;k ihtimalle &uuml;lkenin en &ouml;nemli &ccedil;evrecisi&rdquo; olarak adlandırdı. Medya ve Demokrasi Merkezi, CMD (The Center for Media and Democracy) k&uuml;resel iklim değişikliği karşıtı hareketin durumu ve 350.org&rsquo;un bug&uuml;nk&uuml; &ouml;ncelikleri hakkında kendisiyle bir s&ouml;yleşi yaptı. McKibben "<a title="reference on Fighting Bob Fest" href="http://www.fightingbobfest.org/" target="_blank">Fighting Bob Fest</a>"te bir konuşma yapmak &uuml;zere 15 Eyl&uuml;l&rsquo;de Madison, Wisconsin&rsquo;de olacak.</p> <p><strong>CMD: Keystone XL boru hattının inşaasına en </strong><strong>&ccedil;ok</strong><strong> karşı &ccedil;ıkan isimlerden birisi oldunuz. </strong><strong>Boru</strong><strong> hattı i&ccedil;in sınır ge&ccedil;iş izni Obama y&ouml;netimi tarafından </strong><strong>ertelenmiş olmasına karşın,</strong><strong> g&uuml;ney b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde </strong><strong>inşaata başlanmış durumda. Boru</strong><strong> hattının şu anki vaziyeti hakkında </strong><strong>aktivistlerin </strong><strong>bilmesi gerekenler nelerdir?</strong></p> <p><strong>McKibben: </strong>Ge&ccedil;en sene kazandığımız zafer ge&ccedil;ici bir zaferdi. Sanırım &ccedil;evreyle alakalı b&uuml;t&uuml;n zaferler ge&ccedil;ici, fakat bu başarımız diğerlerinden bile daha ge&ccedil;iciydi. Mitt Romney şunu a&ccedil;ık&ccedil;a ifade etti: Eğer se&ccedil;imi kazanırsa, işbaşına geldiği birinci g&uuml;n ilk işi Keystone XL projesini onaylamak olacak. Barack Obama hen&uuml;z ne yapacağını dile getirmedi, fakat işaretler pek de i&ccedil; a&ccedil;ıcı sayılmaz. ABD Dışişleri Bakanlığı, boru hattıyla ilgili iklim meselelerini kapsamlı bir tartışmaya a&ccedil;acağına dair hen&uuml;z bir sinyal vermedi. Bu pek iyiye işaret değil. Bizim bu noktada yapabileceğimiz en etkili şey, dikkatleri iklim değişikliği meselesine &ccedil;ekmeye &ccedil;alışmak. Başkan Obama&rsquo;nın bir daha se&ccedil;ildiği takdirde bu konunun, &ouml;nceki d&ouml;nemin bir mirası olarak &ouml;n&uuml;ne geleceğini anlamasını sağlamamız gerekiyor. Bir&ccedil;ok y&ouml;nden bu, iklim değişikliğine ilişkin vereceği en &ouml;nemli karar olacak. Ne olacağını g&ouml;receğiz. Kesin olarak s&ouml;yleyebileceğimiz bir şey varsa o da şu: Mitt Romney bunu onaylamak i&ccedil;in can atıyor.</p> <p><strong>CMD: Keystone XL neden bu kadar &ouml;nemli bir </strong><strong>iklim değişikliği meselesi</strong><strong>? </strong></p> <p><strong>McKibben:</strong>&nbsp; Boru hattı hassas topraklardan ge&ccedil;iyor ve insanların tarlalarını ve &ccedil;ifliklerini terk etmelerini gerektiriyor. Texas&rsquo;taki iyi insanlar şimdi, inşaatın evlerinden ve arazilerinden ge&ccedil;ecek g&uuml;ney ayağını durdurmak i&ccedil;in g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir m&uuml;cadele veriyorlar. Daha genel anlamda bu son derece &ouml;nemli bir mesele, &ccedil;&uuml;nk&uuml; Kanada'daki katranlı kumlar d&uuml;nyanın en geniş ikinci karbon rezervini oluşturuyor. Nasa&rsquo;dan Jim Hansen&rsquo;in s&ouml;ylediği gibi, eğer oradaki ekonomik olarak &ccedil;ıkarılabilir katranın t&uuml;m&uuml;n&uuml; yakmanın bir yolunu bulursak, bu iklim a&ccedil;ısından &ldquo;oyunun sonu&rdquo; olacak. Bu &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir mesele. Suudi Arabistan&rsquo;daki petrol sahaları d&uuml;nyanın en geniş karbon rezervleri. Suudi Arabistan petrol&uuml;n&uuml; yakmak gezegenin sıcaklığını d&uuml;nyadaki başka hi&ccedil;bir şeyin tek başına yapamadığı boyutlarda artırdı. Bu &ouml;rnek bize aynı şeyleri tekrar yapmamamız i&ccedil;in g&uuml;zel bir ders veriyor.</p> <p><strong>CMD: Siz bir s&uuml;redir hidrolik kırılma ya da diğer adıyla &lsquo;<strong>kaya gazı </strong></strong><strong>&ccedil;ıkarma&rsquo;</strong><strong> karşıtı hareketin </strong><strong>bir </strong><strong>&uuml;yesisiniz. Kaya gazı &ccedil;ıkarma neden sizin </strong><strong>a&ccedil;ınızdan &ouml;ncelikli</strong><strong> bir konu?</strong></p> <p><strong>McKibben:</strong>&nbsp;Kaya gazı &ccedil;ıkarma ger&ccedil;ekten &ouml;nemli. Bilim insanlarının g&uuml;venle yakabileceğimizi s&ouml;ylediğinden &ccedil;ok daha fazla karbon temelli enerji kaynağı zaten varken, bir de bu yenisi &ccedil;ıktı. Bunu bile bile daha fazlasını bulmak i&ccedil;in gidip kayaları par&ccedil;alamanın hi&ccedil;bir anlamı yok. Doğal gaz, &uuml;retim s&uuml;recinde sızan metan nedeniyle b&uuml;y&uuml;k bir tehlike. Metan, molek&uuml;l başına d&uuml;şen etki miktarına baktığımızda, o &ccedil;ok endişe ettiğimiz karbondioksitten 23 kat daha etkili bir sera gazı. Bu ucuz doğal gazı yakmak, k&ouml;m&uuml;rden daha ziyade b&uuml;y&uuml;k miktarda yenilebilir enerji kaynağının yerini alacak gibi g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. Sonu&ccedil;ta, sanıldığının aksine, iklim değişikliğini eskisinden da daha k&ouml;t&uuml; hale getirecek gibi g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor.</p> <p>Ayın 20&rsquo;sinde Philadelphia&rsquo;daki "Kaya Gazı Kalkışması"nda olacağım. Pennsylvania kaya gazı madenciliğinden &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k, belki de d&uuml;nyadaki t&uuml;m diğer yerlere kıyasla &ccedil;ok daha fazla zarar g&ouml;r&uuml;yor. &Ccedil;ok &ccedil;ektiler. Oradaki insanlar işe koyulmaya ger&ccedil;ekten hazırlar.</p> <p><strong>CMD: Ge&ccedil;enlerde, </strong><strong>yaşadığımız aşırı </strong><strong>iklim koşullarının</strong><strong>(rekor d&uuml;zeyde sıcak hava </strong><strong>dalgalarının</strong><strong>, s&ouml;nd&uuml;r&uuml;lmesi g&uuml;&ccedil; </strong><strong>yangınların</strong><strong>, sel ve </strong><strong>kuraklıkların</strong><strong>) k&uuml;resel ısınma nedeniyle </strong><strong>nasıl şimdi &ldquo;</strong><strong>yeni </strong><strong>normallerimiz&rdquo;</strong><strong> olarak g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; yazmıştınız. Son zamanlardaki </strong><strong>hava</strong><strong> olaylarının iklim değişikliği hakkındaki farkındalığı </strong><strong>artırdığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor musunuz</strong><strong>?&nbsp; </strong></p> <p><strong>McKibben:</strong>&nbsp;Evet. Kamuoyu araştırmaları iklim değişikliğinden endişe eden Amerikalıların sayısının sadece son bir yılda &ccedil;arpıcı bir şekilde arttığını, şimdi toplumun y&uuml;zde 72&rsquo;sini oluşturduğunu g&ouml;steriyor. Başka nasıl olabilir ki! Yapmanız gereken tek şey, bu yaz kafanızı kapıdan dışarı &ccedil;ıkarıp d&uuml;nyanın ne kadar da hızlı değişmekte olduğunu hissetmekti. İnsanların bu meseleyle daha alakadar olmalarına şaşırmıyorum. Daha fazla ilgi, s&uuml;regiden eylemlerin başarı şansını daima arttırır.</p> <p>Biz b&uuml;y&uuml;k bir tasfiye [İng. divestment] kampanyası başlatmaya hazırlanıyoruz. Amacımız &uuml;niversite ve y&uuml;ksek okullar gibi kurumların fosil yakıt şirketlerindeki hisselerini geri &ccedil;ekmelerini sağlamak. Bu şirketler tehlikeli ve d&uuml;zenbazlar. Atmosferin soğurabileceğinden &ccedil;ok daha fazla karbonun &uuml;retilmesinde payları var, dolayısıyla onları durdurmak zorundayız. Bu zor bir iş olacak, fakat bunu yapabileceğimizi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum.</p> <p><strong>CMD: </strong><strong>Sizce</strong><strong> sivil </strong><strong>itaatsizlik neden bu şekilde arttı ve &ccedil;evre hareketinin ilerlemesi a&ccedil;ısından doğrudan</strong><strong> eylem ne kadar &ouml;nemli?</strong></p> <p><strong>McKibben: </strong>Bence &ccedil;ok &ouml;nemli. Ge&ccedil;en yaz Keystone XL boru hattına karşı &ouml;rg&uuml;tlendik. Bu, &uuml;lkede son 30 yılda ger&ccedil;ekleşen en geniş katılımlı sivil itaatsizlik eylemi oldu, 1253 insan tutuklandı. Bu t&uuml;r eylemlerin yayıldığını g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;mde &ccedil;ok seviniyorum. Bunu daha &ouml;nceleri de yapan insanlar vardı: Dağların doruklarında madencilik yapanları kovalayan insanlar, Tim DeChristopher gibi kahramanlar. Bu fikir yayıldı ve bu &ccedil;ok g&uuml;zel bir şey.</p> <p><strong>CMD: Başkanın &ccedil;evre </strong><strong>perfromansını</strong><strong> nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu y&ouml;netim Bush </strong><strong>y&ouml;netimiyle nasıl </strong><strong>mukayese </strong><strong>edilebilir</strong><strong>?</strong></p> <p><strong>McKibben:</strong>&nbsp;Obama&rsquo;nın &ccedil;evreye yaklaşımı Bush y&ouml;netiminden daha iyi. Fakat &ouml;te yandan, bilirsiniz, koyunun olmadığı yerde ke&ccedil;iye Abdurrahman &Ccedil;elebi derler. Obama y&ouml;netimi &ccedil;evre ve enerji konularında bayağı tutarsız davranıyor. Ayrıca fosil yakıt end&uuml;strisinin y&ouml;netim &uuml;zerindeki g&uuml;c&uuml;n&uuml; seyretmek ger&ccedil;ekten utan&ccedil; verici. Sanırım şu an asıl sorulması gereken soru Romney y&ouml;netimiyle karşılaştırıldığında nasıl bir g&ouml;r&uuml;nt&uuml; &ccedil;izeceğidir. Mitt Romney'in kongre konuşmasında gezegenin sağlığı i&ccedil;in emek sarfeden insanlarla dalga ge&ccedil;tiğini g&ouml;rmek &uuml;z&uuml;c&uuml;yd&uuml;. Obama&rsquo;yı tekrar se&ccedil;sek bile, şunu bilmeliyiz ki, olduğumuz yerde oturup onun doğru şeyi yapmasını bekleyemeyiz. &Ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki yıllar boyunca hem Obama&rsquo;ya hem de şirketlere karşı eylemde olmalıyız, &ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar doğru olanı kendi kendilerine yapmayacaklar. Geldiğimiz noktada bunun fazlasıyla a&ccedil;ık olduğunu s&ouml;yleyebilirim.</p> <p>Bence h&uuml;k&uuml;met sadece biz onu değiştirecek hareketler inşa edersek değişecektir. Politikacılara, yapılması gerekeni yaptırmak i&ccedil;in baskı uygulamalısınız. Bu baskıyı kurabileceğimizi &uuml;mit edelim.</p> <p><strong>CMD: 350.org </strong><strong>k&uuml;resel</strong><strong> bir &ouml;rg&uuml;t. </strong><strong>İklim değişikliğiyle m&uuml;cadede yurt dışındaki bazı</strong><strong> umut verici </strong><strong>hereketlerden</strong><strong> bahsedebilir misiniz?</strong></p> <p><strong>McKibben:</strong>&nbsp;T&uuml;m d&uuml;nyada bir&ccedil;ok iyi hareket var. Kosova'daki şu kocaman k&ouml;m&uuml;r santraliyle ve G&uuml;ney Afrika&rsquo; daki kaya gazı madenciliğiyle m&uuml;cadele ediyoruz. Avrupanın &ccedil;ok &ccedil;eşitli yerlerinde insanlar bu meseleler &uuml;zerine &ccedil;alışıyor. Bunu g&ouml;rmek heyecan verici. D&uuml;nyanın &ccedil;ok &ccedil;eşitli yerlerinde insanların (bilhassa soruna sebep olacak hi&ccedil;bir şey yapmamış yerlerde yaşayanların) bu m&uuml;cadeleyi devam ettirmek hususundaki istekiliği beni motive ediyor. Onlar m&uuml;cadeleye istekli olduğu s&uuml;rece onlarla birlikte m&uuml;cadele etmekten başka bir se&ccedil;eneğimin olmadığı duygusuna kapılyorum.</p> <p><em>McKibben "</em><a title="reference on Fighting Bob Fest" href="http://www.fightingbobfest.org/" target="_blank"><em>Fighting Bob Fest</em></a><em>." </em><em>i&ccedil;in</em><em> 15 Eyl&uuml;l&rsquo;de Madison, Wisconsin de olacak.</em><em> Her yıl d&uuml;zenlenen bu</em><em> etkinlik </em><em>ilerici fikirler i&ccedil;in</em><em> bir forum </em><em>sağlıyor ve Wisconsinli</em><em> Robert "Fighting </em><em>Bob" La </em><em>Follette&rsquo;in</em><em> geleneğini s&uuml;rd&uuml;r&uuml;yor. CMD &ccedil;alışanları da &lsquo;</em><a title="reference on ALEC Exposed" href="http://www.alecexposed.org/wiki/ALEC_Exposed" target="_blank"><em>ALEC Exposed</em></a>&rsquo;&nbsp; <em>projemizden bahsetmek &uuml;zere orada olacaklar.</em></p> Sara Jerving'in BillMc Kibben ile Söyleşisi Çeviriler Tue, 25 Dec 2012 06:57:29 +0000 Rakamların Ahengi Barajların Yarattığı Yıkımı Kapatamayacak http://politikekoloji.org/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/ <p>Deriner Barajı 12.12.12 tarihinde, saat 12.12&rsquo;de başlaması planlanan ancak 13.12&rsquo;de<a id="n1" name="n1"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn1">[1]</a>&nbsp;başlayan b&uuml;y&uuml;k bir t&ouml;renle Başbakan Erdoğan tarafından hizmete a&ccedil;ıldı. T&ouml;ren Deriner Barajı&rsquo;nın bulunduğu Artvin&rsquo;den y&uuml;zlerce kilometre uzaklıkta Başkent Ankara&rsquo;da yapıldı.&nbsp;Barajları &ldquo;halka kazandırılan eserler&rdquo; olarak değerlendiren Başbakan Erdoğan, &ldquo;toprakların o &ccedil;atlak dudaklarına su veriyoruz&rdquo; diyordu. &ldquo;Deriner Barajı&rsquo;yla yeni bir rekorun sahibi olduk&rdquo; diye devam eden Başbakan Erdoğan&rsquo;ın ağzından şu s&ouml;zler d&ouml;k&uuml;l&uuml;yordu: &ldquo;bu bir m&uuml;hendislik harikasıdır&rdquo;. Erdoğan bir ara konuşmasını beklenmedik bir bi&ccedil;imde kesip, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu&rsquo;nu yanına &ccedil;ağırdı. Apar topar koşarak Başkabakan&rsquo;ın yanına giden Eroğlu ile Erdoğan arasında kameraların g&ouml;stermediği ve duyamadığımız kısa bir konuşma ge&ccedil;ti. Aralarında ge&ccedil;en konuşmanın konusu ise beş dakika sonra belli oldu. Başbakan Erdoğan&rsquo;ın aklına a&ccedil;ılışı yapılan 112 tesisten biri olan Yozgat&rsquo;daki Musabeyli Barajı&rsquo;nın adını, TBMM başkanı Cemil &Ccedil;i&ccedil;ek&rsquo;e ithafen &ldquo;Cemil &Ccedil;i&ccedil;ek Barajı&rdquo; olarak&nbsp; değiştirmek gelmişti. O &ccedil;oşkuyla t&ouml;renin bitmesini bekleyememiş, &ouml;nce Bakan Eroğlu&rsquo;na sonra da halkına m&uuml;jdeyi vermişti. Bu durum, t&uuml;m halkı, gelecek nesilleri ve diğer canlıları ilgilendiren kararların nasıl alındığını t&uuml;m a&ccedil;ıklığıyla g&ouml;steriyordu.</p> <p>Bu &ldquo;anlamlı&rdquo; olayın bir g&uuml;n &ouml;ncesinde, &uuml;lkenin &ouml;nemli gazetelerinde &ccedil;arşaf &ccedil;arşaf reklamlar g&ouml;rd&uuml;k. Reklamlarda kullanılan fotoğraflardan birinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve d&uuml;n&uuml;n DSİ Genel M&uuml;d&uuml;r&uuml;, bug&uuml;n&uuml;n ise &Ccedil;evre ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu karşılıklı kazma k&uuml;reğe sarılmışlar, arka planda ise t&uuml;m bir gazete sayfasını boydan boya kaplayan dev bir baraj resmi g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Baraj ger&ccedil;ekten de bir dev. &Ouml;yle ki bu hidrolik yapı T&uuml;rkiye&rsquo;nin en y&uuml;ksek barajı, d&uuml;nyanın ise altıncısı olma &ouml;zelliğine sahip. Erdoğan ile Eroğlu&rsquo;nun &ccedil;oşkuyla kazma k&uuml;reğe sarılmasının arkasındaki esas neden işte bu irrasyonel devasa gurur.</p> <p>Aslında bu t&ouml;renle a&ccedil;ılışı yapılan tek su yapısı Deriner Barajı değildi. Deriner Barajı&rsquo;yla birlikte 112 su tesisi de hizmete a&ccedil;ıldı. D&uuml;zce ilindeki Melen &Ccedil;ayı&rsquo;ndan gelen suyu 185 km&rsquo;ye varan borular i&ccedil;inde İstanbul&rsquo;un Asya Yakası&rsquo;ndan Avrupa Yakası&rsquo;na taşıyan Melen Projesi de bunlardan biriydi. D&uuml;nyanın su altından ge&ccedil;en en uzun ve tek su transferi projesi olan Melen Projesi&rsquo;nin İstanbul&rsquo;un su sıkıntısına 2060 yılına kadar &ccedil;are olacağı iddia ediliyor. Bir başka b&uuml;y&uuml;k proje ise Sinop-Boyabat Barajı ve HES&rsquo;i. Bu proje T&uuml;rkiye&rsquo;de &ouml;zel sermaye ile kurulan en b&uuml;y&uuml;k baraj olarak biliniyor. Kızılırmak &uuml;zerinde kurulan barajın&nbsp; yıllık 2 milyar 118 milyon kilowatt/saat elektrik &uuml;reteceği hesaplanıyor. Bunların yanı sıra, aralarında Trabzon Atasu, Bolu K&ouml;pr&uuml;başı Barajı, Bayburt Demir&ouml;z&uuml; Barajı, Konya Bağbaşı Barajı ile Konya Mavi T&uuml;nel Projesi&rsquo;nin de bulunduğunu toplam 16 baraj işte bu &ldquo;ahenkli rakamlar&rdquo; eşliğinde işletmeye alındı<a id="n2" name="n2"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn2">[2]</a>.</p> <p>Sayıların ahenginin de g&uuml;c&uuml;yle milli gururumuzu tam da 12&rsquo;den vuran t&ouml;ren, devletin g&ouml;vde g&ouml;sterisine d&ouml;n&uuml;şt&uuml;. Artık ne baraj sadece bir barajdı, ne de arıtma tesisi sadece suyu arıtıyordu. Deriner Barajı&rsquo;yla devlet v&uuml;cuda gelmiş, bir anıt gibi g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne doğru y&uuml;zlerce metre y&uuml;kseliyordu. Su arıtma tesisleri ise umutlarımızı arıtıyor ve geleceğimizde tertemiz beyaz sayfalar a&ccedil;ıyordu.</p> <p>Peki bu billur gibi akan hayallerin arkasında nasıl bir ger&ccedil;ek vardı? O da bu kadar p&uuml;r-i pak mıydı? Gelin birlikte bakalım. Başbakan &ouml;zellikle a&ccedil;ılış t&ouml;renini Artvin&rsquo;de yapmak istediğini ama hava durumunu tahmin edemedikleri i&ccedil;in gidemediklerini s&ouml;yledi. Bug&uuml;n hava Artvin&rsquo;de g&uuml;nl&uuml;k g&uuml;neşlik ama Deriner barajı ile Artvin&rsquo;nin ikliminin, doğasının bug&uuml;nden itibaren değişeceği de kesin. Keşke Başbakan şimdiden neden olduğu tahribatı gidip kendi g&ouml;zleriyle g&ouml;rseydi.</p> <p><strong>Dev baraj Deriner Barajı</strong></p> <p>Deriner Barajı, &Ccedil;oruh Nehri &uuml;zerinde kurulu. G&ouml;vde y&uuml;ksekliği 249 m olan bu beton kemer yapı, kendi klasmanında T&uuml;rkiye&rsquo;de birinci, Avrupa&rsquo;da &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; ve d&uuml;nyada ise altıncı en y&uuml;ksek baraj olma &ouml;zelliğine sahip. Barajın&nbsp; toplam g&ouml;vde hacmi 3 milyon 400 bin m<sup>3</sup>, su depolama kapasitesi ise 1 milyar 920 milyon m<sup>3</sup>. &Ccedil;oruh Havzası&rsquo;nın b&uuml;t&uuml;n&uuml;nden elde edilecek enerjinin %14&prime;&uuml;n&uuml; &uuml;retecek olan barajın kurulu g&uuml;c&uuml; 670 megawat. Bu da T&uuml;rkiye&rsquo;de &uuml;retilen hidroelektriğin %6&prime;sına tekab&uuml;l ediyor. Bu dev yapının yılda 2118 milyon kilovat/saat enerji &uuml;retmesi &ouml;ng&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Bu da yaklaşık olarak 685 bin kişinin yıllık elektrik ihtiyacına denk d&uuml;ş&uuml;yor.</p> <p>&Ccedil;oruh Nehri 3255 m y&uuml;ksekliğindeki Mescid Dağı&rsquo;nın batı y&uuml;z&uuml;nden doğuyor. Bayburt ve İspir&rsquo;den ge&ccedil;ip, bir yay &ccedil;izerek Yusufeli&rsquo;nin Yokuşlu k&ouml;y&uuml;&rsquo;nden Artvin&rsquo;e doğru akıyor.&nbsp; Bor&ccedil;ka&rsquo;nın i&ccedil;inden ge&ccedil;tikten sonra da Batum&rsquo;da Karadeniz&rsquo;e d&ouml;k&uuml;l&uuml;yor. &Ccedil;oruh Havzası&rsquo;nın 400 km<sup>2</sup>&rsquo;lik kısmı T&uuml;rkiye toprakları i&ccedil;inde. Geriye kalan 3 km<sup>2</sup>&rsquo;lik kısmı da G&uuml;rcistan sınırları i&ccedil;inde yer alıyor. &Ccedil;oruh&rsquo;un debisi Mayıs ayında zirveye &ccedil;ıkarken (529-569 m&sup3;/sn), en d&uuml;ş&uuml;k debisi 53.09 m&sup3;/sn oluyor. Nehrin ortalama eğimi ise %5. D&uuml;nyanın en hızlı akan ve derin nehirlerinden biri olan &Ccedil;oruh Nehri&rsquo;nin hızını kesen ve ana kolu &uuml;zerinde inşaatı tamamlanmış veya devam etmekte olan on tane baraj var. Bunlar kaynağından denize d&ouml;k&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; yere kadar Laleli, İspir, G&uuml;ll&uuml;bağ, Aksu, Arkun, Yusufeli, Artvin, Deriner, Bor&ccedil;ka ve Muratlı barajları (Bkz Şekil 1).</p> <p align="center">Şekil 1. &Ccedil;oruh&rsquo;un anakolundaki barajlar</p> <p align="center"><a href="http://www.suhakki.org/wp-content/uploads/2012/12/dsi31.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-6404" title="dsi31" src="http://www.suhakki.org/wp-content/uploads/2012/12/dsi31.png" alt="" width="604" height="474" /></a></p> <p align="center">Kaynak: Devlet Su İşleri (DSİ)<a id="n3" name="n3"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn3">[3]</a></p> <p>&Ccedil;oruh Havzası, T&uuml;rkiye&rsquo;de baraj ve HES inşaatlarından en &ccedil;ok etkilenen havzaların başında geliyor. Bu havzadaki HES projelendirmeleri Elektrik İşleri Et&uuml;t İdaresi (EİEİ) tarafından 1930&rsquo;larda&nbsp; başlatılmış. Havzada akan sulardan elektrik enerjisi &uuml;retmek i&ccedil;in ilk plan 1969&rsquo;da hazırlanmış. 1979&rsquo; da ise havzanın master plan raporunun hazırlanması i&ccedil;in bir m&uuml;hendislik kuruluşu yetkilendirilmiş. Plan 1982&rsquo;de son halini almış. Şimdiye kadar inşa edilen toplam 37 HES ile birlikte 3133 MW kurulu g&uuml;ce ulaşılmış durumda. Uzunluğu sadece 431 km olan nehrin anakolu &uuml;zerinde inşası tamamlanmış ya da s&uuml;rmekte olan 10 baraj, nehri onbir par&ccedil;aya b&ouml;lm&uuml;ş durumda (Bkz şekil 2). Bunlardan Bor&ccedil;ka ve Muratlı barajlarının inşası bir ka&ccedil; sene &ouml;nce tamamlandı ve ikisi de işletmede. Artık &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; baraj olan Deriner de devrede.</p> <p align="center">Şekil 2. &Ccedil;oruh Irmağı anakol projeleri</p> <p align="center"><a href="http://www.suhakki.org/wp-content/uploads/2012/12/dsi41.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-6405" title="dsi41" src="http://www.suhakki.org/wp-content/uploads/2012/12/dsi41.png" alt="" width="718" height="454" /></a></p> <p align="center">Kaynak: DSİ<a id="n4" name="n4"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn4">[4]</a></p> <p>&Ccedil;oruh Nehri&rsquo;nin anakolundaki&nbsp; bu on barajın i&ccedil;inde ortalarda bulunan Yusufeli Barajı en &ouml;nemli rol&uuml; oynuyor. Nehrin yıllık debisinin &ccedil;ok değişken olmasından dolayı nehir &uuml;zerindeki HES&rsquo;lerin t&uuml;m yıl boyunca &ccedil;alışması Yusufeli Barajının rezervuarından gelecek suya bağlı.</p> <p><strong>Dev b&uuml;t&ccedil;eli baraj</strong></p> <p>Deriner projesi, T&uuml;rk-Rus Karma Ekonomik Komisyonu&rsquo;nca 1994&rsquo;te belirlenen uluslararası bir&nbsp; konsorsiyumla y&uuml;r&uuml;t&uuml;lm&uuml;ş. Proje s&ouml;zleşmesi 1997 yılında 711,4 milyon dolar &nbsp;bedelle imzalanmış. 1998 tarihinde başlayan projenin 2005 yılı itibarıyla bitirilmesi planlanırken, g&ouml;vde inşaatına ancak 2005 sonlarında başlanmış. Baraj bundan yedi yıl sonra tamamlanabilmiş. Deriner Barajı ile ilgili Sayıştay Raporu&rsquo;da barajın 461 milyonluk kaynak israfına neden olduğu s&ouml;yleniyor. 2009 Temmuz tarihli rapora g&ouml;re barajın yapımında 5 yıllık bir gecikme yaşanması ve kamunun 461,3 milyon TL civarında bir kaynak israfına uğramış olması s&ouml;z konusu. Raporda, projenin verimlilik, etkinlik ve tutumluluk ilkelerine uyulmaması, kaynakların sağlıklı bir planlama ve iyi bir proje y&ouml;netimi ile kullanılmaması nedeniyle 2009 yılı fiyatları ile 461,3 milyon TL kaynak israfına yol a&ccedil;ıldığı; projenin ihalesiz 711 milyon dolara verildiği; keşif artışlarıyla projenin toplam maliyetinin iki katına &ccedil;ıktığı ve tamamlanmasının 5 yıl geciktiği belirtiliyor<a id="n5" name="n5"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn5">[5]</a>. Yaklaşık 1 milyar 400 milyon dolara mal olan barajın 7 yılda kendisini amorti edeceği s&ouml;yleniyor.</p> <p>&Ccedil;oruh Havzası&rsquo;nda yapılan barajların yerinden yurdundan edeceği insanların yaşadıklarına &ouml;rnek olarak Yusufeli Barajı verilebilir. Bu baraj tamamlandıktan sonra Yusufeli&rsquo;den yaklaşık 15 bin kişi g&ouml;&ccedil; etmek zorunda kalacak. Buradaki tarım arazilerinin b&uuml;y&uuml;k b&ouml;l&uuml;m&uuml; şimdiden sular altında. Farklı iklimiyle zeytinciliğin merkezlerinden biri olan Yusufeli&rsquo;ndeki zeytinliklerin %75&prime;i sular altında kalıyor. Artvin Valisi Kalkan bu mağduriyete y&ouml;nelik ş&ouml;yle s&ouml;yl&uuml;yor: &ldquo;Gıda Tarım ve Hayvancılık M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;&rsquo;m&uuml;z&uuml;n yaptığı &ccedil;alışmaya g&ouml;re, eğer doğru ve sağlıklı bir planlama yapılabilirse, bu barajda yapılacak balık&ccedil;ılıkla kaybettiğimiz gelirin 4 katını elde etme imkanına sahip olacağız. Yaklaşık kaybımız 39 milyon gibi bir rakam olarak ifade ediliyor ancak balık&ccedil;ılıktan da yılda 160 milyon gibi bir gelir elde etme imkanımız var&rdquo;<a id="n6" name="n6"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn6">[6]</a>. Bakalım Vali Kalkan&rsquo;ın dediği gibi y&uuml;zyıllardır zeytincilikle uğraşan insanlar, hop diye balık&ccedil;ılıkla uğraşmaya başlayacak mı? Balık&ccedil;ılık Vali Bey&rsquo;in iddia ettiği gibi d&ouml;rt kat gelir getirecek mi? Doğanın &ouml;ng&ouml;r&uuml;lemez dinamiklerinin varlığından habersiz bu iddialı a&ccedil;ıklamalar g&uuml;l&uuml;n&ccedil; olmaktan &ouml;te gidemiyor.</p> <p><strong>Deriner Barajı ecdadı sulara g&ouml;md&uuml;</strong></p> <p>&Ccedil;oruh Nehri d&uuml;nyanın sayılı bir ka&ccedil; rafting parkurlarından birisi. Nehrin &uuml;zerindeki bu barajlar tamamlandığında rafting gibi rekreasyonel faaliyetler son bulacak. Burası doğal g&uuml;zellikleriyle bilinen ve turizm, balık&ccedil;ılık ve ge&ccedil;imlik tarım gelirleriyle yaşamını s&uuml;rd&uuml;ren insanların yaşadığı bir yer. Sadece Deriner değil diğer barajlarla birlikte doğal yaşam alanları &uuml;zerindeki k&uuml;m&uuml;latif baskılar artacak. Bu durumun ge&ccedil;imini &Ccedil;oruh Havzası&rsquo;ndan sağlayan insanlar &uuml;zerinden geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml; olmayan yıkıcı etkileri olacak.</p> <p>Tabi HES&rsquo;ler sadece &ccedil;evreye ve b&ouml;lge halkına geri d&ouml;n&uuml;lmez zararlar vermiyor. Ocak 2011 ile Nisan 2012 arasındaki&nbsp; 18 aylık zaman diliminde HES ve baraj yapımı ve/veya işletilmesi sırasında &ouml;lenlerin sayısı 48&rsquo;i, yaralananlar ise 63&rsquo;i bulmuş<a id="n7" name="n7"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn7">[7]</a>.&nbsp;Deriner HES inşaatında da bir iş&ccedil;i &ouml;l&uuml;m&uuml; yaşanmıştı. Olayla ilgili &ccedil;oğu yorum yazısında &ldquo;bir iş&ccedil;i&rdquo; olarak anılan iş&ccedil;inin adı B&uuml;lent &Ouml;zkent&rsquo;ti, yaşı ise sadece 34&rsquo;t&uuml;. 14 Ocak 2011&rsquo;de &uuml;zerine devrilen iş makinesi altında can veren motor ustasının hakkını soran maalesef olmadı.</p> <p>&Ccedil;oruh Vadisi&rsquo;nde K&uuml;lt&uuml;r ve Turizm Bakanlığı tarafından tescillenmiş Sel&ccedil;uklu ile Saltuklulara ait tarihi eserler, restore edilmelerinin ardından kendilerini barajın suları altında buldu<a id="n8" name="n8"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn8">[8]</a>. &Ouml;rneğin Ferhatlı K&ouml;pr&uuml;s&uuml; Temmuz ayında restore edilmişti ama Eyl&uuml;l ayı geldiğinde baraj suları k&ouml;pr&uuml;y&uuml; kaplıyordu. Daha başka tarihi eserler de DSİ B&ouml;lge M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; tarafından restore edilmelerinin ardından baraj sularına g&ouml;m&uuml;ld&uuml;. K&uuml;lt&uuml;r ve Turizm Bakanlığı tarafından su altında kalan eserlerin kurtarılması i&ccedil;in &ccedil;eşitli &uuml;niversitelerde g&ouml;rev alan uzmanlardan oluşan bir bilim komisyonu oluşturuldu. Berta ve Ferhatlı K&ouml;pr&uuml;s&uuml; ile k&uuml;mbetlerin başka yere taşınması kararı beklenirken, komisyon bu seferde 10 Aralık 2010&rsquo;da eserlerin belgesellerinin ve 1/20 &ouml;l&ccedil;ekli maketlerinin yapılması kararını aldığı a&ccedil;ıklandı. Artvinli aktivist Sami &Ouml;z&ccedil;elik olup biten belirsizlikle ilgili ş&ouml;yle diyor<a id="n9" name="n9"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn9">[9]</a>: &ldquo;Berta K&ouml;pr&uuml;s&uuml; onarılınca biz tarihi eserlerin kurtulacağını zannettik. Ancak eyl&uuml;lde baraj sularının y&uuml;kselmesiyle k&ouml;pr&uuml; tamamen suyun altında kaldı. Restorasyona harcadıkları para da boşuna gitti.&rdquo;</p> <p>Artvinli vatandaşlar bir araya gelip tarih yıkımını protesto eden bir eylem yaptı. Bu yıkımdan sorumlu tutulan 27 kişi ve kurumun adının yer aldığı sembolik bir mektup yazıldı. Mektuptaki listenin başında Başbakan Recep Tayip Erdoğan vardı. İkinci sırada ise K&uuml;lt&uuml;r ve Turizm Bakanı Ertuğrul G&uuml;nay&rsquo;ın adı ge&ccedil;iyordu. Mektup sular altında kalan Aşağı Zeytinlik K&uuml;mbeti&rsquo;nin bah&ccedil;esine g&ouml;m&uuml;ld&uuml;. Bu k&uuml;mbetin se&ccedil;ilmesinin ise &ouml;zel bir anlamı var. Burada deyim yerindeyse bir restorasyon rezaleti yaşanmış. Valilik ve DSİ buranın restorasyonu ihalesini bir firmaya vermiş. Bir ka&ccedil; iş&ccedil;inin k&uuml;mbeti baraj sularından korumak i&ccedil;in beton sıvayla kaplaması Artvinlilerin aklından &ccedil;ıkmıyor<a id="n10" name="n10"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn10">[10]</a>. Betonla koruma y&ouml;ntemi de T&uuml;rkiye&rsquo;nin &ldquo;arkeolojik koruma&rdquo; literat&uuml;r&uuml;ne kattığı yeni bir kavram olsa gerek.</p> <p><strong>Doğayı hi&ccedil;e sayan Deriner barajı</strong></p> <p>Gelelim Deriner ve diğer entegre barajların &Ccedil;oruh Havzası&rsquo;nın doğası &uuml;zerindeki etkilerine. &Ccedil;oruh Vadisi, d&uuml;nyanın biyolojik &ccedil;eşitlilik a&ccedil;ısından en zengin ve aynı zamanda tehlike altındaki en &ouml;nemli 34 Karasal Ekolojik B&ouml;lgesinden biri olan Kafkasya Sıcak noktası i&ccedil;erisinde yer alıyor<a id="n11" name="n11"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn11">[11]</a>. D&uuml;nya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), b&ouml;lgenin ılıman kuşak ormanlarını D&uuml;nya &uuml;zerinde korumada &ouml;ncelikli 200 Ekolojik B&ouml;lgeden biri olarak ilan etti. Deriner Barajı alanı; hem &Ccedil;oruh Vadisi &ouml;nemli bitki alanı, hem de Kuzeydoğu Anadolu Bitkisel &Ccedil;eşitlilik Merkezi (SWA.19 Kuzey Doğu Anadolu) olarak tanımlanan b&ouml;lgede bulunuyor. Barajın bulunduğu Artvin de yaklaşık 1860 bitki taksonu ile Antalya (2126) ve İstanbul&rsquo;dan (2048) sonra T&uuml;rkiye&rsquo;nin bitkisel t&uuml;r &ccedil;eşitliği a&ccedil;ısından &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; en zengin ili.</p> <p>Deriner Barajı rezervuarı 2650 hektarlık bir alanı kaplayacak. Bu alan i&ccedil;indeki gerek endemik, gerekse endemik olmayan nadir bitki t&uuml;rleri b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de ortadan kalkacak. 162 bin 834 hektar alanı kapsayan &Ccedil;oruh Vadisi &Ouml;nemli Bitki Alanı (&Ouml;BA) florası şimdiden Deriner Barajı nedeniyle b&uuml;y&uuml;k bir tehdit altında. Bir &Ouml;BA olan &Ccedil;oruh Vadisi&rsquo;nde d&uuml;nya &ccedil;apında nadir bulunan 6 t&uuml;r ile Avrupa &ouml;l&ccedil;eğinde tehlike altında bulunan 61 t&uuml;r bitki yaşamakta.</p> <p align="center">Fotoğraf 1. Deriner Barajı ve &Ccedil;oruh Vadisi</p> <p align="center"><a href="http://www.suhakki.org/wp-content/uploads/2012/12/deriner3.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-6403" title="deriner3" src="http://www.suhakki.org/wp-content/uploads/2012/12/deriner3.jpg" alt="" width="615" height="297" /></a></p> <p>&Ccedil;oruh Vadisi aynı zamanda kuşların Kuzeydoğu-G&uuml;ney g&ouml;&ccedil; rotasında bulunuyor. Hatta &ouml;yle ki T&uuml;rkiye WWF&rsquo;e g&ouml;re T&uuml;rkiye&rsquo;deki sulak alanların uluslararası d&uuml;zeyde &ouml;nem taşımasının asıl nedeni; Batı Palearktik B&ouml;lge&rsquo;deki kuş g&ouml;&ccedil; yollarından en &ouml;nemli ikisinin T&uuml;rkiye &uuml;zerinden ge&ccedil;iyor olması<a id="n12" name="n12"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn12">[12]</a>. Doğu Karadeniz B&ouml;lgesi&rsquo;nden T&uuml;rkiye&rsquo;ye giren &Ccedil;oruh Vadisi g&ouml;&ccedil; rotası ile 200 binden fazla yırtıcı kuş nehrin &uuml;zerinden u&ccedil;arak Doğu Anadolu B&ouml;lgesi&rsquo;ndeki sulak alanlara yayılıyor. T&uuml;rkiye &uuml;zerindeki bu g&ouml;&ccedil;, Batı Palearktik B&ouml;lge&rsquo;deki en b&uuml;y&uuml;k yırtıcı kuş g&ouml;&ccedil;&uuml; olarak kabul ediliyor. Karadeniz&rsquo;in batısında Trakya &uuml;zerinden T&uuml;rkiye&rsquo;ye girerek boğaz &uuml;zerinden Anadolu&rsquo;ya ge&ccedil;en Boğazi&ccedil;i g&ouml;&ccedil; rotası, 200-700&rsquo;l&uuml;k gruplar halinde 250 binden fazla leyleğin ge&ccedil;işlerine sahne oluyor<a id="n13" name="n13"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn13">[13]</a>.</p> <p>Ş&uuml;phesiz ki yapılan onlarca baraj rezervuarı t&uuml;m bu canlıların yaşam ve konaklama alanlarını yok edecek. Bunca barajla par&ccedil;alanmış bir nehir havzasında bu canlıların t&uuml;rlerinin devamını sağlaması m&uuml;mk&uuml;n değil. B&ouml;lgenin iklimi de &ouml;nemli &ouml;l&ccedil;&uuml;de değişecek. Bu kadar b&uuml;y&uuml;k değişiklere maruz kalan bir b&ouml;lgenin ekosistemini korumaya y&ouml;nelik istediğiniz kadar tedbir alın işe yaramayacaktır. İnşaat şirketleri ve devlet yetkilileri de canlılar ya da doğal hayatın korunması i&ccedil;in &ouml;nemli bir tedbir de almadılar zaten. Sadece dağ ke&ccedil;ileri i&ccedil;in koruma alanı sağlanabildi<a id="n14" name="n14"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn14">[14]</a>.<br /><strong>Yeni Barajlar Kralı&rsquo;ndan &Ccedil;oruh Nehri&rsquo;ne beton gerdanlık</strong></p> <p>Deriner Barajı&rsquo;nın inşaatı, DSİ&rsquo;nin genel m&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; yaptığı d&ouml;nemde &ldquo;Barajlar Kralı&rdquo; olarak nam salan 9. Cumhurbaşkanı S&uuml;leyman Demirel tarafından başlatıldı. 2008&rsquo;e gelindiğinde ise Eroğlu, 5 yıldan az bir s&uuml;rede 120&rsquo;ye yakın baraj ve g&ouml;let yatırımına imza atmış, Demirel&acute;in 40 civarındaki baraj rekorunu &ccedil;oktan &uuml;&ccedil;e katlamıştı. Hatta Eroğlu kendisini yeni &ldquo;Barajlar Kralı&rdquo; olarak adlandıran basın mensuplarına mah&ccedil;up&ccedil;a ş&ouml;yle diyordu: &ldquo;Krallık unvanını vatandaşımız versin. Ben unvan peşinde değilim. Onu vatandaşımız değerlendirsin. Bizler Allah rızası i&ccedil;in &ccedil;alışıyoruz&rdquo;<a id="n15" name="n15"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn15">[15]</a>. Eroğlu bir başka konuşmasında ise &ldquo;&Ccedil;oruh&rsquo;a gerdanlık takan ilk h&uuml;k&uuml;met biziz&rdquo; diye &ouml;v&uuml;n&uuml;p<a id="n16" name="n16"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn16">[16]</a>&nbsp;barajı nehre bağışlanmış bir m&uuml;cevher olarak anlatmıştı.</p> <p>Doğayı dize getirmeye &ccedil;alışan ve hatta meydan okuyan onlarca konuşmayla tarihe ge&ccedil;en Eroğlu yalnız değil. Artvin Valisi Kalkan da &ldquo;Artvin&rsquo;imiz b&ouml;yle b&uuml;y&uuml;k bir baraja evsahipliği yaptığı i&ccedil;in ne kadar gurur duysa azdır&rdquo; derken ekliyor: &ldquo;&Ccedil;oruh Nehri&rsquo;nden azami şekilde faydalanacağız&rdquo;. Deriner Barajı&rsquo;nın su tutma t&ouml;reninde s&ouml;z alan &Ccedil;alışma ve Sosyal G&uuml;venlik Bakanı Faruk &Ccedil;elik ise ş&ouml;yle demişti: &ldquo;Artık &Ccedil;oruh, kendi istediği gibi değil, bizim istediğimiz gibi akacak&rdquo;<a id="n17" name="n17"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn17">[17]</a>. B&ouml;ylesi b&uuml;y&uuml;k iddialarda &ccedil;oğu zaman sayıların ve kıyaslamaların yardımına ihtiya&ccedil; duyulur. Nitekim imza attığı barajların y&uuml;ksekliklerini Eyfel Kulesi ile yarıştıran<a id="n18" name="n18"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn18">[18]</a>&nbsp;Eroğlu&rsquo;nun da sıklıkla başvurduğu y&ouml;ntem budur. &Ccedil;evre ve Su İşleri Bakanı kimi durumlarda hızını alamayıp sayıların ahengine iyice kaptırır ve Isparta&rsquo;da yaptığı bir konuşmada da olduğu gibi ağzından her an şu talihsiz c&uuml;mleler d&ouml;k&uuml;lebilir: &ldquo;Tabi Isparta&rsquo;nın plakası 32 ve g&ouml;let sayısını da 32&prime;ye tamamlayacağız&rdquo;<a id="n19" name="n19"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#dn19">[19]</a>.</p> <p>G&ouml;r&uuml;nen o ki Deriner Barajı sadece duvar y&uuml;ksekliğiyle değil doğa, toplum ve geleceğimiz &uuml;zerinde yaratacağı tahribatla da T&uuml;rkiye&rsquo;nin g&uuml;ndemine sık&ccedil;a gelecek. Evet, doğa varlıklarını yok etme pahasına onlardan elde ettiği faydayı maksimize etmeyi kalkınma sayan hakim zihniyet varlığını s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; s&uuml;rece daha &ccedil;ok baraj ve HES nehirleri kelep&ccedil;eleyip, boğacak. Boğulan sadece nehirler değil toplum ve gelecek nesiller de olacak. 12.12.12. eş zamanlı a&ccedil;ılış toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan a&ccedil;ılışı yapılan hidrolik projeler ile ilgili olarak ş&ouml;yle diyordu: &ldquo;Gelecek kuşaklar bizi hayırla yad edecek&rdquo;. Tabi Başbakan&rsquo;ın bu dileğinin ger&ccedil;ekleşebilmesi i&ccedil;in &ouml;ncelikle gelecek nesillerin var olması gerekecek. Nehirleri kelep&ccedil;elenmiş, insansızlaştırılmış, kirlenmiş ve t&uuml;kenmiş bir &uuml;lkenin &ccedil;ocukları olarak nasıl var olacaklar? İşte sorulması gereken soru bu.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bu yazı suhakkı.org sitesinden alınmıştır.</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>Dr. Akg&uuml;n İlhan ve Nuran Y&uuml;ce</strong></p> <p>Notlar</p> <p><a id="dn1" name="dn1"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n1">[1]</a>&nbsp;T&ouml;ren t&uuml;m &ouml;nlemlere rağmen bir saat ge&ccedil; başladı.</p> <p><a id="dn2" name="dn2"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n2">[2]</a>&nbsp;&ldquo;16 milyara 112 tesis&rdquo;, Meltem &Ouml;zgen&ccedil;,&nbsp;<em>H&uuml;rriyet,</em>&nbsp;12 Aralık 2020,&nbsp;&nbsp;<a href="http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/22133528.asp" target="_blank">http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/22133528.asp</a></p> <p><a id="dn3" name="dn3"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n3">[3]</a>&nbsp;DSİ (2011), Yusufeli Barajı ve HES,&nbsp;<a href="http://www2.dsi.gov.tr/yusufeli_projesi.pdf" target="_blank">http://www2.dsi.gov.tr/yusufeli_projesi.pdf</a></p> <p><a id="dn4" name="dn4"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n4">[4]</a>&nbsp;DSİ (2011), Yusufeli Barajı ve HES,&nbsp;<a href="http://www2.dsi.gov.tr/yusufeli_projesi.pdf">http://www2.dsi.gov.tr/yusufeli_projesi.pdf</a></p> <p><a id="dn5" name="dn5"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n5">[5]</a>&nbsp;Işık Kansu ve Murat Kışlalı, &ldquo;H&uuml;k&uuml;meti korkutan rapor&rdquo;,&nbsp;<em>Cumhuriyet</em>,&nbsp; 29 Ekim 2010,&nbsp;<a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=186522" target="_blank">http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=186522</a></p> <p><a id="dn6" name="dn6"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n6">[6]</a>&nbsp;&ldquo;T&uuml;rkiye&rsquo;de bir ilk&rdquo;,&nbsp;<em>B&ouml;l&uuml;ml&uuml; Haber</em>, 11 Aralık 2012,&nbsp;<a href="http://www.bolumluhaber.com/haber/turkiyede-bir-ilk_h3347.html">http://www.bolumluhaber.com/haber/turkiyede-bir-ilk_h3347.html</a></p> <p><a id="dn7" name="dn7"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n7">[7]</a>&nbsp;&ldquo;1 Mayıs&rsquo;ta HES &ouml;l&uuml;mleri&rdquo;, Mehveş Evin,&nbsp;<em>Miliyet</em>, 1 Mayıs 2012,&nbsp;<a href="http://cadde.milliyet.com.tr/2012/11/29/YazarDetay/1534687/1-mayis-ta-hes-olumleri">http://cadde.milliyet.com.tr/2012/11/29/YazarDetay/1534687/1-mayis-ta-hes-olumleri</a></p> <p><a id="dn8" name="dn8"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n8">[8]</a>&nbsp;&ldquo;Tarihi eserler HES projesine g&ouml;m&uuml;ld&uuml;&rdquo;,&nbsp;<em>T24 Bağımsız İnternet Gazetesi</em>, 4 Kasım 2012,&nbsp;<a href="http://t24.com.tr/haber/tarihi-eserler-hes-projesine-gomuldu/216639">http://t24.com.tr/haber/tarihi-eserler-hes-projesine-gomuldu/216639</a></p> <p><a id="dn9" name="dn9"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n9">[9]</a>&nbsp;&ldquo;Bin yıllık tarihe iki kez ayıp ettiler&rdquo;, Sami &Ouml;z&ccedil;elik,&nbsp;<em>08 Haber</em>, 6 Kasım 2012,&nbsp;<a href="http://www.08haber.com/makaleGoster.php?yazid=46&amp;id=2986">http://www.08haber.com/makaleGoster.php?yazid=46&amp;id=2986</a></p> <p><a id="dn10" name="dn10"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n10">[10]</a>&nbsp;&ldquo;Artvin&rsquo;de Tarih Onarılarak Suya G&ouml;m&uuml;lecek&rdquo;,&nbsp;<em>Pirsus Haber</em>, 12 Kasım 2012,&nbsp;<a href="http://www.pirsushaber.com/artvinde-tarih-onarilarak-suya-gomulecek-524360n.html">http://www.pirsushaber.com/artvinde-tarih-onarilarak-suya-gomulecek-524360n.html</a></p> <p><a id="dn11" name="dn11"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n11">[11]</a>&nbsp;&Ccedil;oruh Vadisi Deriner Barajı altında kalacak endemik ve nadir bitkilerin tesbiti, nakledilmesi ve yetiştirilmesi projesi (2011), T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı &Ccedil;&ouml;lleşme ve Erozyonla M&uuml;cadele Genel M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;,<a href="http://www.cem.gov.tr/erozyon/Files/yayinlarimiz/deriner_baraj_golu_prj.pdf">http://www.cem.gov.tr/erozyon/Files/yayinlarimiz/deriner_baraj_golu_prj.pdf</a></p> <p><a id="dn12" name="dn12"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n12">[12]</a>&nbsp;WWF (2008). T&uuml;rkiye&rsquo;deki Ramsar Alanları Değerlendirme Raporu: WWF &ndash; T&uuml;rkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı)<a href="http://www.wwf.org.tr/pdf/WWF_Turkiye_Ramsar_Alanlari_Degerlendirme_Raporu.pdf">http://www.wwf.org.tr/pdf/WWF_Turkiye_Ramsar_Alanlari_Degerlendirme_Raporu.pdf</a></p> <p><a id="dn13" name="dn13"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n13">[13]</a>&nbsp;WWF (2008). T&uuml;rkiye&rsquo;deki Ramsar Alanları Değerlendirme Raporu: WWF &ndash; T&uuml;rkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı)<a href="http://www.wwf.org.tr/pdf/WWF_Turkiye_Ramsar_Alanlari_Degerlendirme_Raporu.pdf">http://www.wwf.org.tr/pdf/WWF_Turkiye_Ramsar_Alanlari_Degerlendirme_Raporu.pdf</a></p> <p><a id="dn14" name="dn14"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n14">[14]</a>&nbsp;İlker Karayılan, &ldquo;Hidroelektrik Santraller &ndash; Sorun mu, &Ccedil;&ouml;z&uuml;m m&uuml;?&rdquo;, Su Hakkı Kampanyası, 31 Mayıs 2010,<a href="http://www.suhakki.org/2010/05/hidroelektrik-santraller-sorun-mu-cozum-mu/#.UMfF6-TqncA">http://www.suhakki.org/2010/05/hidroelektrik-santraller-sorun-mu-cozum-mu/#.UMfF6-TqncA</a></p> <p><a id="dn15" name="dn15"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n15">[15]</a>&nbsp;&ldquo;Demirel&acute;in baraj krallığını ele ge&ccedil;irdi&rdquo;, D&uuml;zg&uuml;n Karadaş,&nbsp;<em>Haber7</em>, 7 Mayıs 2008,<a href="http://www.haber7.com/ekonomi/haber/317669-demirelin-baraj-kralligini-ele-gecirdi">http://www.haber7.com/ekonomi/haber/317669-demirelin-baraj-kralligini-ele-gecirdi</a></p> <p><a id="dn16" name="dn16"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n16">[16]</a>&nbsp;&ldquo;Deriner&rsquo;de su tutulmaya başlandı&rdquo;,&nbsp;<em>T&uuml;rkiye Gazetesi</em>, 25 Şubat 2012,<a href="http://www.turkiyegazetesi.com/haber/525748/kunye.aspx#.UMe9X-TqncA" target="_blank">http://www.turkiyegazetesi.com/haber/525748/kunye.aspx#.UMe9X-TqncA</a></p> <p><a id="dn17" name="dn17"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n17">[17]</a>&nbsp;&ldquo;T&uuml;rkiye&rsquo;nin en y&uuml;ksek Barajı Deriner su tutmaya başladı&rdquo;, Duyuru, T&uuml;rkiye Cumhuriyeti Orman ve Su işleri Bakanlığı websitesi, 24 Şubat 2012,&nbsp;&nbsp;<a href="http://www.ormansu.gov.tr/osb/haberduyuru/guncelhaber/12-02-24/T%C3%BCrkiye%E2%80%99nin_En_Y%C3%BCksek_Baraj%C4%B1_Deriner_Su_Tutmaya_Ba%C5%9Flad%C4%B1.aspx?sflang=tr" target="_blank">http://www.ormansu.gov.tr/osb/haberduyuru/guncelhaber/12-02-24/T%C3%BCrkiye%E2%80%99nin_En_Y%C3%BCksek_Baraj%C4%B1_Deriner_Su_Tutmaya_Ba%C5%9Flad%C4%B1.aspx?sflang=tr</a></p> <p><a id="dn18" name="dn18"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n18">[18]</a>&nbsp;&ldquo;D&uuml;nyanın en y&uuml;ksek 3. Barajı, Yusufeli Barajı ve HES&rsquo;in s&ouml;zleşmesi imzalandı&rdquo;, Duyuru, T&uuml;rkiye Cumhuriyeti Orman ve Su İşleri Bakanlığı websitesi, 22 Kasım 2012,&nbsp;<a href="http://www.ormansu.gov.tr/osb/HaberDuyuru/guncelHaber/12-11-22/D%C3%BCnyan%C4%B1n_En_Y%C3%BCksek_3_Baraj%C4%B1_Yusufeli_Baraj%C4%B1_ve_HES%E2%80%99in_S%C3%B6zle%C5%9Fmesi_%C4%B0mzaland%C4%B1.aspx?sflang=tr" target="_blank">http://www.ormansu.gov.tr/osb/HaberDuyuru/guncelHaber/12-11-22/D%C3%BCnyan%C4%B1n_En_Y%C3%BCksek_3_Baraj%C4%B1_Yusufeli_Baraj%C4%B1_ve_HES%E2%80%99in_S%C3%B6zle%C5%9Fmesi_%C4%B0mzaland%C4%B1.aspx?sflang=tr</a></p> <p><a id="dn19" name="dn19"></a><a href="http://www.suhakki.org/2012/12/rakamlarin-ahengi-barajlarin-yarattigi-yikimi-kapatamayacak/#n19">[19]</a>&nbsp;&ldquo;Isparta i&ccedil;me suyunu Darıderesi G&ouml;leti&rsquo;nden karşılayacak&rdquo;,&nbsp;<em>Isparta Haber</em>, 13 Mart 2010,<a href="http://www.ispartahaber.com.tr/haber/2951-siyaset-isparta-icme-suyunu-darideresi-goletinden-karsilay-haberi/" target="_blank">http://www.ispartahaber.com.tr/haber/2951-siyaset-isparta-icme-suyunu-darideresi-goletinden-karsilay-haberi/</a></p> Akgün İlhan, Nuran Yüce Yorum Yazıları Tue, 25 Dec 2012 06:14:21 +0000 Kamusal ya da Özel: Suyun Geleceği Üzerine Tartışma http://politikekoloji.org/kamusal-ya-da-ozel-suyun-gelecegi-uzerine-tartisma/ <p>B&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyada Himalayalar'dan B&uuml;y&uuml;k Ovalar'a kadar, temiz su t&uuml;kenmeye başladı. Bu durum 21. y&uuml;zyılın en b&uuml;y&uuml;k &ccedil;evre ve insanlık sorunu olma yolunda ilerliyor: İnsanlar suyu doğanın yenileyebileceğinden daha hızlı t&uuml;ketiyor.</p> <p>Bazı insanlar su krizine &ccedil;&ouml;z&uuml;m olarak &ouml;zelleştirmeyi g&ouml;steriyor. Ama gıda gazetecisi Frederick Kaufman'ın da aralarında bulunduğu diğerleri, bu &ccedil;&ouml;z&uuml;m &ouml;nerisinin felaketin re&ccedil;etesi olduğunu s&ouml;yl&uuml;yor. Ekim ayında Wiley tarafından yayınlanan <em>Bet the Farm: How Food Stopped Being Food </em>&nbsp;kitabının yazarı Kaufman gıda fiyatlarının yakın ge&ccedil;mişini modern finans tarafından yaratılan sorunlara bir &ouml;rnek olarak g&ouml;steriyor.</p> <p>&Ccedil;ift&ccedil;ilerin ve riskleri engellemeye &ccedil;alışan tarım end&uuml;strisi &uuml;yelerinin onayıyla, gıda pazarları 1990lı yıllarda finans end&uuml;strisine a&ccedil;ıldı. Kısa s&uuml;re sonra pazar beklendiği şekilde &ccedil;alışmayı bıraktı. Kaufman &ldquo;Gıda fiyatlarının son beş yılda normalden &uuml;&ccedil; kat daha pahalı hale geldiğini g&ouml;rd&uuml;k. Normalde bu &uuml;&ccedil; kat fiyat artışını ancak bir y&uuml;zyılda g&ouml;r&uuml;rd&uuml;k&rdquo; dedi. &ldquo;Ve bunun nedeninin bir par&ccedil;ası da gıda pazarlarındaki yeni &ccedil;eşit meta spek&uuml;lasyonu.&rdquo;</p> <p>Son beş yılda gıda fiyatları &ccedil;ıldırdı; &uuml;&ccedil; kere yaşanan ani artışın yanı sıra gıda fiyatları s&uuml;rekli y&uuml;kselmeye devam ederek, k&uuml;resel gıda kıtlığına ve toplumsal huzursuzluğa yol a&ccedil;tı. &Ccedil;ok sayıda ekonomist ve bazı bilim insanları gıda fiyatlarının su&ccedil;unu spek&uuml;lasyonlara attılar.</p> <p>Frederick Kaufman Harper Dergisi, the New Yorker, the New York Times Dergisi ve Wired i&ccedil;in yazılar yazdı. En yeni kitabı Bet the Farm: How Food Stopped Being Food Ekim ayında yayımlandı.</p> <p>24 Ekim'de Nature dergisinde yayınlanan bir makalede Kaufman &ldquo;Wall Street'in suya susuzluğu&rdquo; adını verdiği olguyu ş&ouml;yle tanımlıyor: İpoteğe dayalı mortgage sisteminin &ccedil;&ouml;k&uuml;ş&uuml; ve 2008 finans krizine neden olan aynı ara&ccedil;ları kullanarak suyu da gıda gibi bir metaya d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmeye &ccedil;alışma &ccedil;abası.</p> <p>Kaufman, insanlığın %80'inin ve yaşamın temel bileşeni olarak b&uuml;t&ccedil;eye uygun ve istikrarlı su arzına bağlı yaşayan herkesin risk altında bulunduğunu s&ouml;yl&uuml;yor.</p> <p>Wired, Kaufman ile korkuları hakkında bir s&ouml;yleşi ger&ccedil;ekleştirdi.</p> <p><strong>Wired: Gıda t&uuml;revleri ilk olarak 2008'de icat edilmedi. Fiyat artışları neden şimdi yaşanıyor?</strong></p> <p>Kaufman: 2008'de d&uuml;nya tarihindeki en iyi buğday hasadını yaptık. Aynı zamanda fiyatı da her zamankinden daha y&uuml;ksekti. Tacirler biyoyakıtın bu artışa neden olduğunu s&ouml;yledi. 2010'da ve 2012'de ise durumun tamamen kuraklıkla ilgili olduğunu s&ouml;ylediler.</p> <p>Ancak vadeli işlemler piyasasına bakarsanız yeni bir dengesizlik g&ouml;r&uuml;yorsunuz. Spek&uuml;lasyon ve fiyat riskinden korunmak isteyen yatırımcılar arasında daha eşit bir dağılım vardı. 1990'lar boyunca yeni gıda t&uuml;revleri &uuml;retildi, ve 2008'deki finans krizinden sonra ne yapılacağı bilinmeyen &ccedil;ok miktarda nakit para vardı. Hisse senetlerine, nakde, bonoya, d&ouml;vize ve ipoteğe dayalı menkul kıymetlere g&uuml;venmeyi bıraktık. B&uuml;y&uuml;k fonlar parayı oraya yatırdı ve aynı zamanda y&uuml;ksek hızlı ticaret, anlık ticaret, bilgisayarlı ticaret gibi başka tekniklerin de uygulamaya konulduğunu g&ouml;rd&uuml;n&uuml;z.</p> <p><strong>Wired: Ve bu, gıda piyasalarının işleyiş şeklini mi değiştirdi?</strong></p> <p>Kaufman: Şu anda %80&rsquo;i spek&uuml;lasyon olan bir pazara bakıyorsunuz, Pazar teknik olarak yalnızca birka&ccedil; insan tarafından anlaşılabilmiş durumda ve &uuml;r&uuml;n pazarlarında i&ccedil;erden bir ticaret yasası yok. Bu da gıda spek&uuml;lasyonu &uuml;zerinde b&uuml;t&uuml;n &ccedil;ılgın etkilerini g&ouml;steriyor. 1990 normlarının iki standart sapma &uuml;zerinde fiyat dalgalanmaları g&ouml;r&uuml;yoruz.</p> <p>Sanırım &ccedil;oğu insan gıda sisteminin tamamen end&uuml;strileştiğini anlıyor. Bunun arkasında tamamen başka bir adım var. Gıdanın end&uuml;strileşmesi şimdi finansal hale getirildi.</p> <p><strong>Wired: Su konusuna etkileri nelerdir? </strong></p> <p>Kaufman: Su değerli bir şey haline geliyor ve pek &ccedil;ok şekilde net bir &uuml;r&uuml;n se&ccedil;imi olarak g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Senegal&rsquo;den, Volga&rsquo;dan ya da Mississippi&rsquo;den geliyor olması &ouml;nemli değil: &ouml;nemli olan m&uuml;badele edilebilir, parayla değiştirilebilir olması.</p> <p>Her g&uuml;n daha fazla insanın su i&ccedil;in, su hakkı i&ccedil;in pazarlık ettiğini g&ouml;r&uuml;yoruz. Ayrıca temiz su i&ccedil;in talebin &ccedil;ok arttığını ve arzın d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;r&uuml;yoruz. Himalaya boşaltma havzası eskiden olduğu gibi &ccedil;alışmıyor. Musonlar her zaman olduğundan daha d&uuml;zensiz. Ger&ccedil;ek bir kıtlık sorunu var ve &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir talep var. Su i&ccedil;in birbiri ile yarışacak, daha fazla para verecek pek &ccedil;ok insan var.</p> <p><strong>Wired: Suyun ticareti yapılan bir metaya d&ouml;n&uuml;şmesine ne kadar kaldı? </strong></p> <p>Kaufman:Hen&uuml;z değil, ancak model hazır. Avustralya Menkul Kıymetler Borsası&rsquo;nda suyun ticaretine y&ouml;nelik tam bir sistem var ve uygulamaya koymaya hazır. Bu sistem Tayland Mekul Kıymetler ve Borsalar Komisyonu ve Delhi Borsası&rsquo;nda da projelendirildi. Teksas&rsquo;ta da Rio Grande i&ccedil;in yapılması d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;yor.</p> <p>Bunun gibi pek &ccedil;ok sistem var, ancak hen&uuml;z hi&ccedil;biri uygulamaya konulmuş değil. Bu nedenle bu makaleyi yazdım. Su fiyatları konusunda k&uuml;resel bir arbitraj olursa, gıda fiyatlarında da g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z gibi ciddi bir tahribat ya da daha fazlası olabilir. T&uuml;revlerde k&uuml;resel piyasalarda 648 trilyon dolar var. Bu bir canavar. Buna suyun da katılmasını istiyor muyuz? T&uuml;revlerin ipoteğe dayalı mortgage sistemine ne yaptığını g&ouml;rd&uuml;k. Aynı şeyi su i&ccedil;in de yapmalarını istemiyoruz.</p> <p><strong>Wired: Bunun olmasını nasıl engelleyebiliriz? </strong></p> <p>Kaufman:Bu yasama ya da d&uuml;zenleme ile ilgili bir durum. Ş&ouml;yle diyeceksiniz: &ldquo;Bunun ger&ccedil;ekleşmesine izin vermeyeceğiz.&rdquo; İşte bu kadar basit. İnsanlar pazarların insanlar tarafından yaratıldığını ve sıkı d&uuml;zenlemeler yapıldığında en iyi &ccedil;alıştığını unutuyorlar. G&ouml;r&uuml;nmez bir elin varlığı sadece kurgu.</p> <p><strong>Wired: Makalede, iyi su y&ouml;netimine &ouml;rnek olarak Almanya&rsquo;daki Ruhr B&ouml;lgesel Derneği&rsquo;nden (Ruhr Regional Association) bahsediyorsunuz. Ne yapıyorlar? </strong></p> <p>Kaufman: Bir su parlamentosu var; paydaşlar burada biraraya geliyor, bu konuda konuşuyorlar. Bu verimsiz olabilir mi? Evet. &Ccedil;irkin olabilir mi? Evet. Siyasette olabilecek suistimaller var mıdır? Evet. Ama bu demokrasinin kendisi. Bu suyun bundan sonra &ouml;n&uuml;ndeki yol. Bunu parlamenter bir s&uuml;rece d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rebiliriz. &ldquo;Pazar bunun &ccedil;aresine bakar.&rdquo; demek yerine, asıl paydaşlara gitmeli ve o kirli s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; kullanmalıyız: siyaset.</p> <p><strong>Wired: Bu sorunda bilimin rol&uuml; nedir? </strong></p> <p>Kaufman: Bilimin su verimi ve su kullanımı konularında bir rol&uuml; var. Tarım suyun en &ccedil;ok kullanıldığı alan ve bilim damla başı &uuml;r&uuml;n oranını keşif i&ccedil;in m&uuml;kemmel bir ara&ccedil;: o iklimde, o g&uuml;nde, o miktarda buharlaşmada, bitkilerimiz i&ccedil;in ne kadar kullanmaya ihtiyacımız olduğunu hesaplayabiliriz. Ayrıca genel koruma, kuyu, rezervuar ve baraj teknolojileri var. Adil ve eşit dağılımı artırmak i&ccedil;in bilimi kullanabileceğimiz yollar var. Ruhr'da işlerin nasıl y&uuml;r&uuml;yeceğini hesaplayan bir grup su uzmanı var.</p> <p>Ayrıca bilim insanları i&ccedil;in de &ldquo;Bu gezegende ne kadar gıda kaldığını, bu gıdanın nasıl hareket ettiğini, insanların bu gıdayı nasıl t&uuml;kettiklerini, bunu kimin işlemeye ihtiyacı olduğunu&rdquo; s&ouml;yleyebilmek iyi bir şey.&nbsp; Bu olduk&ccedil;a karışık bir sorun. Kaliforniya ve Avrupa'da, yaşam d&ouml;ng&uuml;s&uuml; analizleri yapan ve ger&ccedil;ek maliyetleri anlamaya &ccedil;alışan bilim insanlarının olduğunu g&ouml;r&uuml;yoruz.</p> <p>Ayrıca bilimin pazarları anlama konusunda da rol&uuml; var. Eğer Yaneer-Bar-Yam ve New England Karmaşık Sistemler Enstit&uuml;s&uuml;'ne (New England Complex Systems Institute) bakarsanız, yapmaya &ccedil;alıştıkları şey bu ekonomik sorunları karmaşık sistemler bağlamında algılamaktır.</p> <p>Bir karmaşık sistem modeli yaşayan bir organizmadır. Yaşayan bir organizma i&ccedil;in ideal durum dengedir. Eğer 19. ve 20. y&uuml;zyıllarda gıda &uuml;r&uuml;n pazarlarına bakarsak, denge g&ouml;r&uuml;r&uuml;z. Ama şimdi g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z şey dengeden tamamen uzak. Bilim insanları &ldquo;Burada formu bozulmuş bir karmaşık sistem var. Bunu ne etkiledi?&rdquo; diyebilir. Ve bu durumda bu para.</p> <p><em>&nbsp;</em></p> <p><em>Kaynak: &ldquo;Wall Street&rsquo;in suya susuzluğu&rdquo;. Frederick Kaufman. Nature. Frederick Kaufman. Nature, sayı. 490, No. 7421, 25 Ekim 2012</em></p> Brandon Keim'in Frederik Kaufman ile Söyleşisi Çeviriler Tue, 25 Dec 2012 05:41:24 +0000 “Karbon negatif” yakıt yaratmak için yarış başladı! http://politikekoloji.org/karbon-negatif-yakit-yaratmak-icin-yaris-basladi/ <p><em>Bu yazı NewScientist&rsquo;in Aralık&rsquo;ın birinci hafta sayısında kapak konusu olarak yer almış, <a href="http://www.yesilgazete.org/blog/2012/12/18/%E2%80%9Ckarbon-negatif%E2%80%9D-yakit-yaratmak-icin-yaris-basladi/" target="_blank">Yeşil Gazete</a>'de ise 18 Aralık 2012 tarihinde Eren Atak&lsquo;ın &ccedil;evirisiyle yayınlanmıştır.</em></p> <p><em>***</em></p> <p><em>&nbsp;</em></p> <p>İspanyol &ccedil;&ouml;l&uuml;nde yeşil &ccedil;amur, t&uuml;plerin i&ccedil;inde, karmaşadan uzakta ve sessizce fokurduyor . Yakındaki bir fabrikadan g&uuml;n ışığı ve karbondioksidi iliklerine kadar emerek hızla b&uuml;y&uuml;yor. Her g&uuml;n, iş&ccedil;iler &ccedil;amurun bir kısmını sıyırıyor ve yakıta d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmesi i&ccedil;in alıyor. Jeolojinin 400 milyon yılda ger&ccedil;ekleştirdiğini, insanlar tek bir g&uuml;n i&ccedil;inde yapıyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Aslında, bu sıradan bir yakıt değil; atmosferden karbon alan ve atmosferin iyiliği i&ccedil;in onu tutan &ldquo;karbon negatif&rdquo; yakıtların b&uuml;y&uuml;l&uuml; bir sınıfına ait. Temel fikir olduk&ccedil;a basit: Atmosferden doğal yolla CO2 alması i&ccedil;in bitkiler (bu &ouml;rnekte alg) yetiştirilir.&nbsp;Yakıtı ayıkladıktan sonra, geriye karbonun &ouml;nemli kısmını tutan bir kalıntı kalır. Bu kalıntı, karbon negatifliğin anahtarı. Eğer karbonu toprağa karışarak ayrışmayacağı veya havaya geri d&ouml;nemeyeceği bi&ccedil;imde depolayabilirseniz, yakıtların atmosfere saldığı CO2 miktarından daha fazlası tutulmuş olur.</p> <p>&nbsp;</p> <p>B&ouml;yle karbon negatif yakıtların tartışmasız el &ccedil;abukluğu vardır: İklim değişikliğini frenlemede en ger&ccedil;ek&ccedil;i kısa vadeli &ccedil;&ouml;z&uuml;m olabilirler ve hala ilk g&uuml;nleri olmasına rağmen General Electric, BP ve Google gibi şirketler bu fikrin altına paralarını yatırmaktalar.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Arabanızı her kullandığınızda veya bir u&ccedil;ağa atlayıp g&uuml;neşli bir yere gittiğinizde, atmosfere biraz daha fazla karbon ekliyor ve k&uuml;resel ısınma krizini biraz daha yakınlaştırıyorsunuz. Bitkiler b&uuml;y&uuml;rken</p> <p>atmosferdeki CO2&rsquo;i aldıklarından, karbon ayak izine eklenme de s&ouml;z konusu olmuyor, bu nedenle biyoyakıtlar problemin azaltımındaki y&ouml;ntemlerden biri. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde, en pop&uuml;ler biyoyakıt, mısırdan yapılan etanol.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Teorik olarak, bu t&uuml;r bir yakıt &ldquo;karbon n&ouml;tr&rdquo; olmalıdır: diyelim ki, atmosferden aldığı her 100 karbon atomu i&ccedil;in yakıldığı zaman&nbsp; geriye 100 d&ouml;nd&uuml;rmelidir. Ancak ne yazık ki, durum o kadar basit değil. &Ccedil;ift&ccedil;iler toprağı s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;nde, g&uuml;bre eklediğinde ve &uuml;r&uuml;n&uuml; hasat ettiklerinde &ndash; bu noktada etanol tesisinin kendisini &ccedil;alıştırmak i&ccedil;in yakılan doğal gazdan bahsetmiyorum bile &ndash; m&uuml;thiş derecede fosil yakıt kullanılmış olur ve bu da karbon n&ouml;tr durumdan uzaklaşma demektir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Sorunun, biyoyakıt &uuml;retimi sırasında salınan karbonun yakalanarak basit&ccedil;e &ccedil;&ouml;z&uuml;lebileceğini d&uuml;ş&uuml;nebilirsiniz. Etanol &uuml;retmek i&ccedil;in kullanılan fermantasyon işlemi, &ouml;rneğin, bir yan &uuml;r&uuml;n olarak saf CO2 i&ccedil;eren bir akım &uuml;retir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bu nedenle, tarım devi Archer Daniels Midland (ADM), bu yılın başında&nbsp;Amerika Birleşik Devletleri&rsquo;nin ilk b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekli karbon yakalama ve depolama projesini Decatur, Illinois&rsquo;de başlattı. Sistem, etanol tesisinden &ccedil;ıkan CO2&rsquo;i emip, sıkıştırarak yakın bir yerde yer altında depolayacak. Yıllık 1 milyon tondan fazla CO2&rsquo;in depolanması planlanıyor. Ancak ADM&rsquo;nin etanol&uuml; hen&uuml;z karbon n&ouml;tr değil: Etanol yapımında kullanılan enerji harcamaları sağolsun, salımın fosil yakıta kıyasla yaklaşık %20 ya da %30 azaltımı s&ouml;z konusu sadece.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Sorunu &ccedil;&ouml;zmek i&ccedil;in etanol tesisinin işletiminde kullanılan t&uuml;m fosil yakıtları yenilenebilir enerji ile ikame edebilirsiniz. Ama bu da tarımsal &uuml;r&uuml;ne dayalı biyoyakıt konusundaki temel sorunu &ccedil;&ouml;zm&uuml;yor: Zira tarımsal &uuml;r&uuml;ne dayalı biyoyakıt &uuml;retiminde kullanılan alan, gıda &uuml;retiminde kullanılacak alanla rekabet ediyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>2010 yılında mısıra dayalı etanol &uuml;retimi A.B.D.&rsquo;nin ulaşımda kullandığı yakıtın %8&rsquo;ini oluşturdu ancak &uuml;lkenin mısırının neredeyse %40&rsquo;ını kullandı. Eğer etanol t&uuml;m fosil yakıtların yerine ge&ccedil;erse, ya gıda fiyatları roket gibi fırlayacak ya da &ccedil;ift&ccedil;ileri yeni alanlar a&ccedil;maya zorlayacaktır &ndash; muhtemelen her iki durum da aynı anda yaşanacak. Atmosferdeki sera gazı miktarını azaltmak istiyorsak, bu konuda yeni yollar bulmak zorundayız.</p> <p>&nbsp;</p> <p>New York, Ithaca&rsquo;daki Cornell &Uuml;niversitesi&rsquo;nde toprak uzmanı olan Johannes Lehmann meseleyi ş&ouml;yle &ouml;zetliyor: &ldquo;Esas soru, biyok&uuml;tle ya da arazinin sağladığı diğer hizmetlerin ihlalinin olmadığı ne kadar model yaratabildiğimiz.&rdquo;</p> <p>&nbsp;</p> <p>Tam da bu nedenle siyanobakteri denilen, tek h&uuml;creli, mavi- yeşil varyant algler umut verici. Karasal &uuml;r&uuml;nlerden daha hızlı b&uuml;y&uuml;yorlar, soya fas&uuml;lyesine kıyasla bir g&uuml;nde 20 kat daha fazla biyok&uuml;tle &uuml;retiyorlar, genetik m&uuml;hendisliği aracılığıyla yakıt &uuml;retimini arttırmak kolay, b&uuml;t&uuml;n bunlardan daha da iyisi, ekilebilir arazi olmayan deniz suyunda ya da acı yeraltı sularında b&uuml;y&uuml;yebiliyorla. B&ouml;ylece gıda &uuml;retimi amacıyla kullanılan tarlaları ya da orman ekosistemlerini işgal etmiyorlar. (Science, Vol. 314, sf. 1598)</p> <p>&nbsp;</p> <p>S&ouml;z konusu sistemin bu &ouml;zellikleri, İspanya Alicante&rsquo;de siyanobakteriden &ldquo;Mavi Petrol&rdquo; &uuml;retimi yapan,&nbsp; k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir firma olan Bio Fuel Systems (BFS) adındaki firmayı &ouml;zellikle cezbediyor.</p> <p>Şirketin İspanyol kıyı &ccedil;&ouml;l&uuml;ndeki prototip tesisi, alg yetiştirmek i&ccedil;in ihtiya&ccedil; duyulan CO2&rsquo;i yayan bir &ccedil;imento fabrikasının sırtında.</p> <p>&nbsp;</p> <p><a href="http://www.yesilgazete.org/wp-content/uploads/2012/12/newscientist-1.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-69399" src="http://www.yesilgazete.org/wp-content/uploads/2012/12/newscientist-1.png" alt="" width="618" height="532" /></a></p> <p><strong>Mavi petrol</strong></p> <p><strong>&nbsp;</strong></p> <p>BFS başkanı Bernard Stroiazzo tarafından New Scientist&rsquo;e verilen rakamlar işlem sırasında tutulan karbon miktarını resmediyor. Bir varil petrol &uuml;retimi i&ccedil;in algler &ccedil;imento bacasından gelen 2 tondan biraz fazla CO2&prime;i emiyor. Ama hala CO2&prime;in tamamı atmosferden uzaklaşmış olmuyor. Alg k&uuml;lt&uuml;rlerini s&uuml;rekli ve d&uuml;zenli olarak karıştırmanız gerekiyor ve bunun i&ccedil;in enerjiye ihtiyacınız var. Karışım ayrıca g&uuml;bre takviyesine ihtiya&ccedil; duyuyor ve y&uuml;ksek ısı ve basın&ccedil; isteyen, patentli bir petrol &uuml;retim s&uuml;reci s&ouml;z konusu. T&uuml;m bu s&uuml;re&ccedil;lerde ihtiya&ccedil; duyulan fosil yakıtlar yaklaşık 700 kilogram CO2 salınımına neden oluyor. Petrol&uuml;n yakımı &ndash; mesela araba motorunda &ndash; bir diğer 450 kg salıyor. Geriye kalan karbon &ndash; yaklaşık 900 kg CO2 &ndash; artan maddelerde, g&ouml;m&uuml;lebilir ya da &ccedil;imentoya katılabilir inorganik karbon &ccedil;amurunda kalıyor. Stroiazzo &ldquo;Bu asla atmosfere geri d&ouml;nmeyecek&rdquo; diyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>BFS&rsquo;nin pilot tesisi bir g&uuml;nde bir hektar algden yaklaşık 2.5 varil ham petrol &uuml;retiyor. Stroiazzo &ldquo;BFS&rsquo;ninkine benzer bir sistem, bu oranda &uuml;retimle, sadece Libya &ccedil;&ouml;l&uuml;n&uuml;n &ccedil;eyreği bir alanı kullanarak d&uuml;nyadaki toplam ham petrol t&uuml;ketimini karşılayabilir&rdquo; diyor. Otuz beş milyon hektar elbette ki b&uuml;y&uuml;k bir alan ama her g&uuml;n kullandığımız 90 milyon varil petrol&uuml;n yerini alacak olduğu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;rse &ccedil;ok da ezici değil. Bu aynı zamanda d&uuml;nyanın mera alanının %1&prime;i kadarı; Yani sistem, d&uuml;nya &uuml;zerindeki bir &ccedil;ok tesise yayılması halinde hızla ger&ccedil;ek ve uygulanabilir bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m halini alabilir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Ama g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alınması gereken bazı başka fakt&ouml;rler var. Hen&uuml;z daha satışa sunmadıklarından, fiyat bir sorun olacak gibi g&ouml;z&uuml;kmekte: BFS&rsquo;nin ekipmanı ucuz değil. K&uuml;lt&uuml;rleri barındıran polikarbonat t&uuml;plerinin fiyatı hektar başına 1 milyon ABD dolarını buluyor ve alglerin karıştırılması işlemi y&uuml;ksek hacimlerde elektrik gerektiriyor. Bu da 2010 Uluslararası Enerji Ajansı raporuna g&ouml;re alge dayalı biyoyakıt fiyatını litre başına en azından 5 ABD doları arttırıyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Muteber kalmak i&ccedil;in, BFS y&uuml;ksek fiyata sahip alg yan &uuml;r&uuml;nlerini -&ouml;rneğin omega-3 yağ asitlerini- besin takviyesi olarak satıyor. Bu yeni gelişen bir biyoyakıt end&uuml;strisi i&ccedil;in mantıklı olsa da, besin takviyesi talebi, &uuml;r&uuml;nler markete akın edince azalacaktır ama sonu&ccedil;ta problemin temeli bu değil.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Diğer şirketler de bu sistemi uygulamaya &ccedil;alışıyor. San Francisco yakınlarındaki Algae Sistemleri şirketi, kıyaya yakın 25 metrelik plastik paketlerde okyanusta alg &uuml;retimi yaparak maliyeti d&uuml;ş&uuml;rmeyi &ouml;neriyor. Paketler, algi y&uuml;zeyde yani ışığın en yoğun olduğu kısımda tutuyor ve doğal dalga karıştırma işlemini ger&ccedil;ekleştiriyor. Şirket, nitrojen bakımından zengin atıksuyu g&uuml;bre olarak kullanarak alg b&uuml;y&uuml;mesini arttırmayı planlıyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Algae Sistemleri şirketi, Alabama a&ccedil;ıklarında, Mobile k&ouml;rfezinde birka&ccedil; hektar alanda &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki yıl başında faaliyete ge&ccedil;mesi planlanan pilot bir tesis inşa ediyor. Şirket başkanı Matthew Atwood &ldquo;Eğer t&uuml;m bileşen s&uuml;re&ccedil;ler, araştırma laboratuvarındaki gibi işlerse, sonu&ccedil; karbon negatif yakıt olacak&rdquo; diyor. &ldquo;Bu yakıt, fosil petrol fiyatlarını da birka&ccedil; yıl i&ccedil;inde azaltabilecektir&rdquo; diye de ekliyor.</p> <p>Ancak alge dayalı biyoyakıtlarla ilgili &ccedil;&ouml;z&uuml;lmesi gereken bir sorun daha var: G&uuml;bre. Algler azot ve fosfor gibi pahalı besinlerle karınlarını doyuruyorlar. Algae Sistemleri şirketinin tasarımında olduğu gibi, şehir ve ekili arazilerin atıksuları bunları temin edebilir. Ama b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekte yeterince atıksu yok.&nbsp; Kaliforniya Yaşam D&ouml;ng&uuml;s&uuml; Birliği&rsquo;nde enerji analisti ve m&uuml;hendis Stefan Unnash &ldquo;İnsan besinini aktarmak yeterli değil&rdquo; diyor ve ekliyor: &ldquo;Her g&uuml;n arabanıza tuvalete bıraktığınızdan daha fazlasını koyuyorsunuz&rdquo;.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Ger&ccedil;ekten de, New Mexico Sandia Ulusal Laboratuvarı&rsquo;nda alge dayalı biyoyakıt uzmanı olan Ronald Pate&rsquo;in hesaplamalarına g&ouml;re, ABD&rsquo;nin ihtiya&ccedil; duyduğu sıvı yakıtın sadece 10&prime;da birini bile algden elde etmeyi ama&ccedil;lasanız bile bunun i&ccedil;in t&uuml;m ABD&rsquo;nin &ldquo;temin edebileceği&rdquo; azot ve fosfordan daha fazlasına ihtiyacınız olacak.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Araştırmacılar belki birg&uuml;n besin sorununu, alg artığında kalan azot ve fosforu ayrıştırarak ve yeniden kullanarak &ccedil;&ouml;zebilir ancak b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekte &uuml;retimdeki en b&uuml;y&uuml;k zorluk daha aşılmaz: Bu &uuml;retim i&ccedil;in ihtiya&ccedil; duyacağınız t&uuml;m karbondioksidi nereden bulacaksınız?</p> <p>&nbsp;</p> <p>Pate&rsquo;in hesaplamalarına g&ouml;re, alg &uuml;reticileri A.B.D.deki t&uuml;m bacaları &ldquo;kapatsa&rdquo; bile bu sadece yılda 75 milyar litre biyoyakıt &uuml;retimine yetecek. Bu da d&uuml;nyanın şu anki toplam ulaşım ihtiyacının %10undan az. Dahası, fosil yakıt yakan end&uuml;strilerin bacalarına dayalı biyoyakıt &uuml;retimi, CO2&prime;ten enerji &uuml;retimi (ve &uuml;retilen yakıtın yeniden kullanımı) s&uuml;recini &ldquo;bir tur daha uzatmak&rdquo; anlamına geliyor: Bel&ccedil;ika, Br&uuml;ksel&rsquo;deki bir &ccedil;evre &ouml;rg&uuml;t&uuml; olan Bellona Europa&rsquo;nın direkt&ouml;r&uuml; Jonas Helseth &ldquo;Bu sadece salımların ertelenmesi demek&rdquo;, diyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Hen&uuml;z bu sorunun sağlam bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml; yok. Birka&ccedil; şirket CO2&prime;i havadan alacak ve konsantre edecek teknolojiler geliştiriyor. New York&rsquo;taki Global Thermostat, kimyasal ve d&uuml;ş&uuml;k sıcaklıktaki atık ısısında (yaklaşık 90 derece) havadan CO2 yakalayacak bir s&uuml;recin patentini aldı. &ldquo;Pilot &ouml;l&ccedil;ekteki tesis San Francisco yakınlarında bir yıldan fazla bir s&uuml;redir faaliyet g&ouml;steriyor ve ikincisi de yolda&rdquo; diyor, ortak kuruculardan Graciela Chichilnisky. &ldquo;Teknolojimizi Algae Systems&rsquo;ye de aktarmak &uuml;zere bir anlaşma imzaladık ve diğer alge dayalı biyoyakıt &uuml;reten şirketlerle g&ouml;r&uuml;şme halindeyiz&rdquo; diyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>Biyoyakıt Acenteliği</strong></p> <p>&nbsp;</p> <p>Bu sorunlar &ccedil;&ouml;z&uuml;l&uuml;rse, alg, negatif karbon biyoyakıtı konusunda en umut verici yol olduğunu kanıtlayabilir. Ama o zamana kadar daha az g&ouml;z alıcı bir y&ouml;ntem de kendini hızla duyuruyor.</p> <p>Biyoyakıt i&ccedil;in ucuz ve en d&uuml;ş&uuml;k bakım gerektiren hammaddeler, mısır hasadından arta kalan ko&ccedil;an ve saman gibi atıklar, dev &Ccedil;in kamışından arta kalan yıllık otlar veya &ouml;l&uuml; ağa&ccedil;lar. Bu hammaddeler etanol yapımında kullanılıyor ama bu maddelerin par&ccedil;alanması sırasındaki zorluklar verimi azaltıyor. Camarillo&rsquo;da Los Angeles&rsquo;in kuzeyindeki Cool Planet Energy Systems, bu işlem i&ccedil;in daha iyi bir y&ouml;ntem geliştirdi: Isı, basın&ccedil; ve kataliz&ouml;rlerin biyok&uuml;tleyi&nbsp; doğrudan petrol, dizel yağı ve jet yakıtında bulunan hidro karbonlara d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;,&nbsp;<strong>piroliz&nbsp;</strong>adında bir y&ouml;ntem&hellip; Bu da şu anlama geliyor: şirketin petrol&uuml;, normal petrol ile karıştırılarak fosil yakıtın toplam oranı azaltılabilir ya da diğer bir deyişle petroldeki karbon yoğunluğu azaltılıyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bu yılın başlarında, firmanın yatırımcılarından da biri olan Google&rsquo;daki araştırmacılar, Cool Planet&rsquo;ın &ldquo;&uuml;rettiği&rdquo; petrol&uuml;n %5&prime;i &nbsp;ve bildiğimiz fosil petrol&uuml;n %95&prime;lik bir karışımı ile &nbsp;Mountain View, Kaliforniya&rsquo;daki merkezlerinde bir s&uuml;r&uuml;ş testi yaptı. Başkan yardımcısı Mike Rocke, karışımın petroldeki karbon yoğunluğunu %10 azalttığını ve Kaliforniya&rsquo;nın 2020 D&uuml;ş&uuml;k Karbon Yakıt Standardını 8 yıl &ouml;ncesinde yakalama fırsatını yakaladığını s&ouml;yl&uuml;yor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Daha da iyisi, karbon ayrıştırılmış oluyor. Cool Planet&rsquo;in piroliz işlemi, yakıt ile birlikte, b&uuml;y&uuml;k miktarda k&ouml;m&uuml;re benzeyen karbon bakımından zengin bir &ldquo;biyok&ouml;m&uuml;r&rdquo; bileşeni &uuml;retiyor. Bu biyok&ouml;m&uuml;r&uuml; ADM&rsquo;nin yaptığı gibi yer altına g&ouml;mmek ya da &ccedil;imentoya karıştırmak yerine Cool Planet, bitki atıklarından elde ettikleri bu k&ouml;m&uuml;r&uuml; toprağa geri d&ouml;nd&uuml;r&uuml;yor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bunun &ccedil;eşitli avantajları var. G&ouml;mme işlemi i&ccedil;in uygun jeolojik formasyonların varlığı gerekmiyor ve nakliye s&uuml;reci daha kolay. Herşeyden iyisi, bitki atıklarından elde edilen k&ouml;m&uuml;r toprağı zenginleştiriyor ve &uuml;r&uuml;n verimini arttırıyor &ccedil;&uuml;nk&uuml; geniş y&uuml;zey alanı sayesinde besin ve su tutumuna yardımcı oluyor. Bitki atıklarından elde edilen k&ouml;m&uuml;r konusunda uzman olan Rocke Lehmann bunun &ldquo;Molek&uuml;ler bir s&uuml;nger&rdquo; gibi olduğunu s&ouml;yl&uuml;yor ve ekliyor: &ldquo;Bu madde toprakta y&uuml;zyıllar boyu kalabilir ve&nbsp;İklim Değişikliği Uluslararası Paneli&rsquo;nce &lsquo;karbonun atmosferden toplanıp g&ouml;m&uuml;lmesi&rsquo; (ing: carbon sequestration) olarak tanımlanan s&uuml;reci, t&uuml;m kriterleriyle eksiksiz olarak ger&ccedil;ekleştirmiş oluyor&rdquo;.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Biyok&ouml;m&uuml;r&uuml; &ldquo;karbon negatif&rdquo; yapan sadece bu değil. Cool Planet, biyok&uuml;tlenin merkezi bir fabrikaya nakliyesiyle petrole d&ouml;n&uuml;şmesi i&ccedil;in fosil yakıt harcamak yerine, her biri yılda 40 ila 200 milyon litre arasında petrol &uuml;retecek 400 ayrı mod&uuml;ler birim yapacak. Bunlar 50 km. &ccedil;apında bir alanda ne kadar biyok&uuml;tle varsa kullanacak. Rocke &ldquo;Nerede biyok&uuml;tle varsa, oraya bu tesislerden yapacağız&rdquo; diyor, &ldquo;Bu tesisler Starbucks gibi her yerde olacak.&rdquo; diye de ekliyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Cool Planet&rsquo;ın işletimi karbonun sadece yarısını atmosfere geri g&ouml;nderiyor ve diğer yarısını k&ouml;m&uuml;r yakıtı olarak depoluyor; Rocke&rsquo;un tabiriyle bu durum, s&uuml;reci &ldquo;%100 karbon negatif&rdquo; yapıyor. Ancak, piyasaya girebilmek ve rekabet karşısında tutunabilmek i&ccedil;in şirket, karbonun 3&prime;te 1ini bitkisel maddede tutarak %60 karbon negatifliğini sağlayacak bir başka versiyon &uuml;zerinde &ccedil;alışıyor. Bu noktada Rocke, şirketin petrol&uuml;n&uuml; litre başına 40 sent civarında satabiliyor olması gerektiğini vurguluyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Araştırma birimi bug&uuml;ne kadar sadece birka&ccedil; bin litre yakıt &uuml;retmiş. Ancak Google, BP ve GE&rsquo;nin de aralarında bulunduğu yatırımcıların da finanse ettiği pilot tesis bu ay Los Angeles&rsquo;ta &uuml;retime başlayacak ve yılda yaklaşık 1 milyon litre &uuml;retim yapacak. Hedeflenen, yirmi yıl i&ccedil;erisinde d&uuml;nyanın halihazırdaki akaryakıt ihtiyacının %10unu karşılamaya yetecek bi&ccedil;imde 2000 adet kendi mod&uuml;llerini yapmak.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Cool Planet&rsquo;ın sonu&ccedil;ları cesaret verici. 2007 yılında yayınlanan IPCC raporuna g&ouml;re d&uuml;nyanın iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinden ka&ccedil;abilmesi i&ccedil;in 2015 yılı itibariyle emisyonların azaltılması ve 2050 yılı itibariyle %85&prime;lik bir azaltım oranını yakalamış olmak &nbsp;gerekiyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Biz ise salım azaltımına hen&uuml;z başlamadık bile.</p> <p>&nbsp;</p> <p>G&ouml;r&uuml;n&uuml;şe g&ouml;re CO2&prime;in atmosfere karışmasına engel olamıyoruz; bu durumda felaketin &ouml;nlenmesi i&ccedil;in geriye iki yol kalıyor. Jeom&uuml;hendislik &ccedil;alışmaları ile gezegeni soğutma konusuna atılabiliriz ki bu beklenmeyen sonu&ccedil;lar doğurabilir (New Scientist, 22 Eyl&uuml;l, sf. 30) ya da CO2&prime;in bir miktarını yavaş yavaş atmosferden geri alıp toprağa depolayabiliriz. Lehmann, &ldquo;Eğer karbon negatif biyo yakıtlar biraz olsun rol oynarsa, hi&ccedil; değilse karbon emisyonlarının azaltımı i&ccedil;in birşeyler yapmış olurlar.&rdquo; diyor ve ekliyor: &ldquo;Ve bu y&ouml;ntemin sonunda en azından bir şey kaybetmeyeceğimiz, pişman olmayacağımız kesin.&rdquo;</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>Yeşil Gazete i&ccedil;in &ccedil;eviren: Eren Atak</strong></p> <p><strong>Edit&ouml;r: Durukan Dudu</strong></p> <p><strong>&nbsp;</strong></p> Bob Holmes Çeviriler Thu, 20 Dec 2012 12:30:20 +0000 İstanbul’da Kentsel Dönüşüm ve Su Kaynakları http://politikekoloji.org/istanbulda-kentsel-donusum-ve-su-kaynaklari/ <h3 align="center">&nbsp;</h3> <p>3. K&ouml;pr&uuml;, 3. Havalimanı ve kamuoyunda &Ccedil;ılgın Proje olarak da bilinen &ldquo;Kanal İstanbul&rdquo; projeleri g&uuml;ndemden d&uuml;şm&uuml;yor. Bunlar kente yeni yerleşim alanları kazandırmaya y&ouml;nelik kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn1">[1]</a> projelerinin par&ccedil;ası. Bu projelerden &ccedil;oğunun &ccedil;alışmalarına başlandı bile. Kanal İstanbul g&ouml;rece daha uzun vadede tekrar g&uuml;ndeme geleceğe benziyor. Projeler &ccedil;eşitli sivil toplum &ouml;rg&uuml;tlerinin kapsamlı eleştirilerine maruz kalsa da, &ccedil;alışmalar gizlilik i&ccedil;inde aksamadan s&uuml;r&uuml;yor. H&uuml;k&uuml;met ve belediye g&ouml;revlilerine g&ouml;re s&ouml;z konusu projeler kamunun yararına; fakiri fukarayı ev sahibi edecek, yoğun transit trafiğini rahatlatacak ve muazzam istihdam sağlayacak. Hepsinin ortak &ouml;zelliği dev &ouml;l&ccedil;ekli olmaları ve niteliklerinden &ccedil;ok niceliklerine vurgu yapılması. &Ouml;rneğin &ldquo;3. Havalimanı uzaydan g&ouml;r&uuml;lebilecek&rdquo; ve &ldquo;3. K&ouml;pr&uuml; d&uuml;nyanın 9. b&uuml;y&uuml;k k&ouml;pr&uuml;s&uuml; olacak&rdquo; gibi c&uuml;mleler &ccedil;oğu zaman projelerin i&ccedil;eriğinin &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;iyor. Ancak bu projelerin muhalifleri t&uuml;m projelerin başta İstanbul&rsquo;un su kaynaklarına ve ekosistemlerine ciddi ve geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml; olmayan zararlar getireceği konusunda ısrarlı. Zira hepsinin de etki alanı i&ccedil;inde su havzaları ve ormanlar var. Ayrıca İstanbul&rsquo;un n&uuml;fusunu kontrol altına almak yerine, bu kente doğru zaten varolan g&ouml;&ccedil;&uuml; &ccedil;oşturan projeler bunlar. Gittik&ccedil;e b&uuml;y&uuml;yen, siyasi ve fiziki sınırlarına hızla yaklaşmakta olan kent, kapasitesinin &uuml;zerinde &ccedil;alıştırılan bir makine gibi patlamak &uuml;zere.</p> <h3><strong>U&ccedil;suz bucaksız şehir İstanbul</strong></h3> <p>İstanbul T&uuml;rkiye&rsquo;nin n&uuml;fus bakımından en b&uuml;y&uuml;k kenti. Hatta n&uuml;fus yoğunluğu bakımından &nbsp;Avrupa&rsquo;da da Moskova&rsquo;dan sonra ikinci kalabalık şehir. İlin toprakları 39 il&ccedil;e belediyesine b&ouml;l&uuml;nm&uuml;ş<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn2">[2]</a>. Bu belediyelerin hepsi de İstanbul B&uuml;y&uuml;kşehir Belediyesi &ccedil;atısı altında yer alıyor. İstanbul y&uuml;z&ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml; olarak ise T&uuml;rkiye&rsquo;nin k&uuml;&ccedil;&uuml;k kentlerinden biri. Kilometre kareye <sup>&nbsp;</sup>d&uuml;şen kişi sayısı 2400&rsquo;e yaklaşan kent artık fiziki il sınırlarına dayanıyor. &Ouml;yle ki 10 Temmuz 2004 tarihinde &ccedil;ıkarılan bir yasayla İstanbul B&uuml;y&uuml;kşehir Belediyesi sınırları il m&uuml;lki sınırlarıyla eş hale getirildi<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn3">[3]</a>. S&uuml;rekli g&ouml;&ccedil; alan şehir T&uuml;rkiye İstatistik Kurumu (T&Uuml;İK) verileri ve Birleşmiş Millet N&uuml;fus Fonu 2009 tahminlerine g&ouml;re K&uuml;ba, Yunanistan ve İsve&ccedil; gibi 118 &uuml;lkeden daha b&uuml;y&uuml;k n&uuml;fusa sahip<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn4">[4]</a>.</p> <p>&nbsp;</p> <h3>B&uuml;y&uuml;k hedefler devasa projeleri yaratıyor</h3> <p>Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Kuzey Marmara Otoyolu Projesi&rsquo;nin (KMOP) ve onun kilit bileşeni olan 3. K&ouml;pr&uuml;&rsquo;y&uuml; &ldquo;b&uuml;y&uuml;k sanat yapıları&rdquo; olarak tanımlıyor<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn5">[5]</a>. Bakan Yıldırım 4,5 milyar TL&rsquo;ye mal olacak k&ouml;pr&uuml;n&uuml;n 2015 yılı sonunda hizmete a&ccedil;ılacağını belirtiyor. KMOP, 1875 m uzunluğunda Garip&ccedil;e ile Poyrazk&ouml;y arasında inşa edilecek asma k&ouml;pr&uuml;, 60 m uzunluğundaki viyad&uuml;kler ve toplam uzunluğu 21 km olan t&uuml;nellerden oluşuyor. İlk projeden farklı olarak iki katlı olacak k&ouml;pr&uuml;n&uuml;n bir katında raylı sistem olacak. G&uuml;zergah &uuml;zerinde ise bağlantı yolları &uuml;zerindekiler de dahil olmak &uuml;zere 45 kavşak inşa edilecek. Bakan Yıldırım, proje ile ilgili ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Ara&ccedil;ların şehir i&ccedil;i trafiğine girmeden erişim kontroll&uuml;, y&uuml;ksek standartlı, kesintisiz, emniyetli ve konforlu bir yol ile zamandan tasarruf ederek transit ge&ccedil;işini sağlamak istiyoruz. İstanbul şehir i&ccedil;i trafiğindeki yoğunluk azaltılacak. Proje i&ccedil;in toplam 50 bin kişi istihdam edilecek.&rdquo;</p> <p>&nbsp;</p> <p>Gelelim 3. havalimanı projesine. Yenik&ouml;y ile Akpınar arasında yapılacak projenin ihalesi yeni a&ccedil;ıldı<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn6">[6]</a>. İlk etapta 100 milyon yolcu kapasiteli olması planlanan havalimanı<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn7">[7]</a>, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla 120 milyona &ccedil;ıkarılmış<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn8">[8]</a>. Arnavutk&ouml;y-G&ouml;kt&uuml;rk-&Ccedil;atalca yollarının birleştiği kavşağa inşa edilecek olan havaalanı, KMOP ile entegre olacak.&nbsp;100 bin kişiye istihdam oluşturacak havalimanının uzaydan g&ouml;r&uuml;lebileceği de belirtiliyor. Bu projeyle birlikte İstanbul&rsquo;un uluslararası havacılık piyasasında b&uuml;y&uuml;k mesafe kat edip, Ortadoğu, Avrupa ve Kuzey Afrika i&ccedil;in b&ouml;lgesel merkez haline geleceği iddia ediliyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bu iki proje yenişehir projeleriyle de bağlantılı. 13.08.2012 tarihinde kararlaştırılan 12689 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı&rsquo;na g&ouml;re İstanbul&rsquo;da 3 farklı alanda (bkz. Harita) afet riskini &ouml;nlemek i&ccedil;in ruhsatsız, isk&acirc;nsız ve afet riski altındaki yapıların tasfiyesi ve yeni yerleşim alanı olarak kullanılması amacıyla &Ccedil;evre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilendirildi. Bu &uuml;&ccedil; alandan ilki K&uuml;&ccedil;&uuml;k&ccedil;ekmece lag&uuml;n havzasını b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle kapsıyor. Burası yoğun şehirleşme ve sanayileşme sonucu i&ccedil;me suyu havzası olma niteliğini kaybetmiş. 2012 Ağustosunda lag&uuml;n&uuml;n sit alanı stat&uuml;s&uuml;n&uuml;n &Ccedil;evre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından kaldırılacağı haberleri basına yansıdı. Bahsi ge&ccedil;en 12689 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı&rsquo;na g&ouml;re lag&uuml;n havzası, İstanbul&rsquo;un yeni yerleşim alanlarından biri olacak. İkinci alan ise &nbsp;Kayabaşı, Sultangazi ve ikisi arasındaki askeri alanı kapsayan bir b&ouml;lge. Bu alan İSKİ i&ccedil;mesuyu havzası niteliğini koruyan ve yapılaşmanın yasak olduğu Sazlıdere barajını ve su havzasını kapsıyor. &Ccedil;evre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Avrupa yakasındaki yenişehrin Kayabaşı olduğunu duyurdu. Toplu Konut İdaresi (TOKİ) buradaki toplu konutların b&uuml;y&uuml;k kısmını tamamlandı ve hatta yerleşik hayat başladı bile. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; alan 3. Havalimanını ve kuzeyindeki Karadeniz sahilini kapsıyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>&Ccedil;ılgın proje ise 12 Haziran se&ccedil;imlerine bir ka&ccedil; ay kala Başbakan Erdoğan tarafından a&ccedil;ıklandı. Ancak projenin tam yeri, kim tarafından hazırlandığı, &uuml;zerinde ne kadardır &ccedil;alışıldığı ve maliyeti gibi detaylar hen&uuml;z bilinmiyor<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn9">[9]</a>. Orman alanları ve su havzalarından ge&ccedil;en bu projelerin ortak tarafı ise kamulaştırma maliyetlerinin d&uuml;ş&uuml;k olması. Ancak kamulaştırma maliyetleri ne kadar d&uuml;ş&uuml;kse, sosyal-ekolojik maliyetleri de o kadar y&uuml;ksek olacak.&nbsp;</p> <h3>İklim Değişikliği, Trafik ve G&ouml;&ccedil; Şiddetleniyor</h3> <p>T&uuml;rkiye&rsquo;de on yıllardır karayolu taşımacılığını&nbsp; teşvik eden, demiryolu ve denizyolu gibi diğer ulaşım bi&ccedil;imlerini adeta yok sayan bir ulaştırma politikası hakimiyetini koruyor. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) 2006 verilerine g&ouml;re T&uuml;rkiye&rsquo;de y&uuml;k taşımacılığının %89,9&rsquo;u,&nbsp; yolcu taşımacılığının ise %95,5&rsquo;i&nbsp; karayoluyla ger&ccedil;ekleşmiş. Unutmayalım ki k&uuml;resel iklim değişikliğini yaratan birincil etken olan petrol t&uuml;ketiminin %60&rsquo;ı ulaşımdan kaynaklanıyor. Bunun da &ouml;nemli bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; karayolu taşımacılığının sonucunda ortaya &ccedil;ıkmakta. T&uuml;rkiye&rsquo;de karayolu taşımacılığı %85 ile ulaşım sekt&ouml;r&uuml;nde en y&uuml;ksek sera gazı emisyonu kaynağı. Daha da k&ouml;t&uuml;s&uuml; karayolundan kaynaklanan karbon emisyonu miktarı s&uuml;rekli artıyor<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn10">[10]</a>. İklim değişikliğinden &ccedil;ok etkilenecek Akdeniz Kuşağı&rsquo;ndaki T&uuml;rkiye&rsquo;nin karbon salımını aşağı &ccedil;ekecek ulaşım politikaları izlemek yerine, karayolu merkezli yaklaşımda ısrar etmesinin en somut &ouml;rneği KMOP gibi projeler.</p> <p>Bu projeler, trafik sorununa &ccedil;&ouml;z&uuml;m olma amacına da hizmet edemiyor. 1973 ve 1988 yıllarında inşası tamamlanan boğaz k&ouml;pr&uuml;lerinden sonra İstanbul&rsquo;da yaşananlara bakmak bunu anlamak i&ccedil;in yeterli. İstanbul&rsquo;daki arazi kullanımı ve ulaşım dinamiklerine bakınca g&ouml;r&uuml;nen tablo ş&ouml;yle: k&ouml;pr&uuml;ler inşaları tamamlandıktan kısa s&uuml;re sonra kendi trafiklerini yaratıp, bir kısırd&ouml;ng&uuml;ye d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor. &Uuml;stelik Boğaz K&ouml;pr&uuml;s&uuml;&rsquo;n&uuml;n yapımına gerek&ccedil;e g&ouml;sterilen transit trafiğin boğaz ge&ccedil;işlerindeki payı sadece %3<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn11">[11]</a>. Kentin n&uuml;fus artışı yılda %4 iken, &ouml;zel otomobil sahiplerinin yıllık artışı %16&rsquo;ya ulaşmış. Yani n&uuml;fus artışının d&ouml;rt katı &ouml;zel ara&ccedil; kullanımı s&ouml;z konusu. İkinci k&ouml;pr&uuml; kurulduktan sonra ise boğazı ge&ccedil;en sayısında %170&rsquo;lik artış olurken, ara&ccedil; sayısında %1180 oranında b&uuml;y&uuml;me olmuş. &Uuml;stelik yolcuların %63'&uuml;n&uuml; taşıyan toplu taşım ara&ccedil;larının k&ouml;pr&uuml; trafiğindeki payı sadece %10. Yolcuların %37'sini taşıyan &ouml;zel ara&ccedil;ların k&ouml;pr&uuml; trafiğindeki payı ise %90<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn12">[12]</a>. Demek ki &ouml;nceki k&ouml;pr&uuml;ler esasen &ouml;zel otomobili olan y&uuml;ksek gelirli İstanbul n&uuml;fusunun %5&rsquo;ini oluşturan kesime hizmet veriyor. Ayrıca bu k&ouml;pr&uuml;lerin trafiği rahatlatmadığını hangi İstanbulluya sorarsanız sorun s&ouml;yler. Tabi buradan yola &ccedil;ıkarak bir gelecek senaryosu oluşturursak b&uuml;y&uuml;yen talebi karşılamak i&ccedil;in gelecekte onlarca k&ouml;pr&uuml; yapmak gerekecek.</p> <p>&nbsp;</p> <p>İstanbul&rsquo;daki kentleşmeye bakınca 1950&rsquo;lere kadar deniz ve demiryolunun da teşvik ettiği &uuml;zere Marmara Denizi&rsquo;ne paralel şekillenen şehrin, ulaşımda karayolunun ve &ouml;zel ara&ccedil; kullanımının hakim olmasıyla birlikte daha yayılmacı bir hal aldığını g&ouml;r&uuml;yoruz<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn13">[13]</a>. Yolların yapıldığı yerler s&uuml;rekli artan bir g&ouml;&ccedil;le birlikte ruhsatsız ve altyapısız bir kentleşmenin cenderesine d&uuml;şt&uuml;. İstanbul&rsquo;da 1980&rsquo;lerden bu yana n&uuml;fusu en fazla artan il&ccedil;eler ve yerleşim alanlarının TEM &ccedil;evresinde bulunması (Gaziosmanpaşa, &Uuml;mraniye, Sultanbeyli, Arnavutk&ouml;y, Sultangazi) bunun en bilinen sonucu. N&uuml;fus ve yapılaşmanın olağan dışı arttığı Sultanbeyli&rsquo;de 1985-1990 yılları arasında n&uuml;fusun %2100 artması aynı d&ouml;nemde n&uuml;fusu %23 oranında artan İstanbul&rsquo;da ulaşım politikalarının kentleşmede ne kadar belirleyici olduğunu g&ouml;steriyor. Yollarla birlikte yapılaşmanın sakıncalı olduğu sulak alanlarda yoğunlaşan gecekondular yaşam kaynaklarını yapılaşmaya ve kirlenmeye maruz bırakıyor. Şimdi bu alanların &ouml;nemli bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; su havzası olma &ouml;zelliğini kaybetmiş ya da kaybetmek &uuml;zere. Devlet ise buralara tekrar doğal vasfını kazandırmanın yollarını aramak yerine, &ccedil;ok katlı dev TOKİ binaları dikip &ldquo;dar gelirliye ucuza ev&rdquo; sloganıyla adeta g&ouml;&ccedil;&uuml; teşvik ediyor.</p> <h3>Projeler Ormanı, Suyu ve Canlılarını Olumsuz Etkiliyor</h3> <p>İstanbul&rsquo;un y&uuml;z &ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml; yaklaşık 540 bin hektar. Bunun 240 bin hektarı orman alanı. Bu ormanlar şehrin kuzey b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde bulunuyor. Kuzey Marmara Otoyolu ve 3. K&ouml;pr&uuml; ile bağlantı yolları Adapazarı, Kocaeli, İstanbul, Tekirdağ ve Kırklareli illeri sınırları i&ccedil;indeki ormanlık alanlardan yaklaşık 5000-6000 hektarını da etkileyecek. Ormanların karbon tutma, temiz hava &uuml;retme ve havadaki tozları filtreleyerek &uuml;rettiği temiz havayı kuzeyden esen hakim r&uuml;zg&acirc;rlar ile şehre g&ouml;ndererek kentin hava ve yaşam kalitesini artırma gibi fonksiyonları var<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn14">[14]</a>. Yani k&ouml;pr&uuml; bu fonksiyonları b&uuml;y&uuml;k oranda ortadan kaldıracak.</p> <p>&nbsp;</p> <p>İstanbul&rsquo;un kuzeyindeki ormanlar, aynı zamanda kentin i&ccedil;me ve kullanma suyu gereksinimini karşılıyor. Bu ormanlar Avrupa yakasındaki Terkos, B&uuml;y&uuml;k &Ccedil;ekmece, Alibeyk&ouml;y ve Sazlıdere, Anadolu yakasındaki &Ouml;merli ve Darlık&nbsp; barajları ile Istranca ve İsak&ouml;y ve Sungurlu (Yeşil&ccedil;ay projesi) derelerinin havzalarını kapsıyor<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn15">[15]</a>. Kentin i&ccedil;mesuyu kaynaklarının yıllık toplam verimi 1.353 milyon m<sup>3</sup> civarında<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn16">[16]</a>. Su kaynaklarının %60&rsquo;ı Anadolu Yakası&rsquo;nda, %40&rsquo;ı Avrupa Yakası&rsquo;nda. Ancak&nbsp; n&uuml;fusta tam tersi bir durum ge&ccedil;erli; halkın %60&rsquo;ı Avrupa Yakası&rsquo;nda, % 40&rsquo;ı ise Anadolu Yakası&rsquo;nda yaşıyor. Bu da Avrupa tarafındaki su kaynakları &uuml;zerinde oransız bi&ccedil;imde mevcut olan baskıların, bu projelerle daha da şiddetleneceği anlamına geliyor.&nbsp; Ekolojik sınırlarını aşma noktasına gelen İstanbul&rsquo;un s&uuml;rekli artan su talebi ise Melen Havzası gibi kent dışı su kaynaklarından sağlanmaya &ccedil;alışılıyor. B&ouml;ylece sadece İstanbul&rsquo;un değil civar kentlerin de su kaynakları t&uuml;ketiliyor.</p> <p>&nbsp;</p> <h4>Tablo 1. İstanbul&rsquo;un tatlısu kaynakları</h4> <p align="center">&nbsp;</p> <table style="width: 551px;" border="1" cellspacing="0" cellpadding="0"> <tbody> <tr> <td valign="top" width="180"> <p><strong>Su kaynağı</strong></p> </td> <td valign="top" width="132"> <p><strong>Yıllık verim&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; (milyon m<sup>3</sup>)</strong></p> </td> <td valign="top" width="123"> <p><strong>Azami biriktirme hacmi&nbsp; </strong><strong>(milyon m<sup>3</sup>) </strong></p> </td> <td valign="top" width="116"> <p><strong>&nbsp;&nbsp; Konum</strong></p> </td> </tr> <tr> <td valign="top" width="180"> <p>&nbsp;&nbsp; &Ouml;merli</p> </td> <td valign="top" width="132"> <p>&nbsp;220</p> </td> <td valign="top" width="123"> <p>&nbsp;235.371</p> </td> <td valign="top" width="116"> <p>&nbsp;&nbsp; Asya</p> </td> </tr> <tr> <td valign="top" width="180"> <p>&nbsp;&nbsp; Darlık</p> </td> <td valign="top" width="132"> <p>&nbsp;97</p> </td> <td valign="top" width="123"> <p>&nbsp;107.500</p> </td> <td valign="top" width="116"> <p>&nbsp;&nbsp; Asya</p> </td> </tr> <tr> <td valign="top" width="180"> <p>&nbsp;&nbsp; Elmalı</p> </td> <td valign="top" width="132"> <p>&nbsp;15</p> </td> <td valign="top" width="123"> <p>&nbsp;9.600</p> </td> <td valign="top" width="116"> <p>&nbsp;&nbsp; Asya</p> </td> </tr> <tr> <td valign="top" width="180"> <p>&nbsp;&nbsp; Yeşil&ccedil;ay</p> </td> <td valign="top" width="132"> <p>&nbsp;145</p> </td> <td valign="top" width="123"> <p>&nbsp;-</p> </td> <td valign="top" width="116"> <p>&nbsp;&nbsp; Asya</p> </td> </tr> <tr> <td valign="top" width="180"> <p>&nbsp;&nbsp; Melen</p> </td> <td valign="top" width="132"> <p>&nbsp;268</p> </td> <td valign="top" width="123"> <p>&nbsp;-</p> </td> <td valign="top" width="116"> <p>&nbsp;&nbsp; Asya</p> </td> </tr> <tr> <td valign="top" width="180"> <p>&nbsp;&nbsp; Terkos</p> </td> <td valign="top" width="132"> <p>142</p> </td> <td valign="top" width="123"> <p>162.241</p> </td> <td valign="top" width="116"> <p>&nbsp;&nbsp; Avrupa</p> </td> </tr> <tr> <td valign="top" width="180"> <p>&nbsp;&nbsp; Alibey</p> </td> <td valign="top" width="132"> <p>36</p> </td> <td valign="top" width="123"> <p>34.143</p> </td> <td valign="top" width="116"> <p>&nbsp;&nbsp; Avrupa</p> </td> </tr> <tr> <td valign="top" width="180"> <p>&nbsp;&nbsp; B&uuml;y&uuml;k&ccedil;ekmece</p> </td> <td valign="top" width="132"> <p>100</p> </td> <td valign="top" width="123"> <p>148.943</p> </td> <td valign="top" width="116"> <p>&nbsp;&nbsp; Avrupa</p> </td> </tr> <tr> <td valign="top" width="180"> <p>&nbsp;&nbsp; Sazlıdere</p> </td> <td valign="top" width="132"> <p>55</p> </td> <td valign="top" width="123"> <p>88.730</p> </td> <td valign="top" width="116"> <p>&nbsp;&nbsp; Avrupa</p> </td> </tr> <tr> <td valign="top" width="180"> <p>&nbsp;&nbsp; Istrancalar</p> </td> <td valign="top" width="132"> <p>&gt;75</p> </td> <td valign="top" width="123"> <p>6.231</p> </td> <td valign="top" width="116"> <p>&nbsp;&nbsp; Avrupa</p> </td> </tr> <tr> <td valign="top" width="180"> <p>&nbsp;&nbsp; Kazandere</p> </td> <td valign="top" width="132"> <p>100</p> </td> <td valign="top" width="123"> <p>17.424</p> </td> <td valign="top" width="116"> <p>&nbsp;&nbsp; Avrupa</p> </td> </tr> <tr> <td valign="top" width="180"> <p>&nbsp;&nbsp; Pabu&ccedil;dere</p> </td> <td valign="top" width="132"> <p>60</p> </td> <td valign="top" width="123"> <p>58.500</p> </td> <td valign="top" width="116"> <p>&nbsp;&nbsp; Avrupa</p> </td> </tr> <tr> <td valign="top" width="180"> <p>Bentler, Kuyular, Yeşilvadi&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ve Şile Keson Kuyuları</p> </td> <td valign="top" width="132"> <p>57</p> </td> <td valign="top" width="123">&nbsp;</td> <td valign="top" width="116">&nbsp;</td> </tr> <tr> <td valign="top" width="180"> <p><strong>&nbsp;&nbsp; Toplam </strong></p> </td> <td valign="top" width="132"> <p><strong>1.370</strong></p> </td> <td valign="top" width="123"> <p><strong>868.683</strong></p> </td> <td valign="top" width="116"> <p>&nbsp;&nbsp; Asya (5)&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Avrupa (7)</p> </td> </tr> </tbody> </table> <p align="center">Kaynak: İSKİ (www.iski.gov.tr)<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn17">[17]</a></p> <p align="center">&nbsp;</p> <p>Su talebinin yarattığı baskılara en g&uuml;ncel &ouml;rnek Ergene havzasında son yıllarda yaşananlar. Bu b&ouml;lgede a&ccedil;ılan sayısız kuyu yeraltı sularının 300 m aşağılara kadar &ccedil;ekilmesine neden oldu. Terkos&rsquo;u, B&uuml;y&uuml;k&ccedil;ekmece ve K&uuml;&ccedil;&uuml;k&ccedil;ekmece&rsquo;yi de aynı son bekliyor. Buralarda yerleşim arttık&ccedil;a kuyu sayısı da artıyor, yer altı suyu seviyesi inip, kaynaklara tuzlu su karışıyor. Ergene havzasında yapılan araştırmalarda tuzluluk oranında artış tespit edilmiş. Silivri&rsquo;den, Bekirli&rsquo;ye kadar olan t&uuml;m yer altı su kaynakları tehlikede<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn18">[18]</a>. Kirlenen yeraltı sularının ise temizlenmesi neredeyse imkansız.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Yakın ge&ccedil;mişe baktığımızda 2. K&ouml;pr&uuml;&rsquo;n&uuml;n<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn19">[19]</a> yapılması ile İstanbul&rsquo;un Elmalı ve &Ouml;merli havzalarında ka&ccedil;ak yapılaşmaya bağlı yaşadığı yıkım ortada. Sınırları i&ccedil;indeki yapıların d&ouml;rtte &uuml;&ccedil;&uuml;n&uuml;n ruhsatsız olduğu Sultanbeyli&rsquo;de 600 bin kişi &Ouml;merli Havzası i&ccedil;inde yaşıyor. Ge&ccedil;mişteki deneyimler 3. K&ouml;pr&uuml;&rsquo;n&uuml;n İstanbul&rsquo;un kuzeyindeki ormanların ve dolayısıyla su havzalarının tahrip etmesinin ka&ccedil;ınılmaz olacağını g&ouml;steriyor. Bunun yol a&ccedil;acağı sedimentasyon (&ccedil;&ouml;kelme) ve trafik nedeniyle ortaya &ccedil;ıkacak egzoz gazları da baraj g&ouml;llerinde toplanan suyun doğrudan ve dolaylı olarak kirlenmesine yol a&ccedil;acak. &Ouml;zellikle &Ouml;merli baraj g&ouml;l&uuml;nde oluşacak kirlilik DSİ&rsquo;nin &ouml;nemli yatırımlarından biri olan Melen Projesi&rsquo;ni de olumsuz y&ouml;nde etkileyecek.</p> <p>&nbsp;</p> <p>İstanbul&rsquo;da Belgrad Ormanı&rsquo;ndan başka il sınırları i&ccedil;inde ekolojik ve biyolojik y&ouml;nden &ouml;nemli on doğal yaşam alanı var. Bunlar ş&ouml;yle<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn20">[20]</a>: Terkos ve Kasatura arasındaki ormanlık alan ve kıyı şeridi; &Ouml;merli Havzası (İstanbul Asya Yakası Tepeleri); Batı İstanbul Meraları (Hadımk&ouml;y ve Kemerburgaz arasındaki mera ve fundalıklar); Kuzey Boğazi&ccedil;i; B&uuml;y&uuml;k&ccedil;ekmece G&ouml;l&uuml;; K&uuml;&ccedil;&uuml;k&ccedil;ekmece G&ouml;l&uuml;; Sahilk&ouml;y, Şile, Ağva Kumulları ve Ağva Deresi; G&uuml;m&uuml;şdere Kumulları; Ağıl Dere ve Ağa&ccedil;lı Kumulları; ve Şile Adaları.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Doğa Derneği&rsquo;nin 2004 yılında g&uuml;ncelleştirdiği <em>T&uuml;rkiye&rsquo;nin &Ouml;nemli Kuş Alanları</em> adlı kitapta 3. K&ouml;pr&uuml;&rsquo;den etkilenebilecek Boğazi&ccedil;i B&ouml;lgesi<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn21">[21]</a>; T&uuml;rkiye&rsquo;nin 184 &Ouml;nemli Kuş Alanı i&ccedil;inde, &ldquo;korumaya bağlı&rdquo;<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn22">[22]</a> ve &ldquo;gerileme-1&rdquo;<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn23">[23]</a> tanımlaması i&ccedil;inde yer alıyor. Bu b&ouml;lge aynı zamanda kuş g&ouml;&ccedil;leri alanı. Terkos Havzası ise &ldquo;acil&rdquo;<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn24">[24]</a> ve &ldquo;gerileme-1&rdquo; tanımlaması i&ccedil;inde<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn25">[25]</a>. Doğal Hayatı Koruma Derneği&rsquo;nin (WWF) 2006 tarihli <em>T&uuml;rkiye&rsquo;nin 122 &Ouml;nemli Bitki Alanı</em> adlı kitabında ise 3. K&ouml;pr&uuml; projesinden olumsuz y&ouml;nde etkilenecek b&ouml;lgeler ş&ouml;yle sıralanmış: Terkos-Kasatura Kıyıları; Ağıldere&nbsp; ve&nbsp; Ağa&ccedil;lı&nbsp; Kumulları;&nbsp; G&uuml;m&uuml;şdere (Kilyos)&nbsp; Kumulları; Batı&nbsp; İstanbul&nbsp; Meraları; Kuzey&nbsp; Boğazi&ccedil;i; Sahilk&ouml;y-Şile- Ağva&nbsp; Kumulları&nbsp; ve&nbsp; Kıyıları;&nbsp; İstanbul&rsquo;un&nbsp; Asya&nbsp; Yakası&nbsp; Tepeleri&nbsp; ve &Ouml;merli Havzası; ve Kefken-Karasu Kıyıları.</p> <p>&nbsp;</p> <h3><strong>Projeler, planlamadan uygulamaya gizlilik ve hukuksuzluk i&ccedil;inde ger&ccedil;ekleşiyor</strong></h3> <p><strong>&nbsp;</strong></p> <p>S&ouml;z&uuml; ge&ccedil;en projelerin hepsinin ortak &ouml;zelliği kimsenin projelerin detaylarını bırakın tam olarak nerelerde yapılacağını bile bilmemesi. Bu projelerin kaba planlarını bile ancak gazetecilerin araştırmacılık &ccedil;abaları sonucu &ouml;ğrenebiliyoruz. Hatta &ouml;yle ki gizlilik rasyonalize edilebiliyor. Başbakan Erdoğan&rsquo;ın &Ccedil;ılgın Proje ile ilgili s&ouml;ylediklerini hatırlayalım: "Her t&uuml;rl&uuml; olumsuzluğu, haksızlığı &ouml;nlemek adına <em>projenin yeri ve maliyeti konusunu</em> <em>gizli tutmaya devam edeceğim</em>. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onu a&ccedil;ıkladığımızda bir &ccedil;ok olumsuzlukların olabileceğini g&ouml;r&uuml;yoruz. Yeri ve maliyeti belirlenmiş durumda"<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn26">[26]</a>.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bunun en &ouml;nemli nedeni bu projelerin hukuka aykırı pek &ccedil;ok y&ouml;n&uuml; olması. &Ouml;rneğin 3. K&ouml;pr&uuml; ve bağlantı yollarının yapımı, ulusal hukuk &ccedil;er&ccedil;evesi i&ccedil;inde 9. Ulusal Kalkınma Planı/Yerleşme-Şehirleşme İlkeleri&rsquo;ne, İmar kanunu ve mevzuatlarına, Boğazi&ccedil;i Kanunu&rsquo;na, &Ccedil;ED Y&ouml;netmeliği&rsquo;ne (muaf olsa bile<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn27">[27]</a>), İSKİ Kanunu&rsquo;na, K&uuml;lt&uuml;r ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu&rsquo;na (KTVK); evrensel hukuk &ccedil;er&ccedil;evesinde bakıldığında ise Bern S&ouml;zleşmesi&rsquo;ne, Uluslararası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) Kriterleri&rsquo;ne, Avrupa Kentsel Şartı İlkeleri&rsquo;ne aykırılığı ile hukuksal a&ccedil;ıdan sorunlu ve kabul edilemez bir proje<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn28">[28]</a>. Bununla bağlantılı diğer projeler de&nbsp; aşağı yukarı aynı hukuksuzlukları barındırıyor.</p> <p>&nbsp;</p> <h3><strong>Eşikleri aştınız, peki sonu nereye gidecek bunun?</strong></h3> <p><strong>&nbsp;</strong></p> <p>İmre Azem&rsquo;in y&ouml;netmeni olduğu 2011 yılı yapımı Ek&uuml;menopolis<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_edn29">[29]</a> adlı belgesel&nbsp; şu sorunun cevabını arıyor: &ldquo;İstanbul&rsquo;da ekolojik eşikleri aştınız. N&uuml;fus eşiklerini aştınız. Ekonomik eşikleri de aştınız. Peki, nereye gidecek bunun sonu?&rdquo; Her k&ouml;pr&uuml;n&uuml;n yeni bir başka k&ouml;pr&uuml; ihtiyacını doğuracağı aşikar olan İstanbul&rsquo;da&nbsp; yeni k&ouml;pr&uuml;ler ve yollar, yeni yerleşim birimlerini ve g&ouml;&ccedil;leri yaratıyor. Taşı toprağı altın kentin her karesinin suyu &ccedil;ıkarılıp, posası maddi ve manevi anlamda yoksullaşan insanlara veriliyor. Parksız, ormansız, nehirsiz ve &ouml;zel ara&ccedil; trafiğinden iklimi ve havası k&ouml;t&uuml;leşmiş, tıklım yıklım dolu bir şehir yaratılıyor. Binyılların şehri İstanbul yıkım ve talan altında geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml; olmaz bi&ccedil;imde yok ediliyor.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bu yazıda ele aldığımız her proje doğa ve insan &uuml;zerinde yıkıma neden oluyor. Bu yıkımdan daha fazla oranda etkilenecek olanlar yoksul kesim, gelecek kuşaklar ve diğer canlılar olduğu i&ccedil;in ekolojik adaletsizlik artıyor. İstanbul&rsquo;un su kaynakları teker teker kirleniyor ve kuruyor. Sonra da İstanbul&rsquo;un doğusunda 185 km &ouml;tedeki Melen &Ccedil;ayı&rsquo;nın suyu borularla Avrupa Yakası&rsquo;na kadar taşıyacak projeler &uuml;retiliyor. İstanbul&rsquo;un su sorunu bu sefer başka şehirlere &ouml;telenip, oraların insanlarını mağdur ediyor. Peki Melen de kuruyunca ne olacak? Bu sefer de deniz suyunu yoğun enerji harcayarak desaline edip mi kullanacaklar? İstanbul Ortadoğu&rsquo;nun, Kuzey Afrika&rsquo;nın ve Balkanlar&rsquo;ın havayolu merkezi olsun, bu dev havalimanı uzaydan bile g&ouml;r&uuml;necek kadar b&uuml;y&uuml;k olsun, d&uuml;nyanın en b&uuml;y&uuml;k 9. k&ouml;pr&uuml;s&uuml; de İstanbul&rsquo;da olsun, Suez Kanalı&rsquo;yla mukayese edilmeyecek bir yapay kanal İstanbul&rsquo;u baştan sona b&ouml;ls&uuml;n... Bu &ccedil;ılgınlık ve bitmek t&uuml;kenmek bilmeyen b&uuml;y&uuml;me arzusu i&ccedil;in Marmara B&ouml;lgesi&rsquo;nin t&uuml;m kaynakları yok mu olacak?</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bir de toplumun her kesimini, hatta doğmamış olanı bile etkileyecek olan devasa &ouml;l&ccedil;ekli projeler planlamadan uygulamaya her aşamada b&uuml;y&uuml;k gizlilik i&ccedil;inde, uluslararası ve ulusal yasaları ihlal ederek ger&ccedil;ekleştiriliyor. Bu herşeyden &ouml;nce bir &nbsp;demokrasi sorunu. Zaten bu projelerin esas amacı halka hizmet falan da değil, arazi paylaşımından ve projelerden elde edilecek k&acirc;rı ele ge&ccedil;irmek. Yap-İşlet-Devret (YİD) kapsamında şirketlerin eline teslim edilen kamu kaynakları halkın değil devlet-şirket birliğinin yararına kullanılıyor. K&acirc;rı değil yaşamı merkeze alan, demokratik ve katılımcı, uzun vadede &uuml;st&uuml;n kamu yararını g&ouml;zeten, ekolojik adaletsizlik yaratan değil hakkaniyetli paylaşımı hedefleyen, gelecek kuşakların faydalanma haklarını gasp etmeyen yepyeni bir kentleşme anlayışı inşa edilmeli; daha fazla k&ouml;pr&uuml;, yol ve TOKİ binası değil.</p> <p>&nbsp;</p> <h3>Notlar</h3> <p>&nbsp;</p> <hr align="left" size="1" width="33%" /> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref1">[1]</a> Kentsel D&ouml;n&uuml;ş&uuml;m Yasası Tam Metni <a href="http://www.hukukihaber.net/mevzuat/kentsel-donusum-yasasi-tam-metni-h24425.html">http://www.hukukihaber.net/mevzuat/kentsel-donusum-yasasi-tam-metni-h24425.html</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref2">[2]</a> 5747 Sayılı Kanuna G&ouml;re B&uuml;y&uuml;kşehir Yetki Alanı 06.03.2008 tarihinde kabul edildi. Bu kanuna g&ouml;re&nbsp; İstanbul&rsquo;daki ilk kademe belediyelerinin t&uuml;zel kişilikleri kaldırılıp, bazı il&ccedil;e belediyelerine mahalleleri veya mahalle kısımları ile birlikte katıldı. Emin&ouml;n&uuml; Belediyesi&rsquo;nin t&uuml;zel kişiliği kaldırılarak mahalleleriyle birlikte Fatih Belediyesine katılırken, Arnavutk&ouml;y, Ataşehir, Başakşehir, Beylikd&uuml;z&uuml;, &Ccedil;ekmek&ouml;y, Esenyurt, Sancaktepe, Sultangazi isimleri ile yeni il&ccedil;eler kuruldu.&nbsp; B&ouml;ylece İstanbul&rsquo;un 32 olan il&ccedil;e sayısı 39&rsquo;a &ccedil;ıktı.</p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref3">[3]</a> 5216 Sayılı Kanuna G&ouml;re B&uuml;y&uuml;kşehir Yetki Alanı <a href="http://www.ibb.gov.tr/tr-TR/kurumsal/YetkiAlani/Pages/AnaSayfa.aspx">http://www.ibb.gov.tr/tr-TR/kurumsal/YetkiAlani/Pages/AnaSayfa.aspx</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref4">[4]</a> &ldquo;İstanbul'a son iki yılda 341 bin 322 kişi eklendi&rdquo;, Radikal, 13 şubat 2012&nbsp;&nbsp; <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=980085&amp;CategoryID=97">http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=980085&amp;CategoryID=97</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref5">[5]</a> &ldquo;İşte 3. K&ouml;pr&uuml;&rdquo;, Milliyet, 4 Haziran 2012 <a href="http://ekonomi.milliyet.com.tr/iste-3-kopru/ekonomi/ekonomidetay/06.06.2012/1549034/default.htm">http://ekonomi.milliyet.com.tr/iste-3-kopru/ekonomi/ekonomidetay/06.06.2012/1549034/default.htm</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref6">[6]</a> Hacer Boyacıoğlu, &ldquo;&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; Havalimanı İhalesine &Ccedil;ıkılıyor&rdquo;, <em>Radikal</em>, 20 Kasım 2012 <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1108508&amp;CategoryID=85">http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1108508&amp;CategoryID=85</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref7">[7]</a> Kıyaslama i&ccedil;in İstanbul'daki Atat&uuml;rk ve Sabiha G&ouml;k&ccedil;en havalimanlarının&nbsp; yıllık yolcu kapasitelerinin 2011 yılı itibarıyla sırasıyla 37 milyon ve 13 milyon olmak &uuml;zere toplam 50 milyon kişi olduğunu belirtelim. Yani 3. Havalimanı ikisinin toplamının neredeyse 2,5 katı yolcu kapasitesine sahip olacak.&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref8">[8]</a> &ldquo;İşte İstanbul&rsquo;un 3. Havalimanı&rdquo;, <em>Zaman</em>,&nbsp; 6 Haziran 2012, <a href="http://www.zaman.com.tr/newsDetail_getNewsById.action?haberno=1298953">http://www.zaman.com.tr/newsDetail_getNewsById.action?haberno=1298953</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref9">[9]</a> Nazım Akkoyunlu, &ldquo;&Ccedil;ılgın Projelere Se&ccedil;im Ayarı: Ormanlardan Sonra Talan Sırası Su Havzalarında&rdquo;, 18 Eyl&uuml;l 2012, <a href="http://www.toplumicinsehircilik.org/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=256:clgn-projelere-secim-ayar-ormanlardan-sonra-talan-sras-su-havzalarnda&amp;catid=33:oezel-haber&amp;Itemid=32">http://www.toplumicinsehircilik.org/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=256:clgn-projelere-secim-ayar-ormanlardan-sonra-talan-sras-su-havzalarnda&amp;catid=33:oezel-haber&amp;Itemid=32</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref10">[10]</a> Uluslararası Taşımacılık&nbsp; ve Lojistik Hizmet &Uuml;retenleri Derneği (UTİKAD)&nbsp; <a href="http://www.utikad.org.tr/haberler/default.asp?id=9963">http://www.utikad.org.tr/haberler/default.asp?id=9963</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref11">[11]</a> &Ccedil;are Olgun &Ccedil;alışkan (2010). <em>3. K&ouml;pr&uuml; Projesi Değerlendirme Raporu</em> TMMOB - Şehir Plancılar Odası İstanbul Şubesi (ŞPOİST). <a href="http://spoist.org/dokuman/Raporlarimiz/spoist_3.koprurapor.pdf">http://spoist.org/dokuman/Raporlarimiz/spoist_3.koprurapor.pdf</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref12">[12]</a> &Ouml;mer Aykul, &ldquo;3. K&ouml;pr&uuml; ve Ekohukuk&rdquo;, 6 Mart 2010 <a href="http://www.aykultopcu.com/Sayfa.php?Git=Makaleler&amp;Sayfa=MakaleOku&amp;id=43">http://www.aykultopcu.com/Sayfa.php?Git=Makaleler&amp;Sayfa=MakaleOku&amp;id=43</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref13">[13]</a> &Ccedil;are Olgun &Ccedil;alışkan (2010). <em>3. K&ouml;pr&uuml; Projesi Değerlendirme Raporu</em> TMMOB - Şehir Plancılar Odası İstanbul Şubesi (ŞPOİST). <a href="http://spoist.org/dokuman/Raporlarimiz/spoist_3.koprurapor.pdf">http://spoist.org/dokuman/Raporlarimiz/spoist_3.koprurapor.pdf</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref14">[14]</a> &Ouml;mer Aykul, &ldquo;3. K&ouml;pr&uuml; ve Ekohukuk&rdquo;, 6 Mart 2010 <a href="http://www.aykultopcu.com/Sayfa.php?Git=Makaleler&amp;Sayfa=MakaleOku&amp;id=43">http://www.aykultopcu.com/Sayfa.php?Git=Makaleler&amp;Sayfa=MakaleOku&amp;id=43</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref15">[15]</a> &Ccedil;are Olgun &Ccedil;alışkan (2010). <em>3. K&ouml;pr&uuml; Projesi Değerlendirme Raporu</em> TMMOB - Şehir Plancılar Odası İstanbul Şubesi (ŞPOİST). <a href="http://spoist.org/dokuman/Raporlarimiz/spoist_3.koprurapor.pdf">http://spoist.org/dokuman/Raporlarimiz/spoist_3.koprurapor.pdf</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref16">[16]</a> İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ)&nbsp; <a href="http://www.iski.gov.tr/Web/statik.aspx?KID=1000373">http://www.iski.gov.tr/Web/statik.aspx?KID=1000373</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref17">[17]</a> İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ)&nbsp; <a href="http://www.iski.gov.tr/Web/statik.aspx?KID=1001130&amp;RPT0=0">http://www.iski.gov.tr/Web/statik.aspx?KID=1001130&amp;RPT0=0</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref18">[18]</a> Şule Yıldırım, &ldquo;Kanal İstanbulluyu Suyundan Edecek&rdquo;, 1 Mayıs 2011</p> <p><a href="http://www.birgun.net/actuel_index.php?news_code=1304269028&amp;year=2011&amp;month=05&amp;day=01">http://www.birgun.net/actuel_index.php?news_code=1304269028&amp;year=2011&amp;month=05&amp;day=01</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref19">[19]</a> Fatih Sultan Mehmet K&ouml;pr&uuml;s&uuml; 1988&rsquo;de tamamlanmıştı.</p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref20">[20]</a> &Ouml;mer Aykul, &ldquo;3. K&ouml;pr&uuml; ve Ekohukuk&rdquo;, 6 Mart 2010 <a href="http://www.aykultopcu.com/Sayfa.php?Git=Makaleler&amp;Sayfa=MakaleOku&amp;id=43">http://www.aykultopcu.com/Sayfa.php?Git=Makaleler&amp;Sayfa=MakaleOku&amp;id=43</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref21">[21]</a> &Ouml;zellikle İstanbul Boğazı&rsquo;nın kuzeyi, Belgrad Ormanları ile Polenezk&ouml;y Tabiat Parkı ve Hali&ccedil;</p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref22">[22]</a> D&uuml;zenli olarak g&ouml;z altında tutulmadığı ve tek tek ortaya &ccedil;ıkan sorunlara y&ouml;nelik m&uuml;dahaleler yapılmadığı takdirde, &ouml;nemli bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; yok olma tehlikesinde.</p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref23">[23]</a> Alanın bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; gerekli koruma &ccedil;alışmaları yapıldığı takdirde d&uuml;zelebilecek ve doğal yaşam nispeten d&uuml;ş&uuml;k zarar g&ouml;rm&uuml;ş.</p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref24">[24]</a> En ge&ccedil; iki yıl i&ccedil;inde kapsamlı bir koruma planı uygulanmadığı takdirde, tamamı veya b&uuml;y&uuml;k bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; geri d&ouml;n&uuml;şs&uuml;z olarak yok olma tehlikesinde olan alanlar.</p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref25">[25]</a> Terkos Havzası&rsquo;nda ayrıca Balık Kartalı, Balaban, K&uuml;&ccedil;&uuml;k Balık&ccedil;ıl, Saz Delicesi, Gece Balık&ccedil;ılı, Alaca Balık&ccedil;ıl, Erguvani Balık&ccedil;ıl, Kocag&ouml;z ve Ak Kanatlı Sumru t&uuml;rlerinin &uuml;reme alanları bulunuyor.</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref26">[26]</a> &ldquo;İşte Erdoğan&rsquo;ın &Ccedil;ılgın Projesi&rdquo;, <em>Milliyet</em>, 27 Nisan 2011, <a href="http://www.milliyet.com.tr/iste-erdogan-in-cilgin-projesi/siyaset/sondakika/27.04.2011/1382967/default.htm">http://www.milliyet.com.tr/iste-erdogan-in-cilgin-projesi/siyaset/sondakika/27.04.2011/1382967/default.htm</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref27">[27]</a> &Ccedil;evresel Etki Değerlendirmesi (&Ccedil;ED) Y&ouml;netmeliği&rsquo;nde 14 Nisan 2011 tarihinde yapılan değişikliğe g&ouml;re, 2015 yılına kadar yatırımına başlanacak olan projelerde, &Ccedil;evresel Etki Değerlendirmesi aranmayacak. Sosyal ve &ccedil;evresel etkileri nedeniyle kamuoyunda tartışılan konular arasında yer alan n&uuml;kleer ve termik santraller, 3. Boğaz K&ouml;pr&uuml;s&uuml; ve otoyollar gibi dev yatırımlar, 2015 yılına kadar &Ccedil;ED aranmaksızın tamamlanabilecek.</p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref28">[28]</a> &Ccedil;are Olgun &Ccedil;alışkan (2010). <em>3. K&ouml;pr&uuml; Projesi Değerlendirme Raporu</em> TMMOB - Şehir Plancılar Odası İstanbul Şubesi (ŞPOİST). <a href="http://spoist.org/dokuman/Raporlarimiz/spoist_3.koprurapor.pdf">http://spoist.org/dokuman/Raporlarimiz/spoist_3.koprurapor.pdf</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Dropbox/Acik%20Radyo/Hafta%205/Makale%20-%20%C4%B0stanbul'da%20kentsel%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20ve%20su%20(resimsiz).docx#_ednref29">[29]</a> &ldquo;Ek&uuml;menopolis ve &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; K&ouml;pr&uuml;&rdquo;, <em>Bir+Bir</em>, 25 Mayıs 2012&nbsp; <a href="http://birdirbir.org/ekumenopolis-ve-ucuncu-kopru/">http://birdirbir.org/ekumenopolis-ve-ucuncu-kopru/</a></p> <p>&nbsp;</p> Akgün İlhan ve Nuran Yüce Yorum Yazıları Wed, 05 Dec 2012 05:51:11 +0000 COP18 Başlarken: Seragazı Azaltımı, Kalkınma Hakkı ve Kapitalist Sistemin Dönüşümü Arasındaki Bağ http://politikekoloji.org/cop18-baslarken-seragazi-azaltimi-kalkinma-hakki-ve-kapitalist-sistemin-donusumu-arasindaki-bag/ <p>İnsanlık zamanını t&uuml;ketmekte. Eğer &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki beş yıl i&ccedil;erisinde ciddi ve ger&ccedil;ek seragazı salımı azaltımları ger&ccedil;ekleşmezse iklim değişikliğinin etkileri Sandy Kasırgası ve Hindistan, Rusya, Filipinler ve Afrika&rsquo;da ge&ccedil;tiğimiz yıl g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z iklim değişikliği ilişkili olaylardan on kat daha k&ouml;t&uuml; durumlara neden olacak. Bu halihazırda 0.8&ordm;C&rsquo;lik bir k&uuml;resel ısınmayla başımıza gelen durumken, devam etmekte olan iklim m&uuml;zakelerinin y&ouml;n&uuml; ise bizleri 4&ordm;C ile 8&ordm;C arası bir senaryoya s&uuml;r&uuml;kl&uuml;yor.<br /><br /><br />Varolan k&ouml;m&uuml;r, petrol ve doğalgazın &uuml;&ccedil;te ikisi toprağın altında bırakılmalıdır<br /><br />Farklı araştırmalar ortalama sıcaklıklardaki artışı 2&ordm;C ile sınırlayabilmek i&ccedil;in,&nbsp; t&uuml;m &uuml;lkelerin 2010 ile 2050 arası toplamda sadece 565 gigaton karbondioksit (CO2) salabileceğini g&ouml;stermektedir[1]. &Ouml;te yandan halihazırda yapılan yıllık 31 gigatonluk k&uuml;resel CO2 salımları, bizlere bu b&uuml;t&ccedil;eyi 15 yıl i&ccedil;inde t&uuml;keteceğimizi g&ouml;stermektedir.<br /><br />Uluslararası Enerji Ajansı&rsquo;na g&ouml;re 2&ordm;C&rsquo;lik ısınma limiti i&ccedil;erisinde kalabilmemiz i&ccedil;in d&uuml;nyanın bilinen k&ouml;m&uuml;r, petrol ve doğalgaz kaynaklarının &uuml;&ccedil;te ikisinin yeraltında kalması gerekmektedir[2]. Eğer bu limit i&ccedil;inde kalma şansımızı %75&rsquo;e &ccedil;ıkarmak istiyorsak, bu kaynakların %80&rsquo;ini yeraltında bırakmak zorundayız[3].<br /><br />2050&rsquo;ye kadar 565 gigaton CO2 limitini ge&ccedil;memek i&ccedil;in 2010-2020 arası 200 gigatondan daha az CO2&rsquo;yi atmosfere g&ouml;ndermeliyiz. Bu hesaba g&ouml;re, halihazırda i&ccedil;inde bulunduğumuz on yılda acil seragazı salım azaltımları gerekirken 2020&rsquo;den itibaren uygulamaya girecek &ldquo;yeni&rdquo; bir anlaşmaya bel bağlamak mantıksızdır ve kabul edilemez. B&ouml;yle bir gelişme Kyoto Protokol&uuml;&rsquo;nden daha zayıf ve etkisi k&uuml;&ccedil;&uuml;lm&uuml;ş bir anlaşmayla &ldquo;bırakınız yapsınlar&rdquo; (laissez faire) durumuna neden olacaktır.<br /><br />İklim m&uuml;zakereleri fosil yakıt rezervlerinin &uuml;&ccedil;te ikisini yeraltında bırakmayı kabul etmeli ve varolan kaynakları &uuml;lkelerin nasıl paylaşacağına ve t&uuml;keteceğine dair a) tarihsel seragazı salımlarını b) ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluk &ccedil;er&ccedil;evesinde kişi başına d&uuml;şen seragazı salımlarını da hesaba katarak karar vermelidir.<br /><br />Tarihsel sorumluluğu en &ccedil;ok olan &uuml;lke olan Amerika Birleşik Devletleri, salımlarını diğer &uuml;lkelerden daha fazla azaltmalıdır. Ek-1 olarak adlandırılan gelişmiş &uuml;lkeler 2020&rsquo;ye kadar salımlarını 1990 seviyelerine oranla %40-50 arasında azaltmalıdır. Bu taahh&uuml;tler k&ouml;m&uuml;r, petrol ve doğalgaz t&uuml;ketimlerinde yıllık hedeflere d&ouml;n&uuml;şmelidir.<br /><br />&nbsp;<br />Kalkınma hakkı, daha fazla t&uuml;ketimci ve kapitalist toplumları teşvik etmek i&ccedil;in kullanılmamalıdır<br /><br />Kalkınma hakkı, toplumun ufak bir kesiminin refahı i&ccedil;in karşı karşıya olduğumuz kritik finansal, sosyal ve ekolojik sorunları yaratan kapitalist t&uuml;ketim toplumu olmaya doğru bedava bir bilet değil &uuml;lkelerin vatandaşlarının temel ihtiya&ccedil;larını ve doğayla uyum i&ccedil;erisinde mutlu bir yaşam hakkını karşılanması y&uuml;k&uuml;ml&uuml;l&uuml;ğ&uuml; olarak anlaşılmalıdır.<br /><br />&Ccedil;in, Brezilya, G&uuml;ney Afrika, Hindistan ve diğer gelişmekte olan ekonomiler de an itibariyle b&uuml;y&uuml;k miktarda seragazı salımı kaynağı olan gelişmiş &uuml;lkeleri ge&ccedil;mekte oldukları i&ccedil;in kendi seragazı salımlarına da azaltım hedefi koymalıdırlar. Bu bağlayıcı hedefler tarihsel ve ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar &ccedil;er&ccedil;evesinde Ek-1 &uuml;lkelerinin azaltım hedeflerinden d&uuml;ş&uuml;k olmalıdırlar.<br /><br />Gelişmiş &uuml;lkeler acil olarak gelişmekte olan &uuml;lkelerin azaltım ve iklim değişikliğine uyum &ouml;nlemleri i&ccedil;in gerekli finansman ve teknolojileri harekete ge&ccedil;irmelidirler. Bu finansman ve teknoloji transferlerine katkıları tarihsel ve g&uuml;ncel seragazı salımları dikkate alınarak yapılmalı ve 2013&rsquo;teki askeri/savunma b&uuml;t&ccedil;elerinin en az %10&rsquo;una denk olmalıdır. Bu şekilde sağlanacak finansman sadece azaltım i&ccedil;in değil tayfun, siklon, kasırga, sel ve kuraklıktan &ouml;t&uuml;r&uuml; kronik bir bi&ccedil;imde zarar g&ouml;ren gelişmekte olan &uuml;lkelerin zararlarının karşılanması ve uyum faaliyetleri i&ccedil;in gereklidir.<br />&nbsp;<br /><br />Yanlış &ccedil;&ouml;z&uuml;mlere bir son verin<br /><br />Fosil yakıt sanayine verilen desteklerin sona erdirilmesi ve fosil yakıt t&uuml;ketimine bir sınır koyulması &ccedil;ok &ouml;nemli ve anahtar adımlar olmakla birlikte, yeterli olmayacaktır. Bizler, insanlığa ve doğaya eşit bi&ccedil;imde zararlı olan biyoyakıtlar, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), sentetik biyoloji, &ouml;l&uuml;mc&uuml;l n&uuml;kleer santraller, jeom&uuml;hendislik, orman alanlarının korunması adı altında h&uuml;k&uuml;metlerle elele olan b&uuml;y&uuml;k şirketlerin arazi ve orman kapatmaları (landgrab) ve kirleticilerin &ccedil;ok sevdiği karbon piyasası &ccedil;&ouml;z&uuml;mleri gibi t&uuml;m yanlış &ccedil;&ouml;z&uuml;mleri durdurmak zorundayız.<br /><br />Bu buluşların arkasındaki şirketler utanmaz ve sorumsuz bir bi&ccedil;imde doğa ve gezegen ile oyun oynamaktalar. Sentetik biyoloji gibi girişimlerin hedefi &ccedil;ok k&ouml;t&uuml; sonu&ccedil;lar yaratacak bi&ccedil;imde doğada varolanların dışında canlı formları yaratmakken jeom&uuml;hendislik gibi yaklaşımların hedefi ise ancak ve ancak t&uuml;m D&uuml;nya sistemini daha da k&ouml;t&uuml; bi&ccedil;imde etkileyecek şekilde atmosferdeki seragazlarının bozulan dengesini atmosferi başka gazlarla kirleterek &ccedil;&ouml;zme y&ouml;n&uuml;nde.<br /><br />&nbsp;<br />Karbon piyasalarıyla daha fazla spek&uuml;lasyona hayır<br /><br />Seragazı azaltımları, karbon piyasalarını, offsetleri ve hayali azaltımları (hot air) i&ccedil;ermeyecek şekilde ger&ccedil;ekleşmeli. Avrupa Birliği Seragazı Salım Ticareti Sistemi (ETS) bizlere finansal sistemin iklim değişikliğini dikkate almadığını g&ouml;sterdi. ETS, Temiz Kalkınma Mekanizması (CDM) veya Ormansızlaşma ve Orman Bozunumundan Doğan Salımların Azaltılmasına y&ouml;nelik (REDD) piyasa mekanizmaları, ger&ccedil;ekte atmosferi kirletmekte olanların bunu yapmaya devam etmesine ve sorumluluklarından ka&ccedil;masına yaramaktadır. Orman alanları, toprak, sahil bitki sistemleri &uuml;zerinden geliştirilecek yeni karbon ticareti mekanizmaları ancak ve ancak iklim krizini daha da derinleştirecek ve yeni finansal balonlar oluşmasına sebep verecektir. Zengin &uuml;lkelerin iklim finansmanını kullanarak REDD ve CDM gibi karbon piyasalarını teşvik etmesi kabul edilemez.<br />&nbsp;<br /><br />G&uuml;&ccedil; dengelerini değiştirmek i&ccedil;in ortak sosyal ve &ccedil;evresel m&uuml;cadeleler<br /><br />Kapitalist sistemin yol a&ccedil;tığı iklim krizi şimdide i&ccedil;inde bulunduğumuz g&uuml;ncel finansal/ekonomik kriz tarafından b&uuml;y&uuml;t&uuml;lecek. Kapitalist system bu ekonomik krizden &ccedil;ıkmak i&ccedil;in insanlarin ve doğanın daha da s&ouml;m&uuml;r&uuml;lmesiyle sonlanacak bir dizi yeniden şekillenme s&uuml;recine girmenin yollarını aramaktadır. Bu yeniden şekillenme a) sosyal hakların ve uzun tarihsel m&uuml;cadeleler sonucunda kazanılmış &ccedil;alışan &uuml;cretlerinin azaltılması, b) doğanın geri kalan kısmının (toprak, su, orman, maden kaynakları vb.) şirketlerce alıkoyulması, c) doğal s&uuml;re&ccedil;lerin metalaştırılması ve finansallaştırılması (REDD gibi ekosistem hizmetleri &uuml;cretlendirmesi, biyo&ccedil;eşitlilik kaybı i&ccedil;in &ouml;demeler vb.) ve d) biyo&ccedil;eşitlilik ve ekosistemlerin patentlenerek kontrol edilmesi ve bunlardan k&acirc;r sağlanması (bkz. Sentetik biyoloji ve jeom&uuml;hendislik) gibi yollarla m&uuml;mk&uuml;n olacaktır.<br /><br />Şirketler h&uuml;k&uuml;metleri ele ge&ccedil;irmiş durumdadırlar. Şirketlerin &ccedil;ıkarlarının ve g&uuml;c&uuml;n&uuml;n &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;ilmesi i&ccedil;in m&uuml;cadelemiz UNFCCC (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği &Ccedil;er&ccedil;eve S&ouml;zleşmesi) m&uuml;zakerelerinden değil iklim değişikliğinden &ouml;t&uuml;r&uuml; g&uuml;nl&uuml;k hayatları etkilenen insanlardan başlamalıdır. Gıda ve su hakkı bu kavganın anahtar &ouml;nemde par&ccedil;alarıdır.&nbsp; İklim değişikliği kaynaklı olarak yeni bir gıda ve su krizi d&uuml;nyada tetiklenmektedir. Şirketler gıda spek&uuml;lasyonu, GDO&rsquo;lar, biyoyakıtlar su ve diğer doğal kaynakları &ouml;zelleştiren kamu-&ouml;zel ortak iştirakları gibi yollarla daha fazla k&acirc;r sağlamayı hedeflemektedirler. Gıda ve su meseleleri ancak sosyal ve &ccedil;evresel m&uuml;cadelelerin birleştirilmesiyle &ccedil;&ouml;z&uuml;lmesi m&uuml;mk&uuml;n olacak meselelerdir.<br /><br />Termik santrallere, kaya gazı &ccedil;ıkarılmasına, katran kumlarına, arazi kapatmaları, su &ouml;zelleştirmelerine, biyoyakıtlara, GDO&rsquo;lara ve REDD&rsquo;e karşı gelişen tabandan gelen muhalefet bize yolu g&ouml;stermektedir. Bizler bu m&uuml;cadeleleri g&uuml;&ccedil;lendirerek, onları finansal kriz altında ger&ccedil;ekleştirilen sosyal hak kesintileri (austerity) karşısındaki&nbsp; sosyal m&uuml;cadelelerle birleştirmek durumundayız.<br /><br />&nbsp;<br />S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lemez olan kapitalist sistemi d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmek<br /><br />Fosil-yakıt bağımlı t&uuml;ketim ve &uuml;retim sisteminin d&uuml;ş&uuml;k karbonlu topluma y&ouml;nelik kolektif ve kademeli d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n&uuml;n ger&ccedil;ekleşmesi &ouml;n&uuml;ndeki en b&uuml;y&uuml;k engel s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lemez olan kapitalist sistemin d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;d&uuml;r. K&ouml;m&uuml;r, petrol ve doğalgaz sekt&ouml;rleri &ouml;zel k&acirc;r mantığıyla idare edilemez. Fosil yakıt şirketlerinin g&uuml;c&uuml; yokedilmeli ve devlet b&uuml;rokratları yerine toplumun tamamı bu kaynaklar ve şirketler &uuml;zerinde s&ouml;z sahibi olmalıdır.<br /><br />T&uuml;ketim ve &uuml;retim kalıplarının değişmesi i&ccedil;in, insanları s&ouml;m&uuml;ren ve ekosistemleri yokeden k&acirc;r odaklı, baskıcı ve s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lemez olan kapitalist sistemin &ouml;tesine ge&ccedil;ilmelidir. Bizler bu gezegeni yaşanabilir bir gezegen olarak korumak zorundayız!<br />&nbsp;<br /><br />Gezegeni soğutacak alternatifler aşağıdan gelecek<br /><br />Neoliberalizm veya merkezileştirilmiş b&uuml;rokratik sosyalizm gibi &ldquo;tek boy&rdquo; sistemler &ccedil;&ouml;z&uuml;m değildir. Bunların yerine doğada olduğu gibi siyasette de &ccedil;eşitlilik beklenmeli ve teşvik edilmelidir.<br /><br />D&uuml;nya &ccedil;apında sosyal gruplar gezegeni soğutacak bir dizi alternatif sunmaktadırlar: Agro-toksikler ve şirket tarımı yerine gıda egemenliği ve agro-ekoloji; şahsi ara&ccedil;ların s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lemez &uuml;retim bi&ccedil;imleri yerine toplu taşımanın teşvik edilmesi; aşırı t&uuml;ketim yerine daha az enerji ve doğal kaynak gerektiren dayanıklı aletlerin &uuml;retilmesi; k&uuml;resel ulaşım sisteminde enerjinin israfını &ouml;nleyecek yerel &uuml;retim ve t&uuml;ketim bi&ccedil;imlerinin oluşturulması; şirketlerin k&uuml;reselleşmesi yerine halkların k&uuml;resel birliğinin sağlanması; tarim ve sanayi arasında olduğu gibi kent ve kır arasında da kırdan g&ouml;&ccedil;enleri barındıran devasa gecekondu oluşumu s&uuml;re&ccedil;lerini tersine &ccedil;evirecek yeni bir dengenin sağlanması; temel hizmetlerin &ouml;zel şirketler değil kamu tarafından karşılanması.&nbsp; Bu yaşayan alternatiflerin pek &ccedil;oğunun halihazırda işe yaradığı kanıtlanmış ve &ouml;nerilen yanlış &ccedil;&ouml;z&uuml;mler &uuml;zerindeki &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; g&ouml;sterilmiş olmakla birlikte bazılarının uygulanabilmesi i&ccedil;in hala imkan yaratılmasına ihtiya&ccedil; vardır.<br /><br />D&uuml;nya sisteminin dengesinin yeniden tesis edilmesi i&ccedil;in, kapitalizmin insan-odaklı vizyonunu terketmek durumunda ve hayati s&uuml;re&ccedil;lere saygı g&ouml;stererek, Doğa Ana haklarını tanımak ve savunmak yoluyla sağlıklı bir yaşam i&ccedil;in doğanın sadece bir par&ccedil;ası olduğumuzu kabul etmek zorundayız.<br /><br />&nbsp;<br /><br />[1]<a href="http://www.wearepowershift.org/blogs/readers-guide-bill-mckibbens-terrifying-new-math-rolling-stone-most-important-thing-ive-writte">http://www.wearepowershift.org/blogs/readers-guide-bill-mckibbens-terrifying-new-math-rolling-stone-most-important-thing-ive-writte</a><br /><br />[2]Uluslararası Enerji Ajansı: Eğer 2&deg;C&rsquo;lik hedefe erişilmek isteniyorsa 2050&rsquo;ye kadar d&uuml;nyada kanıtlanan fosil yakıt rezervlerinin &uuml;&ccedil;te birinden fazlası t&uuml;ketilmemeli, World Energy Outlook 2012,<br /><br />[3]Varolan kanıtlanmış k&ouml;m&uuml;r, petrol ve doğalgaz kaynaklarının t&uuml;m&uuml; birlikte 2,795 gigaton CO2&rsquo;luk bir potansiyel barındırmaktadır. Bu 565 gigatonluk CO2 b&uuml;t&ccedil;esinden 5 kat daha fazladır. Dolayısıyla en az 2,230 gigatonluk CO2 eşleniği olan kanıtlanmış petrol, k&ouml;m&uuml;r ve doğalgaz rezervi t&uuml;ketilmeden yeraltında bırakılmalıdır. http://www.carbontracker.org/carbonbubble<br /><br />&nbsp;<br /><br />Bu yazı ilk olarak <a href="http://focusweb.org/content/focus-global-south-position-paper-climate-change">http://focusweb.org/content/focus-global-south-position-paper-climate-change</a> adresinde yayınlanmıştır.<br /><br /></p> focusweb.org Çeviriler Mon, 26 Nov 2012 04:55:32 +0000 Su Hakkının Peşinde http://politikekoloji.org/su-hakkinin-pesinde/ <p class="p3">&Ouml;zg&uuml;r G&uuml;ndem, 31 Temmuz 2012</p> <p class="p3">&nbsp;</p> <p class="p3">Bazılarımız hatırlayacaktır, T&uuml;rkiye 15 Nisan 2008 sabahına İzmir&rsquo;in kıyı beldesi Dikili&rsquo;den gelen tuhaf bir haberle başladı. Dikili Belediye Başkanı Osman &Ouml;zg&uuml;ven, bir ka&ccedil; meslektaşıyla birlikte halka bedava su verdiği i&ccedil;in mahkemeye verilmişti. S&ouml;z konusu uygulama ş&ouml;yleydi. Belediye hane başına aylık su t&uuml;ketimi 10 m<sup>3</sup>&rsquo;&uuml; aşmazsa suyu bedava veriyordu. Ancak, hane bir ayın sonunda &ouml;rneğin 11 m<sup>3&rsquo;</sup>l&uuml;k su t&uuml;ketmişse, bu miktarın tamamı normal tarifeden fiyatlandırılıp tahsil ediliyordu. Dikili Belediyesi bu uygulamaya, &ouml;zelleştirmenin artık belediye hizmetlerinin hemen her alanında kemikleştiği 2000&rsquo;li yıllarda başladı. N&uuml;fusu 20 bini bile bulmayan bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k kent, sadece T&uuml;rkiye&rsquo;yi değil t&uuml;m d&uuml;nyayı &ouml;n&uuml;ne katmış &ldquo;&ouml;zelleştirme akıntısı&rdquo;na ters k&uuml;rek &ccedil;ekiyordu.&nbsp;</p> <p class="p3">&nbsp;</p> <p class="p3">Peki T&uuml;rkiye&rsquo;nin heryerinde suya s&uuml;rekli zam gelirken, Dikili Belediyesi suyu neden bedava veriyordu? Bu soruya &ldquo;yeterli miktarda temiz i&ccedil;me suyuna erişim bir insan hakkıdır&rdquo; cevabını veren &Ouml;zg&uuml;ven, &ldquo;hak olduğuna g&ouml;re para ile satılmaması ve&nbsp; ticarileştirilmemesi gerekir&rdquo; diye devam ediyor. &Ouml;zg&uuml;ven sadece suyun değil sağlık, ulaşım ve ısınma gibi hizmetlerin de insan hakkı olduğunu belirtiyor. Nitekim belediye kentteki eski bir binayı halk sağlığı merkezine d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rm&uuml;ş. Burada vatandaşa &ccedil;ok d&uuml;ş&uuml;k &uuml;crete sağlık hizmeti veriliyor ve parası olmayandan &uuml;cret alınmıyor. Kent i&ccedil;inde &ccedil;alışan bedava otob&uuml;sler ve sembolik &uuml;cretle satılan halk ekmeği, beldedeki kamusal uygulamalardan sadece bir ka&ccedil;ı. Halkın ısınma ihtiyacı ise gittik&ccedil;e artan oranda hem temiz hem de ucuz olan yerel&nbsp; jeotermal enerji ile sağlanıyor.&nbsp;</p> <p class="p3">&nbsp; &nbsp;</p> <p class="p3">Tekrar su konusuna d&ouml;nersek, Dikili Belediyesi&rsquo;nin &ldquo;belirli bir kotaya kadar bedava su&rdquo; uygulaması iki nedenle &ccedil;ok &ouml;nemli. Birincisi, bu uygulama samimi bir şekilde su tasarrufunu teşvik ediyor. Turizm sezonunda n&uuml;fusu on katına &ccedil;ıkıp 200 bine ulaşan Dikili&rsquo;de bu uygulamadan &ouml;nce ciddi bir su sıkıntısı yaşanıyormuş. &Ouml;zg&uuml;ven, &ldquo;&ouml;n&uuml;m&uuml;zde iki se&ccedil;enek vardı. Ya turizm sezonunda artan su talebini karşılamak i&ccedil;in belde dışından su satın alacaktık. Ya da su tasarrufu sağlamanın bir yolunu bulacaktık&rdquo; diyor. Nitekim, belirli bir kotaya kadar bedava su uygulaması halk tarafından benimsendik&ccedil;e, su sıkıntısı da b&uuml;y&uuml;k oranda ortadan kalkmış. İkincisi de, bu uygulama su tasarrufunu dar gelirliyi cezalandırarak değil, bilakis &ouml;d&uuml;llendirerek ger&ccedil;ekleştiriyor. Zira t&uuml;m d&uuml;nyada hakim su tasarrufu anlayışı <em>suyun fiyatını artırmak</em> &uuml;zerine kurulu. Ancak, ger&ccedil;ekte gelir durumu iyi olanlar i&ccedil;in su faturası y&uuml;ksek olmuş olmamış farketmiyor. Başka bir deyişle, y&uuml;ksek su faturasından sadece dar gelirli vatandaş&nbsp; olumsuz etkileniyor ve suyunu kısmaya &ccedil;alışıyor. Yoksul kesim b&uuml;t&ccedil;esinden artan bir payı su faturasına ayırarak daha da yoksullaşıyor. Su belirli bir kotaya kadar bedava olduğunda ise, dar gelirli vatandaş kotayı ge&ccedil;memek i&ccedil;in tasarruf yapmaya teşvik ediliyor. B&ouml;ylece hem vatandaş mağdur olmuyor, hem de etkin bir su tasarrufu ger&ccedil;ekleşiyor.&nbsp; &nbsp;</p> <p class="p3">&nbsp;</p> <p class="p3">Akıllara ister istemez şu soru geliyor. K&uuml;resel iklim değişikliği ve su krizinden en &ccedil;ok etkilenen &uuml;lkelerden biri olan T&uuml;rkiye&rsquo;de bu tasarruf&ccedil;u y&ouml;netim &ouml;rneği neden &ouml;d&uuml;llendirileceğine cezalandırılır? H&uuml;k&uuml;metin kamu yanlısı uygulamalara sıcak bakmadığı aşikar da, muhalefet neden bu &ouml;rneğin arkasında yeterince duramadı? Bu soruya cevap vermek i&ccedil;in &Ouml;zg&uuml;ven ve meslektaşlarını mahkemeye g&ouml;t&uuml;ren yasaya bakmak gerek. 4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının &Uuml;rettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun&rsquo;un 1. maddesini ele alalım. Bu yasa diyor ki, belediyeler &uuml;retilen mal ve hizmet bedellerinde işletmecilik gereği yapılması gereken ticari indirimler hari&ccedil; herhangi bir kişi veya kuruma<em> &uuml;cretsiz veya indirimli tarife uygulayamaz</em>. Anlıyoruz ki yaşam kaynağı suyu &uuml;cretsizi bırakın, indirimli tarifeyle vermek bile su&ccedil;muş. &Ouml;zg&uuml;ven ve arkadaşları, 10 m<sup>3</sup>&rsquo;e kadar suyu <em>herkese</em> bedava verdikleri i&ccedil;in kamuyu zarara uğratıyorlarmış. 2560 Sayılı İSKİ Genel M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; Kuruluş ve G&ouml;revleri Hakkında Kanun&rsquo;un &ldquo;Tarife Tespit Esasları&rdquo; başlıklı 23. maddesi daha da ilgin&ccedil;. Adında İSKİ olsa da b&uuml;t&uuml;n su ve kanalizasyon idarelerini kapsayan bu yasa diyor ki, su tarifelerinin belirlenmesinde &ldquo;y&ouml;netim ve işletme giderleri ile, amortismanları doğrudan gider yazılan (aktifleştirilmeyen) yenileme, ıslah ve tevsi masrafları ve % 10'dan aşağı olmayacak nispetinde bir k&acirc;r oranı esas alınır&rdquo;. Yani belediye su hizmetlerinden en az %10 k&acirc;r elde etmezse su&ccedil; işlemiş oluyor. Kamu hizmetlerini ve varlıklarını ticarileştiren yasalardan sadece ikisini okudunuz. Muhalefetin elini kolunu bağlayan bu yasalar değiştirilmedik&ccedil;e su hakkı uygulamaya konulamayacak. &nbsp;</p> <p class="p3">&nbsp;</p> <p class="p3">Peki, &Ouml;zg&uuml;ven ve meslektaşlarının akibeti ne oldu? İki seneye yakın bir hukuk m&uuml;cadelesinin ardından hepsi beraat etti. Mahkeme, Dikili Belediyesi uygulamasını dava eden 4736 sayılı yasanın istisnalarını oluşturan Bakanlar Kurulu kararlarını tartıştı. Beraat kararının gerek&ccedil;esinde yasanın istisnasının Bakanlar Kurulu tarafından belirlenmesi, bu istisnaların dışındaki uygulamaların su&ccedil; olarak kabul edilmesinin Anayasanın 10. maddesine konu olan &ldquo;yasa &ouml;n&uuml;nde eşitlik ilkesi&rdquo;ne aykırı olacağı belirtildi. Zira Dikili Belediyesi suyu belirli bir z&uuml;mreye değil <em>herkese</em> bedava veriyordu. &Ouml;zg&uuml;ven&rsquo;in avukatı Arif Ali Cangı &ldquo;kamu hizmetlerini ticari işletmeciliğe d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ren yasaya rağmen, &uuml;cretsiz su sağlanmanın su&ccedil; olarak nitelendirilmemesi &ouml;nemli bir kazanım&rdquo; diyor. Cangı, bu davanın &ldquo;suya erişim hakkı&rdquo; konusunda sadece toplumda değil, hukuk insanları arasında da belirli bir farkındalık yarattığı g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nde.&nbsp;</p> <p class="p3">&nbsp;</p> <p class="p3">Beraat kararı sonrası neler oldu? Medya maalesef dava a&ccedil;ıldığında g&ouml;sterdiği yoğun ilgiyi dava sonuna kadar s&uuml;rd&uuml;remedi. Başka bir deyişle Dikili Belediyesi &ouml;nemli bir zafer kazandı, ama geniş kitle bundan b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de habersiz kaldı. Dikili Belediyesi suyun insan hakkı olduğuna y&ouml;nelik net bir dava kararı &ccedil;ıkmadığı i&ccedil;in suyu &uuml;cretli yapmak durumunda kaldı. Ancak hemen umutsuzluğa kapılmayın. Belediye suyun 1 m<sup>3</sup>&rsquo;&uuml; i&ccedil;in 1 kuruşluk bir fiyat belirlemiş. B&ouml;ylece sembolik de olsa bir &uuml;cret alarak yasalara uyup, suyu yine belirli bir kotaya kadar bedavaya yakın bir fiyata temin etmiş oluyorlar. Hatta belediye eski kotayı 13m<sup>3&rsquo;</sup>e &ccedil;ıkarmış.&nbsp;</p> <p class="p3">&nbsp;</p> <p class="p3">Osman &Ouml;zg&uuml;ven ile b&uuml;t&uuml;n bunları Su Hakkı Kampanyası&rsquo;nın 17 mart 2012&rsquo;de İstanbul&rsquo;da d&uuml;zenlediği &ldquo;K&acirc;r İ&ccedil;in Değil, Yaşam İ&ccedil;in Su&rdquo; panelinde konuşuyoruz. Panel sırasında bir katılımcı &Ouml;zg&uuml;ven&rsquo;e belediyelerin en &ouml;nemli gelir kaynağının su olduğunu hatırlatıyor. Ve soruyor: &ldquo;sizin belediye suyu bedava verecek parayı nereden buluyor?&rdquo;. &Ouml;zg&uuml;ven&rsquo;in cevabıyla birlikte salonda bir kahkaha tufanı kopuyor. &ldquo;Her sene kaldırımları yenilemezseniz, suyun parası fazlasıyla &ccedil;ıkar&rdquo; cevabını veren &Ouml;zg&uuml;ven, &ldquo;suya rant kapısı olarak bakarsanız, ona b&uuml;t&ccedil;e ayırmak i&ccedil;in samimi bir &ccedil;aba g&ouml;stermeniz m&uuml;mk&uuml;n olamaz&rdquo; diye devam ediyor. Anlıyoruz ki su hakkı m&uuml;cadelesi bu cesur insanın hayatı olmuş. B&ouml;yle dediğimizde bunun normal olduğunu, &ccedil;&uuml;nk&uuml; suyun hayatın kendisi olduğunu belirtiyor.&nbsp;</p> <p class="p3">&nbsp;</p> <p class="p5">Suyu hak olmaktan &ccedil;ıkarıp, ekonomik bir mala indirgeyen yasaların olduğu bir &uuml;lkede akıntıya karşı k&uuml;rek &ccedil;eken insanların hikayesini okudunuz. Bundan &ccedil;ıkarılacak dersler hala el değmemiş halde bizi bekliyor. Umutsuzluk s&ouml;ylemi &uuml;retmenin milli spor olduğu T&uuml;rkiye&rsquo;de bu hikayeden bu sefer bir umut dersi &ccedil;ıkarılmalı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Dikili Belediyesi&rsquo;nin uygulaması, &Ouml;zg&uuml;ven&rsquo;e y&ouml;nelik kişisel karalamalardan bahsi ge&ccedil;en yasalara kadar değişen bir dizi engele rağmen devam ediyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; karşımızda teoriyi aşıp pratiğe ge&ccedil;miş, ayakları yere basan bir uygulama var.&nbsp;</p> <p class="p5">&nbsp;</p> <p class="p3">İyi de, ne yapmalı? D&uuml;nyanın &ccedil;eşitli sosyal platformlarında bile anılan bu uygulamayı, &ouml;nce kendi halkına tanıtmak gerek. Su hakkı m&uuml;cadelesinde Osman &Ouml;zg&uuml;ven&rsquo;e d&uuml;şen pay mahkemelere verilmek ve karalamalara maruz bırakılmaksa, medyaya d&uuml;şen de en azından olup biteni geniş kitleye anlatmak olmalı. Su herkesin suyuysa, su hakkını savunma sorumluluğundan b&uuml;y&uuml;k k&uuml;&ccedil;&uuml;k herkes payını almalı. &Ccedil;ok değil bundan sadece 10 ay &ouml;nce İtalya&rsquo;da halkın y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; bir referandum yapıldı. Halkın %96&rsquo;sı, belediyelerin su hizmetlerinden %7 k&acirc;r etmelerini şart koşan &ouml;zelleştirmeci Legge Galli yasasına &ldquo;hayır&rdquo; dedi. Ve yasa y&uuml;r&uuml;l&uuml;kten kaldırıldı. Bizim yasaların da <em>halkın &ouml;n ayak olacağı</em> bir referanduma acilen ihtiyacı var. 4-5 senede bir oy kullanmanın &ouml;tesine ge&ccedil;miş bir vatandaşlık anlayışı belki bu vesiyle inşa edilebilir. Ayrımsız herkesin meselesi olan su hakkının, bizi aslında bir demokrasi m&uuml;cadelesi olan su m&uuml;cadelesinde bir araya getirmesi umuduyla.&nbsp;</p> Akgün İlhan Yorum Yazıları Thu, 09 Aug 2012 03:49:45 +0000 Su Krizinin Gölgesinde http://politikekoloji.org/su-krizinin-golgesinde/ <p>Bilim ve &Uuml;topya, Ekim 2012</p> <p>&nbsp;</p> <p class="ListeParagraf1">D&uuml;nyanın son yirmi yılına damgasını vuran kavramlardan biri &ldquo;su krizi&rdquo;. Nedense &ccedil;oğumuzun aklından ilkin sırtında bebeği başında testisiyle su taşıyan Afrikalı kadınlar ve susuzluktan yarılıp &ccedil;&ouml;le d&ouml;nm&uuml;ş topraklar gibi uzak imgeler ge&ccedil;iyor. Sanki başka diyarların sorunuymuş gibi algıladığımız su meselesi, aslında T&uuml;rkiye&rsquo;nin de en &ouml;nemli sorunlarının başında geliyor. Hızla b&uuml;y&uuml;yen bir kirlenme ve t&uuml;kenmenin kıskacında olan su, haksız bir paylaşımın da nesnesi olmakta. Bu adaletsizlik zengin ile yoksul arasında olduğu kadar, bug&uuml;nk&uuml; ile gelecek kuşaklar arasında da mevcut. O uzak imgelerin etkisinden &ccedil;ıktığımızda, kendi geleceğinden &ccedil;alarak doğayla birlikte kendini de yok eden bir &uuml;lke var karşımızda. Ger&ccedil;eğin t&uuml;m bu şiddetine karşın, T&uuml;rkiye&rsquo;de su meselesi bırakın ona &ccedil;&ouml;z&uuml;m &uuml;retmeyi, hala yeterince araştırılmış bir konu bile değil.&nbsp;</p> <p class="ListeParagraf1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p> <p class="ListeParagraf1"><strong>Su Krizinin Nedeni Artan N&uuml;fus mu? </strong></p> <p class="ListeParagraf1"><strong>&nbsp;&nbsp;</strong></p> <p class="ListeParagraf1">Su krizini anlamak i&ccedil;in &ouml;ncelikle onu yaratan şartlara bakmalı. Ş&uuml;phesiz ki su meselesi, d&uuml;nyanın her yerinde aynı şiddette yaşanmıyor. Orta Doğu&rsquo;da binyıllardır yaşanan susuzluk ve Brezilya&rsquo;nın zengin su kaynakları aynı gezegenin iki ayrı y&uuml;z&uuml;n&uuml; yansıtıyor. Ancak ortak olan şu: son elli yıldır d&uuml;nya su kaynakları, ister Doğu&rsquo;da isterse Batı&rsquo;da olsun, şiddetlenen bir ekonomik &uuml;retim baskısı altında. Peki, bu baskıyı yaratan artan d&uuml;nya n&uuml;fusu mu? D&uuml;nya Kaynakları Enstit&uuml;s&uuml;&rsquo;ne g&ouml;re 20yy.&rsquo;da k&uuml;resel su t&uuml;ketimi altı kat b&uuml;y&uuml;rken, d&uuml;nya n&uuml;fusu sadece &uuml;&ccedil; kat artmış (<a href="http://www.wri.org/">www.wri.org</a>). En basit hesapla bile, b&uuml;y&uuml;yen su t&uuml;ketimini salt artan n&uuml;fusla a&ccedil;ıklamanın doğru olmadığı ortada. &Uuml;stelik T&uuml;rkiye&rsquo;de suyun %85&rsquo;i (%74&rsquo;&uuml; tarım + %11&rsquo;i end&uuml;stri) ekonomik &uuml;retim i&ccedil;in t&uuml;ketilirken, sadece %15&rsquo;i insani ihtiya&ccedil;lar (i&ccedil;me ve bireysel temizlik) i&ccedil;in kullanılıyor<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn1">[1]</a>. D&uuml;nyanın pek &ccedil;ok &uuml;lkesinde insani kullanım ile ekonomik &uuml;retime giden su aşağı yukarı benzer oranlarda. &Ouml;yleyse su krizinin esas sorumluları kim? Başını &ldquo;d&uuml;nya su devleri&rdquo; diye bilinen sayısı onu bile bulmayan &ccedil;ok uluslu şirketin &ccedil;ektiği sermaye grupları.</p> <p class="ListeParagraf1">&nbsp; &nbsp;</p> <p class="ListeParagraf1"><strong>Devletleşen Şirketler</strong></p> <p class="ListeParagraf1"><strong>&nbsp;</strong></p> <p class="ListeParagraf1">Devlerin &ouml;yk&uuml;s&uuml; ş&ouml;yle: ABD, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi erken end&uuml;strileşmiş &uuml;lkelerde, su hizmetlerinin ticarileştirilmesi de diğer &uuml;lkelere g&ouml;re daha &ouml;nce başladı. Bu &uuml;lkelerdeki su şirketleri kendi vatandaşlarına verdiği hizmetlerden &ouml;ylesine b&uuml;y&uuml;k kazan&ccedil; sağladılar ki, &nbsp;k&acirc;r eden şirketin b&uuml;y&uuml;mesi prensibi gereği d&uuml;nya su pazarına a&ccedil;ıldılar<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn2">[2]</a>. Zira kimilerince &ldquo;mavi altın&rdquo; denilen su, &uuml;retiminin (&ccedil;ıkarılması ve işlenmesi) g&ouml;rece az masraflı olması ve hayati &ouml;neme sahip olması gibi nedenlerle d&uuml;nyanın en k&acirc;rlı birka&ccedil; sekt&ouml;r&uuml;nden biri. 1990&rsquo;lardaki bu &ccedil;ıkışın, d&uuml;nya su krizi s&ouml;yleminin k&uuml;resel bir kimlik kazandığı d&ouml;neme denk gelmesi bir tesad&uuml;f değil. Aynı d&ouml;nemde Marsilya&rsquo;da D&uuml;nya Su Konseyi kuruldu (1996). Bu organizasyon bahsi ge&ccedil;en su devlerinin yanı sıra hidroelektrik sekt&ouml;r&uuml;nde &ccedil;alışan inşaat ve enerji şirketlerinin sahip ve y&ouml;neticileri ve d&uuml;nyanın &ccedil;eşitli &uuml;lkelerinden &ouml;zelleştirme yanlısı h&uuml;k&uuml;met temsilcileri, devlet b&uuml;rokratları ve yerel y&ouml;neticilerden oluşuyor. Konsey&rsquo;de T&uuml;rkiye&rsquo;den DSİ, İSKİ ve Nurol İnşaat gibi kırk civarında kurum ve şirket yer alıyor.</p> <p class="ListeParagraf1">&nbsp;</p> <p class="ListeParagraf1">D&uuml;nya Su Konseyi&rsquo;nin amacı, suyun ekonomik bir metaya d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmesi ve kurallarını piyasa ekonomisinin belirleyeceği k&uuml;resel bir su pazarının oluşturulması. Konsey&rsquo;e g&ouml;re su krizinin ana nedenleri gelişmekte olan &uuml;lkelerdeki &ldquo;y&uuml;ksek n&uuml;fus artışı&rdquo;, &ldquo;suyun ger&ccedil;ek maliyetinin &ccedil;ok altında fiyatlandırılması ve buna bağlı olarak artan su israfı&rdquo; ve &ldquo;kamunun suyu y&ouml;netmedeki beceriksizliği&rdquo; (<a href="http://www.wwc.org/">http://www.wwc.org</a>). Buradan hareketle &ldquo;teknolojik ve finansal birikime sahip şirketlerin suyu kamusal y&ouml;netimde sık&ccedil;a g&ouml;r&uuml;len siyasi engellere takılmadan etkin ve s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir bir bi&ccedil;imde y&ouml;neteceği&rdquo; (<a href="http://www.wwc.org/">http://www.wwc.org</a>) savunuluyor. Bu s&ouml;ylemi yaymak amacıyla Marakeş (1997), The Hague (2000), Kyoto (2003), Mexico City (2006),&nbsp; İstanbul (2009) ve Marsilya&rsquo;da (2012) olmak &uuml;zere altı D&uuml;nya Su Forumu d&uuml;zenlendi. Bu forumlarda esas olarak suyun ve su hizmetlerinin ticarileştirilip &ouml;zelleştirmesinin &ouml;n&uuml;ndeki g&uuml;&ccedil;l&uuml;klerle başa &ccedil;ıkma yolları tartışılıyor. Devletler i&ccedil;in Birleşmiş Milletler ne ise, su ve hidroelektrik sekt&ouml;rlerindeki şirketler i&ccedil;in D&uuml;nya Su Konseyi o desek yanlış olmaz. Şirketlerin sadece diğer şirketlerle değil, devletlerle de bir araya gelmesini sağlayarak g&uuml;c&uuml;ne g&uuml;&ccedil; katlayan bu konsey, <em>şirketlerin devletleştiği, devletlerin de şirketleştiği</em> neo-liberalizmin su y&ouml;netimi alanındaki en g&uuml;&ccedil;l&uuml; kalesi. Doğası gereği yerel olan su y&ouml;netimini global bir meseleye, suyun kendisini ise k&uuml;resel pazarın nesnesi haline d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmeye &ccedil;alıştıran zihniyetin lokomotifi işte bu Konsey.</p> <p class="ListeParagraf1">&nbsp;</p> <p class="ListeParagraf1"><strong>Şirketleşen Devletler: T&uuml;rkiye&rsquo;de Su Ticarileştiriliyor</strong></p> <p class="ListeParagraf1"><strong>&nbsp;</strong></p> <p>Peki devletler ne durumda? T&uuml;rkiye &ouml;rneğinden yola &ccedil;ıkalım. IMF ve D&uuml;nya Bankası yarım asrı aşkın bir s&uuml;rede T&uuml;rkiye ile y&uuml;zlerce ikraz ve Stand-by anlaşması imzaladı. D&uuml;nya Bankası ile en fazla sayıda anlaşma tarım ve onun ardından enerji sekt&ouml;r&uuml;nde ger&ccedil;ekleşti. T&uuml;rkiye&rsquo;nin su politikasında D&uuml;nya Bankası&rsquo;nın oynadığı belirleyici rol de buradan kaynaklanıyor. &Ouml;nceleri teknik hedeflere y&ouml;nelik projelere kredi veren banka, 1980&rsquo;lerden itibaren her sekt&ouml;r ve alanda Yapısal Uyarlama Kredisi projelerine ağırlık vermeye başladı<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn3">[3]</a>. Bu krediler T&uuml;rkiye&rsquo;ye, kamusal y&ouml;netimi adem-i merkezileştirme ve daraltma; suyu ve su hizmetlerini ticarileştirme; ekonomik &ccedil;ıkar gruplarının su y&ouml;netimine doğrudan katılımını sağlama; ve suyu k&uuml;resel piyasa kurallarına g&ouml;re y&ouml;netme gibi hedefleri ger&ccedil;ekleştirmesi şartıyla verildi. Bir dizi reform ve d&uuml;zenleme ile sayılan hedefler b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de ger&ccedil;ekleştirildi.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bu d&uuml;zenlemelere verilebilecek &ouml;rnekler &ccedil;eşitli ve sayıca fazla olduğu i&ccedil;in sadece bir ka&ccedil;ına değinebileceğiz. İlkin hidroelektrik sekt&ouml;r&uuml;ne bakalım. Baraj ve Hidroelektrik Santral (HES) gibi b&uuml;y&uuml;k hidrolik yapıların yapımı ve işletilmesi hakkı, Devlet Su İşleri (DSİ) ve Elektrik İşleri Et&uuml;t idaresi (EİEİ) gibi kamu kuruluşlarından alınıp, 1994 tarihli 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli &Ccedil;er&ccedil;evesinde Yaptırılması Hakkında Kanun<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn4">[4]</a> ile &ccedil;ok uluslu su şirketlerinin ve onların T&uuml;rkiye&rsquo;deki temsilcilerine verildi. 2001&rsquo;de y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe giren 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn5">[5]</a> ile de aynı kuruluşlar tarafından geliştirilen enerji projeleri &ouml;zel sekt&ouml;r başvurularına a&ccedil;ıldı. B&ouml;ylece &ouml;zel şirketler belirledikleri su kaynaklarını kullanmak i&ccedil;in DSİ ile en fazla 49 yıllık olan su kullanım hakkı anlaşmaları yapıp, Enerji Piyasası D&uuml;zenleme Kurumu'ndan (EPDK) lisans almaya başladı. Nitekim&nbsp; S&ouml;z konusu su kaynakları &Ccedil;evresel Etki Değerlendirmesi'ne (&Ccedil;ED) t&acirc;bi ise &Ccedil;ED olumlu veya &ldquo;&Ccedil;ED gereksizdir&rdquo; gibi yasal kararları arkalarına alarak &ouml;zellikle Karadeniz&rsquo;de bulunan vadileri işgal etmeye başladılar. Tarım sekt&ouml;r&uuml;nde de DSİ tarafından yapılmış pek &ccedil;ok sulama tesisi, sulama birliklerine ve kooperatiflerine devredildi.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Belediyelerle ilgili olarak da kapsamlı yasal değişiklikler yapıldı. Eskiden belediyelerin su ve kanalizasyon hizmetleri ve altyapıları i&ccedil;in gereken mali ve teknik desteği vermekle y&uuml;k&uuml;ml&uuml; olan İller Bankası, dış kaynaklı krediyi belediyelere pay eden bir kuruma d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;ld&uuml;. B&ouml;ylece pek &ccedil;ok belediye hizmetlerini s&uuml;rd&uuml;rmek i&ccedil;in &ccedil;ok uluslu su şirketlerine başvurmak zorunda kaldı. Kimisi de k&acirc;r odaklı bir hizmet anlayışını benimseyip kendi ticarileşti. Bu s&uuml;re&ccedil; D&uuml;nya Bankası ve IMF anlaşma şartlarının etkisiyle suyu ekonomik metaya ve belediyeleri ticarethaneye d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ren bir takım kanun maddeleriyle ger&ccedil;ekleştirildi.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bunlardan biri 1981 tarihli 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; Kuruluş ve G&ouml;revleri Hakkında Kanun&rsquo;un &ldquo;Tarife Tespit Esasları&rdquo; başlıklı 23. maddesi<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn6">[6]</a>. T&uuml;rkiye&rsquo;de b&uuml;t&uuml;n b&uuml;y&uuml;kşehir belediyelerini bağlayan bu maddeye g&ouml;re yerel y&ouml;netimler y&uuml;r&uuml;tt&uuml;kleri t&uuml;m hizmetlerin ger&ccedil;ekleşmesi i&ccedil;in harcanan y&ouml;netim ve işletme masrafları, amortismanları doğrudan gider olarak yazılan yenileme giderleri, ve iyileştirme ve genişletme giderlerine ek olarak minimum %10 k&acirc;r i&ccedil;erecek bir fiyatlandırma yapmak zorunda. B&ouml;ylece su ve kanalizasyon idareleri su hizmetlerinde minimum %10 k&acirc;r esasına g&ouml;re &ccedil;alışan ticari işletmelere d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor. Bir başkası da, 4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının &Uuml;rettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun&rsquo;un 1. maddesi<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn7">[7]</a>. &ldquo;Belediyeler ile bunların kurdukları birlik, m&uuml;essese ve işletmelerde&hellip; &uuml;retilen mal ve hizmet bedellerinde işletmecilik gereği yapılması gereken ticari indirimler hari&ccedil; herhangi bir kişi veya kuruma &uuml;cretsiz veya indirimli tarife uygulanmaz&rdquo; diyen bu maddeye g&ouml;re bedelsiz su hizmeti veren kamu g&ouml;revlisi hakkında cezai işlem uygulanır. Dikili Belediye Başkanı Osman &Ouml;zg&uuml;ven ve meslektaşlarına suyu halka bedava dağıttıkları i&ccedil;in a&ccedil;ılan davayı hatırlayın<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn8">[8]</a>.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bir başka madde de Devlet Su İşleri Umum M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanun&rsquo;un 24. maddesi<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn9">[9]</a>. DSİ tarafından su kaynaklarının geliştirilmesi i&ccedil;in a&ccedil;ılan her t&uuml;rl&uuml; tesisin kurulma, işletme ve bakımı i&ccedil;in yapılan t&uuml;m harcamaların bu tesislerden faydalanacak vatandaş tarafından geri &ouml;denmesini şart koşan bu madde, suyun ticarileştirilmesi politikasının &uuml;lke &ouml;l&ccedil;eğini tanımlıyor. Bu arada DSİ&rsquo;nin belediyelere de suyu &uuml;cretsiz vermediğini de belirtelim. B&ouml;ylece belediyeler suyu vatandaşa satmak zorunda kalıyor. Son olarak da, Belediye ve Bağlı Kuruluşları ile Mahalli İdare Birlikleri Norm Kadro İlke ve Standartlarına Dair Y&ouml;netmeliğin 19. maddesi<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn10">[10]</a> var. Memurlar ve diğer kamu g&ouml;revlileri eliyle y&uuml;r&uuml;t&uuml;lmesi zorunlu olmayan hizmetlerin hizmet satın alma yoluyla karşılanması gerektiğini belirten madde ş&ouml;yle devam ediyor: &ldquo;Hizmetlerin y&uuml;r&uuml;t&uuml;lmesinde; kaynakların etkili ve verimli kullanılması, hizmet kalitesi ve miktarından &ouml;d&uuml;n verilmeden maliyetlerin d&uuml;ş&uuml;r&uuml;lmesi, b&uuml;rokrasi ve kırtasiyeciliğin azaltılması ile hizmetlerin vatandaş odaklı sunulması ilkelerine uyulur&rdquo;. Bu d&uuml;zenleme ile belediyelere &ldquo;daha etkin&rdquo; ve &ldquo;daha az b&uuml;rokratik&rdquo; olduğu ima edilen &ouml;zel sekt&ouml;r&uuml;n katılımı teşvik ediliyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>T&uuml;rkiye&rsquo;nin su politikası, vatandaşın birincil ihtiya&ccedil;larını karşılamaya y&ouml;nelik su &nbsp;miktarını y&uuml;ksek su faturalarıyla azaltıp, artan payı tarım/end&uuml;stri sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n b&uuml;y&uuml;yen su talebini karşılamaya y&ouml;nlendirmek &uuml;zerine kurulu. Başka deyişle, hem su politikaları hem de suyla doğrudan ilgili tarım ve enerji politikaları, doğal kaynakların devlet eliyle &ouml;ncelikle ekonomik sekt&ouml;r&uuml;n taleplerini, daha sonra halkın temel ihtiya&ccedil;larını karşılamak i&ccedil;in tam kapasite kullanılmasını sağlamaya y&ouml;nelik. Bu politikalar su ve enerji t&uuml;ketimini artıracağı i&ccedil;in, bu yaşam kaynağının kirlenmesi ve t&uuml;kenmesi ka&ccedil;ınılmaz olacak.</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>Ulusal Sermayeye G&ouml;re Yeterince Su Kullanmıyormuşuz!</strong></p> <p>&nbsp;</p> <p>Gelelim T&uuml;rkiye&rsquo;de ulusal sermayenin su meselesini ele alışına. Bir kesim sermayedar, su meselesinin k&uuml;resel sermayenin yarattığı baskıların sonucunda ortaya &ccedil;ıktığını s&ouml;yl&uuml;yor. Buradan hareketle, &ccedil;&ouml;z&uuml;m k&uuml;resel akt&ouml;rlerde ve onların politikalarında değil tek bir merkezden birlikte hareket eden ulusal akt&ouml;rlerde ve politikalarda aranmalıdır diyor. Suyu devlete ait ve kamu eliyle y&ouml;netilmesi gereken stratejik bir kaynak olarak tanımlayan bu kesimden farklı olarak suyu y&ouml;netecek olanın bilgi ve finansmana sahip olan &ouml;zel sekt&ouml;r olduğunu savunan bir başka kesim de var.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bu farklılığın yarattığı sis perdesinin arkasına baktığımızda g&ouml;r&uuml;yoruz ki her ikisi de &ldquo;tam maliyet&rdquo; y&ouml;ntemi ve &ldquo;kullanan &ouml;der&rdquo; prensibini benimsiyor<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn11">[11]</a>. Yani &ldquo;paran kadar su kullanır, yoksa kullanamazsın&rdquo; diyorlar. Daha da &ouml;tesi, T&uuml;rkiye&rsquo;de su kaynaklarının yeterince kullanılmadığı ve bu nedenle &uuml;lkenin geri kaldığı y&ouml;n&uuml;ndeki a&ccedil;ıklamalarıyla da iki g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n su y&ouml;netimi konusunda paralel bir yaklaşımı var. Devlet s&ouml;ylemi ile de aynı y&ouml;nde olan bu anlayışa g&ouml;re, T&uuml;rkiye bir an &ouml;nce su kaynaklarını - Veysel Eroğlu&rsquo;nun <em>&ccedil;ılgın</em> ifadesiyle &ndash; &ldquo;tam kapasite&rdquo; kullanmaya başlamalı. &Uuml;lkenin d&ouml;rt bir yanında planlanan ya da inşaatı devam eden 2000&rsquo;den fazla baraj ve HES&rsquo;in arkasında bu &ccedil;ılgın plan yatıyor. Bu &ccedil;ılgınlığın neden olduğu sosyal ve ekolojik yıkımı kalkınmanın ka&ccedil;ınılmaz bedeli olarak g&ouml;r&uuml;p, bu bedeli de y&uuml;kselen su faturalarıyla suyu temel ihtiya&ccedil;ları i&ccedil;in kullanan vatandaşa yıkıyorlar. Bu y&ouml;n&uuml;yle ulusal sermayenin, devletin, IMF ve D&uuml;nya Bankası&rsquo;nın suya bakışında &ouml;nemli paralellikler g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn12">[12]</a>. &nbsp;</p> <p>&nbsp;&nbsp;</p> <p class="ListeParagraf1"><strong>D&uuml;nya Uyanıyor: Halkların Su M&uuml;cadelesi</strong></p> <p class="ListeParagraf1"><strong>&nbsp;</strong></p> <p class="Default">Neo-liberalizm dalgasıyla d&uuml;nyanın t&uuml;m su kaynaklarının k&uuml;resel pazara a&ccedil;ılması, suyun ticarileştirilmesi ve &ouml;zelleştirilmesi uygulamaları beraberinde kirlenme, temiz su kaynaklarının azalması, buna bağlı salgın hastalıklar, g&ouml;&ccedil;ler ve &ccedil;arpık kentleşme vb. sosyal ve ekolojik sorunlara neden olarak &ccedil;eşitli muhalif hareketleri de tetikledi. Yeni binyılın başlarında Bolivya<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn13">[13]</a>, Hindistan<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn14">[14]</a>, G&uuml;ney Afrika Cumhuriyeti<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn15">[15]</a>, İspanya, İtalya ve Uruguay gibi pek &ccedil;ok &uuml;lkede devletin yardımıyla halka ait olan su kaynaklarını gasp edip tekrar halka fahiş fiyatla satan şirketlere karşı g&uuml;&ccedil;l&uuml; sosyal hareketler ortaya &ccedil;ıktı. Bunlardan bazıları &ouml;nemli kazanımlar elde etti. 2004&rsquo;de Uruguay&rsquo;da şebeke suyuna erişimin bir insan hakkı olması ve su hizmetlerinin <em>tamamıyla ve doğrudan</em> devletin yasal t&uuml;zel kişileri tarafından y&uuml;r&uuml;t&uuml;lmesi anayasal g&uuml;vence altına alındı<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn16">[16]</a>. 2005&rsquo;te İspanya&rsquo;nın bir ucundaki Ebro Nehri&rsquo;nden &uuml;lkenin diğer ucundaki end&uuml;striyel tarım ve yoğun turizm sekt&ouml;rlerinin artan su talebini karşılamak i&ccedil;in bin kilometreye yakın kanallarla b&ouml;lgelerarası su transferi &ouml;neren dev proje halkın ısrarlı tepkisi sonucu iptal edildi. Genel se&ccedil;imlerle birlikte Sosyalist İş&ccedil;i Partisi&rsquo;nin desteğini alarak &ldquo;Yeni Bir Su K&uuml;lt&uuml;r&uuml;&rdquo;ne giden yolda ilk adımı atan İspanyollar, suyun yerelden y&ouml;netimi ve su arzını artırmak yerine su tasarrufu sağlama y&ouml;n&uuml;nde politikalar &uuml;retmek &uuml;zere yeni bir su planı hazırlamaya başladılar<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn17">[17]</a>.</p> <p class="Default">&nbsp;</p> <p class="Default">2006&rsquo;da ise D&uuml;nya Su Konseyi&rsquo;nin Meksika&rsquo;da d&uuml;zenlediği D&uuml;nya Su Forumu ile eş zamanlı ama onun &ouml;zelleştirmeci s&ouml;ylemine karşı olan Alternatif D&uuml;nya Su Forumu ger&ccedil;ekleştirildi. Alternatif Forum&rsquo;da, D&uuml;nya Su Konseyi&rsquo;nin halkların değil, şirket ve h&uuml;k&uuml;metlerin sesi olduğu, dolayısıyla ge&ccedil;erliliğinin olamayacağı ilan edildi<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn18">[18]</a>. Halkların su m&uuml;cadelesinde bir d&ouml;n&uuml;m noktası olan bu tarihten itibaren her &uuml;&ccedil; senede bir insanların, diğer canlıların ve gelecek kuşakların su hakkını savunan aktivistler, bilim insanları ve halk bir araya geldi. İkinci Alternatif D&uuml;nya Su Forumu 2009&rsquo;da İstanbul&rsquo;da ger&ccedil;ekleştirildi. 2010 Haziranında ise İtalya&rsquo;da halkın y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; bir referandum yapıldı. Halkın %96&rsquo;sı, bizde olduğu gibi belediyelerin su hizmetlerinden %7 k&acirc;r etmelerini şart koşan &ouml;zelleştirmeci Legge Galli yasasına hayır dedi<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn19">[19]</a>. Ve yasa y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırıldı.</p> <p class="Default">&nbsp;</p> <p class="Default" align="center">&nbsp;</p> <p class="Default">Mart 2012&rsquo;de Marsilya&rsquo;da 3. Alternatif D&uuml;nya Su Forumu d&uuml;zenlendi. 14 Mart &ldquo;D&uuml;nya Nehirleri Eylem G&uuml;n&uuml;&rdquo; etkinlikleriyle başlayan bu forumda d&uuml;nyanın &ccedil;eşitli yerlerinden y&uuml;zlerce eylemci, ekolojik yıkıma ve sosyal adaletsizliğe neden olmasına rağmen &ldquo;yeşil g&ouml;z boyama&rdquo; ile devletler ve şirketler tarafından sihirli bir kalkınma aracı gibi g&ouml;sterilen baraj ve HES&rsquo;leri protesto etti. &ldquo;K&acirc;r i&ccedil;in değil, yaşam i&ccedil;in su&rdquo; ve &ldquo;nehirler &ouml;zg&uuml;r aksın&rdquo; sloganları Marsilya sokaklarında yankılandı. Forumda suyun anayasal bir hak olarak kabul edilmesi, y&ouml;netiminin kamu eliyle olması ama halka yakın yeni bir kamu kavramının birlikte oluşturulması gerektiği vurgulandı. Su hakkının, demokrasi ve s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilirlik kavramları gibi egemen g&uuml;&ccedil;lerin kontrol&uuml;nde eğilip b&uuml;k&uuml;lmemesi i&ccedil;in bu &ouml;nemli insanlık kazanımına halkların sahip &ccedil;ıkması gerektiği sonucuna varıldı. Forum deklarasyonunda b&uuml;t&uuml;n devletlerin kendi ulusal kanunları i&ccedil;inde suyu bir insan hakkı olarak kabul etmeleri gerektiği de belirtildi (<a href="http://www.fame2012.org/">www.fame2012.org</a>). Haziran 2012&rsquo;de Brezilya&rsquo;da yapılan Rio+20 Zirvesi Deklarasyonu&rsquo;nda da "suya erişim bir insan hakkıdır" denildi(<a href="http://rio20.net/">http://rio20.net</a> ). Diğer pek &ccedil;ok hak genel hak &ccedil;er&ccedil;evesinde yer alırken, su i&ccedil;in &ouml;zel bir tanımlama yapılması halkların su m&uuml;cadelesinin bir zaferi olarak kabul edilmeli.</p> <p class="Default">&nbsp;</p> <p class="Default"><strong>İki Bin Yıllık &ldquo;B&ouml;l ve Y&ouml;net&rdquo; Stratejisinin Yeni Hedefi: Su ve K&ouml;yl&uuml;</strong></p> <p class="Default">&nbsp;</p> <p class="ListeParagraf1">Ancak bu deklarasyonun hi&ccedil;bir yasal bağlayıcılığı olmadığını unutmamak gerek. B&uuml;y&uuml;yen su krizi ile birlikte, iki bin yıllık &ldquo;b&ouml;l ve y&ouml;net&rdquo; stratejisinin yeni hedefinde su ve suyun insanları var. Suyu nehrinden alıp pet şişe ve tankerlerle, kanal ve borularla kaynağından uzaklaştıran devlet ve sermaye, aynısını k&ouml;yl&uuml;lere de yapıyor. Suyunu gasp edip k&ouml;yl&uuml;y&uuml; toprağından uzaklaştırıyor. Suyu kendi varlığının bir par&ccedil;ası olarak koruyacak ve savunacak k&ouml;yl&uuml; ile suyun arasına mesafe koyup, ikisi arasındaki doğrudan ilişkiyi yok ediyor. B&ouml;ylece suyu sadece fiziksel değil sosyal bağlamından da koparıp, onu insansızlaştırırarak kendi kontrol&uuml; altına alıyor. Kapitalizmin &uuml;retim ve t&uuml;ketim pratiklerinin ka&ccedil;ınılmaz şekilde kıtlaştırdığı suyun pazar değeri de y&uuml;kselecek. Bu da piyasa akt&ouml;rlerinin suya olan ilgilerinin daha da artacağı ve aralarındaki rekabetin daha da şiddetleneceği anlamına geliyor. Daha &ccedil;ok kullanılan su daha &ccedil;abuk kirlenecek ve temiz su hızla t&uuml;kenecek. Yani hem T&uuml;rkiye hem de d&uuml;nya halklarını gittik&ccedil;e &ccedil;etinleşecek bir m&uuml;cadele bekliyor.</p> <p class="ListeParagraf1"><strong>&nbsp;</strong></p> <p class="ListeParagraf1"><strong>T&uuml;rkiye&rsquo;nin Halkları Bir Araya Geliyor: Suyuma Dokunma!</strong></p> <p class="ListeParagraf1"><strong>&nbsp;</strong></p> <p class="ListeParagraf1">Beşincisi Mart 2009&rsquo;da İstanbul&rsquo;da d&uuml;zenlenen D&uuml;nya Su Forumu &ouml;ncesinde yaşananlar, T&uuml;rkiye&rsquo;de halkın su m&uuml;cadelesi tarihinde &ouml;nemli bir d&ouml;n&uuml;m noktası oldu. O vakte kadar, su meselesi daha &ccedil;ok akademik ve siyasi &ccedil;evrelerde tartışılmış, geniş kitlenin g&uuml;ndeminden uzak kalmıştı. Oysa Karadeniz B&ouml;lgesi&rsquo;nde en ufak akarsuların bile &uuml;zerine inşa edilen ve planlanan binlerce baraj ve HES vardı. G&uuml;neydoğu&rsquo;da 10 bin senelik kesintisiz bir tarihe sahip Hasankeyf kenti ile birlikte Dicle Vadisi&rsquo;nin y&uuml;zlerce k&ouml;y ve kasabasını sulara g&ouml;mecek olan Ilısu Barajı&rsquo;ndan ve G&uuml;neydoğu Anadolu Projesi&rsquo;nin (GAP) neden olduğu aşırı tuzlanma, yeraltı su seviyelerinde d&uuml;şme, g&uuml;bre ve tarım ila&ccedil;larının yoğun kullanımına bağlı toprak ve su kirliliği, erozyon ve g&ouml;&ccedil; problemleri yıllardan beri tartışılageliyordu. Batıda Allianoi&rsquo;yi &ouml;nce kumlara sonra sulara g&ouml;mecek olan Yortanlı Barajı ve Doğuda Munzur nehri &uuml;zerine yapılması planlanan onlarca baraj projesi s&ouml;z konusuydu. Sayarsak sayfaların yetmeyeceği kadar proje &uuml;lkenin b&uuml;t&uuml;n sularını kontrol altına alıyor ve beraberinde geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml; olmaz ekolojik felaketlere ve b&uuml;y&uuml;yen bir adaletsizliğe neden oluyordu. Bu projelerden doğrudan etkilenen k&ouml;yl&uuml;ler, projeleri bireysel olarak dava ediyor ama davalar yıllarca s&uuml;r&uuml;yor ya da durdurma kararlarına rağmen baraj inşaatları tam gaz devam ediyordu. Bu deneyimlerle birlikte, geniş kitlenin katılımının ve g&uuml;&ccedil;leri birleştirmenin &ouml;nemi daha iyi anlaşıldı. Yerel hareketler Hasankeyf&rsquo;i Yaşatma Girişimi, Karadeniz İsyandadır Platformu ve Munzur&rsquo;u Koruma Kurulu gibi geniş &ccedil;atılar altında bir araya gelmeye başladı. Suyu ticarileştirme ve &ouml;zelleştirme yanlısı D&uuml;nya Su Forumu&rsquo;na karşı bir halk forumunun hazırlıkları, T&uuml;rkiye &ccedil;apında pek &ccedil;ok yerel hareketin bir araya gelmesine vesile oldu.</p> <p class="ListeParagraf1">&nbsp;</p> <p class="ListeParagraf1">&Ouml;rneğin Hasankeyf&rsquo;i Yaşatma Girişimi, bir GAP projesi olan Ilısu barajına karşı iki başarılı uluslararası kampanya y&uuml;r&uuml;tt&uuml;. &Ccedil;ok uluslu şirketler birliği tarafından inşa edilmesi planlanan proje, insan hakkı ve &ccedil;evre meseleleri alanlarında &ccedil;alışan &ccedil;eşitli oluşumların uluslararası &ouml;l&ccedil;ekte &ouml;rg&uuml;tlenmelerin sonucunda 2001 ve 2009 yıllarında olmak &uuml;zere iki kez iptal edildi<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn20">[20]</a>. Ancak h&uuml;k&uuml;met artık gurur projesi haline d&ouml;n&uuml;şen Ilısu barajı inşaatına bu sefer yerli finans kaynaklarıyla (Garanti Bankası ve Akbank) devam edileceğini a&ccedil;ıkladı. Karadeniz İsyandadır Platformu bileşeni yerel hareketler ise yaratıcı eylemleri ve taban direnişi ile sadece yerel değil, ulusal medyanın da g&uuml;ndemden d&uuml;şm&uuml;yor.</p> <p class="ListeParagraf1">&nbsp;</p> <p class="ListeParagraf1">T&uuml;rkiye&rsquo;de geniş kitlenin baraj ve kalkınma algısını sorgulatan bu eylemler artarak ve &ccedil;eşitlenerek devam etmekte. K&ouml;yl&uuml;n&uuml;n su m&uuml;cadelesi, suyla ilişkisi musluğu a&ccedil;ıp kapamaktan &ouml;teye gidemeyen kentli nesillere kendilerini var eden doğayı hatırlatıyor. Su m&uuml;cadelesi hepimize suyun sadece kimyasal form&uuml;l&uuml; H<sub>2</sub>O olan bir sıvı değil, nehir olduğunu, nehrin sadece nehir değil &uuml;zerinden ve altından ge&ccedil;tiği toprak olduğunu, toprağın sadece toprak değil&nbsp; hayat verdiği yaşamlar ve k&uuml;lt&uuml;rler olduğunu hatırlatıyor. Yaşamın ta kendisi olan suyun, yaşayan bir varlık olduğunu hatırlatıyor.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p> <p class="ListeParagraf1">&nbsp;</p> <p class="ListeParagraf1">T&uuml;rkiye&rsquo;de su meselesine odaklanan &ccedil;eşitli oluşumlar mevcut. Dikkat &ccedil;ekici olan meseleyi insan vurgusuyla ele alanlar ile doğayı merkeze alanlar arasındaki diyalog eksikliği. Bu yapay &ldquo;insan-doğa ikili karşıtlığı&rdquo; algısı, bir damla desteğin bile &ouml;nemli olduğu g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde ciddi bir g&uuml;&ccedil; kaybı yaratıyor. Doğanın yıkımının insanın yok oluşu olduğunu unutmadan, toplumun meselelerinden yola &ccedil;ıkan kapsamlı ve kucaklayıcı&nbsp; bir yeni s&ouml;ylemin birlikte oluşturulması şart. Bireyin, toplumun, diğer canlıların ve gelecek nesillerin yaşam hakkı olan suyun korunmasını hedefleyen, suyu ekonomik kaynak değil &ldquo;yaşayan bir varlık&rdquo; olarak kabul eden bir anlayışın birlikte yaratılması bir zorunluluk. Suyun gerek fiziksel gerekse sosyal bağlamının b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; tehdit eden her eylemin, yaşamın b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; de tehdit ettiğini artık anlamak ve anlamayanlara anlatmak gerek.</p> <p class="ListeParagraf1">&nbsp;</p> <p class="Default"><strong>Kalkınma Paradigması Sorgulanmadan Su M&uuml;cadelesi Başlayamaz&hellip; </strong></p> <p class="Default">&nbsp;</p> <p class="ListeParagraf1">Halkların su m&uuml;cadelesi, y&uuml;zyıllardır krizlerden beslenerek evrilen kapitalizmin karşısında ger&ccedil;ek bir varlık g&ouml;sterebilmek i&ccedil;in bir kitle hareketine d&ouml;n&uuml;şmek zorunda. Birbirini dinlemeyen veya &ouml;tekinden habersiz bir yığın değil, ancak &ccedil;ok sesli bir birliktelik bir kitle olabilir. &ldquo;Ekoloji Oskarı&rdquo; olarak bilinen &ldquo;Goldman &Ouml;d&uuml;l&uuml;&rdquo; (2003) sahibi ve İspanya&rsquo;daki Yeni Su K&uuml;lt&uuml;r&uuml; Hareketi&rsquo;nin liderlerinden Pedro Arrojo&rsquo;nun da dediği gibi &ldquo;bir paradigma değişikliği hedeflemeyen hi&ccedil;bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m, su meselesine &ccedil;are olamaz&rdquo;<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn21">[21]</a>. &Ouml;ncelikle, IMF ve D&uuml;nya Bankası gibi neoliberal kuruluşların devletler sistemi ile halklara dayattığı kalkınma paradigmasının kimi kalkındırıp, kimi yıktığını sorgulamak gerekiyor.</p> <p class="ListeParagraf1">&nbsp;</p> <p class="ListeParagraf1">K&ouml;yl&uuml;y&uuml; toprağından, suyundan edip &ouml;z&uuml;nden uzaklaştırmak mıdır kalkınma? Ya da on UNESCO D&uuml;nya Mirası kriterinden<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn22">[22]</a> dokuzunu<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn23">[23]</a> karşılayan Hasankeyf&rsquo;i ekonomik &ouml;mr&uuml; elli seneyi bulmayacak bir baraja kurban etmek midir? Bu arada Mısır Piramitleri&rsquo;nin bu kriterlerin sadece ikisini karşıladığını hatırlatalım. 1960&rsquo;larda yolu Hasankeyf&rsquo;ten ge&ccedil;en Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay&rsquo;ın &ldquo;modern T&uuml;rkiye&rsquo;nin imajı&rdquo;nı bozduğu gerek&ccedil;esiyle<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn24">[24]</a>, Dicle Vadisi&rsquo;nin sarp kayalarına oyulmuş mağaralarda bin yıllardır yaşayan Hasankeyflileri jandarma zoruyla &ccedil;ıkarması ve daracık beton gecekondulara hapsetmesi midir kalkınma? &Ouml;yle ki bu evlerden gizlice ka&ccedil;ıp tekrar mağaralarına sığınmak isteyen insanları kontrol etmek &uuml;zere bir jandarma istasyonu bile kurulmuş Hasankeyf&rsquo;te. Şimdiyse o beton evlerden de olmak &uuml;zere kentin sakinleri. TOKİ yeni evler inşa ediliyor onlar i&ccedil;in. Evler suya boğulmuş Hasankeyf manzaralı olacak. Bu arada evlerin mağdur insanlara bedava verileceğini de sanmayın. Eski evlerinin ederinin &uuml;&ccedil; katı para &ouml;demeleri gerekiyor. Ne adil bir d&uuml;zen değil mi? Hem yerinden yurdundan olacak, hem de devlete bor&ccedil;lanacaklar. Ilısu Barajı Batman, Diyarbakır, Mardin, Siirt ve Şırnak il sınırları i&ccedil;indeki 200 civarında yerleşim yerini doğrudan ya da dolaylı etkileyecek olmasına rağmen bu yeni yerleşim projelerinin sadece baraj duvarının inşa edildiği Ilısu K&ouml;y&uuml; ve Hasankeyf i&ccedil;in yapılmış olması da ayrı bir konu. Geriye kalan onbinlerce insan baraj su toplamaya başladığında kaderiyle başbaşa kalacak. Kalkınmanın ağır bedelinden en b&uuml;y&uuml;k payı olacak olan k&ouml;yl&uuml;leri yakın gelecekte artan bir fakirlik ve yerel kimlik kaybı bekliyor. Kentlileri ise g&ouml;&ccedil;e bağlı b&uuml;y&uuml;yen bir plansız kentleşme ve buna bağlı &ccedil;eşitli sorunlar.</p> <p class="ListeParagraf1">&nbsp;</p> <p class="ListeParagraf1">Toplumla doğanın i&ccedil; i&ccedil;e ge&ccedil;tiği, kayanın ev, toprağın su olduğu bu k&uuml;lt&uuml;r-doğa mirası ne sadece Hasankeyflilerin, ne de b&ouml;lgenin meselesi. Hatta sadece T&uuml;rkiye&rsquo;nin değil, t&uuml;m insanlığın meselesi. &Uuml;stelik barajın yaratacağı ekolojik adaletsizlik sadece bizi değil, &ccedil;ocuklarımızı da ilgilendiriyor. Onlar ne Hasankeyf&rsquo;te, ne de Birecik Barajı&rsquo;nın sular altında bıraktığı antik Zeugma&rsquo;da dolaşabilecek. Onlar akan değil, boğulan nehirlerin &ccedil;ocukları olacak. Onlar kurduyla&nbsp; kuşuyla yaşamın kaynağı değil, yıkımın nesnesi olan suları i&ccedil;ecek. Onlar, yaşam kaynakları bir avu&ccedil; sermayedarın elinde silaha d&ouml;n&uuml;şm&uuml;ş bir &uuml;lkede doğacak. Hepimize ait olanı gasp edip, tekrar bize satan sermaye birikimine can katarak, varolan g&uuml;&ccedil; orantısızlığını b&uuml;y&uuml;tmeye devam edecek. &nbsp;Ve b&uuml;t&uuml;n bu olup bitenin adı yıkım ve adaletsizlik değil de kalkınma olacak.</p> <p class="ListeParagraf1">&nbsp;</p> <p class="ListeParagraf1">Genelin &ccedil;ıkarı i&ccedil;in par&ccedil;ayı feda eden bir kalkınma paradigması, tıpkı insan bedeninde olduğu gibi b&uuml;t&uuml;n&uuml;n par&ccedil;alardan oluştuğunu unutturdu bize. Tarihi kalıntılarını bir m&uuml;zeye taşıyarak Hasankeyf&rsquo;i kurtaracağını iddia eden DSİ yetkililerinin zihniyetinin temelini oluşturan paradigma işte bu. Bu &ldquo;B&ouml;l ve y&ouml;net&rdquo; stratejisine karşı &ccedil;ıkan da &ldquo;&uuml;lkenin kalkınmasına karşı&rdquo; yaftasını yiyip, &ldquo;terorist&rdquo; ilan ediliyor<a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_edn25">[25]</a>. &Uuml;stelik &ldquo;genelin &ccedil;ıkarı&rdquo; g&uuml;&ccedil; odaklarının elinde &ldquo;g&uuml;&ccedil;l&uuml;n&uuml;n &ccedil;ıkarından&rdquo; başka bir şey olamıyor. Doğayı ve insanları t&uuml;kettik&ccedil;e a&ccedil;lığı artan bir sistem d&uuml;nyayı kavurmaya devam ediyor. Modernleşme kisvesi altında devlet-şirket simbiyotik birlikteliği insanlar, doğa ve gelecek kuşakların yaşam hakkı olan suyu ve toprağı yok ederek &ldquo;kalkınıyor&rdquo;. İşte bu nedenle kalkınma paradigmasını baştan aşağı değiştirmeyi hedeflemeyen bir su m&uuml;cadelesi su krizine &ccedil;are olamaz. Daha adil ve daha az yıkıcı bir kalkınma anlayışına giden zorlu ve uzun s&uuml;re&ccedil; bu sorgulamayla başlayacak. &nbsp;&nbsp;&nbsp;</p> <h1>Notlar</h1> <p style="text-align: justify;">&nbsp;</p> <hr align="left" size="1" width="33%" /> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref1">[1]</a> Devlet Su İşleri (DSİ)&nbsp; <a href="http://www.dsi.gov.tr/topraksu.htm">http://www.dsi.gov.tr/topraksu.htm</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref2">[2]</a> Warner, J. (2008). Contested hydrohegemony: Hydraulic control and security in Turkey. <em>Water Alternatives</em> 1(2), 271-288.</p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref3">[3]</a> G&uuml;ler, B. A. (2002). K&uuml;reselleşme ve Tarım Sempozyumu Bildirgesi, TZMO, Ankara, 7-8 Ocak 2002.</p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref4">[4]</a> Kanunun tamamı i&ccedil;in bakınız <a href="http://www.enerji.gov.tr/mevzuat/3996/3996_Sayili_Bazi_Yatirim_ve_Hizmetlerin_Yap-Islet-Devret%20Modeli_Cercevesinde_Yaptirilmasi_Hakkinda_Kanun.pdf">http://www.enerji.gov.tr/mevzuat/3996/3996_Sayili_Bazi_Yatirim_ve_Hizmetlerin_Yap-Islet-Devret%20Modeli_Cercevesinde_Yaptirilmasi_Hakkinda_Kanun.pdf</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref5">[5]</a> Daha fazla bilgi i&ccedil;in bakınız &nbsp;<a href="http://www2.epdk.gov.tr/mevzuat/kanun/elektrik/elektrik.html">http://www2.epdk.gov.tr/mevzuat/kanun/elektrik/elektrik.html</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref6">[6]</a> <a href="http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/570.html">http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/570.html</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref7">[7]</a> Kanun maddesi ile ilgili daha fazla bilgi i&ccedil;in bakınız <a href="http://www.alomaliye.com/4736_sayili_kanun.htm">http://www.alomaliye.com/4736_sayili_kanun.htm</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref8">[8]</a> Dikili Belediye başkanı Osman &Ouml;zg&uuml;ven&rsquo;e 2008&rsquo;de&nbsp; hane başına aylık 10 m<sup>3</sup>&rsquo;e kadar bedava su verdiği (bu kota aşıldığı durumda kullanılan toplam su normal tarifeden hesaplanıyordu) ve belediye &ccedil;alışanlarına suda %50 indirim uyguladığı gerek&ccedil;esi ile dava a&ccedil;ıldı. 2010&rsquo;da beraat eden &Ouml;zg&uuml;ven suyun bir m<sup>3</sup>&rsquo;&uuml;n&uuml; 1 kuruştan vermeye başlayarak, su kotasını 13 m<sup>3</sup>&rsquo;e &ccedil;ıkardı.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref9">[9]</a> Kanunun tamamı i&ccedil;in bakınız <a href="http://www2.dsi.gov.tr/duyuru/mevzuat/kanun/6200kanun.pdf">http://www2.dsi.gov.tr/duyuru/mevzuat/kanun/6200kanun.pdf</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref10">[10]</a> Kanun maddesinin tamamı i&ccedil;in bakınız <a href="http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/27356.html">http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/27356.html</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref11">[11]</a> USİAD (2007). <em>Su Raporu. Ulusal Su Politikası İhtiyacımız</em>. İstanbul: USİAD Yayınları; USİAD (2008). <em>Su ve Toprak</em>. İstanbul: USİAD Yayınları; USİAD (2010). <em>Hidroelektrik Enerji i&ccedil;in Acil Durum Tesbiti ve &Ouml;neriler</em>.&nbsp; USİAD Sekt&ouml;r Broş&uuml;r&uuml;. İstanbul: USİAD Yayınları; TUSİAD (2008). <em>T&uuml;rkiye&rsquo;de Su Y&ouml;netim: Sorunlar ve &Ouml;neriler</em>. İstanbul: T&Uuml;SİAD Yayınları; TUSİAD (2008). <em>K&uuml;resel Su Krizine &Ccedil;&ouml;z&uuml;m Arayışları:&nbsp; Şebek Suyu Hizmetlerine &Ouml;zel Sekt&ouml;r Katılımı</em>. İstanbul: T&Uuml;SİAD Yayınları.</p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref12">[12]</a> Akg&uuml;n İlhan (2011). <em>Yeni Bir Su politikasına Doğru: T&uuml;rkiye&rsquo;de Su Y&ouml;netimi, Alternatifler ve &Ouml;neriler</em>. İstanbul: Sosyal Değişim Derneği Yayınları.</p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref13">[13]</a> Water Privatization Case Study: Cochabamba, Bolivia. <em>Public Citizen</em>. <a href="http://www.citizen.org/documents/Bolivia_(PDF).PDF">http://www.citizen.org/documents/Bolivia_(PDF).PDF</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref14">[14]</a> Vandana Shiva (2002). <em>Su Savaşları: &Ouml;zelleştirme, Kirlenme ve Kar</em> (Water Wars &ndash; Privatization, Pollution, and Profit). &Ccedil;eviren: Ali Kerem Saysel, İstanbul: BGST Yayınları.&nbsp;&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref15">[15]</a> G.J. Pienar ve E. Van der Schyff (2007). &ldquo;The Reform of Water Rights in South Africa&rdquo;. <em>Law, Environment and Development Journal </em>3(2): 179-194.&nbsp; <a href="http://www.lead-journal.org/content/07179.pdf">http://www.lead-journal.org/content/07179.pdf</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref16">[16]</a> David Hall, Emanuele Lobina, Violeta Corral, Olivier Hoedeman, Philip Terhorst, Martin Pigeon ve Satoko Kishimoto (Mart, 2009). &ldquo;Public-public Partnerships (PUPs) in Water&rdquo;. <em>Transnational Institute</em>. <a href="http://www.waterjustice.org/uploads/attachments/WWF5-PUPs-%20FINAL-for%20web-Zlatan.pdf">http://www.waterjustice.org/uploads/attachments/WWF5-PUPs-%20FINAL-for%20web-Zlatan.pdf</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref17">[17]</a> Joan David T&agrave;bara ve Akg&uuml;n İlhan. (2008). &ldquo;Culture as trigger for sustainability transition in the water domain: The case of Spanish water policy and the Ebro river basin&rdquo;. <em>Regional Environmental Change </em>8 (2): 59-71.</p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref18">[18]</a> Suyun Savunmasında Uluslararası Forum Sonu&ccedil; Bildirgesi (Meksika &ndash; Tenochtitlan) 19 Mart 2006. <a href="http://www.alternatifsuforumu.org/">www.alternatifsuforumu.org</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref19">[19]</a> David Hachfeld, Philipp Terhorst ve Olivier Hoedeman (Ocak, 2009). &ldquo;Progressive public water management in Europe. In search of exemplary cases&rdquo;. Transnational Institute (TNI). <a href="http://www.tni.org/sites/www.tni.org/files/download/progressivewaterineurope.pdf">http://www.tni.org/sites/www.tni.org/files/download/progressivewaterineurope.pdf</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref20">[20]</a> Daha fazla bilgi i&ccedil;in bakınız <a href="http://www.hasankeyfgirisimi.com/">http://www.hasankeyfgirisimi.com</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref21">[21]</a> 15 Mart 2012 tarihli Pedro Arrojo s&ouml;yleşisinin tamamı i&ccedil;in bakınız <a href="http://www.kesfetmekicinbak.com/dunya-suyunun-pesinde/2953n.aspx">http://www.kesfetmekicinbak.com/dunya-suyunun-pesinde/2953n.aspx</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref22">[22]</a> UNESCO D&uuml;nya Mirası kriterleri <a href="http://kvmgm.turizm.gov.tr/TR,44439/dunya-miras-listesine-alinma-kriterleri.html">http://kvmgm.turizm.gov.tr/TR,44439/dunya-miras-listesine-alinma-kriterleri.html</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref23">[23]</a> Hasankeyf&rsquo;in D&uuml;nyadaki Diğer Doğa ve K&uuml;lt&uuml;r Mirasları ile karşılaştırılması&nbsp; - Doğa Derneği <a href="http://www.dogadernegi.org/userfiles/pagefiles/hasankeyf-raporlar/karsilastirma_turkce.pdf">http://www.dogadernegi.org/userfiles/pagefiles/hasankeyf-raporlar/karsilastirma_turkce.pdf</a></p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref24">[24]</a> Hasankeyfliler ile s&ouml;yleşi (12 Ekim 2010)</p> <p>&nbsp;</p> <p><a title="" href="file:///C:/Users/Akgun/Documents/akgun/Bilim%20ve%20%C3%9Ctopya%20Yaz%C4%B1s%C4%B1%20resimsiz.docx#_ednref25">[25]</a> &ldquo;Hasankeyf Yok Olmasın&rdquo; adlı kampanyada Tarkan ve Sezen Aksu gibi geniş kitleler tarafından sevilen sanat&ccedil;ıların Hasankeyf&rsquo;in ile ilgili fikir beyanları bile bu doğrultuda değerlendirildi. D&ouml;nemin &Ccedil;evre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu&rsquo;nun 17.12.2008 tarihli demeci ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan&rsquo;ın 31.10.2010 tarihli demeci &ouml;rnek olarak verilebilir.&nbsp;</p> Akgün İlhan Yorum Yazıları Sun, 04 Nov 2012 11:34:02 +0000 Çevre İktisadı Bizi Yeşil ekonomiye Götürebilir mi? http://politikekoloji.org/cevre-iktisadi-bizi-yesil-ekonomiye-goturebilir-mi/ <p>D&uuml;nyada iklim değişikliğinin etkilerinin giderek daha fazla hissedilmesiyle &ccedil;evre-ekonomi ilişkisi g&uuml;ncel bir konu haline geldi. İktisat biliminin &ccedil;evre sorunlarını nasıl ele alındığı, doğal kaynakların t&uuml;kenmesi ve &ccedil;evre kirliliği sorunlarına ne t&uuml;r &ccedil;&ouml;z&uuml;m &ouml;nerileri getirdiği merak edilir oldu. Bu yazı, basit ve &ouml;zl&uuml; bir bi&ccedil;imde, iktisat biliminde &ccedil;evre meselesi ele alınırken temel kavgaların ve ayrımların hangi noktalarda yaşandığına &ouml;ncelikle a&ccedil;ıklık getirmeyi hedeflemektedir. İkincil olarak da, g&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml;n yerleşik &ccedil;evre iktisadı anlayışının &ccedil;evreye duyarlı bir ekonomik d&uuml;zenin kurulmasına &ouml;n ayak olup olamayacağı sorgulanmaktadır.</p> <p><strong>&nbsp;</strong></p> <p><strong>Tarihsel bir bakış...</strong></p> <p>&nbsp;</p> <p>Ekonomik faaliyetlerin &ccedil;evresel etkileri olduğunu iktisat&ccedil;ılar her zaman farkında olmuştur ve iktisat bilimi, ayrı bir disiplin olarak ortaya &ccedil;ıktığı andan itibaren, araştırma konu başlıkları arasına &ccedil;evre-iktisat ilişkisini almıştır. Tarihsel perspektiften bakıldığında, 18. y&uuml;zyılın sonlarında Adam Smith, David Ricardo ve Malthus gibi klasik iktisat&ccedil;ıların tarımsal &uuml;retimde verimli toprak kısıtları ve n&uuml;fus artışı ekseninde &ccedil;evreyi g&uuml;ndemlerine aldığı g&ouml;r&uuml;l&uuml;r.</p> <p>&nbsp;</p> <p>1860&rsquo;ların &ouml;nemli iktisat&ccedil;ısı Jevons, doğal kaynakların ekonomik b&uuml;y&uuml;meye &ouml;nemli bir kısıt getireceğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. İngiltere&rsquo;de sanayi devriminin yaşandığı, k&ouml;m&uuml;r&uuml;n &uuml;retimde &ouml;nemli bir enerji kaynağı olduğu bu d&ouml;nemde Jevons, &lsquo;yakında k&ouml;m&uuml;r kaynakları t&uuml;kenecek ve bu durum ekonomik b&uuml;y&uuml;meye engel teşkil edecek. Alternatif bir enerji kaynağı bulamazsak ekonomik olarak b&uuml;y&uuml;meye devam edemeyiz&rsquo;der. B&ouml;ylesi karamsar bir &ouml;ng&ouml;r&uuml;n&uuml;n hemen ardından petrol&uuml;n keşfi ile k&ouml;m&uuml;r petrolle ikame edilir. B&ouml;ylelikle, bug&uuml;n de umut bağladığımız teknoloji sayesinde insanın doğal kaynak kısıtlarına &ccedil;&ouml;z&uuml;m bulabileceğine inan&ccedil; artar. Doğal kaynakların t&uuml;keneceğine ya da doğanın ekonomik b&uuml;y&uuml;meye engel teşkil edebileceğine ilişkin kaygılar da uzunca bir d&ouml;nem i&ccedil;in ortadan kalkar.</p> <p>&nbsp;</p> <p>1960&rsquo;larda hava kirliliği, deniz kirliliği gibi &ccedil;evre sorunları g&ouml;r&uuml;n&uuml;r hale gelene kadar da ekonomik faaliyetlerin doğal kaynakların ve ekosistemin kendini yenileme kapasitesi kısıtları altında y&uuml;r&uuml;t&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmez. Akademik yazında da &ccedil;evre sorunları &ccedil;ok ciddi anlamda ele alınmaz. 20. y&uuml;zyılın ilk yarısında tarım toprakları, hayvancılık ve madenlere ilişkin doğal kaynakların &lsquo;akıllı kullanımı&rsquo;yla ilgili birtakım yayınlar yapılmıştır; ancak atıklar, kirlilik benzeri &ccedil;evre sorunları genelde g&uuml;ndemde olmamıştır. Bu bağlamda, 1860&rsquo;lar ile 1960 arasında &ccedil;evre iktisadında bir boşluk olduğunu s&ouml;ylemek de yanlış olmaz.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Aslında, iktisadın, matematiksel modellerini, oy verme davranışının a&ccedil;ıklanması, evlilik kurumunun a&ccedil;ıklanması benzeri konulara uyarlayan yayılmacı perspektifte bir bilim dalı olmasına rağmen 20. y&uuml;zyılın ilk yarısına kadar &ccedil;evreyi g&ouml;z ardı etmiş olması ilgin&ccedil;tir. Bunda hi&ccedil; ş&uuml;phe yok ki, ekonomik sistemin kendi kendine yeten, kendi kendini kapsayan bir sistem olarak algılanmasının da &ouml;nemli rol&uuml; vardır. Ana akım iktisat, ekonomiyi ekosistemin bir alt sistemi olarak g&ouml;rme eğiliminde hi&ccedil;bir zaman olmamıştır. &nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>İktisat &ccedil;evre ile yeniden buluşuyor...</strong></p> <p>&nbsp;</p> <p>İktisat&ccedil;ılar, g&ouml;z ardı ettikleri &ccedil;evre alanına ancak 1950-1960&rsquo;lardan sonra, &ouml;zellikle Amerika&rsquo;da şehirleşmeyle birlikte ortaya &ccedil;ıkan &ccedil;evre kirliliği ile birlikte el atar ve kendi bilimsel yaklaşımlarını, analitik bakış a&ccedil;ısını ve modellerini &ccedil;evre sorunlarına bire bir uygularlar. Aynı d&ouml;nemde, iktisat dışında &ccedil;evrebilimcilerin doğanın tahribatının doğuracağı sonu&ccedil;lara ilişkin &ccedil;alışmalar da yaygınlaşır.&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bu &ccedil;alışmaların hız kazanmasında, 1960&rsquo;larda d&uuml;nyanın uzaydan &ccedil;ekilmiş fotoğraflarının etkisi b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Bu fotoğraflar sayesinde, d&uuml;nyanın uzay boşluğunda hareket eden tek bir g&ouml;vde olduğuna ilişkin farkındalık artar. D&uuml;nya ile doğal kaynaklarını ve atıklarını kendi i&ccedil;inde tutmak zorunda olan bir uzay gemisi arasında benzerlikler kurulur. İnsanlar ilk defa &ldquo;evet, biz doğal kaynakları kullanıyoruz, ama bu kaynaklar d&uuml;nya ile sınırlı; bir yandan da &uuml;retim sırasında dışarıya atıklar &ccedil;ıkıyor; ama onlar da yine burada kalıyor, yok olmuyor&rdquo; diye d&uuml;ş&uuml;nmeye başlar. Bu t&uuml;r farkındalıkların, iktisadın &ccedil;evreyi ele alış bi&ccedil;imini değiştirdiği pek de s&ouml;ylenemez.</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>İki farklı iktisat okulu, iki farklı yaklaşım...</strong></p> <p>&nbsp;</p> <p>İktisatta &ccedil;evre konusunu ciddi olarak ele alan iki farklı okuldan bahsetmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Bunlardan ilki, neoklasik iktisat olarak da bildiğimiz yerleşik iktisattır ve bug&uuml;nk&uuml; &ccedil;evre politikalarımıza da h&acirc;kim yaklaşımdır. İkinci okul, eleştirel akımlar i&ccedil;erisinde, neoklasik yaklaşıma &ccedil;evre alanında bir alternatif olmaya &ccedil;alışan, son 15-20 yılda Avrupa ve Amerika merkezli ortaya &ccedil;ıkmış ekolojik iktisattır. &nbsp;Aşağıda, yerleşik &ccedil;evre iktisadı yaklaşımı detaylı aktarıldıktan sonra ekolojik ekonominin getirdiği farklı bakış a&ccedil;ısı da &ouml;zetle verilmektedir.</p> <p><strong>&nbsp;</strong></p> <p><strong>&Ccedil;evreye yerleşik iktisat g&ouml;z&uuml;nden bir bakış...</strong></p> <p>&nbsp;</p> <p>Neoklasik iktisat, &ccedil;evre kirliliğini ve doğal kaynakların aşırı t&uuml;ketimini birey ve piyasa merkezli bir yaklaşımla &ccedil;evresel mallar (atmosfer, balıklar, ormanlar gibi) i&ccedil;in piyasaların olmamasıyla a&ccedil;ıklar. &Ccedil;evresel mallar i&ccedil;in piyasaların olmaması, &ccedil;evresel malların &lsquo;fiyatlarının&rsquo; kullanıcılar tarafından farkedilmemesine neden olmaktadır. Bu &ccedil;er&ccedil;eveden bakıldığında, doğal kaynakların aşırı kullanımı, bu kaynaklar &uuml;zerindeki m&uuml;lkiyet haklarının yeterince tanımlanmamış olmasından kaynaklanmaktadır. &nbsp;Sonu&ccedil;ta, gerek yenilenebilir gerekse yenilenemez kaynakların kullanım maliyetleri kullanıcılara &ccedil;ok ucuza, hatta bedavaya gelmektedir. Karbondioksit, metan, ozon, nitrojen oksit gibi gazların salımının modern end&uuml;stri ve tarım ile artarak atmosferdeki seviyelerinin yery&uuml;z&uuml;nden geri yansıyan g&uuml;neş ışınlarını tutarak tiklim değişikliğine yol a&ccedil;acak seviyeye gelmesi bu husustaki en g&uuml;ncel &ouml;rnektir. İktisat yaklaşımında bu durum &lsquo;piyasa aksaklıkları&rsquo; olarak adlandırılır. Kuramın varlığını kabul ettiği bu t&uuml;r aksaklıklar yine aynı kuram tarafından t&uuml;m&uuml;yle olmasa bile giderilebilecek bir sorun olarak g&ouml;r&uuml;lmektedir.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> <p>&Ouml;te yandan, &ccedil;evre kirliliği &uuml;retim ve t&uuml;ketim etkinliğinde bulunan kişilerin ve kurumların bu t&uuml;r etkinliklerinin &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; kişiler &uuml;zerindeki etkilerinden sorumlu tutulmadıkları durumlarda ortaya &ccedil;ıkmaktadır. Yerleşik iktisat bu durumu &lsquo;&ouml;zel&rsquo; ve &lsquo;toplumsal&rsquo; maliyetler arasındaki sapma, diğer bir deyişle, &lsquo;dışsallıklar&rsquo; olarak adlandırır. Atıklarını ırmağa boşaltarak arıtma harcamalarından tasarruf eden bir fabrikanın aynı ırmakta balık&ccedil;ılıktan ge&ccedil;imini sağlayan kimselere zarar vermesi bilinen en yaygın dışşallık &ouml;rneğidir. T&uuml;rkiye&rsquo;de Uluabat G&ouml;l&uuml;&rsquo;nde olduğu gibi. İstanbul Boğazı&rsquo;nda ya da Ege koylarında manzaraya karşı orantısız y&uuml;kselen otel binaları da dışsallıklara başka birer &ouml;rnek teşkil eder. Binadan dışarı bakanlar, i&ccedil;inde bulundukları binanın g&ouml;r&uuml;nmediği, eşsiz bir boğaz ya da doğanın tadını &ccedil;ıkarırlar. Aynı b&ouml;lgede, binanın dışında yaşayanlar i&ccedil;in ise binayı g&ouml;rmek zorunda kaldıkları i&ccedil;in bir dışsallık s&ouml;z konusudur. Son kertede, dışsallıklar da yine d&uuml;zeltilmesi gereken piyasa aksaklıklarıdır.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Yerleşik iktisat, piyasa aksaklıkları olarak tanımladığı &ccedil;evre sorunlarına kendi i&ccedil;inde birka&ccedil; &ccedil;&ouml;z&uuml;m &ouml;nerisi getirir. &nbsp;&Ouml;ncelikle, &ccedil;evresel maliyetlerin, yani dışsallıkların bulunduğu durumlarda, bu dışsallıkların i&ccedil;selleştirilmesi gerekmektedir.&nbsp; Buna g&ouml;re, &uuml;retim miktarı &ouml;yle bir seviyede tutulmalıdır ki bir birim daha fazla ekonomik etkinlikten elde edilecek kazan&ccedil;, bu etkinlikten kaynaklanan kirliliğin yaratacağı birim &ccedil;evre maliyete eşit olsun. B&ouml;ylelikle, &ccedil;evre zararları a&ccedil;ısından en ideal &uuml;retim miktarı yakalanır; en optimal kirlenme sağlanır.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bunu yapmanın bir yolu, doğal kaynaklar &uuml;zerinde m&uuml;lkiyet haklarının yaygınlaştırılmasıdır. M&uuml;lkiyetlerin tanımlı olmadığı durumlarda, &ouml;rneğin &ouml;zelleştirme yoluyla, m&uuml;lkiyetler tanımlanabilirse dışsallık yaratanlarla bu durumdan zarar g&ouml;renler arasında bir pazarlık s&uuml;reci başlayacak ve bu s&uuml;re&ccedil; optimal kirlenme noktasına değin s&uuml;recektir.&nbsp; &Uuml;stelik doğal kaynakların kullanımında, ortak kullanım alanları &uuml;zerinde de m&uuml;lkiyet hakları oluşturulacağından, ortak kullanım alanlarındaki &ccedil;evresel malların aşırı kullanımının da &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;ilecektir.&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> <p>Dışsallıkların i&ccedil;selleştirilmesinin bir başka yolu ise bir &lsquo;d&uuml;zenleme kurumu&rsquo; oluşturulmasıdır.&nbsp; Bu kurum &ccedil;eşitli d&uuml;zenlemelerle, hem kirlenmeden hem de doğal kaynakların kullanımından kaynaklanan sorunları gidermeyi ama&ccedil;lar.&nbsp; B&ouml;yle bir kurumun elinde iki t&uuml;r politika vardır.&nbsp; Birincisinde, d&uuml;zenleyici kurum ekonomik birimlerden &ccedil;evre standartlarına uymalarını ister (istemekle de kalmaz denetler ve gerektiğinde cezalandırır); ikincisinde ise &ccedil;evre vergileri gibi iktisadi politika ara&ccedil;ları devreye sokulur.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Peki, &ccedil;evre standartları ya da standarda erişimi sağlayacak vergi miktarları neye g&ouml;re belirlenecektir?&nbsp; Yerleşik iktisat, &ccedil;evreye ilişkin t&uuml;m kararlarda fayda-maliyet hesaplamalarını esas alır. &Ccedil;evresel mallara bireylerin verdiği değerlerden hareketle, ekonomik, sosyal ve &ccedil;evresel faydalar ve maliyetler dikkate alınarak optimal kirlilik miktarları hesaplanır.&nbsp; &Ouml;rneğin, bir barajın yapılıp yapılmamasına karar vermek i&ccedil;in, bu barajın bize getireceği t&uuml;m faydalara bakılır. Baraj yapım maliyetleriyle birlikte, barajın yapıldığı alanda, mesela tarım, orman arazilerinde ger&ccedil;ekleşebilecek kayıpların parasal değeri de katılarak ilgili maliyetler hesaplanır. Fayda-maliyet analizinin sonucu pozitif bir miktar &ccedil;ıkarsa, yani faydalar maliyetlerden &ccedil;oksa, o zaman barajın yapımına karar verilir. Neoklasik iktisat okulunun bakış a&ccedil;ısında, yaratılan değer, yok edilen değerden y&uuml;ksek olduğu s&uuml;rece bir sorun yoktur; bir &ccedil;evre tahribatından bahsedilemez, &ccedil;&uuml;nk&uuml; ekonomik anlamda kaybettiğimiz değerden daha fazla olacak bir değer yaratılmıştır.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bireylerin &ccedil;evreye y&uuml;klediği değerlerin parasal karşılıklarını tahmine y&ouml;nelik bir &ccedil;ok gelişmiş y&ouml;ntem vardır. Bunlar arasında en yaygın kullanılan ve doğrudan y&ouml;ntemde, &ccedil;evreyle ilgili bir projeden etkilenecek bir grup insanın (ya da onları temsil edecek ve &ouml;rneklemeyle se&ccedil;ilmiş bir deneğe) s&ouml;z konu &ccedil;evresel malı korumak i&ccedil;in &ouml;deme isteklilikleri &ouml;ğrenilir. Başka bir deyişle, bireylerin yakınlarındaki bir ormanın korunması projesine en &ccedil;ok ne kadar parasal katkıda bulunmaya hazır oldukları sorulur.&nbsp; B&ouml;ylece, orman alanına ilişkin varsayımsal bir piyasa yaratılmış ve bireylerden bu piyasada &ccedil;evre malına (bu &ouml;rnekte, orman) parasal bir değer bi&ccedil;meleri istenmiş olur.&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> <p>G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde, k&ouml;pr&uuml;, baraj, HES, enerji santralleri benzeri yatırım kararlarının &ccedil;oğu b&ouml;ylesi bir parasal değerlendirme sonrası yapılan fayda-maliyet analizine dayanmaktadır. &Ccedil;oğu zaman da doğrudan ekonomik getirisi olan tarım ve orman arazilerine ilişkin kısa d&ouml;nemli ekonomik değerler dikkate alınırken, diğer ekosistem fonksiyonları, &ouml;rneğin kuşlar i&ccedil;in habitat g&ouml;revi g&ouml;ren bir sulak alanın yok olması, doğrudan bir ekonomik değer taşımadığı i&ccedil;in hesaba katılmaz ya da insanların parasal değerlendirmelerine bunun dahil olduğu varsayılır. Ayrıca, &ccedil;evresel mallar i&ccedil;in parasal değerlemeler s&ouml;z konusu olduğu ve fiyatlandırmalar piyasalarda yapıldığı i&ccedil;in de herkes &ccedil;evreyi bir anlamda &ouml;zel t&uuml;ketici g&ouml;z&uuml;yle g&ouml;rmeye başlar; tercihler buna g&ouml;re şekillenir &nbsp;ve yurttaş sorumluluğundan da uzaklaşılır.</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>Kirliliği neden &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; d&uuml;nyaya ithal etmeliyiz!?</strong></p> <p>&nbsp;</p> <p>Peki, bu yaklaşım bizi nereye g&ouml;t&uuml;r&uuml;r? D&ouml;nemin Harvard &Uuml;niversitesi Rekt&ouml;r&uuml; Lawrence Summers&rsquo;ın 1992&rsquo;de D&uuml;nya Bankası&rsquo;nda g&ouml;revdeyken bir i&ccedil; yazışmada ortaya &ccedil;ıkan arg&uuml;manı gelinebilecek en u&ccedil; noktaya &ccedil;arpıcı bir &ouml;rnektir. Bu yaklaşım, gelişmekte olan &uuml;lkelere sanayi atıklarının para karşılığı ihra&ccedil; edilmesinin ekonomik olarak daha akılcı olduğunu s&ouml;yler. Summers&rsquo;ın hesapları &uuml;&ccedil; temel arg&uuml;man &uuml;zerine kuruludur. İlk arg&uuml;man şunu s&ouml;yler: &ldquo;Sağlığa zararlı &ccedil;evre kirliliğinin maliyetinin hesaplanması kirlikle artan &ouml;l&uuml;mler nedeniyle kaybedilen yarara bağlı olduğundan, sağlığa zararlı end&uuml;strilerin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n d&uuml;ş&uuml;k gelirli &uuml;lkelerde konuşlandırılması doğru olur.&rdquo; İkinci arg&uuml;man ş&ouml;yledir: &ldquo;Kirlilik maliyetlerinin doğrusal olmayan bi&ccedil;imde artma olasılığı y&uuml;ksek olduğundan&ndash;ki ilk aşamalarda kirliğin maliyetleri olduk&ccedil;a d&uuml;ş&uuml;kt&uuml;r&ndash; şimdilik daha az kirlenmiş Afrika &uuml;lkeleri bu t&uuml;r bir kirliliğe ev sahipliği yapmayı kabul etmelidir.&rdquo; &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; olarak ise Summers şunu &ouml;ne s&uuml;rer: &ldquo;Estetik nedenler ve sağlık gerek&ccedil;eleriyle temiz &ccedil;evreye y&ouml;nelik istemin gelire duyarlılığının y&uuml;ksek olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rsek, genel refah artışı i&ccedil;in kirli end&uuml;strilerin zengin &uuml;lkelerden uzaklaştırılması gerektiği sonucuna bir kez daha varırız.&rdquo; Bu şu demektir: Geliri daha y&uuml;ksek kesimler daha temiz bir &ccedil;evreye daha fazla istek duyar; dolayısıyla fakir insanların daha kirli bir &ccedil;evrede yaşaması fayda-maliyet a&ccedil;ısından bakıldığında daha normaldir. Sonu&ccedil;ta burada, &ccedil;ok basit bir fayda-maliyet analizi &uuml;zerine kurulu, yerleşik iktisadın bakış a&ccedil;ısından doğru bir hesap s&ouml;z konusudur. Neden şaşırıyoruz?</p> <p>&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>&nbsp;</strong></p> <p><strong>&nbsp;</strong></p> <p><strong>Ekolojik Ekonomi yaklaşımına doğru...</strong></p> <p>&nbsp;</p> <p>G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde, Avrupa&rsquo;daki son &ccedil;evre eylem planlarında yerleşik iktisat mantığının yerini daha farklı bir yaklaşıma bırakmaya başladığını g&ouml;zlemliyoruz. Neoklasik iktisada alternatif bu yaklaşım, &ldquo;ekolojik ekonomi&rdquo;dir. &nbsp;Ekolojik ekonomi yaklaşımında, b&uuml;t&uuml;n ekonomik faaliyetler doğadan enerji ya da doğal kaynak kullanır. Madde ve enerji doğadan gelir ve gene doğaya katı atık ve emisyon olarak geri d&ouml;ner. Enerji kanunları dolayısıla hi&ccedil;bir şey yok olmaz; herşey ya atık, ya emisyon olarak ekosistemin i&ccedil;inde kalır; %100&rsquo;de geri d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lemez. Ekosistemin d&ouml;ng&uuml;n&uuml;n doğal ve sağlıklı işleyebilmesi i&ccedil;in doğaya d&ouml;nen atık ve emisyon miktarının belli sınırlar i&ccedil;erisinde kalması; doğanın kendini yenileme kapasitesine riayet edilmesi gerekir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bu &ccedil;er&ccedil;evede, ekolojik ekonomi, &ccedil;evre sorunsalına sadece ekonomik perspektiften yaklaşılamayacağını, doğaya ilişkin sorunların salt parasal değerlendirmelerle, fayda-maliyet analizi ekseninden ele alınamayacağını baştan &ouml;ng&ouml;r&uuml;r. &Ccedil;evresel etkilerin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k ve yoğunlukları parasal değerlendirmelerle &ouml;l&ccedil;&uuml;lemeyeceğinden ekosistemin sağlığının ne durumda olduğu ancak fiziksel g&ouml;stergelerle incelenebilir. Bu yaklaşımdan hareketle, Avrupa İstatistik Kurumu (Eurostat) gayri safi milli hasıla g&ouml;stergelerinin yanında, artık gelişmiş &uuml;lkelerin ekonomilerinin &ccedil;evreye enerji ve madde kullanımı bakımından etkisini &ouml;l&ccedil;en verileri de yayınlamaya başlamıştır.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Ekonominin &ouml;l&ccedil;eği de burada karşımıza &ccedil;ıkar. Biz genelde ekonomik b&uuml;y&uuml;menin bir sınırı olmadığı d&uuml;ş&uuml;ncesine alışmışken, ekolojik ekonomi, ekonominin &ouml;l&ccedil;eği &ccedil;ok &ouml;nemlidir der. Yerleşik iktisat, etkinliğe odaklı iken ve hi&ccedil;bir zaman &ouml;l&ccedil;ekle ilgilenmezken, ekolojik ekonomi tam tersi &ouml;l&ccedil;ek, etkinlikten &ouml;nce gelir der. Bu vizyonda, bazı &ccedil;evresel zararlar geri d&ouml;nd&uuml;r&uuml;lemez. Ayrıca, &ccedil;evre dostu teknolojilerin getirdiği etkinlik artışları da &ccedil;evre sorunlarının &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml;nde yeterli değildir. Verimlik ile gelen g&ouml;reli kaynak kazanımları &ccedil;oğu zaman &uuml;r&uuml;nlerin ucuzlayarak daha yaygın kullanılmasıyla toplamda mutlak bir tasarrufa yol a&ccedil;mamaktadır. Hatta tam tersi, &ccedil;oğu zaman kaynağa olan mutlak talepte artış g&ouml;zlemlenmektedir. &lsquo;Geri tepme etkisi&rsquo; ya da &lsquo;Jevons paradoks&rsquo; olarak da bilinen birim etkinlikteki kazan&ccedil;ların mutlak kullanımda azalmaya değil, artışa yol a&ccedil;ması sorunu tarihte ilk kez klasik iktisat&ccedil;ılardan Jevons&rsquo;ın k&ouml;m&uuml;r kullanımındaki verimlilik artışlarının makinelerin ucuzlaması ve yaygınlaşması ile k&ouml;m&uuml;r&uuml;n mutlak kullanımında artışı beraberinde getirdiğini g&ouml;zlemlemesi ile ortaya &ccedil;ıkmıştır.</p> <p>Ekolojik ekonomi, bu farkındalıklar ekseninde, ekolojik b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; garanti altına alan ve ekosistemin taşıma kapasitesi i&ccedil;erisinde bir kalkınma &ouml;ng&ouml;r&uuml;s&uuml;ne sahiptir. Bu yaklaşımda, ayrıca, &ccedil;evre sorunlarının topluma yansımasının her zaman, herkes i&ccedil;in eşit d&uuml;zeyde olmayacağından hareketle, &ccedil;evreye ilişkin alınan kararların sosyal boyutu da dikkate alınmalıdır</p> <p>&nbsp;</p> <p>Peki, &ccedil;evreye ilişkin kararları, &ouml;rneğin bir baraj yapım kararını nasıl almak gerekir? Ekolojik ekonomi bu konuda şunu s&ouml;yler: &lsquo;Ekonomik anlamda siz yine değerlendirmenizi yapın, ama onun dışında kalan farklı sosyal g&ouml;stergeleri ve &ccedil;evre g&ouml;stergelerini de g&ouml;z &ouml;n&uuml;nde bulundurun. Farklı bir kurumsal &ccedil;er&ccedil;evede karar alma s&uuml;re&ccedil;lerine baraj yapımından etkileneceklerin katılımı sağlayın ve m&uuml;mk&uuml;n olduğunca belirsizlikleri ortaya koyun.&rsquo; Bu bakış a&ccedil;ısında, alınan kararın ne olduğu değil; kararın nasıl alındığı daha &ouml;nemlidir. Dolayısıyla da saydamlık ve karar alma s&uuml;re&ccedil;lerinin kalitesi yaklaşımın olmazsa olmazlarıdır. Hi&ccedil; kuşkusuz, t&uuml;m toplumsal ve &ccedil;evresel maliyetleri enine boyuna tartışabilmek i&ccedil;in gerekli ortam da &ouml;nceliklerin eşit paydaşlar arasında belirlendiği piyasa dışı bir kurumsal ortamdır.</p> <p><strong>&nbsp;</strong></p> <p><strong>Yeşil ekonomide neredeyiz? </strong></p> <p>&nbsp;</p> <p>Bug&uuml;n d&uuml;nya bir ekonomik krizle karşı karşıya. Bir yandan da iklim değişikliği ve biyolojik &ccedil;eşitliliğin hızla yokolmasıyla gelen bir ekolojik kriz s&ouml;z konusu. Ekonomik gelişmenin &ccedil;evre korumanın bir &ouml;n koşulu olduğu g&ouml;r&uuml;ş&uuml; de hala &ccedil;ok yaygın. Krizden, t&uuml;ketimle nasıl &ccedil;ıkacağımızı tartışmaya devam ediyoruz. &Ccedil;evreye ilişkin ya da &ccedil;evreyi etkileyen kararlarda da &ccedil;oğu zaman ve &ccedil;oğu yerde yerleşik &ccedil;evre iktisadı s&ouml;ylemi de ge&ccedil;erliliğini koruyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Buna karşın, d&uuml;nyanın pek &ccedil;ok yerinde ve T&uuml;rkiye&rsquo;de de ekolojik paylaşıma dayalı &ccedil;ıkar &ccedil;atışmaları yaşanmaya devam ediyor. Yerel toplulukların doğal kaynaklara erişimini kısıtlayan, bu kaynakları tahrip eden veya kirleten, insan sağlığı ve toplumsal yaşam a&ccedil;ısından risk taşıyan b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekli doğal kaynak kullanımı tasarı ve uygulamalarına karşı yerel direnişler g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve iktisat dışı s&ouml;ylemleri ile her g&uuml;n daha fazla karşımıza &ccedil;ıkıyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bu &ccedil;er&ccedil;evede, hem siyaset, hem de yerleşik iktisat kendini d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmek zorunda. Hem &uuml;lke ekonomilerinin, hem de &ccedil;evre iktisadının gelecekte hangi y&ouml;ne gideceğinde, hi&ccedil; ş&uuml;phesiz, iklim değişikliğinin yarattığı farkındalık, ekolojik paylaşıma dayalı &ccedil;ıkar &ccedil;atışmalarının derinleşmesi ve sayılarının artması ve yerel direnişlerde kullanılan s&ouml;ylemler belirleyici olacak.</p> Begüm Özkaynak Yorum Yazıları Thu, 18 Oct 2012 12:48:01 +0000 Bilgi Yapılarında Alternatif Örgütlenme http://politikekoloji.org/bilgi-yapilarinda-alternatif-orgutlenme/ <p>Bir s&uuml;redir, Politik Ekoloji &Ccedil;alışma Grubumuz vesilesiyle akademide (d&uuml;nya sistemleri analizi &uuml;zerine &ccedil;alışan I. Wallerstein, R. Lee gibi entelekt&uuml;ellerin kavramını benimseyecek olursak &ldquo;bilgi yapıları&rdquo; i&ccedil;erisinde) alternatif &ouml;rg&uuml;tlenmenin &ouml;nemi &uuml;zerine birka&ccedil; s&ouml;z s&ouml;ylemek istiyordum. &Ouml;nceki g&uuml;n Heinrich B&ouml;ll Vakfı tarafından d&uuml;zenlenen Yeşil Ekonomi Konferansı&rsquo;nın akademi-STK ilişkilerini sorunsallaştıran yuvarlak masa toplantısında karşılaştığım bazı soru işaretleri bu tartışmayı daha fazla gecikmeden a&ccedil;mam hususunda uyarıcı oldu.</p> <p>Tartışmanın &ouml;znelerini akademisyenler olarak tayin ederken (yazı başlığı &ldquo;bilgi yapılarında&rdquo; &ouml;rg&uuml;tlenme diyor) niyetim akdemisyenliği kurumsal anlamda ille de bir &uuml;niversiteye aidiyetle ilişkilendirmek değil. &Ccedil;ok genel anlamda, ister toplumsal ve beşeri bilimlerden, isterse m&uuml;hendislik ve doğa bilimlerinden beslensin, &ccedil;eşitli teori ve y&ouml;ntemlerden hareketle eğitim araştırma pratiği y&uuml;r&uuml;ten herkesi akademisyen olarak değerlendiriyorum. Hatta &ouml;yle ki, bu pratiği&nbsp;<em>full-time</em>&nbsp;olduğu kadar&nbsp;<em>part-time</em>&nbsp;y&uuml;r&uuml;ten insanları da bu kategoriye dahil ediyorum. Bu anlamda, &uuml;niversite, enstit&uuml;, araştırma merkezi vb. kurumlar i&ccedil;erisinde faaliyet g&ouml;sterenler kadar, taban hareketlerinde, derneklerde, vakıflarda araştıran ve &ouml;ğreten insanları da bu tartışmanın &ouml;zneleri olarak g&ouml;r&uuml;yorum.</p> <p>Sanırım meseleye b&ouml;yle balktığımızda, akademinin i&ccedil;ini ve dışını kalın &ccedil;izgilerle birbirinden ayırmak, akademi-toplum, akademi-STK gibi sabit kategoriler ilan etmek anlamsızlaşıyor. Bu anlayış, tam zamanlı araştırmacı, eğitimciyi, &ldquo;g&ouml;n&uuml;ll&uuml;&rdquo; olanlardan ayırd eden veya bir doğa bilimciyi beşeri bilimciden farklı kılan &ouml;zg&uuml;l &ccedil;alışma koşullarını yadsıyan bir romantizm olarak anlaşılmamalı. Aksine, bu farklılıklar tabii ki mevcut, ve akademinin i&ccedil;ini/dışını bug&uuml;n alışılmış şekillerde ayıran kalın &ccedil;izgiyi silmeye başladığımızda bizleri &ouml;nemli g&ouml;revler bekliyor.</p> <p>Bu g&ouml;revlerin tam ne olduğunu bilemiyorum, zira i&ccedil;ine girdiğimiz bu deneysel uğraşta benim tek başıma bunların ne olduğunu bilebilmem abs&uuml;rt olurdu. Fakat Politik Ekoloji &Ccedil;alışma Grubu&rsquo;nun tam da b&ouml;yle bir anlayış &uuml;zerinden (akademinin i&ccedil;i ve dışı arasındaki kalın &ccedil;izgiyi silmeye başlayarak) y&uuml;r&uuml;yebileceğini, kendisine bu amaca hizmet edecek g&ouml;revler tayin etmesi gerektiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum.&nbsp; Şimdiden &ouml;n&uuml;m&uuml;ze koymuş olduğumuz ve gelecekteki projelerimiz, b&ouml;ylesi bir anlayışın ışığında test edilebilir, bence edilmelidir.</p> <p>&Ouml;nce, standart kurumsal akademik bilgi &uuml;retiminin kaba bir tanımına ve eleştirisine ihtiyacımız var. Neyi sevmiyoruz? Kendi adıma, geliştirilen teknolojinin &ouml;ng&ouml;r&uuml;lebilir toplumsal sonu&ccedil;larına karşı kayıtsız olan &ldquo;apolitik&rdquo; m&uuml;hendislik faaliyetini sevmiyorum. &Uuml;retilen bilginin, bu bilgiyi kendi &ccedil;ıkarları doğrultusunda kullanacak olan &ouml;zel kesimlerin, iktidar kurumlarının tekeline sunulmasına karşı kayıtsız kalan akademisyenliği sevmiyorum. &Ccedil;eşitli toplumsal hiyerarşiler karşısında k&ouml;r toplumsal araştırmaları sevmiyorum. Zamansal ufku dar, nesnesi olan insanları ve kurumları varsayılan sınırlı davranış kalıpları i&ccedil;erisine hapseden ekonomik, toplumsal analizleri sevmiyorum. T&uuml;m bu tartışmaları es ge&ccedil;ip, sadece akademik kariyer yapmak adına bilgi &uuml;retmeyi sevmiyorum. Sanırım bu kısa ve bir &ouml;l&ccedil;&uuml;de keyfi, &ouml;znel liste, mevcut akademik kurumların teşvik ettiği akademisyen tiplojisini bir &ouml;l&ccedil;&uuml;de tanımlıyor. Bu anlamda mevcut kurumların teşvik ettiği (&ouml;rneğin T&uuml;rkiye&rsquo;de Y&Ouml;K ve onun y&ouml;nettiği herşey) standart, profesyonel akademisyen tipolojisini eleştiriyorum.</p> <p>Yukarıda ifade ettiğim kaygı ve eleştiriler grup &uuml;yesi arkadaşlarımız tarafından pekala zenginleştirilebilir, &ouml;rneklendirilebilir ve tabii ki buna karşı da &ccedil;ıkılabilir. Fakat ben, bu fikirlerden hareketle (grup adını kısaltarakJ) PE&Ccedil;G&rsquo;yi &nbsp;bağlayan ilkesel bir &ccedil;er&ccedil;eve &uuml;zerinde ilerleyebileceğimizi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Bilgi &uuml;retimini, paylaşımını demokratikleştiren, &ouml;ğrettiği kadarını ve belki daha fazlasını &ouml;ğrenen, hareketlerle verimli bir alış-veriş tesis ederek kendi kendisini bilgi yapıları i&ccedil;erisinde aktivist kılan bir &ouml;rg&uuml;tlenme olarak PE&Ccedil;G&rsquo;nin &ouml;n&uuml;n&uuml; a&ccedil;abilir.</p> <p>Grubun kuruluşunda &ouml;n&uuml;m&uuml;ze koyduğumuz &ccedil;alışmaların, yeterli enerjiyle s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lmesi durumunda, bu ilkesel &ccedil;er&ccedil;eveyle uyumlu olduğuna inanıyorum. Bunları sıralayacak olursak: (1) Proje: T&uuml;rkiye&rsquo;nin ekoloji ihtilafları haritasının geliştirilmesi, bu proje &uuml;zerinde planlı ve programlı bir şekilde vakalar halinde ilerlenmesi, vakalar &uuml;zerinden hareketlerle ve yerel olanla ilişki kurulması, bu vakalar hakkındaki g&uuml;ncellemelerin&nbsp;<em>open-source</em>&nbsp;bir &ccedil;alışma anlayışı i&ccedil;erisinde, ucu a&ccedil;ık bir şekilde y&uuml;r&uuml;t&uuml;lmesi. Bu noktada &ccedil;alışma grubunun iyi tanımlı diğer projelere de a&ccedil;ık olması gerektiğine inanıyorum. (2) Tartışma: Belirli akademik disiplinlerin ve akademide y&uuml;r&uuml;yen uluslarası tartışmaların ele alınması, derinleştirilmesi, T&uuml;rk&ccedil;e literat&uuml;re kazandırılacak şekilde kayıt altına alınması &ndash;ki, &ouml;rneğin<em>Environmental Justice</em>,&nbsp;<em>Green New Deal</em>,&nbsp;<em>Degrowth&nbsp;</em>vb.<em>&nbsp;</em>tartışmalar bu coğrafyaya hen&uuml;z erişmemiş vaziyette, fikir hayatımız ve hareketlerimiz bu kavramlardan hala yoksun. (3) G&uuml;ncel: Politik bir &ccedil;alışmanın gereği olarak, g&uuml;ncelle ve hareketlerle ilişkimizi taze tutacak şekilde d&uuml;zenli medya takibinin yapılması ve paylaşılması, g&uuml;ncel olanın hareketlere de ışık tutacak şekilde yorumlanması. Bazı durumları aydınlığa kavuşturmak &uuml;zere, kısmen&nbsp;<em>fact-finding</em>&nbsp;amacı taşıyan ziyaret ve g&ouml;r&uuml;şmelerin y&uuml;r&uuml;t&uuml;lmesi. (4) Yayın: Tanım-tartışma-proje-kaynak-g&uuml;ncel yorum ve duyurularımızı yayınlayacak, &ccedil;alışma grubuyla &ccedil;evresi arasında bir iletişim kanalı tesis edecek işlevsel bir web sitesinin kurulması. Projelerin aynı zamanda basılı veya elektronik ortamda paylaşılmak &uuml;zere bir yayın perspektifi i&ccedil;ermesi. Bununla beraber, yabancı literat&uuml;rde yazılmış, &ccedil;evre ve ekoloji hareketleri a&ccedil;ısından başvuru kaynağı niteliğinde olabilecek bazı eserlerin T&uuml;rk&ccedil;e&rsquo;ye &ccedil;evirilmesi veya &ccedil;evirilmesinin sağlanması.</p> <p>Bu başlıklar altında yeterli dikkat, hız ve enerjiyle hareket etmemiz halinde &ouml;n&uuml;m&uuml;zde heyecan verici pek &ccedil;ok kapı a&ccedil;ılabileceğine inanıyorum. Her beraberlikte olduğu gibi, &ouml;zellikle ilk zamanları bir hedef g&uuml;derek verimli bir şekilde yaşamak &ccedil;ok &ouml;nemli. Bunun i&ccedil;in altından kalkamayacağımız azami hedeflerden ka&ccedil;ınmalı fakat ortak bir pespektif doğrultusunda sonu&ccedil; alıcı adımlar atmaya hi&ccedil; vakit kaybetmeden başlamalıyız.</p> Ali K. Saysel Yorum Yazıları Wed, 01 Aug 2012 17:38:47 +0000 Lüfer, palamut, levrek, kalkan...Onlar azalan balıklarımız http://politikekoloji.org/lufer-palamut-levrek-kalkanonlar-azalan-baliklarimiz/ <p>Balık alanları d&uuml;nyada ortak doğal kaynak olarak kabul ediliyor.&nbsp;&nbsp;Ortak doğal kaynakları belirleyen iki temel &ouml;zellik var;<br />1.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Kullanımlarının kontroll&uuml; olması gerekiyor, fakat bunu sağlamak olduk&ccedil;a g&uuml;&ccedil;.</p> <p>2.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Miktar sınırlı olduğu i&ccedil;in, kaynağı bir kişi kullandığında, diğer t&uuml;m kullanıcıların hakları eksiliyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Yani, balık alanlarında ticari balık&ccedil;ılık yapan herkes istediği zaman, istediği kadar avlanamıyor.&nbsp;&nbsp;Balık sayısı sınırlı olduğundan, bir balık&ccedil;ı avlandığında bu diğerlerinin rızkını azaltıyor.<br />Yakın zaman kadar, ortak doğal kaynak sayılan balık alanları balık &uuml;reten fabrikalar gibi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;yor ve&nbsp;&nbsp;y&ouml;netimleri balık miktarı y&ouml;netimi şeklinde yapılıyordu.&nbsp;&nbsp;Bilimsel araştırmalar bu yaklaşımın son derece sorunlu olduğunu g&ouml;sterdi.&nbsp;&nbsp;&Ccedil;&uuml;nk&uuml; fabrika gibi insanların kurduğu &uuml;retim sistemleri, değişkenliği ve &ccedil;eşidi kontrol etmesi zor olduğu i&ccedil;in azaltarak, y&ouml;netimi kolaylaştırmak i&ccedil;in tahmin edilebilir şekilde tasarlanıyorlar.&nbsp;&nbsp;Oysa ki balık alanlarının her biri bir eko-sistemdir, başka eko-sistemler ile etkileşirler, varoluşları değişkenliğe, t&uuml;rlerin zenginliğine bağlıdır.&nbsp;&nbsp;Bu &ouml;zelliklerinden dolayı karmaşık sistemlerdir, işleyişlerini ve davranışlarını tahmin etmek zordur.&nbsp;&nbsp;&nbsp;Ayrıca incelenip analiz edilirken b&uuml;t&uuml;nc&uuml;l bir bakış a&ccedil;ısı gerektirirler.&nbsp;&nbsp;Kısacası ortak doğal kaynakların y&ouml;netimi klasik işletme mantığından &ccedil;ok daha farklı bir y&ouml;netim anlayışına ihtiya&ccedil; duyar.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Bu yeni y&ouml;netim anlayışı doğal kaynağın yeniden tanımlanması ile işe başlamalıdır. Bu tanım ancak doğal ve sosyal bilimleri birleştiren bir k&ouml;pr&uuml; kurularak yapılabilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yeni anlayış, sosyal &ouml;ğrenme, kurumların &ouml;ğrenmesi gibi sosyal kavramlara ihtiya&ccedil; duyar.&nbsp;&nbsp;Yeni y&ouml;netim anlayışının var olanlardan bir diğer farkı &ouml;zellikleridir. &ldquo;Resilience&rdquo; tam T&uuml;rk&ccedil;e karşılığını bulamadığım bir kavram.&nbsp;&nbsp;Bazı kitaplarda &ldquo;diren&ccedil;lilik&rdquo; olarak terc&uuml;me edilmişse de &ldquo;resilience&rdquo; kavramını b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle ifade edemiyor.&nbsp;&nbsp;Yine de daha iyi bir karşılık buluncaya kadar bunu kullanacağım.&nbsp;&nbsp;Ortak doğal kaynaklar y&ouml;netiminin &ouml;zelliklerinden ilki &ldquo;diren&ccedil;lilik&rdquo; olmalıdır.&nbsp;&nbsp;Diren&ccedil;lilik, zaman i&ccedil;inde ortaya &ccedil;ıkan baskı ve şoklara kendi kendini organize ederek, &ouml;ğrenerek, yapısını ve işleyişini uyarlayarak uyum sağlayabilmeyi gerektirir.&nbsp;&nbsp;Yeni y&ouml;netim yapısal olarak, ortak doğal kaynaklar karmaşık sistemler olduğu i&ccedil;in farklı d&uuml;zeylerde yani yerel, b&ouml;lgesel ve &uuml;lke bazda işlemelidir. Ortak doğal kaynaklar merkezi şekilde y&ouml;netildiklerinde bazı gruplara ayrıcalık tanır hale d&ouml;n&uuml;şmektedir.&nbsp;&nbsp;Bu nedenle, yeni y&ouml;netim anlayışının bir diğer &ouml;nemli &ouml;zelliği, h&uuml;k&uuml;met yetkilileri ile birlikte ortak doğal kaynağın kullanıcılarına, bilim insanları ile uzmanlara ve gelecek nesillerin haklarını savunan kişilere s&ouml;z hakkı veren, karar mekanizmasına dahil eden ortak y&ouml;netim anlayışına sahip olmasıdır.&nbsp;&nbsp;G&uuml;ven ortamını tesis eden şeffaflık ilkesini benimsemesi de &ccedil;ok &ouml;nemlidir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Kolombiya&rsquo;da balık&ccedil;ılarla yapılan, balık alanlarının y&ouml;netimi ve t&uuml;kenen balık t&uuml;rleriyle ilgili bir alan &ccedil;alışması, &ouml;nerilen yeni sosyo-ekolojik temelli ortak doğal kaynak y&ouml;netimi hakkında aydınlatıcı ipu&ccedil;ları vermiştir.<br />o&nbsp;&nbsp;&nbsp;Konun muhatapları arasındaki sağlıklı iletişim, balık alanlarının ve balık t&uuml;rlerinin korunmasını kolaylaştırmaktadır.o&nbsp;&nbsp;&nbsp;Balıkların bol olduğu fikri aşırı avlanmayı k&ouml;r&uuml;klemektedir.o&nbsp;&nbsp;&nbsp;Muhataplar arasında iletişim olduğunda aşırı avlanma eğilimi tersine d&ouml;nmekte, koruma &ccedil;alışmaları etkin yapılabilmektedir.o&nbsp;&nbsp;&nbsp;Karar mekanizmaları muhataplara eşit katılım sağlamadığında&nbsp;&nbsp;bazı taraflar&nbsp;(aracılar, maddi g&uuml;ce sahip end&uuml;striyel balık&ccedil;ılar) ayrıcalıklı hale gelmekte ve kaynağın y&ouml;netimini şekillendirmektedir.</p> <p><strong>&nbsp;</strong></p> <p><strong>&Uuml;LKEMİZDE DURUM</strong><br />T&uuml;rkiye&rsquo;deki balık alanlarının y&ouml;netimi konusundaki gelişmelere ve varılan en son noktaya bakalım.&nbsp;&nbsp;&Uuml;lkemizin &uuml;&ccedil; tarafı denizlerle &ccedil;evrili olmasına, Marmara Denizi gibi bir i&ccedil; denize sahip olmasına rağmen, balık&ccedil;ılıkla ilgili ilk resmi kuruluş olan Balık&ccedil;ılık ve Su &Uuml;r&uuml;nleri Genel M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; 1970&rsquo;li yıllarda oluşturulmuştur.&nbsp;&nbsp;Fakat beş yıl i&ccedil;inde kapatılmıştır.&nbsp;&nbsp;Su &uuml;r&uuml;nleri kanunu &ccedil;ıkarılmış ancak gelişmelere ayak uyduramamıştır.&nbsp;&nbsp;Neredeyse 2012 yılına kadar balık&ccedil;ılık ve balık alanlarının kontrol ve idaresi balık&ccedil;ılara bırakılmıştır.&nbsp;&nbsp;Denizlerdeki balık&ccedil;ı tekne sayısı 1990&rsquo;lı yıllarda 9 bin civarındayken 2012&rsquo;de 18 bine y&uuml;kselmiştir.&nbsp;&nbsp;Sayı ile birlikte tekne boyları artmış, kullanılan teknolojiler gelişmiştir.&nbsp;&nbsp;Bu artış kontrols&uuml;z ve hesapsız olmuştur.&nbsp;&nbsp;Sonu&ccedil; olarak balık yakalama kapasitesi artarken, balık sayıları aynı kalmış ve 2000 yıllarda yakalanan balık miktarlarında &ccedil;&ouml;k&uuml;ş yaşanmıştır.&nbsp;&nbsp;1-3 deniz mili a&ccedil;ıkta avlanan tekneler aynı miktar balığı yakalamak i&ccedil;in şimdi 6-7 deniz mili a&ccedil;ığa gitmeleri gerekmektedir.&nbsp;&nbsp;Keza derin sulardaki balık sayıları &ccedil;ok daha ciddi boyutta azalmıştır.&nbsp;&nbsp;Avlanan balık miktarları azalırken balıklar da ufalmaktadır.&nbsp;&nbsp;Balık&ccedil;ılarda &ldquo;balık benim&rdquo; anlayışı hakimdir ve ortak doğal kaynak olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmemektedirler.&nbsp;&nbsp;T&uuml;rkiye&rsquo;de yaygın olarak iki t&uuml;r balık&ccedil;ı vardır.&nbsp;&nbsp;İlki daha &ccedil;ok kıyıya yakın avlanan k&uuml;&ccedil;&uuml;k balık&ccedil;ılardır.&nbsp;&nbsp;Bunların tekneleri ufaktır ve y&uuml;ksek teknoloji kullanmazlar.&nbsp;&nbsp;Diğeri b&uuml;y&uuml;k tekne sahibi end&uuml;striyel balık&ccedil;ılardır.&nbsp;&nbsp;Genellikle kıyıya uzak derin sularda avlanırlar.&nbsp;Tekneleri b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r ve teknoloji kullanırlar.&nbsp;&nbsp;K&uuml;&ccedil;&uuml;k balık&ccedil;ılar, lisans alma gibi b&uuml;rokratik işlemleri kolaylaştırdığı i&ccedil;in balık&ccedil;ı kooperatifleri kurmaktadır.&nbsp;T&uuml;rkiye&rsquo;de iki y&uuml;z civarında balık&ccedil;ı kooperatifi vardır.&nbsp;&nbsp;Pek&ccedil;oğu aktif değildir.&nbsp;&Ccedil;&uuml;nk&uuml; end&uuml;striyel balık&ccedil;ıların baskısı altındadırlar.&nbsp;&nbsp;K&uuml;&ccedil;&uuml;k balık&ccedil;ılar ile end&uuml;striye balık&ccedil;ılar arasındaki &ccedil;atışma balık stoklarının azalmasından dolayı giderek yoğunlaşmaktadır.&nbsp;&nbsp;End&uuml;striyel balık&ccedil;ılar a&ccedil;ık denizlerdeki stokları t&uuml;kettikleri i&ccedil;in kıyı balık&ccedil;ılarının avlanma alanlarına girmek istemektedirler.&nbsp;Finansal a&ccedil;ıdan g&uuml;&ccedil;l&uuml; olan end&uuml;striyel balık&ccedil;ılar, balık alanlarının merkezi y&ouml;netimden kaynaklanan zaafiyetten yararlanarak devletle g&uuml;&ccedil;l&uuml; ilişki geliştirerek, bir yandan balık&ccedil;ılık politikalarını kendi &ccedil;ıkarları doğrultusunda y&ouml;nlendirmekte diğer yandan k&uuml;&ccedil;&uuml;k balık&ccedil;ılar &uuml;st&uuml;nde baskı oluşturmaktadırlar.&nbsp;&nbsp;Buna en g&uuml;zel &ouml;rnek, Ağustos ayında y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe giren 3/1 Numaralı Ticari Ama&ccedil;lı Su &Uuml;r&uuml;nleri Avcılığını D&uuml;zenleyen Tebliğ&rsquo;in hazırlanmasında yaşananlardır.&nbsp;&nbsp;Tebliğin hazırlanması i&ccedil;in Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından balık&ccedil;ı kooperatiflerine, &uuml;niversitelere, end&uuml;striyel balık&ccedil;ılara &ccedil;ağrı yapılıp, &ouml;nerileri alınmıştır.&nbsp;&nbsp;Sonra Bakanlık, bunların arasından uygun g&ouml;rd&uuml;klerini ki neden uygun g&ouml;r&uuml;p neden g&ouml;rmediğini a&ccedil;ıklamadan şeffaflıktan uzak bir şekilde, g&ouml;r&uuml;şmek &uuml;zere konunun muhataplarını toplantıya &ccedil;ağırmıştır.&nbsp;&nbsp;Fakat toplantının a&ccedil;ılışında kavga &ccedil;ıkmış, ortak karar alınamamıştır.&nbsp;&nbsp;Tebliğ end&uuml;striyel balık&ccedil;ıların istediği şekilde şekillenmiştir.&nbsp;&nbsp;Tebliğin ne kadar başarılı uygulanacağı ayrıca b&uuml;y&uuml;k bir soru işaretidir.&nbsp;&nbsp;Bakanlığın karar mekanizmasında bilimsel danışma kurulu olmayışı ciddi bir eksikliktir.&nbsp;&nbsp;Bakanlığın izlediği yol ve uyguladığı y&ouml;ntem a&ccedil;ık, net ve şeffaf değildir. Tebliğin tek sevindirici yanı bazı balık t&uuml;rlerinde avlanan balık boylarını artırmasıdır.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Sayıları hızla azalan balıklarımızı korumak istiyorsak ortak doğal kaynak olan balık alanlarının y&ouml;netiminde katılımcı, paylaşımcı, bilimsel temelli, b&uuml;t&uuml;nc&uuml;l ve şeffaf bir y&ouml;netim anlayışı benimsenmelidir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>*Bu yazı 28 Ağustos 2012 tarihinde Cumhuriyet gazetesi S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir Yaşam Eki'nde yayınlanmıştır.</p> Ayşen Eren Yorum Yazıları Wed, 17 Oct 2012 03:30:00 +0000 Çevre Tarihi Bilim Dalı'nı duydunuz mu? http://politikekoloji.org/cevre-tarihi-bilim-dalini-duydunuz-mu/ <p>&Ccedil;evre &uuml;zerine yapılan tarih &ccedil;alışmalarının hi&ccedil; aktivizm &ccedil;alışmalarına, yaşam şekillerimizin doğa ile daha uyumlu hale d&ouml;n&uuml;şmesine, &ccedil;evre ile ilgili politikaların oluşturulmasına katkı sağlayacağını d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;n&uuml;z m&uuml;?</p> <p>&nbsp;</p> <p>Uzun insanlık tarihi boyunca, k&uuml;resel ve yerel &ouml;l&ccedil;ekte insanın d&uuml;nyada yaptığı veya yapmadığı eylemlerin olumsuz ve yokedici sonu&ccedil;larını bug&uuml;n g&ouml;r&uuml;yor, yaşıyoruz. Bu sonuca yol a&ccedil;an temel nedenlerden biri, İspanyol filozof George Santayan&rsquo;nın meşhur s&ouml;z&uuml; &ldquo;Ge&ccedil;mişi hatırlayamayanlar tekrarlamaya mahkumdur&rdquo;da ifade ettiği gibi ge&ccedil;mişin yeteri kadar bilinip, hatırlanmamasından dolayı felaketlerin tekrarlanması. &Ccedil;evre tarihi bu bağlamda da bilgilendirici, eğitici, uyarıcı şekilde ge&ccedil;mişi dikkatimize sunarak, yaşananlardan ders &ccedil;ıkarıp gelecek i&ccedil;in daha doğru adımlar atmamıza yardımcı olabilir.</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>T&uuml;rkiye&rsquo;de şehir tarihi</strong></p> <p>&Ccedil;evre tarihi &ccedil;alışmaları, devlet politikalarını hazırlayan, yasaları &ccedil;ıkaran politikacı ve siyasilerin &ldquo;bir sonraki se&ccedil;ime kadar&rdquo;, şirket y&ouml;neticilerinin &ldquo;bir sonraki y&ouml;netim kurulu toplantısına kadar&rdquo; s&uuml;ren, insanoğlunun fizyolojik yapısıyla sınırlı zaman anlayışından farklı olarak onlarca, y&uuml;zlerce yılı kapsayabilir. Bu &ouml;zelliği, insan ve &ccedil;evre arasındaki d&ouml;ng&uuml;sel etkileşimleri daha iyi inceleme ve daha doğru değerlendirme imkanı sağlar. Bu bağlamda, &ouml;rneğin; &uuml;lkemizdeki madencilik &ccedil;alışmaları son 5-10 değil 200-300 yıllık s&uuml;re&ccedil;te araştırılsa, madencilik faaliyetlerinin artması ile genişleyen etki alanları, &ccedil;ıkarılan maden t&uuml;rlerindeki değişimin etkileri, zaman i&ccedil;inde &ldquo;modernleşen&rdquo; madencilik teknoloji ve y&ouml;ntemlerinin &ccedil;evreye bıraktığı izler, doğa ve &ccedil;evrede yarattığı sorunlara &ccedil;evre tarihi g&ouml;zl&uuml;ğ&uuml; ile bakılsa, b&uuml;y&uuml;k resim g&ouml;r&uuml;lebilir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Tarih alanında yapılan &ccedil;alışmalardan biri şehirlerin &ccedil;evre tarihlerinin yazılmasıdır. T&uuml;rkiye&rsquo;de şehir tarihi &ccedil;alışmaları Osmanlı d&ouml;nemi ve &ouml;ncesine kadar uzanmakla birlikte bug&uuml;ne kadar hi&ccedil;bir şehrin &ccedil;evre tarihi incelenmemiştir. İstanbul gibi Ankara, İzmir, Bursa gibi b&uuml;y&uuml;k şehirlerin &ccedil;evre tarihlerinin araştırılıp yazılması hem &ouml;nemlidir hem de ilgin&ccedil; olacaktır. Bu şehirlerin &ouml;zellikle ge&ccedil;tiğimiz y&uuml;zyılda kalabalıklaşıp, genişlerken &ccedil;evrelerinde ve civarlarındaki doğal yaşam alanlarında yarattıkları değişim ve baskılar ve sonrasında bunların d&ouml;ng&uuml;sel olarak şehir fiziksel ve altyapısı, yaşam şartları ve yaşam kalitesine etkilerine tarihi a&ccedil;ıdan bakan bir &ccedil;alışma g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde yaşanan &ccedil;evre ve şehir sorunlarının zaman i&ccedil;indeki d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m ve evrimine dair pek&ccedil;ok ipucu sağlayacaktır.</p> <p>&nbsp;</p> <p>&Ccedil;evre tarihi, doğa ile sosyal bilimleri tarih ile birleştiren disiplinlerarası &ccedil;alışmalara gerek duyar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; tarih &ccedil;alışmalarında ge&ccedil;mişe doğru gidildik&ccedil;e kaynak sıkıntısı doğar ve &ccedil;evre ile hi&ccedil;bir konu tek bir bilim dalı ile a&ccedil;ıklanamaz. Bunu aşmak i&ccedil;in tarih&ccedil;iler arkeoloji, antropoloji, jeoloji, botanik, zooloji, iklim bilim, ekoloji ve diğer bilim dallarından destek alırlar. Bilimsel işbirlikleri, bu alana hem dinamizm hem entellekt&uuml;el derinlik ve zenginlik en &ouml;nemlisi bilimsel ger&ccedil;eklik katar.</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>&ldquo;Devlet olarak da vatandaş olarak da hatamız var, kusurumuz var&rdquo;</strong></p> <p>Siyasi partilerin, iktidarların ve yerel y&ouml;netimlerin zaman s&uuml;resince &ccedil;evre politikalarını ve uygulamalarını araştıran &ccedil;evre tarihi &ccedil;alışmalarına ihtiya&ccedil; vardır. Eyl&uuml;l ayında Rize&rsquo;de &ldquo;yine&rdquo; yaşanan sel felaketi sonrasında &Ccedil;evre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar&rsquo;ın &ldquo;Su&ccedil;lu aramıyoruz ama şunu kabul etmek lazım bir yanlış var. Devlet olarak da vatandaş olarak da hatamız var, kusurumuz var&rdquo; itirafı, t&uuml;m kayıpların asıl nedeninin yağmur değil, Rize&rsquo;nin doğa ve &ccedil;evre şartlarına uyumsuz, yanlış şehirleşmesine sebep olan y&ouml;netim anlayışı olduğunun kab&uuml;l&uuml;d&uuml;r. Ge&ccedil;en sene yine aynı y&ouml;reye sel gelmiş, sonrasına toprak kayması olmuş, bu sefer Devlet Bakanı Faruk Nafiz &Ouml;zak &ldquo;Bug&uuml;ne kadar alışılmışın dışında&rdquo; bir heyelan olduğunu a&ccedil;ıklamıştı. Sele yol a&ccedil;an her yağış yetkililerce &ldquo;son yılların en şiddetli yağışı&rdquo; olarak ilan edilmektedir. Gazete haberlerine g&ouml;re sadece son iki sene i&ccedil;inde b&ouml;lgeye sel sonrası g&ouml;nderilen yardım miktarı 4.5 milyon TL&rsquo;dir. Yoğun yağışların olduğu b&ouml;lgede ileride daha b&uuml;y&uuml;k felaketlerin &ouml;nlenmesi i&ccedil;in ge&ccedil;mişe d&ouml;n&uuml;k yapılacak &ccedil;evre tarihi araştırmasından yararlanılabilir. Bu &ccedil;alışma hem y&ouml;rede kalıcı &ccedil;&ouml;z&uuml;mler &uuml;retmek isteyen devlet y&ouml;neticilerine, hem politik ekoloji alanına ve &ccedil;evre aktivistlerine &ouml;nemli ve gerekli katkılar sağlayacaktır.</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>Ortak ge&ccedil;mişimiz ortak geleceğimizi şekillendiriyor</strong></p> <p>Ulaşım, inşaat, madencilik ve tarım teknolojilerinin yıllar i&ccedil;inde gelişip, değişirken &ccedil;evre ve doğaya etkilerinin tarihsel bir bakış a&ccedil;ısıyla araştırılması &ldquo;kalkınma&rdquo; ve &ldquo;modernleşme&rdquo; anlayışlarının irdelenmesinde yararlı ipu&ccedil;ları verecektir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>&Ccedil;evre tarihi siyasi sınırlara bağlı kalmaz. Uluslararası, coğrafi ve ekolojik b&ouml;lgeler &uuml;zerinde &ccedil;alışır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ccedil;evresel değişimler ve &ccedil;evre sorunları ulusal sınırlar &ccedil;evrili alanlarda değil coğrafi alanlarda yaşanır.</p> <p>&nbsp;</p> <p>&Ccedil;evre tarihi, &uuml;&ccedil; yanı sularla kaplı, sulakalanları, g&ouml;lleri, deltaları ve denize d&ouml;k&uuml;len pek&ccedil;ok ırmağı, deresi olan &uuml;lkemizde tarih boyunca insanın su ile olan ilişkisini, bu alanlara etkisini ve bunun sonu&ccedil;larını anlamaya yardımcı olabilir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Ortak ge&ccedil;mişimiz ortak geleceğimizi şekillendiriyor. İnsanlığın tarih boyunca &ccedil;evre ile olan ilişkisi d&uuml;nyadaki varoluşumuzu etkileyecek. &Ccedil;evre Tarihi bu ilişkiyi ve sonu&ccedil;larını doğal ve sosyal bilimlerin yardımlarıyla araştırarak ge&ccedil;mişten dersler &ccedil;ıkarıp, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki stat&uuml;konun değişmesine katkıda bulunurken geleceğe daha doğru adımlar atılmasına yardımcı olabilir. &Ccedil;evre Tarihi politiktir, diğer tarih dalları arasında en aktivist karaktere sahiptir ve insanlığın d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;ne kataliz&ouml;r olabilir. Ge&ccedil;mişten gelen uyarıyı iletirken geleceğe daha umutla bakabilmemizi m&uuml;mk&uuml;n kılar.</p> <p>* Bu yazı 31 Ekim 2011 tarihinde Cumhuriyet gazetesi S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir Yaşam Eki'nde yayınlanmıştır.</p> Ayşen Eren Yorum Yazıları Wed, 17 Oct 2012 03:27:03 +0000 Ortak Kaynakların Yönetimi, Elinor Ostrom Anısına http://politikekoloji.org/ortak-kaynaklarin-yonetimi-elinor-ostrom-anisina/ <p>İnsanlar herkesin kullanımına a&ccedil;ık kaynakları t&uuml;ketinceye kadar bazen trajik bir şekilde kendi sonlarını da hazırlayarak kullanırlar.&nbsp; &ldquo;Ortak Varlıkların Trajedisi&rdquo; (Tragedy of Commons) olarak bilim tarihine ge&ccedil;en bu kuramı Hardin 1968 yılında tanımladı. &Ccedil;alışması o kadar ilgi g&ouml;rd&uuml; ki makalesi en &ccedil;ok okunan bilimsel makaleler listesine girdi.&nbsp; &Uuml;lkemizde doğal s&uuml;ngerin artık &ccedil;ıkmaması, balığın &ccedil;ok &ccedil;ıktığı bazı b&ouml;lgelerde balık miktarında g&ouml;zlemlenen b&uuml;y&uuml;k orandaki azalmalar,&nbsp; Van G&ouml;l&uuml;&rsquo;nde inci kefalinin neredeyse yok olması, k&ouml;yl&uuml;lerin kendilerine tarım arazisi a&ccedil;mak i&ccedil;in ormanları yakması, Konya ovasında &ccedil;ift&ccedil;ilerin a&ccedil;tığı sayısız kuyu nedeniyle yeraltı su rezervinin &ouml;nemli &ouml;l&ccedil;&uuml;de azalması &ldquo;Ortak Varlıkların Trajedisi&rdquo; teoremini destekler nitelikteki vakalardan birka&ccedil;ı.<br /><br />Hardin, kullanıcıları bencil, kuralsız ve kısa d&ouml;nemli &ccedil;ıkarlarını mazimize etmeye &ccedil;abalayan kişiler olarak kabul eder ve bunların ortaklaşa kullanılan doğal kaynakları &uuml;mitsiz bi&ccedil;imde aşırı t&uuml;ketecekleri i&ccedil;in iyi y&ouml;netemeyeceklerini iddia eder. Bunu &ouml;nlemek i&ccedil;in iki y&ouml;ntem &ouml;nerir.&nbsp; Birincisi, doğal kaynakların m&uuml;lkiyet haklarının olması ve &ouml;zelleştirilmesi, diğeri devletin m&uuml;lkiyet haklarına sahip olup bu kaynakları kontrol edip y&ouml;netmesi. &nbsp;Hardin&rsquo;in bu &ccedil;alışması, ana akım ekonomistlerin &ccedil;ok sevdiği doğal kaynakların korunması i&ccedil;in &ouml;zelleştirilmesi gerektiği fikrini destekledi ve ayrıca, &ouml;zellikle merkeziyet&ccedil;i h&uuml;k&uuml;metlere, politik ve ekonomik g&uuml;&ccedil;lerini artıracak bi&ccedil;imde, doğal kaynakları devletin m&uuml;lkiyetine ge&ccedil;irmek ve kontrol altına alıp, y&ouml;netmeleri i&ccedil;in bahane sundu.&nbsp; İlki kapitalizme, ikincisi sosyalizme uygun geliştirilen bu &ccedil;&ouml;z&uuml;m &ouml;nerileri devletler tarafından s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir kalkınma adı altında denendi. &nbsp;Amazon ormanlarının devlet tarafından şirketlerin kullanımına a&ccedil;ılmasıyla giderek tahrip olması, Rusya ve &Ccedil;in&rsquo;de geniş otlakların b&uuml;y&uuml;k oranda tahrip edilmesi, yeni Tabiatı ve Bio&ccedil;eşitliliği Koruma Kanun tasarısı ile &nbsp;koruma altındaki alanların korumasının kaldırılacak olması, &Ccedil;ıralı&rsquo;da k&ouml;y&uuml;n ortak kullandığı sahilin bir şahsa kiralanması, HES&rsquo;lerin orman dokusuna, toprağa ve biyo&ccedil;eşitliliğe verdiği zararlar, DSİ&rsquo;nin yaptığı su rezervleri ve barajlarla su miktarını azaltarak Burdur G&ouml;l&uuml;&rsquo;ne ciddi zarar vermesi, balık &ccedil;iftliklerinin deniz ve kıyıları kirletmesi ve denizaltındaki biyo&ccedil;eşitliliği azaltması d&uuml;nyada ve &uuml;lkemizdeki başarısız &ouml;zelleştirme ve devletleştirme &ouml;rneklerden sadece birka&ccedil;ı.</p> <p><br />&nbsp;&ldquo;Ortak Varlıkların Trajedisi&rdquo; kuramının ardından biliminsanları d&uuml;nyanın farklı coğrafyalarında pek&ccedil;ok deneysel alan &ccedil;alışması yaparak kuramı &ccedil;&uuml;r&uuml;ten sonu&ccedil;lar buldular. İnsan toplulukları kullandıkları ortak doğal kaynakları yok etmeden y&uuml;zlerce yıldır başarıyla y&ouml;netmekteydiler.&nbsp; Ostrom&rsquo;un en b&uuml;y&uuml;k katkısı bu &ccedil;alışmaları derleyip, analiz ederek Hardin&rsquo;in kuramını &ccedil;&uuml;r&uuml;tmesidir. Ostrom, Hardin&rsquo;in kuramının dayandığı varsayımların ve modellerin ger&ccedil;ekleri yansıtamayacak kadar basit olduğunu s&ouml;yledi.&nbsp; Yerel toplumların bazı şartlar yerine geldiği takdirde kullandıkları doğal kaynakları kendi kendilerine başarılı şekilde y&ouml;netebildiklerini g&ouml;sterdi. &nbsp;Yaptığı &ccedil;ığır a&ccedil;an &ccedil;alışmalar ile, toplumların Ortak Varlık ikilemini etkin şekilde &ccedil;&ouml;zen pek&ccedil;ok farklı kurum ve sistemler kurduklarını kanıtladı.&nbsp;&nbsp; Bu sosyo-ekolojik sistemleri incelemek i&ccedil;in yeni bir model geliştirdi.&nbsp; Bunu yaparken farklı bir bilimsel y&ouml;ntem kullandı. &nbsp;Geleneksel bilimsel yaklaşımların, karmaşık olarak kabul ettiği sosyo-ekolojik sistemleri analiz etmek i&ccedil;in yetersiz kaldığını d&uuml;ş&uuml;nerek, bunların yerine tıp alanında yaygın kullanılan tanısal yaklaşımı savundu.&nbsp;</p> <p><strong>&nbsp;</strong></p> <p><strong>Nobel Ekonomi &Ouml;d&uuml;l&uuml;'ni alan ilk kadın</strong><strong><br /></strong>2009 yılında Nobel Ekonomi &ouml;d&uuml;l&uuml;n&uuml; alan ilk kadın oldu.&nbsp; Nobel &ouml;d&uuml;l&uuml; kendisine, ortak varlıkların ekonomik y&ouml;netimi konusunda yaptığı &ccedil;alışmalar ve yerel toplumların kullandıkları ortak doğal kaynakları y&ouml;netmek i&ccedil;in kendilerini nasıl organize ettikleri konusunda yaptığı &ccedil;ığır a&ccedil;an araştırmaları i&ccedil;in verildi.&nbsp; Nisan 2012&rsquo;de TIME dergisinin &ldquo;D&uuml;nyada En Etkin 100 Kişi&rdquo; listesinde yer aldı. &nbsp;Pek&ccedil;ok uluslararası &ouml;d&uuml;l aldı.</p> <p><br />Ostrom&rsquo;un en &ccedil;arpıcı tezi, ortak doğal kaynakların kullanımını kısıtlayan kuralları geliştirmekte birbirini tanıyan insanların, aralarındaki ilişkiler g&uuml;ven, karşılıklılık ve itibara dayandığından, birbirini tanımayan insanlara g&ouml;re daha başarılı olacaklarıdır. &nbsp;&nbsp;Bu noktadan hareketle, pazar mekanizmaları ve devlet yerine, ortak doğal kaynakların yerel toplumlar tarafından geliştirilen sistemler ile s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir şekilde y&ouml;netilebileceğini savundu.&nbsp;&nbsp; Nobel &ouml;d&uuml;l&uuml; aldığında yaptığı konuşmada*, yerel toplumların kendi sistemlerini kurabilmeleri i&ccedil;in karşılıklı g&uuml;venin ne kadar &ouml;nemli olduğunu vurguladı.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Hardin&rsquo;in &ldquo;Ortak Varlıklar Trajedisi&rdquo; kuramını esas alarak doğal kaynakların m&uuml;lkiyet ve kontrol&uuml;n&uuml; devlet veya pazar mekanizmalarını kullanarak şirketlere devretmenin, bu kaynakların s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir kullanımını sağlamadığını s&ouml;yleyen Elinor Ostrom, yerel toplumların geliştirdiği y&uuml;zlerce yıldır kullanılan kadim doğal kaynak y&ouml;netim sistemlerini savunmuştur.&nbsp; Yaptığı &ccedil;alışmalar ile, hem s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir ortak doğal kaynak y&ouml;netimi konusunda &ccedil;alışan akademisyen ve pratisyenlere ilham olarak &ouml;nlerinde yeni bir yol a&ccedil;mış, hem de bu kaynakları y&ouml;neten resmi kurumlara, organizasyonlara ve devletlere ger&ccedil;ekleri yansıtan bir ayna sunmuştur.</p> <p>&nbsp;</p> <p>*<span lang="TR"><span>* &nbsp;</span></span><a href="http://www.nobelprize.org/mediaplayer/index.php?id=1223"><span lang="TR">http://www.nobelprize.org/mediaplayer/index.php?id=1223</span></a></p> <p>* Bu yazı 31 Temmuz 2012 tarihinde Cumhuriyet gazetesi S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir Yaşam Eki'nde yayınlanmıştır.&nbsp;</p> Ayşen Eren Yorum Yazıları Wed, 17 Oct 2012 03:23:39 +0000 Politik Ekoloji* http://politikekoloji.org/politik-ekoloji/ <p>Politik Ekoloji, ilk defa Frank Thone tarafından 1935&rsquo;de yayınlanan &ldquo;Nature Rambling: We Fight for Grass&rdquo; isimli makalede kullanılır. Daha sonra, bilimsel &ccedil;alışmalarda adı ge&ccedil;mesine rağmen net bir tanımı yapılmaz. 1972 yılında antropolog Eric R. Wolf, &ldquo;Ownership and Political Ecology&rdquo; (M&uuml;lkiyet Hakkı ve Politik Ekoloji) başlıklı makalesinde, yerel m&uuml;lkiyet ve veraset kurallarının, toplumsal ve y&ouml;resel ekolojik sistemin zorunluluklarından doğan baskılar arasında nasıl denge sağladığını tartışarak Politik Ekoloji&rsquo;nin ilk tanımını yapar. Sosyal bilimler, ekolojik bilimler, politik ekonomi ve siyaset biliminden beslenen Politik Ekoloji, o g&uuml;nden bug&uuml;ne &ouml;z ve kapsam olarak evrimleşerek gelişir. Akademisyenler tarafından pek&ccedil;ok tanımı yapılsa da, Watts&rsquo;ın &ldquo;Political Ecology&rdquo; isimli kitabında verdiği tanım en a&ccedil;ık ve kapsamlı olanıdır; &ldquo;Politik Ekoloji, toplum ile doğa arasındaki karmaşık ilişkileri, kaynaklara erişim ile kontrol haklarını ve bunların &ccedil;evre sağlığı ve s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir yaşam alanlarına etkilerini dikkatli analiz ederek anlamaya &ccedil;alışır&rdquo;. Ayrıca Watts Politik Ekoloji&rsquo;nin amacının, &ccedil;evresel anlaşmazlıkları &ouml;zellikle &ldquo;bilgi, g&uuml;&ccedil;, uygulama&rdquo; ve &ldquo;politika, adalet, y&ouml;netim&rdquo; a&ccedil;ısından a&ccedil;ıklamak olduğunu s&ouml;yler.</p> <p>Politik ekoloji pek &ccedil;ok farklı bilimsel alanın &ccedil;akıştığı ortak bir alandır. Bu nedenle, bu alanda yapılan &ccedil;alışmalar sosyal ve doğa bilimlerince incelenen tarım, toprak m&uuml;lkiyeti, sağlık, uluslararası hukuk, tarihi konuları i&ccedil;eren vakalardan oluşur. B&uuml;t&uuml;n bu &ccedil;eşitliliğe rağmen, politik ekonomi ve ekolojik analiz bu alanı en &ccedil;ok etkileyen iki temel bilim dalıdır.</p> <p>Paul Robbins &ldquo;Political Ecology: a critical introduction&rdquo; isimli kitabında, Politik Ekoloji&rsquo;nin d&ouml;rt temel tezini a&ccedil;ıklar:</p> <p>1.&nbsp;Bozulma ve marjinalleştirme: Doğal ve işlenmiş alanların bozulmasından sadece y&ouml;rede yaşayan yerel halkların sorumlu tutulmayıp, konunun politik ve ekonomik a&ccedil;ılardan daha kapsamlı incelenmesi.</p> <p>2.&nbsp;&Ccedil;evresel anlaşmazlıklar: Doğal kaynaklara erişimin, cinsiyet, sosyal sınıf ve ırk m&uuml;cadelelerini i&ccedil;eren geniş bir a&ccedil;ıdan incelenmesi.</p> <p>3.&nbsp;Koruma ve kontrol: Doğal kaynakları koruma &ccedil;alışmalarının neden ve nasıl başarısız olduğunun ve bu bağlamda politik ve ekonomik dışlanma mekanizmalarının incelenmesi.</p> <p>4.&nbsp;&Ccedil;evresel kimlik ve sosyal hareket: Yaşam alanlarını ve &ccedil;evreyi korumayla bağlantılı politik ve sosyal m&uuml;cadelelerin nerede, kimler tarafından ve nasıl y&uuml;r&uuml;t&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n incelenmesi.</p> <p>Politik Ekoloji varsa apolitik ekoloji de olmalı &ccedil;ıkarımı yapanlar haklıdır. Politik ekolojistler, &ccedil;evre sorunlarını, artan d&uuml;nya n&uuml;fusunun sınırlı doğal kaynaklar &uuml;zerinde yarattığı baskıya ve modernleşmeye bağlayan klasik ekolojik yaklaşımları, ki bunları apolitik ekoloji olarak tanımlarlar, eleştirirler. &Ouml;rneğin; y&uuml;ksek n&uuml;fusun kısıtlı d&uuml;nya kaynaklarını zorladığı tezine karşı ABD&rsquo;nin Hindistan&rsquo;ın d&ouml;rtte bir n&uuml;fusuna sahip olmasına rağmen, Hindistan&rsquo;a g&ouml;re kişi başına t&uuml;kettiği enerjinin 16 kat, etin 36 kat, kağıdın 73 kat ve suyun 3 kat daha fazla olması g&ouml;sterilir. Bir diğer &ouml;nemli eleştiri, objektif olduğu savunulan apolitik ekolojinin aslında bakış a&ccedil;ışı ve &ouml;nerdiği &ccedil;&ouml;z&uuml;mler ile dolaylı olarak politik olduğudur.</p> <p>Politik ekolojinin &ouml;z&uuml; Marksist ve Neo-Marksist felsefeye yakındır. Bu bağlamda, şirketler, devletler ve uluslararası kuruluşlar tarafından kullanılan &ccedil;evresel yaklaşım ve politikalar ile bunların sonucunda oluşan piyasa şartlarının, &ouml;zellikle yerel halk, azınlıklar ve savunmasız insanlar &uuml;zerindeki istenmeyen olumsuz etkilerine odaklıdır. Bunları a&ccedil;ığa &ccedil;ıkarır, g&ouml;sterir ve inceler. Sadece ge&ccedil;mişle ilgili ve tepkisel değildir. İlericidir ve &ccedil;&ouml;z&uuml;m &uuml;retir. &Ouml;rneğin; yasalar ve devlet sulama sisteminin baskıları sonucu, geleneksel su toplama y&ouml;ntemlerinin giderek daha az kullanılmasını inceleyen bir politik ekoloji araştırması, sadece b&uuml;rokratik ve ekonomik baskılarla su y&ouml;netim politikasının nasıl değiştiğini araştırmakla kalmaz, geleneksel su toplama ve dağıtma y&ouml;ntemlerini araştırır, bunları harmanlayıp bazen savunarak bazen geliştirerek alternatif su y&ouml;netim sistemleri &ouml;nerir.</p> <p>Politik Ekoloji dalı, analitik tabanı zayıf olduğu ve politik ekonomik yapıların &ccedil;evresel sonu&ccedil;lar doğurduğu savından yola &ccedil;ıktığı i&ccedil;in eleştirilmektedir. Bir diğer eleştiri Politik Ekolojinin net ve tutarlı bir teori inşa etmediğidir.</p> <p>B&uuml;t&uuml;n bunlara rağmen, insanoğlunun doğa &uuml;zerinde yarattığı baskı ve değişimleri, &ccedil;evresel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;mleri, sosyal ve &ccedil;evresel hareketleri, g&uuml;&ccedil; dengeleri ve dağılımları, toplumsal ilişkiler, politik ekonomi, sosyal ve ekolojik bilimler ile politika a&ccedil;ısından inceleyen tek bilim dalı olarak &ouml;nemi ve gerekliliği ortadadır. T&uuml;rkiye&rsquo;de akademik &ccedil;evrelerde Politik Ekoloji hen&uuml;z bir yer edinememiştir, fakat Gerze&rsquo;de termik santral kurulmasını istemeyen k&ouml;yl&uuml;lerin devlet g&uuml;&ccedil;leri ve Anadolu Grubu&rsquo;na karşı m&uuml;cadelesinden tutun, yıllardır s&uuml;ren Hasankeyf&rsquo;in tarihi ve ekolojik değerlerini yutacak Ilısu Barajı&rsquo;na karşı s&uuml;rd&uuml;r&uuml;len &ccedil;alışmalara; HES&rsquo;lere karşı Doğu Karadeniz&rsquo;de g&uuml;&ccedil;lenen yerel &ccedil;evre kimliği ve sosyal hareketlerden, ulusal ve uluslararası mevzuatlara aykırı uygulamalarla kirletilen &ldquo;koruma altındaki&rdquo; Gediz Deltası&rsquo;na kadar Politik Ekoloji disiplini ile araştırılıp analiz edilmesi gereken pek &ccedil;ok konu bulunmaktadır.</p> <p>*Bu yazı 27 Eyl&uuml;l 2011 tarihinde Cumhuriyet gazetesi S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir Yaşam Eki'nde yayınlanmıştır.</p> Ayşen Eren Yorum Yazıları Wed, 17 Oct 2012 03:18:33 +0000 Yeşil Ekonomi ve Yeşil Yeni Düzen http://politikekoloji.org/yesil-ekonomi-ve-yesil-yeni-duzen/ <p><strong>&nbsp;</strong>Yeşil Ekonomi (YE), Miriam Kennet ve Heinemann&rsquo;ın yazdığı tanıtım yazısına bakıldığında (Green Economic, Settling the Scene, Int. J. Green Economics, 1(1-2), 2006) &ccedil;eşitli d&uuml;ş&uuml;nce ekollerinden alınan kavramlarla oluşturulmuş &ccedil;ok eklektik bir yapıya sahiptir. YE&rsquo;nin diğer d&uuml;ş&uuml;nce ekolleriyle olan ilişkisine bakıldığında, neoklasik iktisatın kurumsal sosyal sorumluluk, s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir kalkınma kavramlarının yanında Shiva&rsquo;nın eko-feminizmi, Kovel&rsquo;in ekososyalizmi, Schumacher&rsquo;in Budist iktisadı (k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&uuml;zeldir, appropriate technology), Gramsci&rsquo;nin anti-k&uuml;reselleşme, Sen ve Pigou&rsquo;nun refah iktisadı, Daly ve Boulding&rsquo;in ekolojik iktisadından etkilendiği g&ouml;r&uuml;lebilir.&nbsp; Sorun bu kadar farklı ekollerden alınan toplama kavramların nasıl bir potada eritilebilip &ouml;zg&uuml;n bir d&uuml;ş&uuml;nce sistematiği haline getirileceğidir. YYE, b&uuml;t&uuml;nc&uuml;l bir bakış a&ccedil;ısı i&ccedil;in eklektik bir yapının bilin&ccedil;li bir tercih olduğunu s&ouml;ylemektedir. Tabii farklı ekollerden etkilenmiş olması o kavramların oldukları gibi kabul edildiği anlamına gelmemektedir. &Ouml;rneğin s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir kalkınma kavramını ele aldığımızda YE, bunun bir &ldquo;oksimoron&rdquo; olduğunu, uygulamada tam tersi sonu&ccedil;lara yol a&ccedil;mış olduğunu iddia etmiştir. S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir kalkınma kavramına getirdiği eleştiriler bunu ger&ccedil;ekleştirmesi beklenen &ouml;zel sekt&ouml;r&uuml;n doğası gereği bunu başaramayacağı savı &uuml;zerine kuruludur. Bu kavramın, &ouml;zel sekt&ouml;r&uuml;n elinde bir halkla ilişkiler aracına d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; iddia edilmektedir.</p> <p>Yeşil Ekonomi, neoklasik iktisat &ccedil;er&ccedil;evesinde yer alan &ccedil;evre ekonomisinin daha ekolojik vurgu yapan ve teknolojik gelişmelerin &uuml;zerinde duran halidir. Bu yaklaşımla piyasayı reddetmemekte, piyasa ilişkilerini dışlamamaktadır ve değişimi ger&ccedil;ekleştirecek olan akt&ouml;r sorununu belediyeler, merkezi y&ouml;netim, kişiler ve şirketler vb. her birimi dahil ederek &ccedil;&ouml;zmektedir.</p> <p>Operasyonel anlamda da geniş bir y&ouml;ntem izleyen YE, refahı ve b&uuml;y&uuml;meyi yeniden tanımlamalıyız, ekolojik ve sosyal boyutunu da katarak neoklasik refahın i&ccedil;ine ev i&ccedil;i emek, &ccedil;evre kirliliği gibi unsurları da katmalıyız demekte. Bu anlamda kalkınma anlayışını &ccedil;evresel, sosyal ve ekonomik s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilirlik olarak genişletiyor. Ancak &ccedil;ok fazla ileri de gitmiyor, &ouml;rneğin &ouml;l&ccedil;ek konusunu tartışmıyor. Doğal kaynakların ve ekosistemin taşıma kapasitesinin sınırlı olduğuna değinmiyor. Daha ziyade karbon temelli ekonominin d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmesine odaklanıyor. Dolayısıyla YE&rsquo;ye yapılan eleştiriler arasında bu politikaların yeni karlılık alanları haline gelme ihtimali ve diğer sosyal politikaları da g&ouml;lgeleyebileceği endişesi var. &Ouml;rneğin kaynak paylaşımının adilliği analize dahil edilse de, bu konu vurgulanan ana &ouml;ğeler arasında yer almıyor. Vurgu daha &ccedil;ok &ccedil;evreye dost teknoloji &ouml;rnekleri, &ouml;rneğin hibrid arabalar, enerji verimli ampuller veya elektronik eşyalar &uuml;zerine yapılıyor.</p> <p>Yeşil ekonomi, politik olarak Avrupa Yeşilleri ve UN tarafından desteklenmekte. İngiltere Yeşiller Partisi &uuml;yesi ve Yeşil Ekonomi Enstit&uuml;s&uuml; kurucusu Miriam Kennet&nbsp; fikri liderliğini yapıyor ve yaklaşım daha fazla insanı &ccedil;ekmek i&ccedil;in &ouml;zellikle politikada radikallikten uzak bir &ccedil;izgi sergiliyor. Yeşil Yeni D&uuml;zen (Green New Deal) ise YE&rsquo;nin ama&ccedil;larının daha somut hedefler i&ccedil;eren hali olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lebilir.</p> <p>YE&rsquo;ye sahip olduğu eklektik yapı nedeniyle getirilen eleştiriler ise şu şekilde sıralanabilir:</p> <ol> <li>YE, şirketi &ldquo;hegemonyanın taşıyıcısı, se&ccedil;ilmemiş, tekil, şeffaflıktan uzak ve t&uuml;m sorunların k&ouml;k&uuml;nde yatan&rdquo; bir birim olarak su&ccedil;larken, ge&ccedil;iş s&uuml;recinde k&uuml;resel ticareti elinde bulunduran &ccedil;okuluslu şirketlere nasıl bir tavır takınılacağına ilişkin bir şey s&ouml;ylememektedir. K&uuml;&ccedil;&uuml;ltme mi, reg&uuml;le etme mi, yoksa tamamen ortadan kaldırma mı?</li> <li>YE, ihtiyatlılık ilkesini temel olarak almaktayken, karbon temelli ekonomik yapıdan yeşil ekonomiye ge&ccedil;işte rol alabilecek akt&ouml;rler hakkında bir şey s&ouml;ylememektedir.&nbsp; Bu d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m i&ccedil;in gereken yeşil yatırımların mevcut ekonomik yapının baskın akt&ouml;rleri olan &ccedil;okuluslu şirketler eliyle mi, yoksa yerel ekonomilerin g&uuml;&ccedil;lenmesine olanak tanıyacak k&uuml;&ccedil;&uuml;k ve orta &ouml;l&ccedil;ekli şirketler, ya da kamu şirketleri eliyle mi yapılması gerekir sorusuna a&ccedil;ık bir cevap vermemektedir.&nbsp; S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir kalkınmayı &ldquo;oksimoron&rdquo; olarak nitelemek ne anlama gelmektedir? YE, şirketlerin s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilirlik adına y&uuml;r&uuml;tt&uuml;kleri projelere mi, yoksa kavramın kendisine mi kategorik olarak karşıdır?</li> <li>Bu d&uuml;zenden ekolojik temelli bir d&uuml;zene ge&ccedil;iş nasıl olacak sorusu da cevap bekleyen sorulardan biridir. Wall (2006) ucuz fosil yakıtların temelinde yapılan tarım ve ulaştırmadaki ge&ccedil;işi ele almıştır. Ucuz fosil yakıtı ortadan kaldırdığınızda yerelleşmiş &uuml;retim m&uuml;mk&uuml;n hale gelebilecektir ancak ge&ccedil;iş demokratik olabileceği gibi radikal bir şekilde ger&ccedil;ekleştirildiğinde sancılı da olabilecektir. Kunstler (2005)&rsquo;in betimlediği gibi &ldquo;bir zamanlar bolluğun olduğu yerlere a&ccedil;lık gelebilecek, sıcağın olduğu yere soğuk, boş zamanın yerine fazladan gayret, sağlığın olduğu yere hastalık, ve barışın olduğu yere vahşet&rdquo; gelebilecektir.&nbsp; Dolayısıyla Reardon (2007) YE&rsquo;nin demokratik, insani ve barış&ccedil;ıl bir ge&ccedil;iş s&uuml;recini desteklemesi gerektiğini ifade etmiş, &ouml;rneğin iklim değişikliği ile m&uuml;cadele i&ccedil;in fosil yakıtların azalmasını beklemektense, alternatif enerji rejimlerinin uygulamaya konmasını savunmuştur.</li> </ol> <p>Tarihsel olarak Yeşil Yeni D&uuml;zen (YYD<em>)</em> , 1929&rsquo;daki B&uuml;y&uuml;k Buhran sonrası uygulanan sosyal, ekonomik ve finansal politikaları i&ccedil;eren Yeni D&uuml;zen&rsquo;e (New Deal) dayandırılıyor. Yeni D&uuml;zen, b&uuml;y&uuml;k kriz sonrası ekonomiyi kalkındırmak adına kamu yatırımları yapılmasını, Keynesyen politikalarla toplam talebin arttırılmasını &ouml;ng&ouml;r&uuml;yor. Bu d&ouml;nemde finans sekt&ouml;r&uuml; de d&uuml;zenlenerek Glass-Steagall Kanunu ile yatırım bankacılığıyla ticari bankacılık birbirinden ayrılıyor. Daha sonraları 1999&rsquo;da bu d&uuml;zenleme iptal ediliyor ve 2008&rsquo;deki krize g&ouml;t&uuml;ren finansal balonların b&uuml;y&uuml;mesinin aslında 2000&rsquo;lerin başına dayandığı s&ouml;yleniyor. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde Occupy Wall Street sosyal hareketinin taleplerinden biri de Glass-Steagall Kanunu&rsquo;nun geri d&ouml;nmesi.</p> <p>&Ccedil;evre a&ccedil;ısından ele alındığında Yeni D&uuml;zen&rsquo;in daha &ccedil;ok olumsuz sonu&ccedil;lara g&ouml;t&uuml;rm&uuml;ş olduğu g&ouml;zleniyor. Amerika&rsquo;da &ouml;zellikle Tennessee Vadisi&rsquo;nde inşa edilen &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekli barajlar ve New Deal ile &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir orta sınıfın yaratılarak t&uuml;ketim k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n oluşması bu durumu g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne seriyor. Bu sebeplerle ekosisteme verilen zarar ve doğal kaynak t&uuml;ketimi gitgide arttırıyor.</p> <p>1920&rsquo;lerden sonra Amerikan sendikal hareketi de değişiyor. &Ouml;nceleri &ccedil;alışma saatlerinin d&uuml;ş&uuml;r&uuml;lmesi i&ccedil;in m&uuml;cadele eden sendikalar daha sonra maaş artışı taleplerini y&uuml;kseltmeye başlıyorlar. 1980&rsquo;lerde d&uuml;nya ekonomisine monetarizm hakim olurken 2008&rsquo;den sonra yine Keynesyenliğe d&ouml;n&uuml;ş ve Yeni D&uuml;zen g&uuml;ndeme geliyor. Ancak ekolojik sorunlar da artık reddedilemez bir boyuta geliyor.</p> <p>2008&rsquo;deki krizden sonra Yeşil Yeni D&uuml;zen ismi daha belirgin bir şekilde ortaya &ccedil;ıkıyor. Aslında ekososyalistler 1970&rsquo;lerden itibaren bu yaklaşımı &ouml;ne s&uuml;rd&uuml;klerini belirtiyorlar. Ancak iki yaklaşım arasında farklılıklar da g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Farklı tanımlarda YYD sadece karbon salımı azaltımı ve vergi teşviki i&ccedil;eren dar bir anlam da i&ccedil;erebiliyor. &Ccedil;eşitli şirketler YYD raporları yayınlıyorlar. Ancak YYD&rsquo;yi &ccedil;ok genel olarak ele alan kurumlar ve partiler de bulunmakta. Sonu&ccedil; olarak kavram halen oluşma aşamasında bulunuyor.</p> <p>Kavramın &ouml;z&uuml;, radikal bir devrimden &ouml;nce de yapılacak işler olduğu, krizlere yol a&ccedil;an mevcut sistemin hızlıca reforme edilmesiyle en azından iklim a&ccedil;ısından geri d&ouml;n&uuml;lemez noktayı &ouml;teleyip zaman kazanılabileceğini savunmaktadır. Farklı &ccedil;evreler tarafından (ekososyalist STK&rsquo;lardan h&uuml;k&uuml;met ortağı yeşil partilere kadar) farklı YYD tanımları yapılmaktadır. &Ccedil;oğunluk YYD&rsquo;nin savunduğu politikaların sorunlara nihai &ccedil;&ouml;z&uuml;m olmayacağının bilincinde olmakla beraber bunu bir ge&ccedil;iş s&uuml;reci olarak g&ouml;rmektedir. Teorik d&uuml;zeyde YYD hızlı bir şekilde yol almaktadır. Pratik politika uygulamaları her ne kadar eko-verimlilik, yenilenebilir enerji altyapısının oluşturulması olarak g&ouml;r&uuml;nse de, k&uuml;resel finansal ve ticaret kuralları, mevcut tarım politikalarının iyi bir yaşam i&ccedil;in d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmesi y&ouml;n&uuml;nde reformist politika &ouml;nerileri her ge&ccedil;en g&uuml;n yetkinlik kazanmaktadır.</p> <p>Bu haliyle YYD, ekolojik d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml; kim ger&ccedil;ekleştirecek sorusuna (yetersiz de olsa) bir cevap vermiş olmaktadır. Merkezi y&ouml;netimlerin (uygulayacakları vergi, teşvik sistemleriyle), yerel y&ouml;netimlerin (yerel politikada yapacakları değişikliklerle), bireylerin (h&uuml;k&uuml;metlerin uyguladığı politikalara cevaben t&uuml;ketim alışkanlıklarını değiştirebildikleri &ouml;l&ccedil;&uuml;de) ve son olarak şirketlerin (teşvik ve vergi politikalarıyla karbon-temelli ekonomik yatırımlardan vazge&ccedil;ip, yeşil yatırıma y&ouml;nelerek) YYD politikalarının uygulayıcıları haline getirilebilecekleri d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lebilir.&nbsp; D&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml; kim yapacak sorusuna bu kadar net ve uygulanabilir bir cevap veren başka bir ekolojik d&uuml;ş&uuml;nce okulu (ekososyalizm, derin ekoloji vs.) bulmak kolay değildir.</p> <p>Ancak bir yandan da, YYD t&uuml;ketime ve yaşam tarzına dair bir &ouml;neride bulunmamaktadır. Amerika&rsquo;da toplu taşıma konusuna bile değinilmiyor. Amerika&rsquo;da YYD &ccedil;ok da g&uuml;ndemde ve basına yansıyan bir konu olarak g&ouml;z&uuml;km&uuml;yor. Halihazırda Yeni D&uuml;zen&rsquo;e karşı bir yandan &ccedil;evreye son derece olumsuz etkileri olan t&uuml;ketim k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml; geliştirmiş olması sebebiyle, diğer taraftan da finansal serbestiyi yeterince sağlamadığı i&ccedil;in oluşmuş tepki varken terimin yeni halinin ne kadar etkili olacağı belirsizliğini koruyor. Politikacıların ilgisini &ccedil;ekebilecek vaatler i&ccedil;ermekle beraber ne kadar ekolojik bir yaklaşım olduğu da sorgulanmalı. Kamu alanında altyapı, enerji ve ulaşım gibi alanlarda verimliliği artıracak ve doğal kaynak t&uuml;ketimini azaltacak YYD d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;ne aktarılabilecek yatırım imkanı bulunuyor.</p> <p>New Economy Foundation tarafından 2008 yılında basılan Yeşil Yeni D&uuml;zen kitabında ise t&uuml;ketimin azaltılması gereğinden de bahsediliyor. Kredilerin artırılması ve t&uuml;ketim artışına karşı bir duruş var ve hem finansal sekt&ouml;r&uuml;n hem de t&uuml;ketim miktarının kontrol edilmesi gerektiğine değiniliyor. Finansal sekt&ouml;r&uuml;n reel sekt&ouml;r&uuml;n hizmetine verilmesi, finansal işlemlerin vergilendirilmesi (Tobin vergisi benzeri) ve oluşan gelirin iklim değişikliğiyle m&uuml;cadeleye aktarılması gibi y&ouml;ntemler &ouml;neriliyor. YYD bu sebeple devlet, &ouml;zel sekt&ouml;r, bireyler ve kurumlar olarak hep birlikte masaya oturulması gerektiğini s&ouml;yl&uuml;yor, ancak buradaki g&uuml;&ccedil; ilişkilerini ve masaya eşit şartlarda oturulmadığını hesaba katmıyor.</p> <p>YYD rahatlıkla yeşil badanalama (green washing)şeklinde adlandırılan uygulamalara d&ouml;nebilecek bir yaklaşım gibi g&ouml;z&uuml;k&uuml;yor. Gelecek tasavvuru oluşturulmasına ve kamu kesiminin g&ouml;revinin belirlenmesine ihtiya&ccedil; duyuluyor. Bu haliyle YYD ancak teşvik seviyesinde kalıyor ve devletin ne kadar d&uuml;zenleyici, kural ve sınır koyucu bir rol &uuml;stleneceği belirlenmemiş oluyor. Bu konuda yerel ekonomilerin de vurgulanması gerektiği d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;yor ve İngiliz YYD&rsquo;si bu konuyu desteklerken, Alman YYD yaklaşımında bu konuya yer verilmediği g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor.</p> <p>Cem İ. Aydın, Irmak Ert&ouml;r, Pınar Ert&ouml;r Akyazı &ndash; &Ccedil;alışma Grubu Notlarından, 20.12.2011</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>Kaynak&ccedil;a:</strong></p> <p>Kunstler, J.H. (2005)&nbsp;<em>The Long Emergency</em>, New York: Atlantic Monthly Press.</p> <p>Reardon, J.&nbsp; (2007) &ldquo;Comments on &lsquo;Green economics: setting the scene. Aims, context, and philosophical underpinnings of the distinctive new solutions offered by green economics&rsquo;&nbsp;<em>Int. J. Green Economics</em>, Vol. 1, Nos. 3/4.</p> <p>Wall , D. (2006) &ldquo;Green economics: an introduction and research agenda&rdquo;,&nbsp;<em>Int. J. Green Economics, </em>Vol. 1, Nos. 1/2, 2006</p> Cem İ. Aydın, Irmak Ertör, Pınar Ertör Akyazı Tartışma Notları Wed, 01 Aug 2012 19:36:16 +0000 Alier - Çevrecilik Akımları http://politikekoloji.org/alier---cevrecilik-akimlari/ <p>&Ccedil;ok daha ayrıntılı bir kategorizasyon m&uuml;mk&uuml;n olmakla beraber, Joan Martinez-Alier, daha genel &ccedil;er&ccedil;eveler i&ccedil;inde kalmaya &ccedil;alışarak &uuml;&ccedil; ana &ccedil;evrecilik akımı tanımlamakta. Bunlar</p> <p>1-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Doğa Korumacılık (<em>Cult of Wilderness</em>)</p> <p>2-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Eko-Teknolojik Verimliliğe İnan&ccedil; (<em>Gospel of Eco-Efficiency</em>)</p> <p>3-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yoksulların &Ccedil;evreciliği (<em>Environmentalism of the Poor</em>)</p> <p>İlk iki akım, &ccedil;evrecilik hareketinin ilk başladığı yıllardan beridir&nbsp; bilinen akımlar iken, son akım Martinez-Alier tarafından tanımlanmakta. Bu tanımlama, &ldquo;Gelişmiş &uuml;lkeler daha &ccedil;evrecidir&rdquo; algısına karşı, vaka analizlerinden yola &ccedil;ıkarak oluşturulmakta ve &ldquo;&Ccedil;evreci olmak i&ccedil;in fazla yoksul&rdquo; (<em>Too poor to be green</em>) algısının yanlış olduğunu iddia etmekte. Bu nedenle aslında, 1980&rsquo;lerden itibaren ortaya &ccedil;ıkan bu &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; akımın bir bakıma diğer iki ana akıma (&ouml;zellikle de ikincisine) karşı bir hareket olduğu s&ouml;ylenmekte.</p> <p>Bu &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; akımı daha iyi anlamak i&ccedil;in diğer iki akımı terkar g&ouml;zden ge&ccedil;irmekte fayda var.</p> <p>1-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Doğa Korumacılık (<em>Cult of Wilderness</em>)</p> <p>Amerika kaynaklı bu akım &ouml;nemli olanın doğaya karşı olan &ldquo;tutum&rdquo; (<em>Attitude</em>) olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmekte. Doğayı insana hizmet eden bir kaynaklar b&uuml;t&uuml;n&uuml; olarak g&ouml;rmekten &ccedil;ok onu kendi i&ccedil;inde, insandan bağımsız bir sistem olarak ele almakta ve doğanın değerli ve korunması gereken bir yapı olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmekte. Bu nedenle, &ldquo;&uuml;retim sistemimizi değiştirmekten ziyade doğaya olan bakış a&ccedil;ımızı değiştirelim&rdquo; şeklinde bir yaklaşıma sahip. &Ccedil;ok &ccedil;eşitli ve i&ccedil;i&ccedil;e ge&ccedil;miş olmakla beraber, ana &ldquo;doğa koruma&rdquo; motivasyonları şu şekilde sıralanabilir:<br /> - <em>Bilimsel</em>: Doğa bilimciler ve biyologlardan destek alan bu motivasyon, doğanın zenginliğine ve m&uuml;kemmelliğine vurgu yapmakta ve bu nedenle korunması gerektiğini s&ouml;ylemekte.</p> <p>- <em>Estetik</em>: Doğal yapıların g&uuml;zel olduğunu ve sırf bu nedenle korunması gerektiğini vurgulamakta</p> <p>- <em>Dini</em>: Doğanın kutsal bir yapı olduğunu kabul ederekve bu nedenle korunması gerektiğini belirtmekte</p> <p>Bu akımın bilimsel ayağına &ldquo;koruma biyologları&rdquo; (conservation biologists), aktivist ayağına da &ldquo;derin ekoloji hareketi&rdquo; (Deep Ecology Movement) &ouml;rnek olarak g&ouml;sterilebilir. Derin Ekoloji Hareketi, insanın da doğadaki diğer varlıklardan biri olduğunu ve bir ayrıcalığa sahip olmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu nedenle insanın doğaya her t&uuml;rl&uuml; etkisini k&ouml;t&uuml; olarak algılamaktadır.</p> <p>Bu akımın eleştiriye a&ccedil;ık y&ouml;nlerinden birisi, korumacılığı &ccedil;oğunlukla &ccedil;itle &ccedil;evrili korunaklı alanlara ait olarak g&ouml;rmesiidir. &Ouml;zellikle Amerika&rsquo;da bulunan doğal parklar bu t&uuml;rden bir &ccedil;evrecilik anlayışının &uuml;r&uuml;n&uuml;d&uuml;r. Eleştirilen diğer bir nokta da bu akımın <em>romantik </em>bir akım olmasıdır.</p> <p>2-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Eko-Teknolojik Verimliliğe İnan&ccedil; (<em>Gospel of Eco-Efficiency</em>)</p> <p>Bu akım, b&uuml;y&uuml;me, şehirleşme ve modern tarım gibi iktisadi ve sosyal etkinliklerin &ccedil;evre &uuml;zerinde k&ouml;t&uuml; etkilerinin olduğunu kabul etmekle beraber, bu etkinliklerden vazge&ccedil;menin de m&uuml;mk&uuml;n olmadığınıbelirtmekte, bu nedenle iktisadi ve sosyal hayatın doğa ile i&ccedil; i&ccedil;e ge&ccedil;mesi gerektiğini s&ouml;ylemekte. Bu noktada, beşeri etkinliklerin doğa &uuml;zerine olan etkisinin azaltılmasında &ldquo;teknolojik gelişmeyi&rdquo; en &ouml;nemli &ccedil;&ouml;z&uuml;m y&ouml;ntemi olarak g&ouml;rmekte. Ek olarak, doğal kaynakların akıllı kullanımı, ekolojik modernizasyon ve &ccedil;evre maliyetlerini i&ccedil;selleştirme y&ouml;ntemlerine de &ouml;nem vermekte. Bahsedilmesi gereken &ouml;nemli bir husus, doğa korumacı akımdan farklı olarak bu akımın &ldquo;doğa&rdquo;yı ekseriyetle bir &ldquo;kaynak&rdquo; rezervi olarak g&ouml;rmesi ve b&uuml;y&uuml;me/gelişme i&ccedil;in &ccedil;ok &ouml;nemli olan bu kaynak rezervinin gelişmenin devam edebilmesi i&ccedil;in korunması gerektiğine inanmasıdır. &ldquo;Piyasa mekanizması ve &ldquo;&ccedil;evreye dost teknoloji&rdquo; ile hem doğayı koruyup hem de gelişmeye devam edebiliriz&rdquo; şeklinde bir d&uuml;ş&uuml;nceyi &ouml;ne s&uuml;rmektedir.</p> <p>Bu akıma getirilen en &ouml;nemli eleştiri, &ldquo;<em>Jevons Paradoksu</em>&rdquo; olarak da adlandırılan ve birim &uuml;retim başına d&uuml;şen t&uuml;ketilen doğal kaynak miktarının azalmasına rağmen, toplam t&uuml;ketilen doğal kaynak miktarının artabileceğini g&ouml;steren &ouml;rnektir. Fakat bu &ccedil;evrecilik akımı, doğal kaynakların birbirleriyle (k&ouml;m&uuml;r-petrol) ve başka teknolojik gelişmeler ile ikame edilebileceğini d&uuml;ş&uuml;nmekte, bu nedenle Jevons Paradoksu&rsquo;nu o kadar b&uuml;y&uuml;k bir sorun olarak g&ouml;rmemektedir.</p> <p>Şimdiye kadar konuşulanları kısaca &ouml;zetlemek gerekirse, bu iki akımbir &ccedil;ok ortak noktası olan ve &ccedil;eşitli y&ouml;nlerden i&ccedil; i&ccedil;e ge&ccedil;miş akımlar. Fakat g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde, eko-verimlilik g&uuml;ncel hayatımızda daha &ccedil;ok yer bulmakta. Okullarda verilen eğitim bile ana eksenine eko-verimliliği koymakta. Ve bireyler biraz da bu eğitim sisteminin etkisiyle, teknolojik gelişmenin &ccedil;evreyi kurtaracağına yaygın olarak inanmakta.</p> <p>Bu noktada dikkat &ccedil;ekilen bir unsur, eko-verimliliğin, &uuml;retim verimliliğine daha &ccedil;ok odaklanması nedeniyle, aslında firma odaklı bir anlayış olarak nitelendirilebileceği. Fakat unutulmamalı ki, bu akımın savunduğu <em>s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir kalkınma</em> gibi kavramların daha <em>insan odaklı</em>. Yani, belki daha zayıf olmakla birlikte, insan da bu akımın &ouml;nemli &ouml;ğelerinden biri. Doğa korumacılık ise temeline <em>doğa</em>yı koymakta.</p> <p>Eko-verimlilik akımında ise vurgu tamamen verimlilik &uuml;zerine ve radikal &ccedil;&ouml;z&uuml;mlerden bahsedilmiyor. Sadece verimlilik artışının b&uuml;t&uuml;n sorunlara &ccedil;&ouml;z&uuml;m olacağını d&uuml;ş&uuml;nmekdoğru olmayabilir. Yani verimlilik artışı gerekli ama tek başına yeterli olmayan bir ara&ccedil;, &ouml;nemli olan hangi bağlamda kullanıldığı.</p> <p>Mevcut ana akım &ccedil;evre ekonomisi ve &ccedil;evre m&uuml;hendisliği eko-verimlilik g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nden fazlasıyla besleniyorlar. Bunların yanında, <em>Green Economy (Yeşil Ekonomi), Green New Deal (Yeni Yeşil D&uuml;zen) </em>gibi akımlar da bu anlayışın kısmen hayat bulduğu &ouml;rnekler olarak g&ouml;sterilebilir.</p> <p>Green New Deal (GND), eko-verimliliği nihai radikal değişikliği yapmadan evvel uygulanacak bir ge&ccedil;iş (transition) y&ouml;ntemi olarak g&ouml;rmekte. Bu noktada, (sosyal politikaya da getirilen bir eleştiri olan), &ldquo;sistemin k&ouml;t&uuml; yanlarını ge&ccedil;ici olarak d&uuml;zeltme&rdquo; eleştirisi getirilebilir. Fakat GND daha &ccedil;ok, &ldquo;bir şey yapmak, hi&ccedil; bir şey yapmamaktan daha iyidir&rdquo; şeklinde bir anlayışa sahip. Yani &ldquo;bu ge&ccedil;ici bir &ccedil;&ouml;z&uuml;md&uuml;r şeklinde beklemek de yanlış, harekete ge&ccedil;mek gerekli&rdquo; şeklinde d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmekte. Green Economy (GE) ise, yıllardan beri s&uuml;regelen bir şekilde sıklıkla kullanılan ve artık yorulmuş bir kavram olan &ldquo;s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir kalkınma&rdquo; (Sustainable development) kavramının yeni bir isim altında yeniden hayat bulması olarak nitelendirilebilir.</p> <p>Bunun yanında, bazı teknolojik gelişmeler &ldquo;yeşil badanalama&rdquo; (<em>green washing</em>) amacına hizmet ederken, bazıları da ger&ccedil;ekten olumluolabilir. &Ouml;nemli olan bu ayrımı doğru yapabilmek ve farkındalık yaratmak. &Ouml;te yandan, eko-verimlilik g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml;n g&uuml;ncel kapitalist d&uuml;zene hizmet eden ve bir &ccedil;ok &ccedil;evreye zararlı faaliyeti meşrulaştıran bir d&uuml;ş&uuml;nce yapısı olduğu unutulmamalı.</p> <p>3-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yoksulların &Ccedil;evreciliği (<em>Environmentalism of the Poor</em>)</p> <p>Bu akım, &ouml;nceki iki akımın &ldquo; &ccedil;evreci olmak i&ccedil;in fazla yoksul&rdquo; yaklaşımlarına bir eleştiri getirmekte. Buna g&ouml;re,&nbsp; &ldquo;yoksulluk &ccedil;evre sorunları yaratır ve zenginler &ccedil;evreye daha &ccedil;ok değer verir, bu nedenle &lsquo;b&uuml;y&uuml;me/zenginleşme&rsquo; &ccedil;evre i&ccedil;in iyidir&rdquo; yaklaşımı tam olarak ger&ccedil;eği yansıtmamaktadır. Diğer ana akımlar Kuznet Eğrisini (Kuznet Curve) ve Post-Materyalizm&rsquo;i &ouml;rnek g&ouml;stererek b&uuml;y&uuml;me taraftarı (pro-growth) bir yaklaşım g&ouml;stermekteler. Bu akımda ise &ccedil;evre tahribatı yapan etkiler oluşmasın şeklinde bir g&ouml;r&uuml;ş hakim. Bu g&ouml;r&uuml;ş, yaşam bi&ccedil;imlerimizi değiştirmemizi&nbsp; &ouml;ng&ouml;ren/&ouml;neren bir g&ouml;r&uuml;ş (&ouml;rneğin: Madenlere bu kadar ihtiyacımız olan bir yaşam tarzına sahip olmayalım).</p> <p>Bu akıma g&ouml;re, yoksulların &ccedil;evre ile olan ilişkileri daha s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilirdir. Her ne kadar yoksullar (ge&ccedil;im kaynaklarıyla doğrudan ilişkili olan) &ccedil;evreyi daha &ccedil;ok kendi &ccedil;ıkarları i&ccedil;in korusalar da, bu durum o kadar da k&ouml;t&uuml; algılanmamalıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; doğanın &ldquo;doğa olduğu i&ccedil;in&rdquo; korunması bir zorunluluk değildir. Bu t&uuml;rden &ccedil;ıkarcı bir yaklaşım da s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilirdir. Bu noktada &ldquo;&ccedil;ıkar&rdquo; kavramı dikkatli yaklaşılması gereken bir kavram. Anaakım iktisadın (biraz post-materyalist bir bakış a&ccedil;ısıyla) &ccedil;evreyi &ldquo;l&uuml;ks meta&rdquo; olarak g&ouml;rme anlayışına karşı bir g&ouml;r&uuml;ş hakim bu akımda. Yoksulların &ccedil;evre ile bir metasal &ccedil;ıkarları (material interest) olabilir belki ama bu &ccedil;ıkar aynı zamanda bu insanların kimlikleri ile de doğrudan bağlantılı. Martinez-Alier&rsquo;e g&ouml;re, &ccedil;evre bir l&uuml;ks değil, bu insanların hayatı ve bunu paraya tercih etmiyorlar. Bir &ccedil;ok olayda bu insanların para ile satın alınamadıkları da g&ouml;zlemleniyor. Bu nedenle &ccedil;ıkar kavramı &uuml;zerinden bu insanları k&ouml;t&uuml; bir şekilde yargılamak da doğru değil, &ccedil;&uuml;nk&uuml; sadece doğa ile olan bağlarını korumak istiyorlar.</p> <p>Bu noktada, bu akımın temellerini &ldquo;&ccedil;evresel adalet hareketlerinden&rdquo; (Environmental justice movements) aldığının s&ouml;ylenmesi gerekmekte. Daha &ccedil;ok k&uuml;reselleşme sonucu ortaya &ccedil;ıkan bu hareketler, d&uuml;nyadaki diğer hareketlerle de (kadın, anti-kapitalist vs.) ile de uyum i&ccedil;erisinde. Fakat &ccedil;evresel adalet hareketleri daha &ccedil;ok yerel bir etki alanında kalıyorlar &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu insanların &ccedil;ıkar elde ettikleri alan kendi yerel &ccedil;evreleri. Bu noktada getirilen bir eleştiri, kendi yerel &ccedil;evresine zarar gelmedik&ccedil;e bu insanların bir mobilizasyon i&ccedil;erisine girmemeleri ve k&uuml;resel &ccedil;evre hareketleri ile bağlarının &ccedil;oğu zaman zayıf kalması.</p> <p>Bu akıma y&ouml;nelen diğer bir eleştiri ise sadece kırsal yoksul ile ilgileniyor olması. Kentsel yoksul bir &ccedil;evre hareketine sahip değil &ccedil;&uuml;nk&uuml; doğa ile olan bağları &ccedil;oktan kopmuş durumda. Kır yoksulunun m&uuml;cadelesi bir &ldquo;kaynak kaybetmeme m&uuml;cadelesi&rdquo;. Kent yoksulu bu kaynaklara zaten sahip olmadığı i&ccedil;in bunu elinde tutma m&uuml;cadelesi vermesi beklenemez. Fakat kent yoksulları da, kentsel kirliliğe en &ccedil;ok maruz kalan ve bunu sırtlayan insanlar oldukları i&ccedil;in, &ldquo;toplumsal &uuml;retim sonucu ortaya &ccedil;ıkan t&uuml;m kirliliğe neden ben maruz kalıyorum&rdquo; m&uuml;cadelesi veriyorlar. &ldquo;Yoksulların &ccedil;evreciliği akımı&rdquo; bu t&uuml;rden kent yoksullarının hareketlerini &ccedil;ok fazla incelememekte.</p> <p>Daha &ouml;nce dediğimiz gibi, bu akım var olan &uuml;retim bi&ccedil;imine ve bu &uuml;retim bi&ccedil;imini şekillendiren yaşam tarzına karşı bir tutum takınmakta ve bu anlamda s&ouml;m&uuml;rgecilik/kapitalizm karşıtı &ouml;ğeler barındırmakta. Tarihe bakınca bu hareketlere benzer karşıt hareketlerin aslında hep bulunduğunu g&ouml;r&uuml;yoruz. Bu noktada bir g&ouml;r&uuml;ş, &ccedil;evre temalı hareketlerin aslında bu t&uuml;rden bir karşı-hareket k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n devamı olabileceği y&ouml;n&uuml;nde. Fakat aslında bu t&uuml;r hareketler uzun zamandır var. Sadece son d&ouml;nemde bilgi dağılımının hızlanması sonucu biraz daha sesleri duyulur hale gelmiş durumda. İlk s&ouml;m&uuml;rge yıllarında baskı yoluyla bu t&uuml;r hareketlerin fazla &ouml;ne &ccedil;ıkmadan bastırılması m&uuml;mk&uuml;n iken, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde bu yerel hareketler k&uuml;resel toplumun dikkatini daha kolay &ccedil;ekebiliyor ve geniş bir destek bulabiliyor.</p> <p>Sonu&ccedil; olarak, b&uuml;t&uuml;n bu akımlar genel olarak &ccedil;evrecilik anlayışının sadece belli noktalarını, kısıtlı bakış a&ccedil;ılarıyla a&ccedil;ıklıyorlar. &Ouml;zellikle ilk iki akım, belli işlevleri yerine getirmenin dışına &ccedil;ıkamıyorlar ve &ouml;zelleşerek kendilerine izole ilgi alanları yaratıyorlar. Yoksulların &ccedil;evreciliği hareketi ise ilk iki akımdan daha geniş bir bakış a&ccedil;ısına sahip. Diğer akımları da b&uuml;y&uuml;k oranda kapsayacak şekilde,&nbsp; uzmanlaşma daha uzak bir karşı hareket olarak &ouml;ne &ccedil;ıkıyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu hareketi s&uuml;rd&uuml;ren insanlar belli bir yerde kendi yaşamlarını ve yaşam alanlarını savunuyorlar, bu nedenle doğaya m&uuml;mk&uuml;n olduğunca geniş bir bakış a&ccedil;ısı ile yaklaşıyorlar ve diğer iki akımla karşılaştırılınca daha anti-kapitalist bir ruh taşıyorlar.</p> <p>Cem İ. Aydın, Irmak Ert&ouml;r, Pınar Ert&ouml;r Akyazı &ndash; &Ccedil;alışma Grubu Notlarından, 24.11.2011</p> Cem İ. Aydın, Irmak Ertör, Pınar Ertör Akyazı Tartışma Notları Wed, 01 Aug 2012 19:31:54 +0000 Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar http://politikekoloji.org/genetigi-degistirilmis-organizmalar/ <p>T&uuml;rkiye,&nbsp;&nbsp;Birleşmiş Milletler Biyolojik &Ccedil;eşitlilik S&ouml;zleşmesi&rsquo;ne 1997&rsquo;de, &nbsp;Cartagena Biyog&uuml;venlik Protokol&uuml;&rsquo;ne de 2004&rsquo;te taraf olmasına rağmen Biyog&uuml;venlik Kanunu&rsquo;nu ancak 2010 yılında y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe sokabildi. Genetiği değiştirilmiş (transgenik) &ccedil;eşitlerin tescili, &uuml;retim izni, sertifikasyonu ve t&uuml;ketimi konularında &ccedil;eşitli tarihlerde &ccedil;ıkarılan talimat ve y&ouml;netmelikler dışında kapsamlı bir mevzuat yoktu. 1998 yılında Tarım ve K&ouml;yişleri Bakanlığı&rsquo;nca &ldquo;Transgenik K&uuml;lt&uuml;r Bitkilerinin Alan Denemeleri Hakkında Talimat&rdquo; &ccedil;ıkarıldı ve aynı yıl yerel Tarımsal Araştırma Enstit&uuml;leri, tarımsal biyoteknoloji şirketlerinin GD mısır ve pamuk &ccedil;eşitlerini deneme ekimine aldılar. Kamuoyuna bu araştırmaların nerede ve hangi y&ouml;ntemlerle yapıldığı a&ccedil;ıklanmadı. Ayrıca deneme ekimleri sonucunda genetik bulaşma, &uuml;r&uuml;n verimi veya tarım ila&ccedil;ları kullanımının azalıp azalmadığına dair hi&ccedil;bir a&ccedil;ıklama yapılmadı. Ziraat M&uuml;hendisleri Odası&rsquo;na g&ouml;re 1998-2009 yılları arasında ABD, Kanada ve Arjantin&rsquo;den 20 milyon ton genetiği değiştirilmiş soya, mısır ve pamuk ithal edildi. 1996&rsquo;dan beri hazırlanmakta olan Biyog&uuml;venlik Yasa Taslağı, 2004 yılında GDO&rsquo;ya Hayır Platformu&rsquo;nun kurulması ve GDO&rsquo;lara karşı etkin bir muhalefet y&uuml;r&uuml;tmesiyle g&uuml;ndeme geldi. &Ccedil;evreciler, &uuml;reticiler, t&uuml;keticiler ve bilim insanlarından oluşan bu koalisyon; GDO&rsquo;ların insan ve &ccedil;evre sağlığına zarar verme riskini, genetik kaynaklara y&ouml;nelik tehdidini, biyo&ccedil;eşitliliğe olumsuz etkilerini ve canlıların patentlenmesine gidebilecek s&uuml;re&ccedil;leri eleştirerek GDO&rsquo;lu tohumlar ile &uuml;r&uuml;nlerin ekim ve ithalinin yasaklanması i&ccedil;in kamuoyunu bilin&ccedil;lendirme &ccedil;abalarında bulundu.</p> <p>&nbsp;</p> <p>Hen&uuml;z Biyog&uuml;venlik Yasası &ccedil;ıkmadan &ldquo;Gıda ve Yem Ama&ccedil;lı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve &Uuml;r&uuml;nlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Y&ouml;netmelik&rdquo; 2009 yılında y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe girdi.&nbsp;Y&ouml;netmelik 20 Kasım 2009, 20 Ocak 2010 ve 28 Nisan 2010 tarihlerinde &uuml;&ccedil;&nbsp;kez değiştirildi. Bu değişikliler GDO&rsquo;lu &uuml;r&uuml;nlerin bebek mamalarında yer alıp almayacağı, gıda ve yemin GDO&rsquo;lu kabul edilip edilmemesinde esas alınacak eşik değeri, Biyog&uuml;venlik Kurulu&rsquo;nda Bakanlık temsilcilerinin yer alıp almayacağı, antibiyotiğe diren&ccedil; geni taşıyan GDO&rsquo;lu &uuml;r&uuml;nlerin ithalatının yasaklanmasına ve &uuml;r&uuml;nlerde GDO&rsquo;suz etiketi kullanılıp kullanılmayacağına dairdi. Bu s&uuml;re zarfında mısır, soya, pamuk, kanola, patates, şeker pancarı gibi 32 adet GDO&rsquo;lu &uuml;r&uuml;n&uuml;n ithalatına izin verildi. Mart 2010&rsquo;da&nbsp;y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe giren Biyog&uuml;venlik Kanunu&rsquo;na g&ouml;re; insan, hayvan ve bitki sağlığı ile &ccedil;evrenin ve biyolojik &ccedil;eşitliliğin korunması ve s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir kullanımı g&ouml;z &ouml;n&uuml;nde bulundurularak GDO veya GDO&rsquo;lu &uuml;r&uuml;nlerin ithalatı, ihracatı, deneysel ama&ccedil;lı serbest bırakılması, piyasaya s&uuml;r&uuml;lmesi ile genetiği değiştirilmiş mikroorganizmaların kapalı alanda kullanımına, bilimsel esaslara g&ouml;re yapılacak risk değerlendirmesine g&ouml;re karar verilecek. Son olarak beyaz et ve yem sanayicileri &uuml;&ccedil; GDO&rsquo;lu mısır &ccedil;eşidinin (Bt11, DAS 1507, DAS 59122) ithali i&ccedil;in Biyog&uuml;venlik Kurulu&rsquo;na başvurdu. Kurulun, Bilimsel Risk ve Sosyo-ekonomik Değerlendirme Komiteleri bilimsel raporlar hazırladı ve bu raporlar kamuoyuna Eyl&uuml;l 2011&rsquo;de a&ccedil;ıklandı. Kurul, ithali istenen bu &uuml;r&uuml;nler hakkında kamuoyunun da g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; aldıktan sonra kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı&rsquo;na iletecek.</p> <p>T&uuml;rkiye Biyog&uuml;venlik Bilgi Değişim Mekanizması&nbsp;<a href="http://www.tbbdm.gov.tr/" target="_blank">http://www.tbbdm.gov.tr/</a></p> <p>GDO&rsquo;ya Hayır Platformu&nbsp;<a href="http://gdohp.blogspot.com/" target="_blank">http://gdohp.blogspot.com</a></p> Barış Baykan Türkiye’nin ekolojik sorunlarını biliyor muydunuz? Tue, 15 May 2012 12:54:19 +0000 Rüzgâr Enerjisi ve Çevre http://politikekoloji.org/ruzgr-enerjisi-ve-cevre/ <p>R&uuml;zg&acirc;r enerjisi ekolojik ve s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir bir enerji olarak değerlendirilmektedir. Santral inşaatı bittikten sonra, n&uuml;kleer ve termik enerjinin aksine herhangi bir atık &uuml;retmemekte ve hidroelektrik enerji gibi tabiatta b&uuml;y&uuml;k &ccedil;aplı değişiklikler gerektirmemektedir. Avrupa R&uuml;zg&acirc;r Enerjisi Birliği&rsquo;nin verilerine g&ouml;re AB &uuml;lkelerinin r&uuml;zg&acirc;r enerjisi kapasitesi 2008&rsquo;de 476 MW&rsquo;ken bu rakam 2010 itibariyle 1290 MW&rsquo;ye &ccedil;ıkmıştır. Ancak, <em>BirdLife International</em>&rsquo;ın raporları, başta kuşlar ve yarasalar &uuml;zerinde olmak &uuml;zere r&uuml;zg&acirc;r santrallerinin doğal yaşama olumsuz etkilerinden bahsetmektedir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>T&uuml;rkiye h&uuml;k&uuml;meti r&uuml;zg&acirc;r santrallerinin inşası ve işletilmesine y&ouml;nelik ruhsat verilebilmesi i&ccedil;in r&uuml;zg&acirc;r santrali inşaat alanlarını belirlediğinde, r&uuml;zg&acirc;r enerjisi potansiyelini dikkate almış; ancak, b&ouml;lgede bulunan ve santrallerin varlığından doğrudan etkilenebilecek kuş t&uuml;rleri ve diğer faunayı da i&ccedil;eren bir biyo-&ccedil;eşitlilik kıstası g&ouml;zetmemiştir. Dahası, başlarda yatırım s&uuml;recini hızlandırmak amacıyla her proje &ccedil;evresel etki değerlendirme s&uuml;recinin dışında tutulmuştur. Bu yaklaşımın bir sonucu olarak Belen Ge&ccedil;idi ve Hatay Samandağ kıyısı gibi kuş g&ouml;&ccedil;&uuml;n&uuml;n yoğun yaşandığı birka&ccedil; kritik b&ouml;lgeye b&uuml;y&uuml;k r&uuml;zg&acirc;r santralleri inşa edilmiştir. Şu ana değin bu santrallerin nasıl taşınacağı, t&uuml;rbinlerin nasıl değiştirileceği veya işleyişlerinin varoldukları b&ouml;lgeyle nasıl daha uyumlu hale getirileceğiyle ilgili herhangi bir strateji benimsenmemiştir. H&acirc;lihazırda, T&uuml;rkiye&rsquo;de doğal yaşamla uyumlu r&uuml;zg&acirc;r enerjisinin desteklenmesi i&ccedil;in en b&uuml;y&uuml;k etki, bu alanda temel bazı sorumluluk ilkelerini uygulayan yabancı kredi verenlere aittir.</p> Kerem Ali Boyla Türkiye’nin ekolojik sorunlarını biliyor muydunuz? Tue, 15 May 2012 13:05:02 +0000 Tehlikeli, Dayanıklı Endüstriyel Atıklar http://politikekoloji.org/tehlikeli-dayanikli-endustriyel-atiklar/ <p>Tehlikeli end&uuml;striyel atıkların arıtılması ve bertaraf edilmesi T&uuml;rkiye&rsquo;de, &ouml;zellikle sanayi merkezlerine komşu b&ouml;lgelerde yaşayan toplulukları tehdit eden son derece ciddi bir sorun. Bu sanayi merkezlerinin &ouml;nemli bir kısmı Marmara B&ouml;lgesi&rsquo;nde, İstanbul&rsquo;un doğusunda ve batısında yer alıyor. Sorun, &Ccedil;evre ve Şehircilik Bakanlığı&rsquo;nın, yetersiz izleme ve denetim &ccedil;alışmalarından ve hepsinden &ouml;nemlisi, uygun teknolojiye sahip mevcut tehlikeli atık arıtma kapasitesinin yetersizliği nedeniyle Tehlikeli Atıklar Kontrol Y&ouml;netmeliği&rsquo;nin uygulanamamasından kaynaklanıyor.</p> <p>Bu bağlamda &ouml;zellikle Dilovası dikkat &ccedil;ekiyor.&nbsp; İstanbul&rsquo;un 60 kilometre doğusunda, Gebze&rsquo;ye bağlı bir belde olan Dilovası, altı organize sanayi b&ouml;lgesine ve ağır metal, petrol ve kimya end&uuml;strilerini i&ccedil;eren 193 &uuml;retim birimine evsahipliği yapıyor. Bu &uuml;retim tesislerinde 20.000&rsquo;den fazla iş&ccedil;i istihdam ediliyor. Dilovası 1960&rsquo;ların başlarında b&uuml;y&uuml;meye başlamış ve bug&uuml;n itibariyle n&uuml;fusu 70.000 kişiye ulaşmış durumda. &Ccedil;eşitli kanser t&uuml;rleriyle ilişkilendirilebilecek olan &ouml;l&uuml;m oranları y&uuml;zde 33; yani ulusal ve k&uuml;resel ortalamaların yaklaşık &uuml;&ccedil; misli kadar. Dilovası&rsquo;nda geceyarısı ger&ccedil;ekleştirilen &ccedil;&ouml;p d&ouml;kme işlemleri ve zehirli gaz salımı yerel y&ouml;neticiler tarafından kontrol edilmiyor. &Uuml;reticiler ise b&ouml;lgedeki tek tehlikeli atık yakma tesisi olan İZAYDAŞ&rsquo;ın kapasitesinin yetersiz olmasından yakınıyorlar. İZAYDAŞ&rsquo;ın kapasitesi, talebin ancak y&uuml;zde 20&rsquo;si kadar.</p> <p><strong>&nbsp;</strong></p> <p><strong>K&uuml;&ccedil;&uuml;k Hidroelektrik Santraller</strong></p> <p>Nehir tipi k&uuml;&ccedil;&uuml;k hidroelektrik santrallerin, b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekli alternatiflerine ve b&uuml;y&uuml;k barajlara kıyasla &ccedil;evresel a&ccedil;ıdan g&uuml;venli olduğu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;rd&uuml;. Fakat bu ancak k&uuml;&ccedil;&uuml;k HES&rsquo;ler asli olarak kırsal gelişmeyi ve ademi merkezi elektrik &uuml;retimini destekleyecek bir ara&ccedil; olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde ge&ccedil;erli bir arg&uuml;man. &Ouml;rneğin T&uuml;rkiye&rsquo;de, k&uuml;&ccedil;&uuml;k HES inşaatları son on yıl i&ccedil;erisinde elektrik &uuml;retim stratejisinin asli bileşenlerinden biri haline geldi. Bug&uuml;n Kuzeydoğu Anadolu&rsquo;nun nehirleri &uuml;zerine kurulu 700&rsquo;den fazla k&uuml;&ccedil;&uuml;k HES var. T&uuml;rkiye&rsquo;deki toplam k&uuml;&ccedil;&uuml;k HES sayısı ise 2000&rsquo;den fazla. H&uuml;k&uuml;met hedeflerine g&ouml;re &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki on yıl i&ccedil;erisinde &uuml;lke genelinde toplam 23.000 MW kurulu g&uuml;c&uuml;nde k&uuml;&ccedil;&uuml;k HES kapasitesine ulaşılması planlanıyor. Bunun anlamı, Anadolu&rsquo;nun t&uuml;m nehir ve dereleri &uuml;zerine yaklaşık 10.000 adet k&uuml;&ccedil;&uuml;k HES biriminin inşa edilmesi.</p> <p>G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde, nehir akışlarının 49 yıllığına şirketlere devredilmesi şeklinde ortaya &ccedil;ıkan &ldquo;&ccedil;evirme hareketleri&rdquo; &nbsp;T&uuml;rkiye dereleri &uuml;zerindeki ekolojik dağılım ihtilaflarını derinleşmekte. Bu ihtilafın bir tarafında, derelerin kullanım hakkını par&ccedil;a par&ccedil;a m&uuml;teahhit şirketlere kiralayan Devlet Su İşleri, elektrik &uuml;retim şirketlerine ruhsat veren Enerji Piyasası D&uuml;zenleme Kurumu ve yerel halkın karşı iradesine rağmen &ccedil;evresel etki değerlendirmesi &ccedil;alışmalarını onaylayan &Ccedil;evre ve Şehircilik Bakanlığı &Ccedil;evresel Etki Değerlendirmesi İzin ve Denetim Genel M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; yer alıyor. Diğer tarafında ise yerel halk, doğa savunucuları, toplulukların ve k&uuml;lt&uuml;rlerin rızkını ve devamlılığını savunan az sayıda uzman yer alıyor.</p> <p>2 Nisan 2011&rsquo;de &ccedil;evre ve doğa savunucusu hareketlerin geniş bir koalisyonu tarafından, &ldquo;Anadolu&rsquo;yu Vermeyeceğiz!&rdquo; sloganı altında &uuml;lkenin on farklı&nbsp; noktasından başlayıp Mayıs ayında Ankara&rsquo;da b&uuml;y&uuml;k bir g&ouml;steriyle tamamlanan B&uuml;y&uuml;k Anadolu Y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml; ger&ccedil;ekleştirildi. Bu y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş hakkındaki bilgilere htpp://vermeyoz.net adresinden ulaşılabilir.</p> Ali Kerem Saysel Türkiye’nin ekolojik sorunlarını biliyor muydunuz? Tue, 15 May 2012 13:10:00 +0000 Termik Santraller ve Yatağan Termik Santrali http://politikekoloji.org/termik-santraller-ve-yatagan-termik-santrali/ <p>T&uuml;rkiye&rsquo;nin elektrik enerjisi t&uuml;ketimi 200 milyar kilovatsaatin &uuml;zerinde ve T&uuml;rkiye Elektrik İletim A.Ş.&rsquo;nin (TEİAŞ) yaptığı y&uuml;ksek talep senaryosuna g&ouml;re yılda y&uuml;zde 7 oranında artması bekleniyor.&nbsp;&nbsp; Bu da her yıl daha fazla elektrik santralinin inşa edileceği anlamına geliyor. H&uuml;k&uuml;met yetkilileri 2018 yılında T&uuml;rkiye&rsquo;nin kurulu g&uuml;c&uuml;n&uuml;n 56.382 megavata ulaşacağını tahmin ediyor. Bu kurulu g&uuml;c&uuml;n 34.232 megavatı termik santrallerden oluşacak. Yakıt t&uuml;rlerine g&ouml;re sınıflandırıldığında doğalgaz yine elektrik &uuml;retiminde baskın yakıt t&uuml;r&uuml; olacak. Doğalgazı linyit k&ouml;m&uuml;r&uuml; ve ithal k&ouml;m&uuml;r izleyecek. T&uuml;rkiye&rsquo;deki termik santrallerin &uuml;lkenin sera gazı salımının artmasına yaptığı etki b&uuml;y&uuml;k ve h&uuml;k&uuml;metin iklim değişikliği konusunda ciddi politik kararlar verememesi nedeniyle bu eğilim devam edeceğe benziyor. T&uuml;rkiye&rsquo;nin toplam sera gazı salımı 2008 yılında 366,50 milyon ton CO<sub>2 </sub>eşdeğeriydi. 1990 yılına g&ouml;re toplam sera gazı salımı y&uuml;zde 96 arttı. 2008 yılındaki toplam CO<sub>2</sub> salımının y&uuml;zde 91&prime;i enerji sekt&ouml;r&uuml; kaynaklı.</p> <p>Muğla ili sınırları i&ccedil;erisindeki Yatağan termik santrali, T&uuml;rkiye&rsquo;nin sorunlu termik santrallerine iyi bir &ouml;rnek. Yatağanlılar uzun yıllar soluyacak temiz hava bulmakta zorlandılar, bazı g&uuml;nler evden dışarı &ccedil;ıkmamaları bile s&ouml;ylendi. Yatağan, &ccedil;evre alanındaki ilk yasal m&uuml;cadelelerden birine ev sahipliği yaptı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&rsquo;ne g&ouml;t&uuml;r&uuml;len davalar ve y&ouml;re halkının bıkmadan s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; m&uuml;cadele sonucu termik santral des&uuml;lf&uuml;rizasyon &uuml;nitesine kavuştu ve santralin &ccedil;evreye verdiği zarar azaldı. Yatağan s&uuml;reci uzun yıllar bir&ccedil;ok &ccedil;evre m&uuml;cadelesine &ouml;rnek oldu. Termik santrallere tepki duyan bir&ccedil;ok kişi i&ccedil;in bir simge haline geldi.</p> <p>Eyl&uuml;l 2011 itibariyle k&ouml;m&uuml;rl&uuml; termik santral kurmak i&ccedil;in yapılan lisans başvurularına bakarsak, 100 MWe &uuml;st&uuml; kurulu g&uuml;ce sahip 6 santrale lisans verildiği g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. 16 adet k&ouml;m&uuml;rl&uuml; termik santral başvurusu da lisans almak i&ccedil;in bekliyor. Yine 16 adet, 100 MWe &uuml;st&uuml; kurulu g&uuml;ce sahip k&ouml;m&uuml;rle &ccedil;alışacak termik santralin de inşa edildiğini g&ouml;r&uuml;yoruz. Aynı kıstaslarda (100 MWe &uuml;st&uuml;, k&ouml;m&uuml;r yakıtlı) &ccedil;alışır durumdaki termik santral sayısı da 15. Doğalgaz &ccedil;evrim santrallerinin de bu tabloya eklenmesiyle, T&uuml;rkiye&rsquo;nin elektrik enerjisi talebinin gelecek yıllarda da b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de termik santrallardan karşılanmaya devam edeceğini s&ouml;yleyebiliriz. Toplam sera gazı salımı hızla artan T&uuml;rkiye&rsquo;nin iklim değişikliği konusunda harekete ge&ccedil;memiş olmasının bir sonucu olarak da değerlendirilebilecek bu gelişme, ciddi yerel &ccedil;evre sorunlarına da neden olabilir. T&uuml;rkiye&rsquo;de halkın hidroelektrik ve termik santrallere karşı olduk&ccedil;a sık sokaklara d&ouml;k&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;ne, protesto mitingleri d&uuml;zenlediğine ve kampanyalar y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml;ne şahit oluyoruz.&nbsp; Santrallerin kurulduğu b&ouml;lgelerde g&uuml;venlik g&uuml;&ccedil;leri ve polis arasında sert &ccedil;atışmalar yaşanıyor ve bu haberler giderek sıklaşıyor. Bu protestolara katılanların hapse atıldığını, eylemcilerin aralarında konuşmasını yasaklayan, anlaşılması g&uuml;&ccedil; cezalar verildiğini g&ouml;r&uuml;yoruz. Yasal s&uuml;re&ccedil;le ilgili de sorunlar yaşanıyor. Yasal s&uuml;re&ccedil; bazen &ccedil;ok ağır işliyor, bazen de &ccedil;evrecilerin/y&ouml;re halkının lehine alınan kararlar uygulanmıyor veya şirketlerin hukuksuz uygulamalarına g&ouml;z yumuluyor. T&uuml;m bunlar T&uuml;rkiye&rsquo;nin enerji kaynaklı &ccedil;evre sorunlarının azalacağına değil artacağına işaret ediyor.</p> Özgür Gürbüz Türkiye’nin ekolojik sorunlarını biliyor muydunuz? Tue, 15 May 2012 13:10:39 +0000 Şehirleşme ve İstanbul’da yapılması planlanan 3. Köprü http://politikekoloji.org/sehirlesme-ve-istanbulda-yapilmasi-planlanan-3-kopru/ <p>T&uuml;rkiye&rsquo;de hızlı ekonomik b&uuml;y&uuml;me ve sanayileşme her yerde plansız şehirleşmeye yol a&ccedil;mıştır. Bu da hava kirliliği, su kirliliği, g&uuml;r&uuml;lt&uuml; kirliliği, sağlıksız yaşam koşulları ve ka&ccedil;ak yapılaşma gibi pek &ccedil;ok sorunu beraberinde getirmiştir. Bunun yanı sıra b&uuml;y&uuml;k şehirlerin etrafında kalan orman alanları ve su havzaları da hızla yok olmuştur. Coğrafi b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;, şehirleşme hızı ve aldığı g&ouml;&ccedil; g&ouml;z &ouml;n&uuml;nde bulundurulduğunda, plansız şehirleşmenin en &ccedil;arpıcı sonu&ccedil;larının İstanbul&rsquo;da yaşandığını s&ouml;ylemek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. İstanbul&rsquo;un n&uuml;fusu 1945&rsquo;te 1 milyon iken, 2000&rsquo;de 10 milyonu ge&ccedil;miş ve g&uuml;n&uuml;m&uuml;z itibariyle 12 milyonun &uuml;zerine &ccedil;ıkmıştır <a href="http://www.ibb.gov.tr/sites/ks/en-US/0-Exploring-The-City/Location/Pages/PopulationandDemographicStructure.aspx">(1)</a>. Bu d&uuml;zensiz şehirleşmenin başlıca sebepleri arasında siyasi akt&ouml;rlerin ka&ccedil;ak yapılaşmayı yasallaştırması ve benzeri pop&uuml;list politikaları, yerleşim olmayan arazileri yapılaşmaya a&ccedil;an kanuni değişiklikler ve rant politikaları sayılabilir.</p> <p>Rant kaygısı taşıyan tepeden inme şehirleşme politikalarının yarattığı ve yaratacağı tahribatın en iyi &ouml;rneklerinden biri İstanbul Boğazı&rsquo;nda yapılması planlanan 3. K&ouml;pr&uuml;&rsquo;d&uuml;r.&nbsp; İstanbul&rsquo;un kuzeyinde yapılması planlanan ve trafiğe bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m olarak sunulan k&ouml;pr&uuml; ve bağlantı yolları, trafik sorununu &ccedil;&ouml;zmeyeceği gibi, İstanbul&rsquo;un kalan son orman alanlarında ve su havzalarında geri d&ouml;n&uuml;lemez zarara yol a&ccedil;acaktır.&nbsp; Aynı zamanda n&uuml;fus ve yapılaşma baskısını ağırlaştıracaktır. 3. K&ouml;pr&uuml;, İstanbul&rsquo;un trafik sorununu &ccedil;&ouml;zmeyecektir &ccedil;&uuml;nk&uuml; k&ouml;pr&uuml;n&uuml;n yapımına gerek&ccedil;e olarak g&ouml;sterilen transit trafiği yeniden y&ouml;nlendireceği &ouml;ng&ouml;r&uuml;s&uuml;, bu trafiğin boğaz ge&ccedil;işlerinin %2-3&rsquo;&uuml;n&uuml; oluşturduğu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde anlamlı değildir <a href="http://www.spoist.org/odadan-haberler/3-kopru-projesi-degerlendirme-raporumuz">(2)</a>.</p> <p>T&uuml;m bu kaygılar, İstanbul&rsquo;a &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; bir k&ouml;pr&uuml;n&uuml;n gerekliliğini tartışmaya a&ccedil;mıştır. Kamuoyunda oluşan muhalefet, 3.k&ouml;pr&uuml; i&ccedil;in kesilecek 2 milyon ağaca atfen &lsquo;2 milyon İstanbullu&rsquo; kampanyasıyla &ccedil;evre &ouml;rg&uuml;tleri ve T&uuml;rkiye Yeşilleri tarafından &ouml;rg&uuml;tlenmiş ve alternatif &ccedil;&ouml;z&uuml;mleri kamuoyunun dikkatine sunmuştur.</p> Hande Paker Türkiye’nin ekolojik sorunlarını biliyor muydunuz? Tue, 15 May 2012 13:11:15 +0000 Otoyollar http://politikekoloji.org/otoyollar/ <p>Gelişmekte olan bir &uuml;lke olarak T&uuml;rkiye, son birka&ccedil; on yıldır otoyol altyapısını hızla geliştirmektedir. 2000 yılı itibariyle 1.674 km olan toplam otoyol uzunluğu 2010 yılında 2.080 km&rsquo;ye &ccedil;ıkmıştır. Ayrıca, t&uuml;m b&uuml;y&uuml;k şehirler arasında otoyol yapımı planları bulunmaktadır. Otoyolların &ccedil;evresel etkisi t&uuml;rl&uuml; ve belirgin şekilde tezah&uuml;r etmektedir. Vahşi yaşam &uuml;zerinde bu etkilerden &ouml;zellikle bir tanesi, habitat par&ccedil;alanması, en b&uuml;y&uuml;k etkiye sahiptir.</p> <p>B&uuml;y&uuml;k orman bloklarını b&ouml;lerek ge&ccedil;en otoyollar, ayı ve kurt gibi b&uuml;y&uuml;k memelilerin ge&ccedil;işini ve dolayısıyla bunların uygun habitat alanlarına ulaşımını engellemektedir. Bunun bir sonucu olarak yayılma alanları ve n&uuml;fus azalmaktadır. Nispeten k&uuml;&ccedil;&uuml;k yolların dahi &uuml;lkenin dağlık kuzeydoğusunda, &ouml;rneğin ke&ccedil;ilerin ge&ccedil;işi &uuml;zerinde, ciddi etkisi olabilmektedir.</p> <p>K&ouml;pr&uuml; ve t&uuml;neller gibi &ldquo;vahşi yaşam ge&ccedil;işleri&rdquo;nin vahşi yaşamın korunmasında olumlu etkileri olabilmektedir. Pozantı G&uuml;lek Ge&ccedil;idi yakınlarından ge&ccedil;en Adana Otoyolu &uuml;zerindeki k&ouml;pr&uuml; T&uuml;rkiye&rsquo;de bu t&uuml;r ge&ccedil;işlerin ilk ger&ccedil;ek &ouml;rneğini teşkil etmektedir. Ancak, inşaat &ouml;ncesi uygun bir &Ccedil;evresel Etki Değerlendirmesi yapılmadığı takdirde vahşi yaşam ge&ccedil;işleri herhangi bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m sunamamaktadır. Geniş ormanlık alanları ekolojik koridorun korunmasına katkı yapan viyad&uuml;k ve t&uuml;neller yardımıyla ge&ccedil;en otoyollar, dağ zirvelerini aşan yollara kıyasla ekolojik etkiyi azaltmakta ve ekolojik koridorun korunmasına katkıda bulunmaktadır.</p> <p>Bu konuda &ouml;rneğin İzmir-İstanbul otoyolu &uuml;zerinde tartışmalar devam etmektedir. Bu otoyol 20 yıl &ouml;nce, &ccedil;evresel etki değerlendirme kanunlarının y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe girmesinden &ouml;nce planlanmıştır. Mevcut plana g&ouml;re otoyol uluslararası &ouml;neme haiz Uluabat G&ouml;l&uuml; alanından ge&ccedil;ecektir. Uluabat G&ouml;l&uuml;, Ramsar Sulak Alanların Korunması S&ouml;zleşmesi kapsamına giren bir alandır. H&uuml;k&uuml;met ihale s&uuml;recini sonlandırmıştır ve planı değiştirmeye sıcak bakmamaktadır. <em>Hatta, 1997 &ouml;ncesi planlanan altyapı yatırımları &Ccedil;ED y&ouml;netmeliğinde yapılan bir değişiklikle &Ccedil;ED muafiyeti kazanmış ve bu sayede İzmir-İstanbul otoyolu i&ccedil;in &Ccedil;ED gerekliliği kaldırılmıştır.</em> İhaleyi kazanan şirketler y&uuml;ksek ihtimalle ilk plana sadık kalacaktır. &Ouml;te yandan, temiz yatırım politikaları izleyen ve Ekvator İlkeleri&rsquo;ne bağlı uluslararası mali şirketler finansman &ouml;ncesi tam ve g&uuml;ncel &Ccedil;ED raporları talep etmektedir. &Ccedil;ED raporuna g&ouml;re rotanın değişmesi talebinde de bulunulabilmektedir. H&acirc;lihazırda Uluslararası &Ccedil;ED s&uuml;reci b&uuml;y&uuml;k altyapı projelerinin vahşi yaşam lehine d&uuml;zenlenebilmesi i&ccedil;in eldeki en ge&ccedil;erli y&ouml;ntem olarak &ouml;ne &ccedil;ıkmaktadır.</p> Kerem Ali Boyla, Mahir Ilgaz Türkiye’nin ekolojik sorunlarını biliyor muydunuz? Tue, 15 May 2012 13:01:30 +0000 Nükleer Enerji http://politikekoloji.org/nukleer-enerji/ <p>T&uuml;rkiye&rsquo;nin bundan &ouml;nceki son n&uuml;kleer santral girişimi 2000 yılında, yerel ve ulusal muhalefet, yolsuzluk iddiaları ve finansal belirsizlikler y&uuml;z&uuml;nden son bulmuştu. D&ouml;rt yıl sonra n&uuml;kleer enerji planları tekrar T&uuml;rkiye&rsquo;nin g&uuml;ndemine, bu defa Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) tarafından getirildi. Ge&ccedil;en altı yıl boyunca, n&uuml;kleer enerji taraftarlarının 40 yıllık n&uuml;kleer santral kurma d&uuml;ş&uuml;n&uuml; ger&ccedil;ekleştirmeyi ama&ccedil;layan ciddi gelişmeler oldu. N&uuml;kleer hedefe ulaşmak i&ccedil;in, N&uuml;kleer G&uuml;&ccedil; Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun (5710 sayılı, 21/11/2007 tarihli) &ccedil;ıkarıldı. 2010 yılında ise Mersin-Akkuyu&rsquo;da kurulması planlanan n&uuml;kleer santral i&ccedil;in Rusya Federasyonu ile T&uuml;rkiye bir uluslararası anlaşmaya imza attılar. Rus şirketi Atomenergoproekt, jeolog ve m&uuml;hendislerden oluşan bir ekibin 2011 Mart ayında T&uuml;rkiye&rsquo;ye gideceklerini a&ccedil;ıklamıştı. Biraz gecikmeli de olsa bu ekipler T&uuml;rkiye&rsquo;ye geldi ve Akkuyu&rsquo;da &ccedil;alışmaya başladı. Y&ouml;re halkının protestoları da arttı.</p> <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı birden fazla n&uuml;kleer santral kurmak istiyor ve Akkuyu&rsquo;dan sonraki tercih b&uuml;y&uuml;k bir olasılıkla Sinop olacak. Enerji arz-talep senaryolarına g&ouml;re Bakanlık n&uuml;kleer santralların 2020 yılında elektrik &uuml;retiminin y&uuml;zde 5&prime;ini karşılayacaklarını s&ouml;yl&uuml;yor. Akkuyu i&ccedil;in &ouml;nerilen ilk n&uuml;kleer santralın 1200&prime;er megavatlık d&ouml;rt adet VVER reakt&ouml;r&uuml;nden oluşması planlanıyor. N&uuml;kleer santral projesi b&ouml;lge ve &uuml;lke &ccedil;apında, &ccedil;evrecilerden Elektrik M&uuml;hendisleri Odası&rsquo;na kadar bir&ccedil;ok farklı grubun tepkisini &ccedil;ekiyor. Japonya&rsquo;daki deprem ve tsunami felaketleri T&uuml;rkiye Cumhuriyeti H&uuml;k&uuml;meti&rsquo;nin fikrini değiştirmemişe benziyor. Başbakan Erdoğan&rsquo;ın n&uuml;kleer felaketi t&uuml;pgaz patlamasıyla kıyasladığı yorum bunun en net kanıtı. Fakat bu k&uuml;resel facia, n&uuml;kleer enerjiyi destekleyen bir&ccedil;ok kişinin fikrini değiştirdiği gibi Avrupa&rsquo;daki bir&ccedil;ok ulusal n&uuml;kleer enerji programının da değişmesine, hatta iptaline neden oldu. Mevcut n&uuml;kleer santrallerini kapatma kararı alan İsvi&ccedil;re ve Almanya, yeni n&uuml;kleer santral yapmaktan vazge&ccedil;en ve kendisine n&uuml;kleersiz bir yol &ccedil;izen İtalya, Fukuşima sonrası politikalarında radikal değişikliğe giden &uuml;&ccedil; &uuml;lke. D&uuml;nyanın en fazla n&uuml;kleer reakt&ouml;re sahip &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; &uuml;lkesi Japonya da, n&uuml;kleer enerjiden &ccedil;ıkışın yollarını arıyor. Japonya Fukuşima kazası &ouml;ncesi elektriğinin y&uuml;zde 30&rsquo;una yakınını n&uuml;kleer santrallerden karşılıyordu ve 2050&rsquo;de bu oranı y&uuml;zde 50&rsquo;ye &ccedil;ıkarmayı planlıyordu. N&uuml;kleer end&uuml;strinin son yıllarda bolca sipariş aldığı ve 27 reakt&ouml;r inşasının devam ettiği &Ccedil;in&rsquo;in de yeni reakt&ouml;r başvurularını dondurduğunu anımsatmakta fayda var.</p> Özgür Gürbüz Türkiye’nin ekolojik sorunlarını biliyor muydunuz? Tue, 15 May 2012 13:00:30 +0000 Madencilik http://politikekoloji.org/madencilik/ <p>Madencilik t&uuml;m d&uuml;nya &ccedil;apında &ccedil;evreye en &ccedil;ok zarar veren faaliyetlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Madenciliğin yol a&ccedil;tığı &ccedil;evre tahribatı,&nbsp;&ouml;zellikle doğal kaynak ve arazi kullanımında sebep olduğu değişiklikler ve maden &ccedil;ıkarma ve işleme s&uuml;recinde ortaya &ccedil;ıkan atıkların neden olduğu kirlilik nedeniyle ger&ccedil;ekleşmektedir. T&uuml;rkiye&rsquo;de olduk&ccedil;a uzun suredir y&uuml;r&uuml;t&uuml;len madencilik ve taş ocak&ccedil;ılığı faaliyetleri sadece &ccedil;evre yıkımına yol a&ccedil;makla kalmamış, pek &ccedil;ok insanın -&ouml;zellikle k&ouml;m&uuml;r madeni iş&ccedil;ilerinin- yaşamı ve sağlığına mal olmuştur.</p> <p>2009 yılı itibariyle y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kte olan 33.407 arama ve 10.818 işletme ruhsatı T&uuml;rkiye&rsquo;nin madencilik sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n b&uuml;y&uuml;mekte ve dolayısıyla yerel ekosistemler &uuml;zerinde oluşturduğu baskıların artmakta olduğuna işaret etmektedir. T&uuml;rkiye&rsquo;de madenciliğin &ccedil;evresel etkileri 1990&rsquo;larda ilk olarak Bergama&rsquo;da b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekli, siyan&uuml;r li&ccedil;i y&ouml;ntemi ile altın &uuml;retiminin g&uuml;ndeme gelmesi ve&nbsp;Bergama&nbsp;halkının s&ouml;z konusu altın madeninin a&ccedil;ılmasına karşı verdiği uzun ve yoğun m&uuml;cadele s&uuml;recinde tartışılmaya başlanmış, daha sonra Uşak ve Erzincan&rsquo;da altın madenleri a&ccedil;ılması s&uuml;recinde devam etmiştir. 2007 yılında ise, zengin biyolojik &ccedil;eşitliliği ve k&uuml;lt&uuml;rel &ouml;nemi dolayısıyla 1993&rsquo;te bir kısmı Milli Park ilan edilmiş olan Kaz Dağları civarında yapılan altın arama &ccedil;alışmaları toplumsal &ccedil;atışmaya yol a&ccedil;mıştır. Bu toplumsal &ccedil;atışmaların temelinde madencilik projelerinin bilhassa insan sağlığı, su kaynakları, tarımsal &uuml;retim, turizm ve b&ouml;lgesel biyo&ccedil;eşitlilik i&ccedil;in yarattığı tehditler yatmaktadır.</p> Duygu Avcı Türkiye’nin ekolojik sorunlarını biliyor muydunuz? Tue, 15 May 2012 12:59:37 +0000 Kıyı ve Deniz Ekosistemleri http://politikekoloji.org/kiyi-ve-deniz-ekosistemleri/ <p>T&uuml;rkiye kıyıları, bir&ccedil;ok medeniyetin yanında &ccedil;ok zengin bir biyo&ccedil;eşitliliğe de ev sahipliği yapmıştır. &Uuml;lke &ccedil;ok sayıda denizde (Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz) adalar hari&ccedil; 8500 km&rsquo;yi bulan bir kıyı şeridine sahiptir. Bu kıyı ve deniz b&ouml;lgelerinde bol miktarda, &ccedil;ok &ccedil;eşitli ve d&uuml;nya &ccedil;apında &ouml;neme sahip biyolojik &ccedil;eşitlilik bulunmaktadır. Genel olarak, denizlerde yaklaşık 3000 bitki ve hayvan t&uuml;r&uuml; tespit edilmiştir. Denizler &ouml;nemli bir besin ve plankton kaynağıdır. Kıyılar, kıyı şeridinde &uuml;reyen Caretta Caretta ve Akdeniz foku gibi &ccedil;ok sayıda nesli tehlikede olan t&uuml;re evsahipliği yapmaktadır. Denizler ise nesli t&uuml;kenmekte olan ve ticari &ouml;neme sahip mavi y&uuml;zge&ccedil;li orkinos gibi &ccedil;ok sayıda t&uuml;r i&ccedil;in &ouml;nemli g&ouml;&ccedil; yolları ve &uuml;reme alanları barındırmaktadır. Kıyı kumulları &ccedil;ok sayıda endemik ve nesli tehlikede olan bitki t&uuml;r&uuml;n&uuml; barındırmaktadır ve bu alanların &ccedil;oğu &ouml;nemli bitki b&ouml;lgeleridir.</p> <p>Ancak, T&uuml;rkiye denizlerindeki biyolojik &ccedil;eşitlilik ekonomik gelişme ve b&uuml;y&uuml;meden &ccedil;ok ciddi şekilde etkilenmiştir. &Ouml;nemli tehditler ise şunlardır: Aşırı avlanma, yasadışı balık&ccedil;ılık, balık &ccedil;iftlikleri, iklim değişikliği, egzotik t&uuml;rler, kirlilik, navigasyon, yazlıklar, deniz yaşam alanlarında ve ekosisteminde gelişmekte olan altyapı ve turizm yatırımları, deniz kaynaklarının aşırı kullanımı ve kıyılardaki yaşam alanlarının d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmesi ve/veya tahrip edilmesi.</p> <p>T&uuml;rkiye&rsquo;nin ulusal koruma b&ouml;lgesi sistemi, bir dizi deniz ve kıyı koruma alanını (DKKA) i&ccedil;ermektedir. Şu anda, T&uuml;rkiye kara sularının sadece y&uuml;zde 2.8&rsquo;lik bir kısmı koruma stat&uuml;s&uuml;ne sahiptir. &Ccedil;oğu durumda, bu kara ve deniz koruma alanları tek bir koruma b&ouml;lgesi altında birleştirilmiştir. &Ouml;zel &Ccedil;evre Koruma B&ouml;lgeleri (&Ouml;&Ccedil;KB) Akdeniz Eylem Planı &ccedil;er&ccedil;evesinde bir y&ouml;netmelik ile korunmakta olup, deniz ve kıyı b&ouml;lgelerine odaklanmıştır.&nbsp; 1980&rsquo;lerden itibaren, &Ouml;&Ccedil;KB&rsquo;ler Akdeniz ve Ege kıyılarında hem karasal hem de deniz ekosistemlerini bir arada i&ccedil;erecek şekilde tanımlanmış ve beyan edilmiştir. T&uuml;rkiye&rsquo;deki DKKA&rsquo;ların &ccedil;oğu &Ouml;zel &Ccedil;evre Koruma Kurumu (&Ouml;&Ccedil;KK) tarafından y&ouml;netilmektedir. Kalan DKKA&rsquo;lar ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;&nbsp; (DKMPGM), Tarım ve K&ouml;yişleri Bakanlığı ve K&uuml;lt&uuml;r ve Turizm Bakanlığı tarafından y&ouml;netilmektedir. 14 &Ouml;&Ccedil;KB&rsquo;den 8&rsquo;i, deniz ekosistemleri de dahil olmak &uuml;zere, toplam 1.211.200 hektar alan kaplamaktadır. Bu koruma sitelerinin toplam deniz alanı ise 176.534 hektardır. Buna rağmen, DKKA ağının ekolojik a&ccedil;ıdan temsil g&uuml;c&uuml; ve alanı hala yetersizdir. Bu nedenle bir Deniz Rezervleri Ağı&rsquo;nın oluşturulması gerekmektedir. T&uuml;rkiye&rsquo;deki DKKA&rsquo;ların &ccedil;oğu &ccedil;ok kullanımlı koruma b&ouml;lgeleridir ve ger&ccedil;ek anlamda deniz rezervleri sayılmamaktadır. Biyolojik &ccedil;eşitliliği koruma ya da ekosistem faydalarını optimize etme ama&ccedil;lı &ouml;nlemler yetersiz kalmaktadır. &Ccedil;evre Bakanlığı&rsquo;nın sadece biyolojik &ccedil;eşitliliği korumak amacıyla değil, balık kaynaklarını ve yerel balık&ccedil;ıları korumak i&ccedil;in de acil bir şekilde sıkı bir koruma stat&uuml;s&uuml; ilan etmesi ve bir Deniz Rezervleri Ağı kurması gerekmektedir.&nbsp; Yine de, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı&rsquo;nın (UNDP) &Ouml;&Ccedil;KK ile ortak y&uuml;r&uuml;tmekte olduğu g&uuml;ncel bir proje, 6 pilot b&ouml;lgede, s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir finansman mekanizmaları ve deniz ve kıyı ekosistem değerlendirmeleri de i&ccedil;eren geliştirilmiş y&ouml;netim ilkeleri ile T&uuml;rkiye&rsquo;nin halihazırdaki DKKA ağını g&uuml;&ccedil;lendirmeyi hedeflemektedir.</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>Balık&ccedil;ılık (Uygar &Ouml;zesmi)</strong></p> <p>G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde b&uuml;y&uuml;k balıkların y&uuml;zde 90&rsquo;ı ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k balıkların y&uuml;zde 60&rsquo;ı yok olmak &uuml;zeredir. 2050 yılında d&uuml;nyadaki t&uuml;m vahşi balık stoklarının biteceği tahmin edilmektedir. T&uuml;rkiye&rsquo;de de durum &ccedil;ok farklı değildir. End&uuml;striyel balık&ccedil;ılık arttığı ve avlanma sezonlarının dışına ve &uuml;reme alanlarının i&ccedil;ine doğru genişlediği i&ccedil;in balık stokları hızla erimektedir. Balık stokları azaldığından k&uuml;&ccedil;&uuml;k balıklar gitgide daha da &ccedil;ok miktarda ve &ccedil;oğu hen&uuml;z &uuml;reme boyuna bile ulaşamadan avlanmaktadır. Ne yazık ki g&uuml;ncel balık&ccedil;ılık y&ouml;netmeliği avlanma boyu limitini, bilimsel araştırmalara başvurmadan, &ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;ktutmaktadır. Tarım Bakanlığ&rsquo;ının acilen avlanma y&ouml;netmeliğindeki bu limitleri g&ouml;zden ge&ccedil;irmesi gerekmektedir.</p> <p>1970 ve 80&rsquo;lerdeki hızlı artışın ardından, avlanan balık miktarı azalmaya başlamıştır ve yıldan yıla değişen sert dalgalanmalar g&ouml;r&uuml;lmeye başlanmıştır. Hayvan yemi kullanımı amacıyla avlanma dışındaki yıllık av miktarı yaklaşık yıllık 650 bin ton civarındadır. Ş&uuml;phesiz bu istatistiki bilginin g&uuml;venilirliği de &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Balık&ccedil;ıların, değişik gerek&ccedil;eler nedeniyle, avladıkları miktarı d&uuml;ş&uuml;k beyan etme eğilimleri olduğu bilinmektedir. Buradaki temel sorun, s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir avlanma i&ccedil;in balık&ccedil;ı&nbsp; filosunu&nbsp; kontrol etmektir, ancak filoya herg&uuml;n yeni gemiler katılmakta ve avlanma başına harcanan &ccedil;aba miktarı artmaktadır. Artan gemi sayısının yanında, bu gemilerin boyutları ve motor g&uuml;&ccedil;leri de artmakta ve balık bulucu sonarlar gibi y&uuml;ksek teknolojiler ile donatılmaktadırlar. Bu t&uuml;rden aşırı yatırım dışında, ana sorun aslında h&uuml;k&uuml;metin bilimsel araştırmalar sonucu oluşturulan ve etkin kurumsal altyapı ile y&uuml;r&uuml;t&uuml;lmesi gereken y&ouml;netmelikler &ccedil;ıkarmak yerine, kısa vadeli kazan&ccedil;lar &uuml;zerinden siyasi manevralar yapmasıdır.</p> <p>Doğal avlanma miktarı azalırken, balık &ccedil;iftliklerinin sayısı g&uuml;nden g&uuml;ne&nbsp; kıyı ve deniz ekosistemini tehdit edecek bir şekilde artmaktadır. Balık &ccedil;iftlikleri aslında T&uuml;rkiye i&ccedil;in olduk&ccedil;a yeni olup 1960&rsquo;larda g&ouml;kkuşağı alabalık&ccedil;ılığı ve sazan yetiştiriciliği ile başlamış ve 1980&rsquo;lerin ortalarında &ccedil;ipura ve levrek yetiştiriciliği ile daha da gelişmiştir. 2009 itibariyle toplam 1855 &ccedil;iftlikte&nbsp; g&ouml;kkuşağı alabalığı,&nbsp;levrek, &ccedil;ipura,&nbsp;midye,&nbsp;sazan&nbsp;ve diğer t&uuml;rlerde toplam yıllık 158 bin tonluk balık &uuml;retimi yapılmaktadır. Toplam balık &uuml;retiminde (yıllık 650 bin ton) balık &ccedil;iftliklerinin payı y&uuml;zde 25 civarındadır. Her ne kadar y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kte bir y&ouml;netmelik olsa da, s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilirlik i&ccedil;in yetersiz kalmaktadır. A&ccedil;ık denizlerde cılız bir şekilde avlanan mavi y&uuml;zge&ccedil;li orkinosların kıyıya yakın &ccedil;iftliklerde &uuml;retilmesine karşı yapılan protestolarda da g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; &uuml;zere, kıyı b&ouml;lgelerinde yaşayan yerel halk tarafından balık &ccedil;iftliklerine karşı ciddi bir diren&ccedil; g&ouml;sterilmektedir.</p> <p>Yasal d&uuml;zlemde ise, T&uuml;rkiye&rsquo;nin Avrupa Birliği&rsquo;ne entegrasyonu &ccedil;er&ccedil;evesinde AB mevzuatının ulusal yasal d&uuml;zleme aynen uyarlanmasından ziyade, yeniden g&ouml;zden ge&ccedil;irmelere ve g&uuml;&ccedil;lendirmelere ihtiya&ccedil; vardır. D&uuml;zenlemelerin y&ouml;neticilerin ve operat&ouml;rlerin Ortak Balık&ccedil;ılık S&ouml;zleşmesi&rsquo;ne (pazar politikası, kaynak&nbsp;ve filo y&ouml;netimi,&nbsp;denetim ve kontrol,&nbsp;yapısal eylemler&nbsp;ve devlet yardımları&nbsp;alanlarında) katılımını sağlayacak şekilde hazırlanması gerekmektedir. Ortak Balık&ccedil;ılık S&ouml;zleşmesi&rsquo;nin, Habitat Direktifi ile birlikte s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir olması i&ccedil;in, T&uuml;rkiye&rsquo;nin denizlerdeki biyolojik &ccedil;eşitliliğini koruması gerekmektedir. Bu nedenle yumurtlama b&ouml;lgeleri ve sığınma alanlarını korumak amacıyla bir Deniz Rezervleri Ağı&rsquo;nın ilan edilmesi gerekmektedir. Doğru yapılandırılmış bir Deniz Rezervleri Ağı, sadece balık biyo&ccedil;eşitliliğini değil, sağlıklı balık stokları ile ekonomik faydanın da devamını sağlayacaktır.</p> Uygar Özesmi Türkiye’nin ekolojik sorunlarını biliyor muydunuz? Tue, 15 May 2012 12:58:22 +0000 Türkiye’de Halkın çevre politikalarına katılımı: Yasal düzenlemeler ve uygulamadaki durum http://politikekoloji.org/turkiyede-halkin-cevre-politikalarina-katilimi-yasal-duzenlemeler-ve-uygulamadaki-durum/ <p>T. C. Anayasası herkesin sağlıklı ve dengeli bir &ccedil;evrede yaşama hakkı olduğunu belirtmekte ve &ccedil;evreyi geliştirmenin, &ccedil;evre sağlığını korumanın ve &ccedil;evre kirliliğini &ouml;nlemenin devletin olduğu kadar vatandaşların da g&ouml;revi olduğunun altını &ccedil;izmektedir. Anayasa, &ccedil;evre politikalarının oluşmasında halkın katılımını bir hak ve g&ouml;rev olarak &ouml;ng&ouml;r&uuml;rken, &ccedil;evre kanunu ise bakanlık ve yerel y&ouml;netimleri, vatandaşların ve sivil toplum kuruluşlarının bu hakkı kullanacakları katılım ortamını yaratmakla y&uuml;k&uuml;ml&uuml; tutmaktadır. Mevzuatta &ccedil;evre hakkı ile ilgili ifadeler uzun zamandan beri mevcut olmakla birlikte, T&uuml;rkiye&rsquo;de &ccedil;evre politikalarına katılım yeni sayılabilecek bir s&uuml;re&ccedil;tir.</p> <p>Son yıllarda uluslararası gelişmelerin de etkisiyle, kamu politikalarının katılımcı hale getirilmesi konusunda &ouml;nemli adımlar atılmıştır. &Ouml;rneğin T&uuml;rkiye, Aarhus S&ouml;zleşmesi&rsquo;ni hen&uuml;z imzalamamış olmasına rağmen, 2003 yılında Bilgi Edinme Hakkı Kanunu&rsquo;nu y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe koymuştur. 2004 tarihli Belediye Kanunu ise yerel d&uuml;zeyde kent konseyleri, ihtisas komisyonlarinın halk katılımına a&ccedil;ık olması ve katılımcı stratejik planlama gibi zorunlu mekanizmalar getirmiş, dolayısıyla &ccedil;evre hakkının somut bir uygulamaya d&ouml;n&uuml;şmesi y&ouml;n&uuml;nde bir adım oluşturmuştur. Fakat kamu y&ouml;netiminde yerelleşme adına yapılan reformlara rağmen, T&uuml;rkiye&rsquo;de merkeziyet&ccedil;i y&ouml;netim yapısı ve geleneği s&uuml;rmektedir. Halka en yakın birim olarak kabul edilen yerel y&ouml;netimlerin yetki, sorumluluk ve kaynak eksiklikleri, katılımın etkin bir bi&ccedil;imde ger&ccedil;ekleştirilmesinin &ouml;n&uuml;nde bir engeldir.</p> <p>&lsquo;Sivil toplum&rsquo;un &ccedil;evre politikalarına katkısına bakıldığında ise, sayısı gitgide artan &lsquo;sivil toplum kuruluşları&rsquo;nın &uuml;lkenin &ccedil;evre sorunlarını tanımlamada ve &ccedil;evre politikaları oluşturmada ge&ccedil;mişe kıyasla &ouml;nemli roller oynadığı g&ouml;r&uuml;lmektedir<a title="" href="http://politikekoloji.wordpress.com/biliyor-muydunuz/turkiyede-halkin-cevre-politikalarina-katilimi-yasal-duzenlemeler-ve-uygulamadaki-durum/#_ftn1">[1]</a>. Ancak devletin &lsquo;sivil toplum&rsquo;un taleplerine karşı tutumu, bu kuruluşların devletin &ouml;ncelikli kalkınma politikalarıyla m&uuml;cadele i&ccedil;inde olup olmamalarına g&ouml;re değişmektedir<a title="" href="http://politikekoloji.wordpress.com/biliyor-muydunuz/turkiyede-halkin-cevre-politikalarina-katilimi-yasal-duzenlemeler-ve-uygulamadaki-durum/#_ftn2">[2]</a>. Ayrıca, h&uuml;k&uuml;metdışı kuruluşların &ouml;n&uuml;nde hala &ouml;nemli yasal sınırlamalar bulunmakta ve bunların b&uuml;y&uuml;k b&ouml;l&uuml;m&uuml; kaynak sıkıntısı yaşamaktadır. Vatandaşların ve h&uuml;k&uuml;metdışı kuruluşların &ccedil;evre konusundaki sorunları ve taleplerini duyurabilmeleri &ccedil;oğunlukla protestolar ve &ndash; &ouml;zellikle gerektiği gibi işlemeyen &ccedil;evre etki değerlendirmesi (&Ccedil;ED) s&uuml;re&ccedil;lerine karşı y&uuml;r&uuml;t&uuml;len&ndash; hukuk m&uuml;cadeleleri yoluyla olabilmektedir.</p> <hr align="left" size="1" width="33%" /> <p><a title="" href="http://politikekoloji.wordpress.com/biliyor-muydunuz/turkiyede-halkin-cevre-politikalarina-katilimi-yasal-duzenlemeler-ve-uygulamadaki-durum/#_ftnref1">[1]</a> Baykan B. G., 2008, <em>Turkiye&rsquo;de Cevre&nbsp;: Sorunlar, Aktorler ve Yeni Alanlar</em>, Betam Arastirma Notu, n&deg;5.</p> <p><a title="" href="http://politikekoloji.wordpress.com/biliyor-muydunuz/turkiyede-halkin-cevre-politikalarina-katilimi-yasal-duzenlemeler-ve-uygulamadaki-durum/#_ftnref2">[2]</a> Aydın Z., 2005, &rdquo;The State, Civil Society and Environmentalism&rdquo;, <em>in</em> Adaman F. and Arsel M. (eds), <em>Environmentalism in Turkey. Between Democracy and Development&nbsp;?, </em>Ashgate,Aldershot, p. 53-70.</p> Melike Yalçın Türkiye’nin ekolojik sorunlarını biliyor muydunuz? Tue, 15 May 2012 13:09:12 +0000 Biyolojik Çeşitlilik ve Habitat Kaybı http://politikekoloji.org/biyolojik-cesitlilik-ve-habitat-kaybi/ <p>G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde T&uuml;rkiye&rsquo;deki &Ouml;nemli Doğa Alanları&rsquo;nın %90&rsquo;ı bir veya birden fazla tehditle karşı karşıyadır. &Uuml;lkemizdeki doğal ve yarı-doğal ekosistemler &uuml;zerindeki temel baskı, bu alanların başka kullanımlar i&ccedil;in geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml; olmayan şekillerde değiştirilmesidir. T&uuml;rkiye&rsquo;nin her yerinde y&uuml;r&uuml;t&uuml;len yol, tarımsal sulama, enerji ve doğal kaynak taleplerine y&ouml;nelik gelişme ve altyapı projeleri ekosistemlerin sağlığı pahasına bu hızlı d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml; k&ouml;r&uuml;klemektedir.</p> <p>Karasal ekosistemler ve biyolojik &ccedil;eşitlilik &uuml;zerindeki baskılar, sadece doğal alanları değil, T&uuml;rkiye y&uuml;z&ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml;n&uuml;n %6&rsquo;sına denk gelen resmi koruma stat&uuml;s&uuml;ne sahip alanları da tehdit etmektedir. Bu alanlardan bir tanesi İ&ccedil; Anadolu&rsquo;da kapalı bir i&ccedil; su havzası olan ve farklı sulakalanların oluşturduğu ekolojik bir ağı barından Tuz G&ouml;l&uuml; &Ouml;zel &Ccedil;evre Koruma B&ouml;lgesi&rsquo;dir. Tuz G&ouml;l&uuml; etrafındaki bazı doğal bozkırlar, b&ouml;lgenin aşırı tuzcul ortamına uyum sağlamış bir&ccedil;ok endemik bitkiye ev sahipliği yapmaktadır.</p> <p>T&uuml;rkiye&rsquo;nin en b&uuml;y&uuml;k ikinci g&ouml;l&uuml; olan Tuz G&ouml;l&uuml; 1920&rsquo;li yıllardan itibaren b&ouml;lgede gittik&ccedil;e yoğunlaşarak y&uuml;r&uuml;t&uuml;len sulu tarım faaliyetleri nedeniyle %85 oranında k&uuml;&ccedil;&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. G&ouml;l&uuml; tabandan besleyen yeraltı su kaynakları, her yıl daha derine inen kuyular aracılığıyla tarım alanlarına pompalanmaktadır. Eşmekaya Sulakalanı&rsquo;nın kurutularak baraj yapılması, koruma b&ouml;lgesindeki en &ouml;nemli tatlı su kaynağının ve buna bağlı ekosistem hizmetlerinin t&uuml;kenmesine sebep olmuştur. Ayrıca, Tuz G&ouml;l&uuml;&rsquo;ne y&uuml;zlerce kilometre mesafeden taşınan evsel, tarımsal ve end&uuml;striyel atık sular b&ouml;lgede &uuml;reyen flamingo pop&uuml;lasyonunu ciddi bir şekilde etkilemiştir.</p> Esra Başak Türkiye’nin ekolojik sorunlarını biliyor muydunuz? Tue, 15 May 2012 12:57:01 +0000 Tarımsal Biyoçeşitlilik Tahribatı ve Kaybı http://politikekoloji.org/tarimsal-biyocesitlilik-tahribati-ve-kaybi/ <p>T&uuml;rkiye, 12 bin 500 yıl &ouml;nce buğday t&uuml;rlerinin k&uuml;lt&uuml;re alındığı bildirilen Urfa Karacadağ&rsquo;dan, &Ccedil;atalh&ouml;y&uuml;k&rsquo;ten (İ&Ouml; 7500), Hitit&rsquo;ten (İ&Ouml; 2000-1200), Urartu&rsquo;dan (İ&Ouml; 1200-500), Frigler&rsquo;den (İ&Ouml; 750-300) bu yana topraklarında &ccedil;ok k&ouml;kl&uuml; bir toprak k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml; barındıran ender coğrafyalardan biri. Coğrafi yapısındaki farklılıklar genetik &ccedil;eşitliliğe olanak sağlıyor. T&uuml;rkiye <em>Triticum </em>(buğday)<em>, Hordeum </em>(arpa), <em>Secale </em>(&ccedil;avdar), <em>Avena </em>(yulaf), <em>Cicer </em>(nohut),<em> Lens</em>&rsquo;in(mercimek) gen ve orijin merkezi. D&uuml;nyadaki 27 buğday t&uuml;r&uuml;nden 20&rsquo;si T&uuml;rkiye&rsquo;de bulunuyor. Sadece Muğla ilinin 10 il&ccedil;esinde, 400&rsquo;&uuml; aşkın yerel meyve adıyla anılan 28 meyve t&uuml;r&uuml; var. 10 bin yıllık atalık tohumların g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde de ekilip bi&ccedil;ildiği T&uuml;rkiye, binlerce yıldır her t&uuml;rl&uuml; koşulda yetişmiş, dayanıklı atalık tohumlar a&ccedil;ısından zengin bir &ccedil;eşitliliğe sahip. T&uuml;rkiye buğday, &ccedil;eltik, pamuk, fındık, &uuml;z&uuml;m, incir, zeytin, &ccedil;ay ve meyve sebze &uuml;retiminde de d&uuml;nyanın sayılı &uuml;lkeleri arasında.</p> <p>Bu zengin tarımsal &ccedil;aşitlilik ve toprak k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne rağmen, 1980&rsquo;li yıllarda tarım sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n toplam istihdam i&ccedil;indeki payı y&uuml;zde 45&rsquo;lerdeyken, bug&uuml;n bu rakam y&uuml;zde 24&rsquo;e inmiş durumda. AB&rsquo;nin ortak tarım politikasıyla uyumlu d&uuml;zenlemelerin yapılması &ccedil;abaları sonucu k&uuml;&ccedil;&uuml;k aile işletmelerinin tasfiye olduğu, g&ouml;rece b&uuml;y&uuml;klerin oranının arttığı; orta işletmelerin de tasfiye ile karşı karşıya bulunduğu g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor<em>. </em></p> <p>&nbsp;</p> <p>K&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ift&ccedil;iler bir yandan serbest piyasa koşullarına, diğer yandan da doğa tahribatına karşı direnmeye &ccedil;alışırken, &ouml;ncelikle Avrupa &uuml;lkelerine olmak &uuml;zere d&uuml;nyanın pek &ccedil;ok &uuml;lkesine tarım &uuml;r&uuml;nleri ihra&ccedil; eden T&uuml;rkiye&rsquo;nin tarımsal &uuml;retim tablosu son yıllarda &ouml;nemli değişikliklere sahne oluyor. T&uuml;rkiye her ge&ccedil;en yıl daha fazla tarım &uuml;r&uuml;n&uuml; ithal ediyor: 2002&rsquo;de 1 milyar 703 milyon dolarlık tarım &uuml;r&uuml;n&uuml; ithal ederken, 2008&rsquo;de 6 milyar 392 milyon dolar, 2009&rsquo;da 4 milyar 594 milyon dolarlık ithalat yapıldı. Tarım sekt&ouml;r&uuml;ndeki toplam ithalat 2008&rsquo;de 2002&rsquo;ye g&ouml;re % 375.4, 2009&rsquo;da ise % 269.8 arttı. Tarım sekt&ouml;r&uuml;ndeki bu ithalata karşın tarım &uuml;r&uuml;nleri ihracatı 2002&rsquo;de 4 milyar dolarken 2009&rsquo;da 11,2 milyar dolara y&uuml;kseldi.</p> <p>T&uuml;rkiye&rsquo;de k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ift&ccedil;i adil ticaret uygulamalarına da ihtiya&ccedil; duyuyor. &Ouml;rneğin, 20 yıl &ouml;ncesine kadar ailesinin Karadeniz&rsquo;deki fındık bah&ccedil;esinden elde ettiği gelirle &uuml;niversiteyi okuyabilen Bahtiyar Engin&rsquo;in ailesi artık aynı fındık bah&ccedil;esinin geliriyle ge&ccedil;inemediği i&ccedil;in bu kez annesi mutsuz olmasın diye tiyatrodan kazandığı parayı fındık bah&ccedil;esine yatırıyor. Pek &ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ift&ccedil;inin tarlada &uuml;r&uuml;n&uuml;ne &ouml;denen fiyat, &ccedil;eşitli aracılarla markete ulaştığında 4-5 katı fiyata satılabiliyor. Nihai t&uuml;keticinin &ouml;dediği fiyat, &ccedil;oğunlukla k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ift&ccedil;iye ulaşmıyor.</p> <p>T&uuml;rkiye&rsquo;de 85 yıldır ger&ccedil;ek anlamda bir toprak reformu yapılamadı. Bir yanda h&acirc;l&acirc; miras hukukunun par&ccedil;aladığı verimsiz aile işletmeleri ve feodalitenin izlerinin h&uuml;k&uuml;m s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; topraklar, diğer yanda da yanlış sulama politikaları ya da barajlar nedeniyle topraklarını kaybeden &ccedil;ift&ccedil;iler var. Tarımsal araziler aynı zamanda son yıllarda artan madencilik faaliyetlerinin de tehdidi altında. &Ouml;rneğin Ege B&ouml;lgesi&rsquo;nde binlerce yıllık zeytinlikler madencilik faaliyetlerine a&ccedil;ılıyor. &Ouml;te yandan da tarım alanlarına organize sanayi b&ouml;lgeleri yapılıyor.</p> <p>Hayvancılık sekt&ouml;r&uuml;ndeki &ouml;zelleştirmenin ardından, &ouml;zelleştirilen pek &ccedil;ok birimin kapanması, yem fiyatlarındaki ciddi artış, fiyat politikaları nedeniyle s&uuml;t hayvanlarının kesime gitmesi, hormon ve antibiyotik ila&ccedil;larının kullanımı bu sekt&ouml;rde yaşanan ciddi problemler arasında. Hayvancılık sekt&ouml;r&uuml;nde de &ccedil;arpıcı bir dışa bağımlılık g&ouml;ze &ccedil;arpıyor: T&uuml;rkiye 2002 yılında 15 milyon 932 bin dolarlık canlı hayvan ithal ederken, 2009&rsquo;da bu rakam 33 milyon 664 bin dolar oldu. Canlı hayvan ihracatı ise 2009&rsquo;da 2002&rsquo;ye g&ouml;re y&uuml;zde 211.2 oranında arttı.</p> <p>&Ouml;te yandan T&uuml;rkiye, hem zengin biyolojik &ccedil;eşitliliği hem de yerelde h&acirc;l&acirc; s&uuml;regelen doğa dostu tarım k&uuml;lt&uuml;r&uuml;yle giderek b&uuml;y&uuml;yen bir organik tarım potansiyeline sahip. 2008&rsquo;den 2009&rsquo;a kadar organik tarım yapılan alanlar iki kat b&uuml;y&uuml;yerek 326 bin hektara ulaştı. T&uuml;rkiye&rsquo;de ekolojik &uuml;r&uuml;n &uuml;retimi ihracat ağırlıklı olsa da, ekolojik &uuml;r&uuml;n i&ccedil; pazarı hızla gelişiyor ve T&uuml;rkiye&rsquo;de <a href="http://www.bugday.org/eng">ulusal ve yerel &ccedil;ok sayıda sivil toplum kuruluşu</a> temiz &ccedil;evre, sağlıklı beslenme, gıda g&uuml;venliği, kırsal kalkınma, agro-ekoturizm, yerli tohumların ve geleneksel &uuml;retim bi&ccedil;imlerinin korunması konusunda &ccedil;alışıyor.</p> <p><strong>&nbsp;</strong>Ancak, bu biyolojik &ccedil;eşitlilik, nispeten temiz topraklar ve atalık yerli tohumlar, k&uuml;reselleşme, serbest piyasa koşulları ve Tohum Yasası gibi bazı yasal uygulamalar nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Anadolu&rsquo;nun binlerce yıllık buğday, &ccedil;eltik, fasulye gibi hemen her koşula uyan atalık tohumları ya izin verildiği &ouml;l&ccedil;&uuml;de giderek k&uuml;&ccedil;&uuml;len arazilere ekiliyorya bazı sivil inisiyatifler tarafından keşfedilip takas edilerek s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilirliği sağlanıyor,veya unutulup yok olmayı bekliyor. Suni g&uuml;bre, tarımsal ila&ccedil;lar ve hibrid tohumlar, T&uuml;rkiye&rsquo;nin zengin tarımsal biyolojik &ccedil;eşitliliğini tehdit ederken, y&uuml;ksek endemizm d&uuml;zeyi, T&uuml;rkiye&rsquo;ye olduğu kadar b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya bu t&uuml;rlerin, &ouml;zellikle de d&uuml;nyanın b&uuml;y&uuml;k b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n bağımlı olduğu tahılların t&uuml;retildiği yabani t&uuml;rlerin yeterince korunması konusunda b&uuml;y&uuml;k bir sorumluluk y&uuml;kl&uuml;yor.</p> <p>Daha detaylı bir okuma i&ccedil;in:</p> <p><em><a href="http://www.ingentaconnect.com/content/bpl/joac/2011/00000011/00000001/art00004">Keyder, &Ccedil;. and Yenal, Z. &nbsp;2011. &ldquo;Agrarian Change Under Globalization: Markets and Insecurity&rdquo; in Turkish Agriculture. Journal of Agrarian Change, Vol 11 No.1, January 2011, p. 60-86</a></em></p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>RAKAMLARLA T&Uuml;RKİYE TARIMI</strong></p> <ul> <li>T&uuml;rkiye her ge&ccedil;en yıl daha fazla tarım &uuml;r&uuml;n&uuml; ithal ediyor. T&uuml;rkiye 2002&rsquo;de 1 milyar 703 milyon dolarlık tarım &uuml;r&uuml;n&uuml; ithal ederken, 2008&rsquo;de 6 milyar 392 milyon dolar, 2009&rsquo;da 4 milyar 594 milyon dolarlık ithalat yaptı. Tarım sekt&ouml;r&uuml;ndeki toplam ithalat 2008&rsquo;de 2002&rsquo;ye g&ouml;re y&uuml;zde 375,4, 2009&rsquo;da ise y&uuml;zde 269,8 arttı. Tarım sekt&ouml;r&uuml;ndeki bu ithalata karşın tarım &uuml;r&uuml;nleri ihracatı 2002&rsquo;de 4 milyar dolarken, 2009&rsquo;da 11,2 milyar dolara y&uuml;kseldi. (Kaynak: T&Uuml;SİAD Dergisi)</li> <li>&Uuml;&ccedil; tarafı denizlerle &ccedil;evrili T&uuml;rkiye&rsquo;nin balık ve omurgasızlar ithalatı 2002&rsquo;de 18,7 milyon dolarken, 2009 yılında 105,9 milyon dolara y&uuml;kseldi. (Kaynak: T&Uuml;SİAD Dergisi)</li> <li>Et ve sakatat ithalatı 2002&rsquo;de 51 bin dolar iken, 2009&rsquo;da 1 milyon 600 bin dolara y&uuml;kseldi. Y&uuml;zde 3162 lik bir artış&hellip; (Kaynak: T&Uuml;SİAD Dergisi)</li> </ul> <ul> <li>T&uuml;rkiye&rsquo;nin hububat &uuml;retiminin &ouml;nemli bir kısmını buğday &uuml;retimi oluşturuyor. 2002 yılında 19,5 milyon ton olan buğday &uuml;retimi, 2010&rsquo;da 19 ton civarında oldu. Son 20 yılda n&uuml;fus 18 milyon kişi artmasına karşın buğday &uuml;retimi yerinde saydı. Buğday ekim alanlarında 10 yılda 1,2 milyon hektar (12 milyon d&ouml;n&uuml;m) azalış kaydedildi.</li> </ul> <p>(KAYNAK: ZMO)</p> <ul> <li>Bir zamanlar hububat deposu olan T&uuml;rkiye, 2002 yılında 375 milyon dolarlık ithalat yaparken, 2009&rsquo;da bu rakam &uuml;&ccedil;e katlandı ve hububat ithalatı 1 milyar 2002 milyon dolara y&uuml;kseldi. (Kaynak: T&Uuml;SİAD Dergisi)</li> <li>Pamuk &uuml;reticisi T&uuml;rkiye, ithalat&ccedil;ı konuma geldi. 2002&rsquo;de 1 milyar 293 milyon dolarlık ithalat yapan T&uuml;rkiye&rsquo;nin ithalatı 7 yılda yaklaşık 2 kat arttı ve 2009&rsquo;da 2 milyar 98 milyon dolarlık pamuk ithal etti. (Kaynak: T&Uuml;SİAD Dergisi)</li> </ul> <ul> <li>20 dekara kadar toprak işleyen işletmelerin sayıları toplamda, y&uuml;zde 33,4 &rsquo;den 24,8&rsquo;e d&uuml;şerken, 20 dekardan fazla toprak işleyen işletme sayıları istisnasız artış kaydetti. (Kaynak: BETAM)</li> <li>Tarım ve K&ouml;yişleri Bakanlığı&rsquo;nın yayınlarında &uuml;lkemizdeki 27,7 milyon hektarlık tarım alanının y&uuml;zde 9,2&rsquo;sinin (2.424.000 hektar) meyve &uuml;retiminde kullanıldığı ve 2000 yılı verilerine g&ouml;re toplam meyve &uuml;retiminin yıllık 13 milyon tona ulaştığı belirtiliyor<em>.</em>&nbsp; (Kaynak: MEYVE MİRASI GRUBU)</li> <li>T&uuml;rkiye&rsquo;deki 472 balık t&uuml;r&uuml;nden 50&rsquo;sinin soyu t&uuml;kenme tehlikesiyle karşı karşıya. (Kaynak: T&Uuml;BİTAK)</li> </ul> <p>&nbsp;</p> <p><strong>Başvurulabilecek bazı kaynaklar:</strong></p> <p>&nbsp;</p> <p><em>* Agrarian Change Under Globalization: Markets and Insecurity in Turkish Agriculture<br /> &Ccedil;ağlar Keyder and Zafer Yenal. Journal of Ararian Change, Vol 11 No.1, January 2011, pp&ccedil; 60-86</em></p> <p><em>* Agri-Environment Handbook for Turkey.<br /> Published by Buğday Association for Supporting Ecological Living.<br /> BBI-MATRA Action Plan 2005-2008</em></p> <p><em>* Biodiversity and Organic Agriculture in Turkey. Report of the FAO/UNTG Workshop<br /> State Institute of Statistics (S.I.S) Conference Hall Ankara, 15 and 16 April 2003</em></p> <p><em><a href="http://betam.bahcesehir.edu.tr/en/">http://betam.bahcesehir.edu.tr/en/</a></em><em><br /> </em><em><a href="http://www.bugday.org/eng">www.bugday.org/eng</a><br /> <a href="http://www.bugday.org/tatuta/index.php?lang=EN">http://www.bugday.org/tatuta/index.php?lang=EN</a></em><em><br /> <a href="http://english.tema.org.tr/default.aspx">http://english.tema.org.tr/default.aspx</a></em></p> Oya Ayman Türkiye’nin ekolojik sorunlarını biliyor muydunuz? Tue, 15 May 2012 13:07:59 +0000 Türkiye’de Devlet ve Çevre http://politikekoloji.org/turkiyede-devlet-ve-cevre/ <p>T&uuml;rkiye&rsquo;nin &ccedil;evre sorunlarının yoğunlaşması, yalnızca kalkınma emellerinin bir sonucu değildir. &Ccedil;evresel ve kalkınmaya y&ouml;nelik &ouml;ncelikler arasında var olan &ccedil;ekişmeye rağmen, 1980&rsquo;li yıllardan &ouml;nce &ccedil;eşitli g&uuml;&ccedil;ler kalkınma &ouml;nceliğini ve bununla ilgili eylemleri kontrol altında tutabilmekteydi. Bu bağlamda en &ouml;nemli akt&ouml;r &lsquo;devlet baba&rsquo; ve onun, &ccedil;evre alanına da yansıyan, devlet-toplum ilişkisine karşı patriarkal duruşuydu. Bunun yansıması olarak T&uuml;rkiye, gelişmiş &ccedil;evre kanunlarına sahip ve &ccedil;eşitli uluslararası anlaşmalara da taraf olmuş durumdadır.</p> <p>T&uuml;rkiye&rsquo;yi bug&uuml;nk&uuml; konumuna getiren, yani &uuml;lkenin &ccedil;evresel anlamda hızlıca ve geri d&ouml;nd&uuml;r&uuml;lemez bi&ccedil;imde &ouml;d&uuml;nler vermesine sebep olan, kati neoliberal y&ouml;nelimlerdir. Ayrıca, &lsquo;devlet baba&rsquo; toplumdaki merkezi rol&uuml;nden uzaklaşmış ve T&uuml;rkiye&rsquo;nin ekonomik potansiyelini k&uuml;resel kapitalizm anlayışı i&ccedil;erisinde serbest piyasaya bırakmıştır. Bu ikili s&uuml;re&ccedil; &ndash;devletin eski g&ouml;revlerinden &ccedil;ekilmesi ve kapitalist gelişimin ticarileşen g&uuml;&ccedil;lerinin devamlı artışı-, s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilirlik arayışının etkin bir şekilde ger&ccedil;ekleştirilememesine sebep olmuştur. Bir yandan toplumun ekonomik kalkınma ve refah artışı talebi g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alınırken, bir yandan da &ccedil;evreyle ilgili ne kadar ve ne &ccedil;eşitte &ouml;d&uuml;nler verilmesinin ka&ccedil;ınılmaz ve zaruri olduğunu belirleyecek yeni bir sistem oluşturulması gereklidir. T&uuml;rkiye&rsquo;nin Avrupa Birliği&rsquo;ne katılması bu anlamda &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml;n bir par&ccedil;ası olabilir. Ancak, dışarıdan empoze edilen tedbirler tarihimizde &ccedil;evre g&uuml;ndeminde &ouml;nemli etkiler yaratmış olmakla beraber, bunların yeterli &ccedil;&ouml;z&uuml;m olamayacağı da g&ouml;r&uuml;lmektedir. &Ccedil;oğu AB &uuml;lkesi &lsquo;gelişim&rsquo;ini &ccedil;evre krizinin ger&ccedil;ek boyutları ortaya &ccedil;ıkmadan tamamlamıştır. Fakat T&uuml;rkiye ekolojik b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; bozmadan hızlı ekonomik b&uuml;y&uuml;me ger&ccedil;ekleştirme zorluğuyla karşı karşıyadır. S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir kalkınma performansına erişmek i&ccedil;in idari değişiklikler, daha iyi bir &ccedil;evre eğitimi ve var olan mevzuata uyum gerekliyse de, AB&rsquo;nin &ouml;rneklediği gibi geniş kapsamlı ve daha eleştirel bir s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilirlik anlayışının benimsenmesine de ihtiya&ccedil; vardır.</p> <p>T&uuml;rkiye&rsquo;de modern cumhuriyeti de tanımlamış kalkınmacılığa karşı bir hareket veya g&uuml;venilir bir entelekt&uuml;el ajanda hi&ccedil; gelişmese de, en azından bu kalkınmanın &lsquo;nasıl&rsquo; olması gerektiğinin &ccedil;eşitli ideolojik &ccedil;izgilerdeki partiler ve hareketler tarafından tartışıldığı aktif bir siyasi arena var olmuştur. Neoliberalizmin yerleşen hegemonyasıyla, kalkınmanın &lsquo;nasıl&rsquo; olacağı tartışması da olduk&ccedil;a kenara itilmiştir. Bu şartlar altında, toplumsal seviyede s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir kalkınma hedefine erişmek ve yerel seviyede hassas ekosistemleri korumak zor g&ouml;z&uuml;kmektedir. Kati surette kendini belli eden ise devletin, sivil toplumun ve (&ccedil;ok uluslu) şirketlerin dahil oldukları &ccedil;evre ihtilaflarının artan sıklık ve yoğunlukta devam etmekte olduğudur.</p> <p>&nbsp;</p> <p>F. Adaman ve M. Arsel&rsquo;den alıntı, &ldquo;T&uuml;rkiye&rsquo;de &Ccedil;evrenin Ekonomi Politiği&rdquo; Political Economy of the Environment in Turkey&rdquo;, in M. Heper and S. Sayari (eds.), Handbook of Modern Turkey, London: Routledge, forthcoming.</p> Fikret Adaman Yorum Yazıları Wed, 01 Aug 2012 19:07:31 +0000 Küresel ısınmanın dehşetengiz yeni aritmetiği http://politikekoloji.org/kuresel-isinmanin-dehsetengiz-yeni-aritmetigi/ <p><em>350.org&rsquo;un kurucusu, Amerikalı yazar ve aktivist Bill McKibben&rsquo;ın Rolling Stone dergisinde ve commondreams.org&rsquo;da yayınlanan &ldquo;Global Warming&rsquo;s Terrifying New Math: Three simple numbers that add up to global catastrophe &ndash; and that make clear who the real enemy is&rdquo; başlıklı yazısının tamamı Yeşil Gazete'deki &ccedil;evirisiyle aşağıda yer almaktadır.</em></p> <p><em>&nbsp;</em></p> <p>Eğer Colorado&rsquo;daki dev yangınların fotoğrafları veya klimanızın sebep olduğu elektrik faturanız hala sizi ikna etmeye yetmediyse, iklim değişikliği ile ilgili bazı sindirimi zor sayılara buyrun: Haziran ayında ABD&rsquo;de 3215 ayrı y&uuml;ksek sıcaklık rekoru kırıldı veya egale edildi. Haziran, kuzey yarımk&uuml;re i&ccedil;in kayıtlardaki en sıcak Mayıs ayının hemen ardından ve t&uuml;m gezegen i&ccedil;in 20. y&uuml;zyıl ortalamasının aşıldığı birbirini takip eden 327. ay olarak kayda ge&ccedil;ti, ki bunun şansa olma ihtimali 3.7 x 10<sup>99</sup>, yani evrendeki t&uuml;m yıldızların toplam sayısının hayli &uuml;zerinde.</p> <p>Meteorologlar, bu baharın ulusumuz i&ccedil;in en sıcak bahar olduğunu belirttiler. Hatta, &ldquo;kayıtlardaki mevsim ortalamalarından en fazla sapma yaşanan mevsim&rdquo; olarak eski rekor ezildi. Aynı hafta Suudi Arabistanlı yetkililer Mekke&rsquo;de 47.8 derecelik sıcaklığa rağmen yağmur yağdığı haberini ge&ccedil;tiler, gezegenin tarihindeki en sıcak yağış.</p> <p>T&uuml;m bunlar liderlerimizin pek dikkatini &ccedil;ekemedi ama. Ge&ccedil;tiğimiz ay, 1992&rsquo;deki &ccedil;evre zirvesinin 20. yılı i&ccedil;in yapılan tekrarda bir araya gelen d&uuml;nya ulusları hi&ccedil;bir şey başaramadılar. 20 yıl &ouml;nceki zirve i&ccedil;in Rio&rsquo;ya giden George H.W. Bush&rsquo;un aksine, Barack Obama katılmadı bile. Britanyalı gazeteci George Monbiot&rsquo;nun s&ouml;zleriyle &ldquo;20 yıl &ouml;ncesinin kıvan&ccedil;lı ve kendine g&uuml;venli toplantısının hayaleti gibiydi&rdquo;, kimse fazla umursamadı, &ldquo;bir zamanlar yığınların izdihamıyla dolu olan&rdquo; boş koridorlarda ayak sesleri yankılanıyordu. 1989&rsquo;da sıradan okuyucu i&ccedil;in iklim değişikliği hakkında yazılmış ilk kitaplardan birini yazdığım i&ccedil;in ve o tarihten beri bu ısınmayı yavaşlatmak i&ccedil;in etkisizce &ccedil;aba g&ouml;sterdiğim i&ccedil;in kendinden emin bir şekilde m&uuml;cadeleyi fena ve hızlı bir şekilde kaybetmekte olduğumuzu s&ouml;yleyebilirim. Kaybediyoruz &ccedil;&uuml;nk&uuml; her şeyden &ouml;nce insan medeniyetinin i&ccedil;inde olduğu tehlikeyi inkar etmeye devam ediyoruz.</p> <p>K&uuml;resel ısınma hakkında d&uuml;ş&uuml;nmeye tenezz&uuml;l ettiğimizde dahi savlarımız ideolojik, teolojik ve ekonomik oluyor. Ancak, i&ccedil;inde olduğumuz a&ccedil;mazın ciddiyetini kavrayabilmek i&ccedil;in sadece biraz matematiğe ihtiyacımız var. Yaklaşık bir senedir, ilk olarak Birleşik Krallık&rsquo;taki mali analistler tarafından yayımlanan kavraması kolay ve &ccedil;arpıcı bir aritmetik analiz, hen&uuml;z geniş kamuoyuna yansımasa da, &ccedil;evre konferansları ve dergilerinde boy g&ouml;steriyor. Bu analiz iklim değişikliği hakkındaki alışılagelmiş siyasi d&uuml;ş&uuml;ncenin b&uuml;y&uuml;k kısmını alt&uuml;st ediyor ve &uuml;&ccedil; basit sayıya ilişkin tehlikeli &ndash; nihai kertede hala umut olmasına rağmen neredeyse umutsuz &ndash; durumumuzu anlamamıza imk&acirc;n sağlıyor.</p> <p><strong>İlk Sayı: 2&deg; Derece</strong></p> <p>Eğer film Hollywood tarzı bitseydi, 2009&rsquo;daki Kopenhag iklim konferansı iklim değişikliğini yavaşlatmak i&ccedil;in verilen k&uuml;resel m&uuml;cadelenin doruk noktası olacaktı. D&uuml;nya &uuml;lkeleri &ouml;nde gelen bir iklim iktisat&ccedil;ısı, Sir Nicholas Stern&rsquo;in deyişiyle, &ldquo;neyin tehlikede olduğu g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alındığında, İkinci D&uuml;nya Savaşı&rsquo;ndan bu yana ger&ccedil;ekleştirilen en &ouml;nemli toplantı&rdquo;da Aralık kasveti i&ccedil;inde Danimarka&rsquo;da bir araya gelmişti. O d&ouml;nem Danimarka enerji bakanı olan ve konferansa başkanlık eden Connie Hedegaard ş&ouml;yle &ouml;zetliyordu: &ldquo;Elimizdeki tek fırsat bu. Bunu heba edersek, yeni ve daha iyi bir fırsat elde etmemiz yıllar s&uuml;rebilir. Eğer başka bir fırsat olursa tabii.&rdquo;</p> <p>Elbette ki bu fırsatı ka&ccedil;ırdık. Kopenhag nefes kesici bir başarısızlıkla sonlandı. Birlikte k&uuml;resel karbon salımlarının %40&rsquo;ından sorumlu olan ABD ve &Ccedil;in dramatik indirimlere gitmeye hazır değildi, dolayısıyla konferans, son g&uuml;n d&uuml;nya liderlerinin gelmesine kadar, iki hafta boyunca ama&ccedil;sızca s&uuml;r&uuml;nd&uuml;. Kayda değer kargaşa i&ccedil;inde, Başkan Obama kimseyi kandırmayan &ldquo;Kopenhag Mutabakatı&rdquo;nın yazılması i&ccedil;in &ouml;nc&uuml;l&uuml;k etti. Tamamen g&ouml;n&uuml;ll&uuml;l&uuml;k esasına dayanan mutabakat kimseye herhangi bir taahh&uuml;t getirmiyordu. Devletler karbon salımlarını azaltma niyeti a&ccedil;ıklasa bile herhangi bir uygulama mekanizması &ouml;ng&ouml;r&uuml;lmemişti. &Ouml;fkeli bir Greenpeace yetkilisi &ldquo;Kopenhag, bu akşam bir su&ccedil; mahali&rdquo; diyor ve ekliyordu: &ldquo;su&ccedil;lular havalimanına ka&ccedil;ıyor&rdquo;. Manşetler aynı acımasızlıktaydı: &ldquo;KOPENHAG: ZAMANIMIZIN M&Uuml;NİH&rsquo;İ Mİ?&rdquo;<a href="http://www.yesilgazete.org/blog/2012/08/04/kuresel-isinmanin-dehsetengiz-yeni-aritmetigi-bill-mckibben/#_ftn1">[1]</a> diye soruyordu biri.</p> <p>Mutabakatta yine de &ouml;nemli bir sayı yer alıyordu. Birinci paragrafta &ldquo;k&uuml;resel sıcaklıklardaki artışın 2 santigrat derece altında kalması gerektiği &uuml;zerine bilimsel g&ouml;r&uuml;ş&rdquo; resmi olarak tanınıyordu. Bir sonraki paragrafta ise &ldquo;k&uuml;resel derecedeki artışın 2 santigrat derecenin altında tutulması i&ccedil;in k&uuml;resel salımlarda derin kesintilere gidilmesi konusunda hemfikiriz&rdquo; ifadesi yer alıyordu. Mutabakat 2 derece konusunda ısrarcı olarak 2009&rsquo;da s&ouml;z&uuml;m ona B&uuml;y&uuml;k Ekonomiler Forumu, G8 tarafından onaylanan pozisyona sadık kalıyordu. Basmakalıp bilgiyse, işte basmakalıp bilgi. Bu sayı, ilk olarak d&ouml;nemin Almanya &ccedil;evre bakanı, şimdiyse aynı ulusun merkez sağ Şans&ouml;lyesi Angela Merkel tarafından y&ouml;netilen 1995&rsquo;deki bir iklim zirvesinde &ouml;ne &ccedil;ıkmıştı.</p> <p>Bağlam: Şu ana kadar gezegenin ortalama ısısını yaklaşık 0.8 santigrat artırdık ve bu artış bilim insanlarının tahminlerinin &ccedil;ok &ouml;tesinde tahribata yol a&ccedil;tı (Kutuplardaki yaz buzullarının &uuml;&ccedil;te bir yok oldu, okyanuslar y&uuml;zde otuz daha asitli ve sıcak hava soğuk havaya oranla daha fazla su buharı tuttuğundan dolayı okyanusların &uuml;zerindeki atmosfer şok edici bir şekilde y&uuml;zde beş daha nemli ve bu da yıkıcı sellerin oluşması i&ccedil;in gerekli ortamı hazırlıyor). T&uuml;m bu etkiler g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alındığında, artık bir&ccedil;ok bilim insanı iki derecenin &ccedil;ok hafif bir hedef olduğu g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; benimsiyor. Fırtınalar konusunda d&uuml;nyanın başlıca uzmanlarından MIT&rsquo;den Kerry Emanuel&rsquo;e g&ouml;re &ldquo;Bir derecenin &uuml;zerindeki herhangi bir hedef kumar demek&rdquo; ayrıca &ldquo;sıcaklık arttık&ccedil;a bahisler iyice zorlaşıyor&rdquo;. Bir d&ouml;nem D&uuml;nya Bankası&rsquo;nın baş biyo&ccedil;eşitlilik danışmanı olan Thomas Lovejoy işe durumu ş&ouml;yle ifade ediyor: &ldquo;0.8 derecede bug&uuml;n yaşadıklarımızı yaşıyorsak, 2 derece basit&ccedil;e &ccedil;ok fazla&rdquo;. Gezegenin en &ouml;nde gelen iklim bilimcisi, NASA&rsquo;dan James Hansen ise daha da a&ccedil;ık: &ldquo;Uluslararası m&uuml;zakerelerde &uuml;zerinde konuşulan 2 derecelik ısınma hedefi aslında uzun vadeli felaket re&ccedil;etesi anlamına geliyor&rdquo;. Kopenhag zirvesinde k&uuml;&ccedil;&uuml;k ada devletleri adına konuşan bir s&ouml;zc&uuml; bu &uuml;lkelerin bir&ccedil;oğunun 2&nbsp; derecelik bir sıcaklık artışını kaldıramayacağı uyarısını yapmıştı: &ldquo;Bazı &uuml;lkeler ortadan kaybolacak&rdquo;. Aynı zirvede, gelişmekte olan &uuml;lkelerin temsilcileri, 2 derecenin kuraklıkla boğuşan Afrika i&ccedil;in bir &ldquo;intihar ahdi&rdquo; anlamına geleceği konusunda uyarıldıklarında bir&ccedil;oğu &ldquo;&rdquo;Bir derece, bir Afrika&rdquo; diye bağırmaya başlamıştı.</p> <p>Bunun gibi son derece sağlam ş&uuml;phelere rağmen siyasi ger&ccedil;ek&ccedil;ilik bilimsel verilerin &uuml;stesinden geldi ve d&uuml;nya 2&nbsp; derece hedefi &uuml;zerinde anlaştı. Hatta iklim değişikliği konusunda d&uuml;nyanın &uuml;zerinde anlaştığı tek şeyin bu olduğunu s&ouml;ylersek haksızlık etmiş olmayız. Kıssadan hisse, d&uuml;nyanın karbon salımlarının y&uuml;zde 87&rsquo;sinden fazlasından sorumlu toplam 167 &uuml;lke iki derece hedefini kabul eden Kopenhag Mutabakatını imzaladı. Sadece birka&ccedil; d&uuml;zine &uuml;lke anlaşmayı reddetti, gelirinin b&uuml;y&uuml;k kısmını petrol ve gaz ithalatından kazanan Kuveyt, Nikaragua, Venez&uuml;ella ve hatta Birleşik Arap Emirlikleri bile mutabakatı imzaladı.&nbsp; H&acirc;lihazırda D&uuml;nya gezegeninin resmi konumu, sıcaklığı 2 dereceden fazla artıramayacağımız şeklinde. En d&uuml;ş&uuml;k ortak paydaların en d&uuml;ş&uuml;ğ&uuml;. 2 derece.</p> <p><strong>İkinci Sayı: 565 Gigaton</strong></p> <p>Bilim insanlarının tahminlerine g&ouml;re, y&uuml;zyıl ortasına kadar, insanlar,&nbsp; 2 derecenin altında kalmak i&ccedil;in makul bir umut taşıyarak atmosfere fazladan 565 gigaton karbon dioksit pompalayabilirler (Bu durumda &ldquo;makul&rdquo; beşte d&ouml;rt ihtimal anlamına veya bir altıpatlarla Rus ruleti oynamaktan az k&ouml;t&uuml; ihtimale denk geliyor).</p> <p>Bu k&uuml;resel &ldquo;karbon b&uuml;t&ccedil;esi&rdquo; fikri yaklaşık on yıl &ouml;nce, bilim insanları g&uuml;venli bir şekilde daha ne kadar petrol, k&ouml;m&uuml;r ve gaz yakılabileceğini hesaplamaya başladığında ortaya &ccedil;ıktı. D&uuml;nyanın sıcaklığını şu ana kadar 0.8 derece artırdığımız i&ccedil;in ilk bakışta hedefe yarıdan az bir oranda yaklaştık. Ancak bilgisayar modellerinin hesaplamalarına g&ouml;re aslında CO<sub>2 </sub>artışını şu an durdursak dahi, daha &ouml;nceden saldığımız karbon atmosferi ısıtmaya devam edeceği i&ccedil;in sıcaklık fazladan bir 0.8 derece daha artacak. Bu ise iki derece hedefine d&ouml;rtte &uuml;&ccedil; oranında yaklaştığımız anlamına geliyor.</p> <p>Bu sayılar ne kadar doğru? Kimse tam olarak kesin olduklarını iddia etmiyor ancak, &ccedil;ok az kişi genellikle doğru olduklarına karşı &ccedil;ıkıyor. 565 gigatonluk rakam, ge&ccedil;tiğimiz on yıllar i&ccedil;inde t&uuml;m d&uuml;nyadan iklimbilimciler tarafından oluşturulan en gelişmiş bilgisayar benzetim modellerinden birinden elde edildi. İklim Değişikliği &Uuml;zerine Uluslararası Panel&rsquo;in (IPCC) bir sonraki raporunu hazırlama &ccedil;alışmaları d&acirc;hilinde oluşturulan en son iklim benzetim modelleri tarafından da doğrulandı. Atmosfer Araştırmaları &Uuml;zerine Ulusal Merkez&rsquo;den Avustralyalı iklimbilimci Tom Wigley &ldquo;Sayılar geldik&ccedil;e bakıyoruz da hemen hi&ccedil;bir şey değişmemiş&rdquo; diyor. &ldquo;Veri setinde eskiden 20 model varken şimdi 40 civarında model var; ancak, sayılar hen&uuml;z hemen hemen aynı. Ge&ccedil;tiğimiz on yılda fazla bir şey değiştiğini d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yorum, Sadece, ince ayar yapıyoruz&rdquo; diye ekliyor. Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuarı&rsquo;ndan William Collins de meslektaşına katılıyor: &ldquo;Bu yeni tur benzetimlerin sonu&ccedil;ları olduk&ccedil;a yakın olacak. İklim sistemi &uuml;zerine elde ettiğimiz yeni bilgilerden bize bir şey d&uuml;şmeyecek&rdquo;.</p> <p>D&uuml;nya ekonomilerinden de medet yok. Mali krizin zirvesine &ccedil;ıktığımız 2009 yılındaki bir yıllık ara dışında her yıl atmosfere rekor oranda karbon salmaya devam ettik. Uluslararası Enerji Ajansı&rsquo;nın (IEA) Mayıs sonunda yayımladığı yeni rakamlara g&ouml;re ge&ccedil;en yıl CO<sub>2</sub> salımları bir &ouml;nceki yıla oranla y&uuml;zde 3.2&rsquo;lik bir artışla 31.6 gigatona &ccedil;ıktı. ABD&rsquo;de kış ılık ge&ccedil;tiği ve k&ouml;m&uuml;rl&uuml; termik santrallerin bir kısmı doğalgaza d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in salımlar bir miktar d&uuml;şt&uuml;; &Ccedil;in b&uuml;y&uuml;meye devam etti, dolayısıyla karbon salımı (ki yakınlarda ABD toplam rakamını ge&ccedil;mişti) y&uuml;zde 9.3 arttı; Japonlar Fukushima sonrası n&uuml;kleer santrallerini kapattılar, bunun bir sonucu olarak salımları y&uuml;zde 2.4 arttı. İngiltere&rsquo;deki Tyndall İklim Değişikliği Araştırmaları Merkezi&rsquo;nin başı Corinne Le Qu&eacute;r&eacute;, &ldquo;Daha fazla yenilenebilir enerji kullanmak ve enerji verimliliğini artırmak i&ccedil;in &ccedil;abalar var. Ancak, artan sayılar g&ouml;steriyor ki bu &ccedil;abaların etkileri marjinal kaldı&rdquo; diye durumu ifade ediyor. Aslında, araştırma &uuml;st&uuml;ne araştırma, karbon salımlarının yılda y&uuml;zde &uuml;&ccedil; civarında b&uuml;y&uuml;yeceğini ve bu devam ederse bug&uuml;n&uuml;n anaokulu &ouml;ğrencilerinin liseden mezun olacağı 16 yıl i&ccedil;inde 565 gigatonluk hakkımızı t&uuml;keteceğimizi ortaya koyuyor.</p> <p>IEA&rsquo;nın baş ekonomisti Fatih Birol &ldquo;Yeni veriler 2 derece hedefinin tutturulması ihtimalinin giderek azaldığına ilişkin yeni kanıtlar ortaya koyuyor&rdquo; diyor ve hatta ekliyor &ldquo;Bu verilere baktığımda eğilimin 6 derecelik bir artış ile birebir &ouml;rt&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;r&uuml;yorum.&rdquo; Bu bilim kurgudan fırlama bir gezegen anlamına gelir.</p> <p>Yeni veriler elde, Rio konferansına katılan herkes bizi tekrar iki derece hedefi yoluna sokacak alışılageldik uluslararası &ccedil;aba &ccedil;ağrısını t&ouml;rensel bir şekilde yeniledi. Maskaralık Kasım&rsquo;da Katar&rsquo;da yapılacak bir sonraki BM İklim Değişikliği &Ccedil;er&ccedil;eve S&ouml;zleşmesi Taraflar Konferansı&rsquo;nda (COP) devam edecek. Katar&rsquo;daki 18. COP olacak, birincisi 1995&rsquo;de Berlin&rsquo;e yapılmıştı ve o tarihten beri s&uuml;re&ccedil; temelde hi&ccedil;bir başarıya ulaşamadı. Normalde fikirlerini ifade etmekte teredd&uuml;t etmeleriyle bilinen bilim insanları bile sadece veri sağlamaya y&ouml;nelik doğal tercihlerini aşmaya başladılar. William Collins&nbsp; acı bir kahkahayla &ldquo;Mesaj 30 senedir net ve bizim kanıtları detaylı bir şekilde sunmak i&ccedil;in elimizde gerekli t&uuml;m imk&acirc;nlar ve bilgisayar g&uuml;c&uuml; mevcut. Mevcut yolda ilerleyeceksek eğer bu bilim d&uuml;nyasının sunduğu kanıtların b&uuml;t&uuml;nl&uuml;kl&uuml; bir değerlendirmesi yapılarak s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lmeli&rdquo; dedikten sonra duraklıyor ve birden s&ouml;zlerinin kaydedildiğini hatırlayarak ekliyor &ldquo;Kanıtların <em>daha b&uuml;t&uuml;nl&uuml;kl&uuml;</em> bir değerlendirmesi demeliyim elbette&rdquo;.</p> <p>Ancak, şimdiye kadar bu &ccedil;ağrıların hemen hi&ccedil;bir etkisi olmadı. &Ccedil;eyrek y&uuml;zyıldır bulunduğumuz yerdeyiz: Bilimsel uyarıyı takip eden siyasi atalet. Kayıt dışı konuşan bilim insanları arasındaysa durumdan tiksinti duyan bir a&ccedil;ık s&ouml;zl&uuml;l&uuml;k h&acirc;kim. Kıdemli bir bilim insanı şu &ouml;rneği veriyor &ldquo;Hani bu yeni sigara paketleri var ya? H&uuml;k&uuml;metlerin gırtlaklarında delik olan insanların resimlerinin &uuml;zerine basılmasına zorladığı hani? Benzin pompalarında benzer bir şey olmalı&rdquo;.</p> <p><strong>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; Sayı: 2,795 Gigaton</strong></p> <p>Ge&ccedil;tiğimiz yaz Londra merkezli bir mali analist ve &ccedil;evreci grubu olan Carbon Tracker Initiative tarafından hazırlanan ve yatırımcıları iklim değişikliğinin portf&ouml;yleri i&ccedil;in oluşturduğu potansiyel riskler konusunda bilgilendirmeyi ama&ccedil;layan bir raporda altı &ccedil;izilen bu sayı ise en korkutucu olanı ve i&ccedil;inde bulunduğumuz ikilemin siyasi ve bilimsel boyutlarını ilk defa bir araya getiriyor. Sayı, fosil yakıt şirketlerine ve fosil yakıt şirketi gibi davranan &uuml;lkelere (Kuveyt veya Venez&uuml;ella aklınıza gelsin) ait k&ouml;m&uuml;r, petrol ve gaz g&ouml;r&uuml;n&uuml;r rezervlerindeki karbon miktarını temsil ediyor. Kısaca, halen yakmayı planladığımız fosil yakıtlar anlamına geliyor. Buradaki anahtar nokta ise bu yeni sayının yani 2795&prime;in 565&rsquo;den b&uuml;y&uuml;k olması. Beş kat daha b&uuml;y&uuml;k.</p> <p>Eskinden muhasebe devi PricewaterhouseCoopers&rsquo;a danışmanlık yapmış bir &ccedil;evreci olan James Leaton tarafından y&ouml;netilen Carbon Tracker Initiative, d&uuml;nyanın b&uuml;y&uuml;k enerji şirketlerinin rezervlerinde ne kadar petrol, gaz ve k&ouml;m&uuml;r olduğunu bulmak i&ccedil;in hissedar veritabanlarını inceledi. Ortaya &ccedil;ıkan sayılar m&uuml;kemmel sayılmaz &ndash; araştırma kaya gazı gibi sıra dışı enerji kaynaklarındaki artışı tam olarak kapsamıyor veya k&ouml;m&uuml;r rezervleri, petrol ve doğalgaza g&ouml;re &ccedil;ok daha serbest raporlama tekniklerine tabi olduğu i&ccedil;in bu rezervleri tam olarak g&ouml;steremiyor. Yine de en b&uuml;y&uuml;k şirketler i&ccedil;in sayılar neredeyse tam: &Ouml;rneğin Rus Lukoil veya Amerikan ExxonMobil&rsquo;in stoklarındaki her şeyi yaktığınızda atmosfere 40&rsquo;ar gigatonluk karbon dioksit salınıyor.</p> <p>İşte tam da bu nedenle 2795 gigaton sayısı bu derece &ouml;nemli. İki santigrat dereceyi trafiğe &ccedil;ıkabileceğiniz yasal alkol limiti gibi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n &ndash; &ouml;rneğin 50 promillik limit gibi. 565 gigaton 50 promilin altında kalarak t&uuml;ketebileceğiniz alkol&uuml; temsil ediyor, gecede iki bira mesela<a href="http://www.yesilgazete.org/blog/2012/08/04/kuresel-isinmanin-dehsetengiz-yeni-aritmetigi-bill-mckibben/#_ftn2">[2]</a>. O halde 2795 gigaton ne? Bu, fosil yakıt sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n a&ccedil;ık ve i&ccedil;ilmeye hazır olarak masaya koyduğu 10 bira şişesi işte.</p> <p>Şu anda iklimbilimcilerin g&uuml;venli addettiği miktarın beş katı g&ouml;r&uuml;n&uuml;r petrol, k&ouml;m&uuml;r ve doğalgaz rezervi var. K&ouml;t&uuml; kaderimizi engellemek i&ccedil;in bu miktarın y&uuml;zde 80&rsquo;ini yer altında kilitli tutmak zorundayız. Bu sayılardan haberdar olmadan &ouml;nce bu kader sadece muhtemeldi. Şimdiyse, &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir m&uuml;dahale olmazsa, neredeyse ka&ccedil;ınılmaz.</p> <p>Evet, bu k&ouml;m&uuml;r ve petrol teknik olarak hala yerin altında. Ancak, ekonomik olarak şimdiden &ccedil;ıkarılmış gibi muamele g&ouml;r&uuml;yor. Hisse değerleri hesaplanırken kayda alınıyor, şirketler bunları g&ouml;stererek teminat veriyorlar, devletler bu varlıklardan olacak d&ouml;n&uuml;ş&uuml; hesaplayarak b&uuml;t&ccedil;e yapıyorlar. B&uuml;y&uuml;k fosil yakıt şirketlerinin neden karbon dioksitin denetim altına alınmasını engellemek i&ccedil;in bu kadar canla başla m&uuml;cadele ettiği daha net anlaşılıyor. Bu rezervler, şirketlerin onlara değer bahşeden birincil varlıkları. Bu nedenle Kanada&rsquo;daki katran kumullarından petrol &ccedil;ıkarmaya uğraşıyorlar, denizin kilometrelerce dibine kuyular kazmaya &ccedil;alışıyorlar veya kayaları patlatarak arasında sıkışmış gazı &ccedil;ıkarmak istiyorlar.</p> <p>Exxon veya Lukoil&rsquo;e iklimi mahvetmemek i&ccedil;in rezervlerini &ccedil;ıkaramayacakları tebliğ edilse bu şirketlerin değeri &ccedil;akılırdı. Eski bir JP Morgan y&ouml;neticisi olan ve şimdi Capital Institute&rsquo;u y&ouml;neten John Fullerton&rsquo;un hesaplarına g&ouml;re bug&uuml;n&uuml;n piyasa değerleri temel alındığında g&ouml;r&uuml;n&uuml;r rezervlerdeki bu 2795 gigaton karbonun değeri yaklaşık 27 trilyon dolar. Yani, bilim insanlarını dinleyip bu rezervlerin y&uuml;zde 80&rsquo;ini yer altında tutsanız, yaklaşık 20 trilyon dolar değerinde varlığın &uuml;zerini &ccedil;iziyorsunuz demek. Elbette ki bu değerler &uuml;&ccedil; aşağı beş yukarı oynayabilir, ama karbon balonu emlak balonunu minik g&ouml;steriyor. Balon patlamayabilir, t&uuml;m bu rezervleri yakabiliriz ve yatırımcılar mutlu mesut devam ederler. Ancak, bunu yaparsak gezegen yok olur. Sağlıklı bir fosil yakıt şirketi bilan&ccedil;onuz veya nispeten sağlıklı bir gezegeniniz olabilir. Fakat şimdi bize sayıların da g&ouml;sterdiği gibi ikisi aynı anda olamaz. Kendiniz hesaplayın: 2795, 565&rsquo;in beş katı. Gerisi hik&acirc;ye.</p> <p>Başta da s&ouml;ylediğim gibi şimdiye kadar k&uuml;resel ısınmayı durdurmaya y&ouml;nelik &ccedil;evreci &ccedil;abalar başarısız oldu. Gezegenin karbon dioksit salımları, &ouml;zellikle gelişmekte olan &uuml;lkeler Batı&rsquo;nın sanayisini taklit ettik&ccedil;e (ve yerini aldık&ccedil;a), y&uuml;kselmeye devam ediyor. Zengin &uuml;lkelerde bile salımlardaki k&uuml;&ccedil;&uuml;k d&uuml;ş&uuml;şler, yukarıdaki &uuml;&ccedil; sayının dayatmasını kırmak i&ccedil;in gerekli stat&uuml;ko kırıcı atılımların umudu olamıyor. Almanya, enerji kaynaklarını değiştirmek i&ccedil;in ciddi gayret g&ouml;steren ender b&uuml;y&uuml;k &uuml;lkelerden biri. Mayıs sonunda g&uuml;neşli bir Cumartesi g&uuml;n&uuml;, bu kuzey &uuml;lkesi neredeyse kullandığı elektriğin yarısını kendi sınırları i&ccedil;indeki g&uuml;neş panellerinden elde etti. Bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir mucize sayılır ve sorunlarımızı &ccedil;&ouml;zmek i&ccedil;in gerekli teknolojiye sahip olduğumuzu ortaya koyuyor. Fakat irademiz eksik. Almanya bir istisna; kaide ise hep daha fazla karbon.</p> <p>Bu başarısızlık şeceresi hangi stratejilerin <em>işe yaramadığı</em> konusunda epey bilgimiz olduğu anlamına geliyor. Yeşil gruplar, bireysel yaşam tarzlarını değiştirmek i&ccedil;in &ccedil;ok vakit harcadılar: artık bir ikon haline gelen eğri b&uuml;ğr&uuml; tasarruflu ampul&uuml; milyonlar kullanıyor; ancak, elektrik emen yeni nesil televizyonları da milyonlar kullanıyor. &Ccedil;oğumuz yeşil bir yaşam s&uuml;rme konusunda temelde ikircikliyiz: Sıcak yerlere ucuz u&ccedil;ak biletlerini seviyoruz ve başkaları vazge&ccedil;mediği s&uuml;rece bizim de bunlardan vazge&ccedil;meye niyetimiz yok. Hepimiz bir şekilde ucuz fosil yakıttan fayda sağladığımız i&ccedil;in iklim değişikliğiyle m&uuml;cadele etmek kendinle m&uuml;cadele etmek gibi oluyor. Sanki eşcinsel hakları m&uuml;cadelesinin sadece evanjelist vaizlerden veya k&ouml;leliğe karşı m&uuml;cadelenin k&ouml;le sahiplerinden oluşması gibi.</p> <p>İnsanlar ki bu doğru, hayatlarındaki bireysel değişikliklerin CO<sub>2</sub>&rsquo;nin atmosferde artmasıyla ilgili belirleyici bir etkisi olmadığını algılıyorlar. 2010 yılında ABD&rsquo;de yapılan bir anket geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n yaygın olduğunu ve ankete katılanların y&uuml;zde 73&rsquo;&uuml;n&uuml;n k&acirc;ğıt tasarrufu yapmak amacıyla faturalarını internet &uuml;zerinden &ouml;dediğini ortaya koydu. Ancak, &ldquo;sadece y&uuml;zde d&ouml;rtl&uuml;k bir kesim elektrik ve su kullanımını azaltmış ve sadece y&uuml;zde &uuml;&ccedil; hibrid ara&ccedil;lara ge&ccedil;mişti&rdquo;. &Ouml;n&uuml;m&uuml;zde y&uuml;z yıl olsa muhtemelen hayat tarzlarını ger&ccedil;ekten işe yarayacak kadar değiştirmek m&uuml;mk&uuml;n olabilirdi fakat sorun tam da bu. Zamanımız yok.</p> <p>Daha etkin bir y&ouml;ntem elbette ki siyasi sistem i&ccedil;inden &ccedil;alışmak olurdu; &ccedil;evreciler yine sınırlı kazanımlar ile bunu da denedi. Uyarılarının kaale alınacağı ve i&ccedil;inde olduğumuz tehlike konusunda ikna olacakları umuduyla sabırla siyaset&ccedil;iler nezdinde lobi &ccedil;alışmaları y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ler. Bu y&ouml;ntem bazen işe yarar gibi de g&ouml;r&uuml;nd&uuml;. &Ouml;rneğin, Barack Obama kendinden &ouml;nceki t&uuml;m başkanlara kıyasla iklim değişikliği meselesini se&ccedil;im kampanyası i&ccedil;ine daha fazla d&acirc;hil etti. Demokrat Parti&rsquo;den Başkan adaylığı kesinleştiği gece destek&ccedil;ilerine, se&ccedil;ilmesinin &ldquo;okyanusların y&uuml;kselmesinin yavaşlayacağı ve gezegenin iyileşmeye başlayacağı&rdquo; an olacağını s&ouml;yledi. Hatta bir &ouml;nemli değişimi de başardı: otomobiller i&ccedil;in uyulması zorunlu yakıt verimliliğinde artış. &Ccedil;eyrek y&uuml;zyıl &ouml;nce atılsa &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k &ouml;nemi olacak bu adım şimdi anlattığım sayıların yanında ne yazık ki &ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir başlangı&ccedil; olarak kalıyor.</p> <p>Bu noktada etkili adım fosil yakıt end&uuml;strisinin yakmak istediği karbonun b&uuml;y&uuml;k b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; g&uuml;venli bir şekilde yer altında tutmaktan ge&ccedil;iyor, bu karbonun yanma hızında k&uuml;&ccedil;&uuml;k değişikliklere gitmekten değil. Ayrıca Başkan, hala yankılanan &ldquo;del, bebeğim, del&rdquo;<a href="http://www.yesilgazete.org/blog/2012/08/04/kuresel-isinmanin-dehsetengiz-yeni-aritmetigi-bill-mckibben/#_ftn3">[3]</a> &ccedil;ığlıklarının etkisinde kalmış olacak, kaya gazı ve madencilik faaliyetlerine y&uuml;klenmeye de devam ediyor. Obama y&ouml;netiminin İ&ccedil;işleri Bakanı daha yakınlarda Wyoming&rsquo;deki Powder Nehri Havzasının &ouml;nemli bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; k&ouml;m&uuml;r &ccedil;ıkarma faaliyetlerine a&ccedil;tı. Havzada toplam 67.5 gigaton karbon (veya g&uuml;venli bir şekilde yakılabilecek karbon kotasının y&uuml;zde onundan fazlası) değerinde k&ouml;m&uuml;r bulunduğu tahmin ediliyor. Mart ayındaki bir konuşmasında ifade ettiği gibi kutuplarda ve derin denizlerde petrol arama &ccedil;alışmaları i&ccedil;in de aynısını yapıyor: &ldquo;Delebildiğimiz her yeri deleceğimize dair size s&ouml;z veririm&hellip; Bu benim taahh&uuml;d&uuml;m&rdquo;. Obama ertesi g&uuml;n, Cushing, Oklahoma&rsquo;da g&uuml;neş ve r&uuml;zg&acirc;r enerjisi &uuml;zerine &ccedil;alışma s&ouml;z&uuml; verirken aynı zamanda fosil yakıt geliştirilmesi s&uuml;recinden de bahsediyordu: &ldquo;Burada, kendi evimizde, daha fazla petrol ve doğalgaz &uuml;retilmesi her zaman &lsquo;yukarıdakilerin hepsi&rsquo; enerji stratejimizin bir par&ccedil;ası olmuştur ve olmaya devam edecektir&rdquo;. Bu g&ouml;r&uuml;nen rezervlerdeki 2795 gigatonluk stokla da yetinmeyip buna daha da fazla eklemek i&ccedil;in &ccedil;aba g&ouml;stermek demek.</p> <p>Bazen ironi Borat &ouml;l&ccedil;eğine &ccedil;ıkıyor: Haziran başında Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, iklim değişikliğinin yarattığı artan hasarı birinci elden g&ouml;rmek amacıyla bir Norve&ccedil; araştırma gemisi &uuml;zerinde kısa bir seyahat ger&ccedil;ekleştirdikten ve g&ouml;rd&uuml;klerini &ldquo;i&ccedil; karartıcı&rdquo; olarak niteledikten sonra ş&ouml;yle konuşuyordu: &ldquo;K&uuml;resel ısınmanın kutupları &uuml;zerindeki etkilerine dair &ouml;ng&ouml;r&uuml;ler bug&uuml;n elimizdeki verilerin gerisinde kalıyor&rdquo;. Ancak, Dışişleri Bakanı&rsquo;nın İskandinavya&rsquo;ya asıl seyahat nedeni diğer kutup dairesine komşu &uuml;lkelerin dışişleri bakanları ile bir araya gelmek ve Batı devletlerinin kutuplar eridik&ccedil;e ortaya &ccedil;ıkacak 9 trilyon değerindeki petrolden (90 milyar varil veya 37 gigaton karbon) payını almasını sağlamaktı. Ge&ccedil;tiğimiz ay Obama y&ouml;netimi Shell&rsquo;e kuzey kutbunda petrol aramak i&ccedil;in delme izni vereceğini a&ccedil;ıkladı.</p> <p>Hidrokarbon rezervleri olan her &uuml;lke aynı ikileme d&uuml;ş&uuml;yor. Diplomatik geleneğiyle tanınan liberal bir demokrasi olarak Kanada&rsquo;nın, 2012 yılına kadar karbon salımlarını ciddi şekilde azaltmasını gerektiren, Kyoto Protokol&uuml;&rsquo;n&uuml; imzalaması şaşırtıcı karşılanmamalı. Ancak, petrol&uuml;n fiyatı artınca Alberta eyaletinin katran kumulları birden &ccedil;ekici hale geliverdi. NASA iklimbilimcisi James Hansen&rsquo;in Mayıs ayında s&ouml;ylediği gibi katran kumullarında 240 gigatona kadar karbon (veya 565 gigatonluk kotamızın neredeyse yarısı) bulunuyor ve bu da Kanada&rsquo;nın Kyoto altındaki taahh&uuml;tlerini anlamsız kılıyor. Ge&ccedil;tiğimiz Aralık ayında Kanada h&uuml;k&uuml;meti taahh&uuml;tlerini yerine getirmediği i&ccedil;in cezalarla karşılaşmadan &ouml;nce Kyoto&rsquo;dan imzasını geri &ccedil;ekti.</p> <p>Bu ikiy&uuml;zl&uuml;l&uuml;k ideolojik yelpazenin her tarafında aynı şekilde tezah&uuml;r ediyor: Kopenhag zirvesi sırasında yaptığı konuşmada Rosa Luxemburg, Jean-Jacques Rousseau ve Mesih İsa&rsquo;dan alıntılar yapan Venez&uuml;ella Devlet Başkanı Hugo Chavez, iklim değişikliğinin bu y&uuml;zyılın en yıkıcı &ccedil;evre sorunu olduğunun altını &ccedil;izdi. Aradan &ccedil;ok ge&ccedil;memişti ki baharda, Venez&uuml;ella devlet petrol şirketiyle uluslararası bir şirketler birliği arasında Orinoco katran kumullarının işlenmesi &uuml;zerine bir anlaşma imzaladı. Orinoco rezervleri Alberta&rsquo;dan da b&uuml;y&uuml;k; birlikte 565 gigatonluk limiti tamamen dolduruyorlar.</p> <p>İklim değişikliği ile m&uuml;cadele etmek i&ccedil;in kullandığımız y&ouml;ntemler şu ana kadar sadece aşamalı ve aksak değişimler ile sonu&ccedil;landı. Hızlı ve k&ouml;kten d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;c&uuml; bir değişim i&ccedil;in bir toplumsal hareket inşa etmemiz gerekiyor ve hareketler kendilerini karşısında konumlandıracakları bir d&uuml;şmana ihtiya&ccedil; duyarlar. John F. Kennedy&rsquo;nin dediği gibi &ldquo;Yurttaş hakları m&uuml;cadelesi Bull Connor&rsquo;un<a href="http://www.yesilgazete.org/blog/2012/08/04/kuresel-isinmanin-dehsetengiz-yeni-aritmetigi-bill-mckibben/#_ftn4">[4]</a> varlığından &ouml;t&uuml;r&uuml; Tanrı&rsquo;ya ş&uuml;kretmeli. M&uuml;cadeleye Abraham Lincoln kadar faydası dokundu&rdquo;. Bug&uuml;ne kadar iklim değişikliğinin eksikliği de g&ouml;r&uuml;n&uuml;r d&uuml;şmanların varlığıydı.</p> <p>İklimle ilgili t&uuml;m bu sayıların acı ve faydalı bir şekilde billurlaştırdığı mesele ise gezegenin aslında, h&uuml;k&uuml;metler veya bireylerden &ccedil;ok daha aktif, bir d&uuml;şmanı olduğu ger&ccedil;eği. Bu ağır matematik egzersizinden sonra fosil yakıt sekt&ouml;r&uuml;ne başka bir g&ouml;zle bakmalıyız. D&uuml;nya &uuml;zerinde başka hi&ccedil;bir &ouml;znenin olmadığı kadar aldırışsız haydut bir sekt&ouml;r bu. Gezegen &uuml;zerindeki medeniyetin yaşamasının karşısındaki Bir Numaralı Halk D&uuml;şmanı bu sekt&ouml;r. Şirketlere karşı m&uuml;cadelenin gedikli liderlerinden ve şu anda iklim kriziyle ilgili bir kitap yazmakta olan Naomi Klein&rsquo;ın s&ouml;zleriyle: &ldquo;Bir&ccedil;ok şirket faaliyet g&ouml;sterirken &ccedil;&uuml;r&uuml;m&uuml;ş eylemlerin altına imza atar; korkun&ccedil; maaşlar &ouml;derler ya da insanları terhanelerde s&uuml;r&uuml;nd&uuml;r&uuml;rler vb. Biz de bu gibi faaliyetlerini sonlandırmaları i&ccedil;in onlara baskı yaparız. Ancak, bu sayıların ortaya koyduğu ger&ccedil;ek, fosil yakıt sekt&ouml;r&uuml; s&ouml;z konusu olduğunda, gezegeni mahvetmenin iş modelinin ta kendisi olduğu. Yaptıkları iş bu zaten.&rdquo;.</p> <p>Carbon Tracker raporuna g&ouml;re Exxon mevcut rezervlerini kullanırsa iki derecelik ısınmayla aramızdaki mesafenin yaklaşık y&uuml;zde yedisini t&uuml;ketecek. Onu hemen arkadan BP izliyor, Rus Gazprom, Chevron, ConocoPhillips ve Shell de yaklaşık y&uuml;zde &uuml;&ccedil; ila d&ouml;rtl&uuml;k rezervle takip ediyor. Carbon Tracker raporunda sıralanan 200 firma arasından bu altı firmanın rezerv toplamı, 2 derecenin i&ccedil;inde kalabilmemiz i&ccedil;in aşmamamız gereken sınıra bizi y&uuml;zde 25&rsquo;den fazla yaklaştırıyor. Rus madencilik devi Severstal k&ouml;m&uuml;r şirketleri arasında başı &ccedil;ekiyor. Severstal&rsquo;i BHP Billiton ve Peabody gibi şirketler izliyor. Sayılar insanı sersemletici boyutta. Gezegenimizin fizik ve kimyasını değiştirebilecek kudret bir tek bu sekt&ouml;r&uuml;n elinde ve bunu kullanmayı planlıyorlar.</p> <p>K&uuml;resel ısınmanın bilincindeler; sonu&ccedil;ta d&uuml;nyanın en iyi bilim insanlarından bazıları bu sekt&ouml;rde istihdam ediliyor ve aldıkları kutuplarda petrol &ccedil;ıkarmak i&ccedil;in aldıkları izinlerin kullanılabilmesi kutup buzullarının erimesine bağlı. Yine de amansızca daha fazla hidrokarbon peşinde koşuyorlar; Mart&rsquo;ın başlarında Exxon y&ouml;netim kurulu başkanı Rex Tillerson, Wall Street analistlerine şirketinin 2016 da daha fazla petrol ve doğalgaz aramak i&ccedil;in 37 milyar dolar (yani g&uuml;nde 100 miyon dolar) harcayacağını a&ccedil;ıkladı.</p> <p>D&uuml;nya &uuml;zerinde Tillerson&rsquo;dan daha umursamaz birisi yok. Ge&ccedil;tiğimiz ayın sonlarında, Colorado&rsquo;daki yangınların tepe noktasına ulaştığı g&uuml;n New York&rsquo;ta yaptığı bir konuşmada k&uuml;resel ısınmanın ger&ccedil;ek olduğunu s&ouml;ylerken &ldquo;sorun m&uuml;hendislik &ccedil;&ouml;z&uuml;mleri olan bir m&uuml;hendislik sorunu&rdquo; diyerek ge&ccedil;ti. Ne gibi &ccedil;&ouml;z&uuml;mler sorusu akla geliyor. Tillerson&rsquo;a g&ouml;re &ldquo;Ekinlerin yetişme b&ouml;lgelerini değiştiren hava koşullarındaki değişimler gibi şeylere uyum sağlarız&rdquo;. Bunu, Kentucky&rsquo;de &ccedil;ift&ccedil;ilerden rekor sıcaklar altında mısır tanelerinin oluşmaması haberleri gelirken ve k&uuml;resel gıda fiyatlarında ciddi artış tehlikesi bulunurken s&ouml;yl&uuml;yordu. &ldquo;İnsanların &lsquo;Bunu durdurmamız gerekiyor&rsquo; demek i&ccedil;in kullandığı korku yaratma y&ouml;ntemlerini kabul etmiyorum&rdquo; diye de ekliyordu. Elbette etmez. Etseydi, rezervlerini yer altında tutması gerekirdi. Bunun da ona bir maliyeti olurdu. Sorun bir m&uuml;hendislik sorunu değil, sorun bir a&ccedil;g&ouml;zl&uuml;l&uuml;k sorunu.</p> <p>K&acirc;rlı bir damar bulduktan sonra h&uuml;r irade sahibi insanlardan ziyade etkin robotlar gibi bunu &ccedil;ıkarmaya devam etmenin bu şirketlerin doğasında olduğunu iddia edebilirsiniz. Ancak, Y&uuml;ksek Mahkeme&rsquo;nin kararlarında g&ouml;r&uuml;lebileceği gibi<a href="http://www.yesilgazete.org/blog/2012/08/04/kuresel-isinmanin-dehsetengiz-yeni-aritmetigi-bill-mckibben/#_ftn5">[5]</a>, aslında bir nevi insan sayılıyorlar. Hatta nakit miktarlarında baktığımızda fosil yakıt sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n bizlere oranla &ccedil;ok daha fazla h&uuml;r iradeye sahip. Bu şirketler basit&ccedil;e, a&ccedil; bir d&uuml;nyanın ihtiya&ccedil;larını gidermiyorlar, aksine o d&uuml;nyanın sınırlarını &ccedil;iziyorlar, ihtiya&ccedil;larını belirliyorlar.</p> <p>İnsanlar kendi hallerine bırakıldıklarında karbonu denetlemeyi se&ccedil;erek u&ccedil;urumun kenarında durabilirler. Yeni bir ankete g&ouml;re Amerikalıların &uuml;&ccedil;te ikisi 2050&rsquo;ye kadar karbon salımlarını y&uuml;zde 90 kesmeyi &ouml;ng&ouml;ren uluslararası bir anlaşmaya destek veriyor. Ancak, kendi halimize bırakılmıyoruz. Koch biraderlerin, &ouml;rneğin, toplam 50 milyar dolarlık servetleri var ve bu onları en zengin Amerikalılar listesinde Bill Gates&rsquo;ten sonra ikinci sıraya oturtuyor. Paralarının b&uuml;y&uuml;k b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; hidrokarbonlardan kazandıkları i&ccedil;in bu karbonu denetlemeye y&ouml;nelik herhangi bir sistemin karlarını azaltacağını biliyorlar ve haberlere g&ouml;re bu yılın başkanlık se&ccedil;imlerinin sonucuna etki edebilmek i&ccedil;in 200 milyon dolar harcamayı planlıyorlar. ABD Ticaret Odası&rsquo;nın siyasi harcamaları 2009 yılında tarihte ilk defa hem Cumhuriyet&ccedil;i hem de Demokrat partinin ulusal komitelerinin harcamalarını ge&ccedil;ti. Takip eden sene Oda&rsquo;nın harcadığı paranın y&uuml;zde 90&rsquo;ından fazlası bir&ccedil;oğu k&uuml;resel ısınmanın varlığını reddeden Cumhuriyet&ccedil;i adaylara gitti. &Ccedil;ok değil, kısa bir s&uuml;re &ouml;nce Oda, ABD &Ccedil;evre Ajansı&rsquo;na karbonu denetlememe &ccedil;ağrısında bulundu. Bilim insanları haklı &ccedil;ıkar da gezegen ısınırsa, Oda&rsquo;ya g&ouml;re &ldquo;toplumlar daha sıcak iklimlere davranışsal, fizyolojik ve teknolojik değişim s&uuml;re&ccedil;leriyle uyum sağlayabilirler&rdquo;. Radikal talepler dediğimizde, fizyolojimizi değiştirme talebini herhalde en tepeye koymak gerekir.</p> <p>&Ccedil;evreciler anlaşılabilir bir şekilde bug&uuml;ne kadar siyasi g&uuml;c&uuml;ne saygı duydukları fosil yakıt sekt&ouml;r&uuml;n&uuml; karşılarına almaktan &ccedil;ekindiler; bunun yerine bu devleri k&ouml;m&uuml;r, petrol ve doğalgazdan vazge&ccedil;meye ve kendilerini &ldquo;enerji şirketlerine&rdquo; d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmeye ikna etmeyi umdular. Hatta bazen bu strateji işe yarar dahi g&ouml;z&uuml;kt&uuml; &ndash; &ldquo;g&ouml;z&uuml;kt&uuml;&rdquo; kısmına vurgu yapmak gerekli. Y&uuml;zyıl başlarında BP, g&uuml;neşe benzer bir logo benimseyerek ve bazı doğalgaz tesislerine g&uuml;neş panelleri koyarak kendisini &ldquo;Petrol &Ouml;tesi&rdquo; olarak konumlandırmak i&ccedil;in kısa s&uuml;reli bir &ccedil;aba g&ouml;sterdi. Ancak, alternatif enerji kaynaklarına y&ouml;nelik yatırımları hidrokarbon arama yatırımlarının &ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir kesimi olmaktan &ouml;teye gidemedi ve zaten birka&ccedil; yıl i&ccedil;inde yeni CEO&rsquo;ların &ldquo;ana faaliyet&rdquo; alanına d&ouml;nme ısrarları sonucunda bu yatırımlardan vazge&ccedil;ildi. BP g&uuml;neş enerjisi b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; ge&ccedil;tiğimiz Aralık kapattı. Shell g&uuml;neş ve r&uuml;zg&acirc;r alanındaki faaliyetlerine 2009&rsquo;da son verdi. Y&uuml;zyılın başından bu yana en b&uuml;y&uuml;k beş petrol şirketi 1 milyar dolardan fazla kar elde ettiler. Petrol, k&ouml;m&uuml;r ve doğalgazda bu kadar kar varken r&uuml;zg&acirc;r ve g&uuml;neş ışınları peşinde koşmanın bir anlamı yok.</p> <p>Bu k&acirc;rın b&uuml;y&uuml;k bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; tarihsel bir kazadan kaynaklanıyor: T&uuml;m işletmeler arasında bir tek fosil yakıt sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n ana atık maddesini, yani karbon dioksiti, bedelsizce etrafa atmasına izin veriliyor. Başka kimsenin b&ouml;yle bir ayrıcalığı yok; eğer bir restoran sahibiyseniz birisine &ccedil;&ouml;p&uuml;n&uuml;z&uuml; g&ouml;t&uuml;rmesi i&ccedil;in &ouml;deme yapmak zorundasınız &ccedil;&uuml;nk&uuml; sokakta biriktirseniz her taraf sı&ccedil;an dolar. Ama fosil yakıt sekt&ouml;r&uuml; haklı tarihsel sebeplerden dolayı farklı: &Ccedil;eyrek y&uuml;zyıl &ouml;ncesine kadar kimse CO<sub>2</sub>&rsquo;nin tehlikeli olduğundan haberdar değildi. Şimdi karbonun gezegeni ısıttığı ve okyanusların asitlilik oranını artırdığını anladığımıza g&ouml;re karbonun bedeli temel sorun haline geliyor.</p> <p>Karbona, doğrudan vergi veya diğer y&ouml;ntemlerle bir fiyat bi&ccedil;tiğiniz zaman k&uuml;resel ısınmaya karşı m&uuml;cadeleye piyasaları da d&acirc;hil edersiniz. Exxon saldığı karbonun atmosfere verdiği zarar i&ccedil;in bedel &ouml;demek zorunda kaldığı vakit &uuml;r&uuml;nlerinin fiyatı artacaktır. T&uuml;keticiler daha az fosil yakıt kullanma y&ouml;n&uuml;nde kuvvetli işaretler alırlar. Benzin istasyonuna her uğrayışta bakkala gitmek i&ccedil;in yarı askeri bir araca ihtiya&ccedil; olmadığı anlaşılacaktır. Kirletmeyen enerji kaynakları artık eşit şartlarda var olacaktır. T&uuml;m bunlar vatandaşlar iflasa s&uuml;r&uuml;klenmeden yapılabilir; oluşturulacak &ldquo;&uuml;cret ve pay&rdquo; sisteminde k&ouml;m&uuml;r, doğalgaz ve petrole y&uuml;kl&uuml; vergiler koyularak elde edilen gelir bir havuzda toplanabilir ve bu havuzdan her &uuml;lkede her kişiye katma karbon maliyetindeki payları i&ccedil;in bir &ccedil;ek g&ouml;nderilebilir. Temiz enerji kaynaklarına ge&ccedil;en bir&ccedil;ok kişi bu sistemden karlı &ccedil;ıkacaktır.</p> <p>Sadece bir sorun var: Karbona bir bedel bi&ccedil;mek fosil yakıt sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n k&acirc;rlılığını d&uuml;ş&uuml;recektir. Neticede, &ldquo;Karbonun fiyatı ne kadar y&uuml;ksek olmalı?&rdquo; sorusunun cevabı &ldquo;İki derece hedefini aşmamıza yol a&ccedil;acak rezervlerin g&uuml;venli bir şekilde yer altında kalmasını sağlayacak kadar y&uuml;ksek&rdquo; olarak verilebilir. Karbona ne kadar y&uuml;ksek bir fiyat bi&ccedil;ilirse bu rezervlerin o kadarı ekonomik değerini yitirir. M&uuml;cadele en nihayetinde, sekt&ouml;r&uuml;n bu &ouml;zel kirletme avantajını korumayı başarması veya iktisat&ccedil;ıların deyişiyle bu dışsallıkları i&ccedil;selleştirmelerini sağlamamız &uuml;zerine.</p> <p>Fosil yakıt sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n iktidarının kırılıp kırılamayacağı o kadar net değil elbette. Carbon Tracker raporunu kaleme alan Britanyalı analistlerin nispeten al&ccedil;akg&ouml;n&uuml;ll&uuml; bir hedefi vardı: Sadece yatımcılara iklim değişikliğinin enerji şirketlerinin hisse fiyatları &uuml;zerinde ciddi bir risk oluşturduğunu hatırlatmak istemişlerdi. Diyelim ki nihayet b&uuml;y&uuml;k bir felaket oldu (Manhattan&rsquo;ı dev bir fırtına vurdu veya Ortabatı tarımı b&uuml;y&uuml;k bir kuraklık ile tamamen mahvoldu), bu durumda sekt&ouml;r&uuml;n b&uuml;y&uuml;k siyasi g&uuml;c&uuml; dahi yasamacıların karbonu denetlemesinin &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;emez. Birdenbire Chevron&rsquo;un g&ouml;r&uuml;nen rezervleri ciddi değer kaybeder ve hisse &ccedil;akılır. Carbon Tracker raporu bu riski g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alarak, yatırımcıları rizikolarını azaltmaya ve alternatif enerji sahasında yapacakları b&uuml;y&uuml;k yatırımlarla kendilerini korumaya almaları konusunda uyarıyordu.</p> <p>HSBC&rsquo;nin İklim Değişikliği Merkezi&rsquo;ni y&ouml;neten Nick Robbins&rsquo;in s&ouml;zleriyle &ldquo;D&uuml;zenli ekonomik evrim s&uuml;reci, şirketlerin ellerindeki varlıkların bazılarının devamlı olarak kullanılamaz hale gelmesi anlamına gelmektedir&rdquo;. &ldquo;Filmli fotoğraf makinelerini veya daktiloları d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n. Soru bunun ger&ccedil;ekleşip ger&ccedil;ekleşmeyeceği değil. Ger&ccedil;ekleşecek. Emeklilik fonları internet şirketi balonu patlaması ve kredi krizinden ciddi şekilde etkilendi. Bundan da etkilenecek&rdquo;. Yine de petrol sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n rekor karlarından nemalanan yatırımcıları ikna etmek kolay değil. Carbon Tracker&rsquo;dan James Leaton durumu i&ccedil; &ccedil;ekerek ş&ouml;yle a&ccedil;ıklıyor: &ldquo;Balonların ortaya &ccedil;ıkmasının sebebi, herkesin kendisini en iyi analist olarak g&ouml;rmesi. Herkes u&ccedil;urumun kenarına gelip diğerleri d&uuml;şerken son anda geri &ccedil;ekilebileceğini zannediyor&rdquo;.</p> <p>Dolayısıyla, kendini koruma i&ccedil;g&uuml;d&uuml;s&uuml; y&uuml;ksek ihtimalle fosil yakıtlar karşısında tek başına d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;c&uuml; bir etken olamayacak. Ancak, ahlaki &ouml;fke bir d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;c&uuml; meydan okuma olabilir. Bu yeni matematiğin ger&ccedil;ek anlamı da bu. Ger&ccedil;ek bir hareketin y&uuml;kselişine makul bir temel olabilir.</p> <p>&Ouml;fkenin bir sekt&ouml;r&uuml; temel değişikliklere zorlamasıyla ilgili şirketler tarihinde nispeten yeni bir &ouml;rnek mevcut. 1980&rsquo;lerde G&uuml;ney Afrika ile iş yapan şirketlere y&ouml;nelik tecrit &ccedil;ağrısı s&ouml;z konusu olan. İlk olarak &uuml;niversite kamp&uuml;slerinde başlayan daha sonra belediyeler ve eyalet h&uuml;k&uuml;metlerine sı&ccedil;rayan bu hareket sonucu nihai olarak 155 kamp&uuml;s, 80&rsquo;den fazla şehir, 25 eyalet ve 19 vilayet, apartheid rejimiyle bağlantılı şirketlere y&ouml;nelik bağlayıcı iktisadi eylemlere başvurmuştu. Başpiskopos Desmond Tutu &ldquo;ge&ccedil;tiğimiz y&uuml;zyılın en parlak başarılarından bir tanesi apartheidin son bulmasıydı&rdquo; diyor &ldquo;ancak, uluslararası baskı &ouml;zellikle de 1980&rsquo;lerin tecrit hareketinin baskısı olmasaydı başarıya ulaşamazdık&rdquo; diye ekliyor.</p> <p>Fosil yakıt sekt&ouml;r&uuml; elbette ki daha dişli bir rakip; şirketleri değişime zorlasanız bile fosil yakı şirketi gibi davranan t&uuml;m egemen devletlerle de uğraşmak i&ccedil;in bir strateji belirlemek gerekiyor. Ancak, &uuml;niversite &ouml;ğrencileri i&ccedil;in bağlantı bu durumda daha da bariz. Eğer &uuml;niversitelerinin bağış portf&ouml;y&uuml;nde fosil yakıt hissesi varsa o zaman eğitimleri, alacakları diplomaları kullanabilecekleri bir gezegen bırakmayacak yatırımlar tarafından destekleniyor anlamına geliyor (Aynı mantık d&uuml;nyanın en b&uuml;y&uuml;k yatırımcıları konumundaki ve &uuml;yeleri gelecekte emekliliklerinin &ldquo;keyfini &ccedil;ıkaracağı&rdquo; i&ccedil;in teorik olarak gelecekle ilgili olan emeklilik fonları i&ccedil;in de ge&ccedil;erli). Investor Network on Climate Risk kuruluşunun kurucularından ve eski bir apatheid karşıtı aktivist olan Bob Massie&rsquo;ye g&ouml;re &ldquo;İklim krizinin ağırlığı g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alındığında kurumlarımızdan gezegeni yok eden şirketlerin hisselerinden vazge&ccedil;melerini talep etmek sadece doğru olmakla kalmaz, etkili de olur&rdquo;. Massie, &ldquo;mesaj basit: Artık yeter. İklim değişikliğinden kar edenlerle bağlantıları hemen kesmeliyiz&rdquo; diyor.</p> <p>Hareketler ender olarak &ouml;nceden kestirilebilir sonu&ccedil;lara sahiptir. Ama fosil yakıt sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n siyasi itibarını zayıflatacak her kampanya, sekt&ouml;r&uuml;n &ouml;zel kirletme avantajının kaldırılması ihtimalini artırır. İklim m&uuml;cadelesinde Başkan Obama&rsquo;nın tek g&ouml;ze &ccedil;arpan başarısı olan otomobillerin yakıt verimliliğinin artırılması hamlesini ele alalım. Bilimsinsanları, &ccedil;evreciler ve m&uuml;hendisler on yıllardır benzer politikaları savunuyorlardı fakat Detroit<a href="http://www.yesilgazete.org/blog/2012/08/04/kuresel-isinmanin-dehsetengiz-yeni-aritmetigi-bill-mckibben/#_ftn6">[6]</a> ciddi mali baskı altına girene kadar bunu savuşturabilecek siyasi g&uuml;ce sahipti. İnsanlar soğuk matematik ger&ccedil;eği, yani fosil yakıt sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n gezegenin fiziksel sistemlerinin sistematik olarak altını oyduğu ger&ccedil;eğini kavrayabilirse sekt&ouml;r&uuml;n siyasi g&uuml;c&uuml;ne anlamlı bir darbe vurulabilir. Exxon ve benzerleri &uuml;cret ve pay sistemine olan itirazlarından vazge&ccedil;ebilir; hatta bu defa samimi olarak ger&ccedil;ek enerji şirketleri olma kararı alabilirler.</p> <p>Yine de, b&ouml;yle bir kampanya m&uuml;mk&uuml;n olsa bile başlatmak i&ccedil;in &ccedil;ok fazla beklemiş olabiliriz. Ger&ccedil;ek anlamda fark yaratabilmek i&ccedil;in, yani iki derece ısınmanın altında kalabilmek i&ccedil;in, karbon fiyatlandırmasını Washington&rsquo;da başarıp bu başarıyı t&uuml;m d&uuml;nyada benzer başarılara kaldıra&ccedil; olarak kullanabilmek gerekir. Şu anda ABD&rsquo;de ne olduğu, salımların en y&uuml;ksek hızla arttığı &Ccedil;in ve Hindistan&rsquo;ı (Haziran ayı başlarında araştırmacılar, &Ccedil;in&rsquo;in y&uuml;ksek ihtimalle salımlarını y&uuml;zde 20&rsquo;ye varan oranlarda daha az bildirdiği sonucuna vardılar) etkilemek i&ccedil;in &ccedil;ok &ouml;nemli. Anlattığım &uuml;&ccedil; sayı yıldırıcı; hatta temelde imk&acirc;nsız bir geleceği dahi belirliyor olabilirler. Ama en azından insanların karşı karşıya olduğu en b&uuml;y&uuml;k sorun ile ilgili entelekt&uuml;el bir netlik sağlıyorlar. Ne kadar daha fazla yakabileceğimizi biliyoruz ve kimin daha fazla yakmayı planladığını biliyoruz. İklim değişikliği jeolojik bir &ouml;l&ccedil;ek ve zaman aralığında faaliyet g&ouml;steriyor ama kişiler &uuml;st&uuml; bir tabiat kuvveti sayılmaz; hesabı ne kadar dikkatli yaparsanız, sonu&ccedil; o kadar netleşiyor: Bu sonu&ccedil;ta ahlaki bir sorun. D&uuml;şmanı tanıdık ve ismi Shell.</p> <p>&Ouml;te yandan, sayılar dalga dalga gelmeye devam ediyor. Rio konferansı ağır aksak sona sendeledikten sonraki hafta Kuzey kutbundaki deniz buzulu seviyesi o tarih i&ccedil;in kaydedilen en d&uuml;ş&uuml;k seviyeye indi. Ge&ccedil;tiğimiz ay tek bir hafta sonu i&ccedil;inde, mevsimin isim verilen fırtınalarından d&ouml;rd&uuml;nc&uuml;s&uuml;n&uuml;n kaydedilmiş en erken geliş tarihinde, tropik fırtına Debby Florida&rsquo;da 50 santime yakın yağış bıraktı. Aynı sıralarda, New Mexico tarihindeki en b&uuml;y&uuml;k yangın devam ediyordu ve Colorado&rsquo;da kayıtlarındaki en yıkıcı yangın Colorado Springs&rsquo;de 346 evi k&uuml;l ediyor ve bir hafta &ouml;nce Fort Collins&rsquo;de kırılan rekoru kırıyordu. Bu ay ise, bir sıcak dalgası Ortabatı&rsquo;da Dust Bowl&rsquo;dan<a href="http://www.yesilgazete.org/blog/2012/08/04/kuresel-isinmanin-dehsetengiz-yeni-aritmetigi-bill-mckibben/#_ftn7">[7]</a> bu yana kırılmamış sıcaklık rekorlarını kırıp bu yılın mahsul&uuml;n&uuml; tehdit ederken, biliminsanları k&uuml;resel ısınmanın aşırı sıcak ve kuraklık ihtimalini dramatik olarak artırdığını ortaya koyan yeni bir &ccedil;alışmanın sonu&ccedil;larını a&ccedil;ıkladılar. B&uuml;y&uuml;k bir sayı mı istiyorsunuz? İşte size b&uuml;y&uuml;k sayı: Bu ay i&ccedil;inde tahıl şeridi olarak bilinen b&ouml;lgede bir katrilyon mısır tanesinin polenlenmesi gerekiyor. Sıcaklıklar, ortalamaların bu derece &uuml;zerinde seyrederse bu olamayacak. Aynı bizler gibi ekinlerimiz de Holosen &ccedil;ağına uyum sağlamış durumda, hani şu tozumuzda bırakarak terk ettiğimiz 11.000 senelik iklim istikrarı d&ouml;nemi.</p> <p>&nbsp;</p> <p><em>Bu yazı Rolling Stone dergisinin 24 Temmuz 2012 sayısında yayımlanmıştır.</em></p> <p>&nbsp;</p> <hr size="1" /> <div> <p><a href="http://www.yesilgazete.org/blog/2012/08/04/kuresel-isinmanin-dehsetengiz-yeni-aritmetigi-bill-mckibben/#_ftnref1">[1]</a> &Ccedil;evirenin notu: İkinci D&uuml;nya Savaşı &ouml;ncesinde İngiltere ve Fransa&rsquo;nın Hitler Almanya&rsquo;sı karşısında geri adım attığı anlaşmaya atıfta bulunuluyor.</p> </div> <div> <p><a href="http://www.yesilgazete.org/blog/2012/08/04/kuresel-isinmanin-dehsetengiz-yeni-aritmetigi-bill-mckibben/#_ftnref2">[2]</a> &Ccedil;evirenin notu: Sayılar T&uuml;rkiye&rsquo;ye uyarlanmıştır. Yasal alkol limitini ge&ccedil;meden t&uuml;ketilebilecek alkol miktarı temsilidir.</p> </div> <div> <p><a href="http://www.yesilgazete.org/blog/2012/08/04/kuresel-isinmanin-dehsetengiz-yeni-aritmetigi-bill-mckibben/#_ftnref3">[3]</a> &Ccedil;evirenin notu: &ldquo;Drill baby drill&rdquo; &ndash; ABD&rsquo;de Cumhuriyet&ccedil;i Parti başkan adaylarının 2008 se&ccedil;im kampanyasında kullandıkları slogan.</p> </div> <div> <p><a href="http://www.yesilgazete.org/blog/2012/08/04/kuresel-isinmanin-dehsetengiz-yeni-aritmetigi-bill-mckibben/#_ftnref4">[4]</a> &Ccedil;evirenin notu: ABD yurttaş hakları m&uuml;cadelesi sırasında Afrika asıllı ABD vatandaşlarına uyguladığı şiddetle tanınan b&uuml;rokrat</p> </div> <div> <p><a href="http://www.yesilgazete.org/blog/2012/08/04/kuresel-isinmanin-dehsetengiz-yeni-aritmetigi-bill-mckibben/#_ftnref5">[5]</a> &Ccedil;evirenin notu: Şirketlerin t&uuml;zel kişi sayılması ve buna ilişkin haklarına atıfta bulunuluyor.</p> </div> <div> <p><a href="http://www.yesilgazete.org/blog/2012/08/04/kuresel-isinmanin-dehsetengiz-yeni-aritmetigi-bill-mckibben/#_ftnref6">[6]</a> &Ccedil;evirenin notu: ABD otomobil sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n merkezi sayılan şehir.</p> </div> <p><a href="http://www.yesilgazete.org/blog/2012/08/04/kuresel-isinmanin-dehsetengiz-yeni-aritmetigi-bill-mckibben/#_ftnref7">[7]</a> &Ccedil;evirenin notu: Toz &ccedil;anağı olarak bilinen, 1930&rsquo;larde yaşanan ve ABD&rsquo;nin tarım arazilerini etkileyen kuraklık ve ekolojik felaket.</p> <p><em>&nbsp;</em></p> Bill McKibben Çeviriler Sun, 05 Aug 2012 07:53:42 +0000 TMMOB Van Depremi Basın Açıklaması http://politikekoloji.org/tmmob-van-depremi-basin-aciklamasi/ <p align="left"><strong>Van`daki incelemelerini tamamlayan TMMOB Heyeti bug&uuml;n (26 Ekim 2011) bir basın toplantısı d&uuml;zenleyerek tespitlerini kamuoyu ile paylaştı.</strong></p> <p align="center">&nbsp;</p> <p align="center"><strong>VAN&lsquo;DAN SESLENİYORUZ. SESİMİZİ DUYAN VAR MI?</strong></p> <p align="right"><strong>&nbsp;&nbsp;</strong></p> <p align="right"><strong>İnsana dair ne varsa elimizde,<br /></strong><strong>teslim ettik<br /></strong><strong>s&ouml;z ge&ccedil;mez nefs&lsquo;imize!</strong></p> <p>T&uuml;rk M&uuml;hendis ve Mimar Odaları Birliği olarak deprem nedeniyle ciddi kayıplar vermiş halkımızla dayanışmak i&ccedil;in buradayız.</p> <p>60 kişiden oluşan heyetimizde TMMOB Y&ouml;netim Kurulu &Uuml;yeleri, TMMOB&lsquo;ye bağlı Odalarımızın Y&ouml;netim Kurulu Başkanları, akademisyenler ve uzmanlar bulunuyor.</p> <p>TMMOB olarak, &ouml;ncelikle bir doğa olayı olan depremin afete d&ouml;n&uuml;şmesi nedeniyle Van halkının acılarını paylaşmak, Van halkı ile dayanışma duygularımızı paylaşmak i&ccedil;in buradayız. Daha fazla mağduriyet yaşanmaması i&ccedil;in &uuml;zerimize d&uuml;şen sorumlulukları yerine getirmek; ama aynı zamanda bilimin g&ouml;z&uuml;yle ger&ccedil;eğe ışık tutmak, yeni acılar yaşanmaması ve yaşananlardan ders &ccedil;ıkarılmasını istediğimiz i&ccedil;in buradayız.</p> <p>TMMOB t&uuml;m ger&ccedil;ekleri cesurca, yılmadan ifade etmektedir. 1999 depreminin ardından T&uuml;rkiye&lsquo;nin deprem ger&ccedil;eği enine boyuna tartışıldı, bilim insanları, meslek odaları ve duyarlı siyaset&ccedil;iler s&ouml;z konusu ger&ccedil;eğe uygun politikaların geliştirilmesi ve ivedilikle hayata ge&ccedil;irilmesi noktasında kendi mecralarında sorumluları uyardı, raporlar hazırladı, &ouml;neriler sundu.&nbsp; Bu &ccedil;alışmalar dikkate alınıp acil &ouml;nlem alınsaydı bug&uuml;n bu acılar yaşanmıyor olacaktı. TMMOB ve bağlı odalarının s&ouml;zleri siyasal iktidarlarca dinlenmiş olsaydı bug&uuml;n buradan, Van&lsquo;dan sesleniyor olmayacaktık.</p> <p><strong>Meslek Odaları olarak;&nbsp;</strong></p> <p>&bull;&nbsp;&nbsp; 1999 depremlerinin &uuml;zerinden 12 yıl ge&ccedil;miş olmasına rağmen toplumsal yaşamda farklılık yaratılmadığını ve mevzuatta k&ouml;kl&uuml;, kalıcı değişiklikler ger&ccedil;ekleştirilmediğini,</p> <p>&bull;&nbsp;&nbsp; &Uuml;lkemizde konutların y&uuml;zde 40&lsquo;ının ka&ccedil;ak ya da ruhsatsız olduğunu, bina stokunun y&uuml;zde 10&lsquo;unun yenilenmesi, y&uuml;zde 30&lsquo;unun onarılması gerektiğini, aksi halde olası depremlerin afete d&ouml;n&uuml;şeceğini,</p> <p>&bull;&nbsp;&nbsp; Afet sonrası &ouml;ncelikli kullanım grubunda yer alan hastane, okul gibi kamu yapılarının, yine olası bir afette yıkılma riski taşımasının &uuml;rk&uuml;t&uuml;c&uuml; olduğunu,</p> <p>&bull;&nbsp; N&uuml;fusunun y&uuml;zde 98&lsquo;i deprem tehlikesi altında yaşayan bir &uuml;lkede, depreme karşı &ouml;nlem almamanın cinayet olacağını,</p> <p>&bull;&nbsp;&nbsp; Doğa olaylarının afete d&ouml;n&uuml;şmemesinin yolunun doğru yer se&ccedil;iminden başlayarak sağlıklı ve nitelikli bir yapı denetim sisteminden ge&ccedil;tiğini her platformda dile getirdik.</p> <p>&Ouml;te yandan mevcut yapı denetim sisteminin eksikliklerini, daha etkin bir yapı denetim sistemi uygulanması i&ccedil;in hazırladığımız &ccedil;&ouml;z&uuml;m &ouml;nerilerini sorumlularla s&uuml;rekli bir şekilde paylaştık.</p> <p>Her yıl Marmara&lsquo;da ger&ccedil;ekleştirdiğimiz gibi, bu yıl 17 Ağustos depreminin yıl d&ouml;n&uuml;m&uuml;nde &ldquo;TMMOB Depreme Duyarlılık&rdquo; y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml;m&uuml;zde siyasi iktidarı acilen g&ouml;reve &ccedil;ağırdık, dinlenmedik.</p> <p><strong>Bir kez daha buradan, y&uuml;reğimiz yanan yerden, Van&lsquo;dan sesleniyoruz:</strong></p> <p>&Uuml;lkemiz Yerk&uuml;re&lsquo;nin en etkin ve yıkıcı deprem kuşaklarından birinin &uuml;zerinde bulunmaktadır. Ge&ccedil;mişte bir&ccedil;ok yıkıcı deprem yaşandığı gibi, gelecekte de yaşanacağı bilinen bir ger&ccedil;ekliktir.</p> <p>Bilime ve m&uuml;hendisliğe, akla ve uygarlığa aykırı olarak siyasal iktidarlarca uygulanan rant politikaları nedeniyle, &uuml;lkemiz sadece bir &ldquo;deprem &uuml;lkesi&rdquo; değil bir &ldquo;afet &uuml;lkesi&rdquo; olmuştur.</p> <p>Hepimiz biliyoruz: Bug&uuml;n&uuml;n d&uuml;nyasında akıl ve bilim depremin doğasını &ccedil;&ouml;zm&uuml;şt&uuml;r. Depremler yerkabuğunu oluşturan levhaların sınırlarındaki devingenlik ve değişim nedeniyle, bu ortamdaki deformasyonlar ve gerilme birikimlerinin kırılma sınırına ulaştığında oluşan ve saniyeler s&uuml;ren, Yerk&uuml;re&lsquo;nin doğal s&uuml;re&ccedil;leridir. Bu doğal s&uuml;recin oluşumu &ouml;nlenemez ve engellenemez. Ancak gerekli tedbirlerle, &ouml;zellikle yapısal tedbirlerle, can ve mal kayıpları azaltılabilir. Bir doğa olayı olan depremin afete d&ouml;n&uuml;şmesi engellenebilir.</p> <p>Ger&ccedil;ekte hepsi birer doğa olayı olan deprem, heyelan, &ccedil;ığ ve kaya d&uuml;şmesi, su baskını vb. olaylar bilin&ccedil;sizce verilmiş yer se&ccedil;imi kararları, m&uuml;hendislik verilerinden yoksun imar planları, d&uuml;ş&uuml;k standartlarda ve m&uuml;hendislik hizmeti g&ouml;rmemiş yapı &uuml;retimi, kısaca ranta dayalı, d&uuml;ş&uuml;k nitelikli, tasarımsız ve plansız kentleşme ve sosyo-ekonomik politikalar sonucu afete, yani insani ve ekonomik yıkıma d&ouml;n&uuml;şmektedir.</p> <p>Hen&uuml;z hafızalardan silinmeyen, planlama, mimarlık-m&uuml;hendislik, yapılaşma ve denetim sisteminin t&uuml;m &ccedil;arpıklığının somut sonu&ccedil;larından biri olan, y&uuml;zyılın afeti olarak da belirtilen 99 depreminden hi&ccedil;bir ders alınmadığı, 12 yıl sonra ne yazık ki Van depremi ile bir kez daha ortaya &ccedil;ıkmıştır.</p> <p>&Uuml;lkemizde 99 depreminden sonra bir arpa boyu yol alınmadığı bug&uuml;n Van&lsquo;da ve Erciş&lsquo;te ve y&ouml;re k&ouml;ylerinde binaların yıkılmasıyla acı bir şekilde g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.</p> <p><strong>Bu durum:</strong></p> <p>M&uuml;hendislik, mimarlık ve şehir planlama disiplinlerinin teknik, bilimsel ve yasal ilkelerinin dışlanmasının doğal bir sonucudur.</p> <p>M&uuml;hendisliğin sanayi, tarım, kent ve toplum yaşamına y&ouml;nelik, bilimsel teknik temellerdeki kamusal, toplumsal hizmet niteliğini reddeden anlayışta ısrar edilmesinin bir sonucudur.</p> <p>Deprem &uuml;lkesi ger&ccedil;eği g&ouml;rmezden gelinerek &ldquo;yapı denetimi&rdquo; &ldquo;risk-afet-sakınım planlaması&rdquo;nın i&ccedil;i boş pop&uuml;list yaklaşımlarla siyasi malzemeye d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmesinin sonucudur.</p> <p>Van G&ouml;l&uuml; kıyısında afet b&ouml;lgesi ilan edilen alanda, kamu kurumlarının yer se&ccedil;mesinde ve tarım arazilerinin, gevşek zemin &ouml;zellikli ovaların &ccedil;ok katlı yapılaşmaya a&ccedil;ılmasında sakınca g&ouml;rmeyen anlayışın bir sonucudur.</p> <p>En son 648 sayılı KHK ile getirilen, onlarca yasal d&uuml;zenlemeyle &uuml;lke geneline yayılan, adeta ge&ccedil;erli sistem haline getirilen ka&ccedil;ak yapılaşmayı &ouml;zendiren &ldquo;af&rdquo;ta ısrar etmenin bir sonucudur. &Uuml;st&uuml;ne &uuml;stl&uuml;k, s&ouml;z konusu Kararname ile Yapı Denetim Kanunu&lsquo;nda yapılan değişiklikle &uuml;lkemizdeki t&uuml;m k&ouml;ylerin yanı sıra, belediyelerin yaklaşık olarak % 70`ini oluşturan, n&uuml;fusu 5000 kişinin altındaki belediyelerin sınırları i&ccedil;inde ve m&uuml;cavir alanlarındaki yapılaşmalar da yapı denetim sistemi dışına &ccedil;ıkarılmıştır. Kırsal alanda, k&ouml;ylerde plansız ruhsatsız, m&uuml;hendislik hizmeti almamış yapılaşmanın kapısı ardına kadar a&ccedil;ılmıştır.</p> <p><strong>Bu durum;</strong></p> <p>Sosyal devletten ve toplum yararı ilkesinden vazge&ccedil;ilmesinin sonucudur.</p> <p>Adeta toplu mezara d&ouml;n&uuml;şen yurtlar gibi ya da kullanılamaz duruma gelen hastaneler gibi hayati &ouml;neme sahip kamu yapılarının planma ve denetim kapsamı dışında bırakılmasının bir sonucudur.</p> <p>İzlenen g&uuml;nl&uuml;k politikalarla doğa olaylarının tamamını afet olarak adlandıran, sonu&ccedil;larını da kadere bağlayan, aklın ve bilimin gerekliliklerini yok sayan anlayışın bir sonucudur.</p> <p>&Uuml;lkemizde derelerin, vadilerin, ormanların, kıyıların, su havzalarının, deprem tehlikesi i&ccedil;eren, kısaca yapılaşmaya uygun olmayan alanların, rant ekonomisinin baskısı altında yapılaşmaya a&ccedil;ılmasının bir sonucudur.</p> <p>&ldquo;Deprem a&ccedil;ısından risk taşıyan&rdquo; b&ouml;lgelerde uygulamak yerine &ldquo;kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&rdquo;&uuml; &ldquo;rantsal d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&rdquo; olarak g&ouml;ren anlayışın bir sonucudur.</p> <p>&Uuml;retimden vazge&ccedil;en, ekonomiyi arazi rantına teslim eden anlayışın sonucudur.</p> <p>Deprem ger&ccedil;eğini İstanbul &uuml;st&uuml;nde sanallaştıran, Anadolu&lsquo;yu g&ouml;rmeyen anlayışın bir sonucudur.</p> <p>Bu iktidarın 9 yıldır, depremin tehlike ve risk b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;yle orantılı politikalar ve programlar geliştirme iradesinden yoksunluğunun bir sonucudur</p> <p><strong>Yine s&ouml;yl&uuml;yoruz, T&uuml;rkiye, depremle yaşamaya mecbur bir &uuml;lkedir.</strong></p> <p>Bunun gereği olarak acilen:</p> <p>Depremlerden ve diğer b&uuml;t&uuml;n doğal ve toplumsal afetlerden korunmanın en temel insan haklarından birisi olduğu kabul&uuml; politikaların temelini oluşturmalıdır.</p> <p>&ldquo;G&uuml;venli, sağlıklı ve yaşanabilir bir &ccedil;evre&rdquo;nin her yurttaş i&ccedil;in temel insan hakkı olduğu ana ilkesi temelinde yapı denetim sisteminde kamu denetimini dışlayan sistemden derhal vazge&ccedil;ilmelidir.</p> <p>Bir kamu hizmeti olarak yapı denetimi sistemini ticari k&acirc;r kaygısına teslim eden yasal d&uuml;zenlemeler değiştirilmelidir.</p> <p>Yapı denetiminde istisnalardan vazge&ccedil;ilmeli, TOKİ, KİPTAŞ ve benzeri kuruluşların &uuml;rettiği yapılar da dahil olmak &uuml;zere t&uuml;m kamu yapıları yasa kapsamı i&ccedil;ine alınmalıdır.</p> <p>Devletin anayasal g&ouml;revlerinden birisi olan sağlıklı, g&uuml;venli ve yaşanabilir kentler kurmak i&ccedil;in doğal varlıkları, ekolojik, tarihi, k&uuml;lt&uuml;rel, toplumsal değerleri koruyan, yaşatan, geliştiren bir arazi kullanımı ve yerleşim politikası temelinde b&uuml;t&uuml;nc&uuml;l planlama yaklaşımı benimsenmeli, gerekli finansal ve kurumsal yapı oluşturulmalıdır.</p> <p>Deprem &ouml;ncesi, deprem sırası ve sonrasında yapılacak &ccedil;alışmalara ilişkin kamu ve toplum yararını temel alan Ulusal Deprem Stratejisi, T&uuml;rkiye Deprem Master Planı ve Afet Y&ouml;netimi Stratejik Planı oluşturulmalıdır.</p> <p>Deprem ger&ccedil;eği, her oluşan yıkıcı depremden sonra, İstanbul bağlamında &ldquo;fay&rdquo; ve &ldquo;depremin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;&rdquo; tartışmalarıyla değil, &uuml;lke genelinde bir ger&ccedil;eklik kavrayışını oluşturacak bilimsel temelli eğitim ve bilgilendirme programlarıyla &uuml;lke g&uuml;ndemine getirilmelidir.</p> <p>M&uuml;hendis, mimar ve şehir plancılarının &uuml;lkemizin deprem tehlikesi ve riski konusunda s&uuml;rekli yinelediği uyarılar siyasal iktidarca dikkate alınmalıdır.</p> <p>Planlama, mimarlık ve m&uuml;hendislik hizmetleri dışlandığında depremlerde can ve mal kayıplarının arttığı ger&ccedil;eği kamunun her kademesinde kabul edilmelidir.</p> <p>Deprem hasar, zarar ve can kayıplarının azaltılmasının tek yolunun, m&uuml;hendis, mimar ve şehir plancılarının ortak katkı ve &ccedil;abalarıyla depreme dayanıklı yerleşim alanları ve yapılar tasarlamak ve &uuml;retmek olduğu bilinmelidir. Bunun i&ccedil;in, deprem &ouml;ncesi, sırası ve sonrasında yapılacak &ccedil;alışmalarda kamu yararı ve &uuml;lke &ccedil;ıkarı bağlamında ulusal bir deprem politikası belirlenerek ciddi programlar oluşturulmalı ve daha da &ouml;nemlisi bunlar yaşama ge&ccedil;irilmelidir.</p> <p>Yerleşme ve yapılaşma bağlamında gerekli yasal d&uuml;zenlemeler yapılmalı, yasaların uygulanması sağlanmalıdır.</p> <p>Sağlıklı ve g&uuml;venli yapı &uuml;retim ve denetim s&uuml;recini ticari bir alan olarak sermayeye teslim eden anlayış bırakılmalı, kamusal denetim etkinleştirilmelidir.</p> <p>Deprem ger&ccedil;eğini s&uuml;rekli g&uuml;ndemde tutmaya y&ouml;nelik &ccedil;alışmalar etkin olarak yapılmalı, konunun b&uuml;t&uuml;n akt&ouml;rlerinin katıldığı &ldquo;Ulusal Deprem Konseyi&rdquo; yeniden kurulmalıdır.</p> <p>Afet y&ouml;netimi sadece afet sonrası krizi y&ouml;netmenin &ouml;tesinde, afet &ouml;ncesi zarar azaltmaya y&ouml;nelik risk y&ouml;netimini de esas alınmalıdır.</p> <p>Sosyal devletten ve toplum yararı ilkesinden vazge&ccedil;ilmesinin ağır sonu&ccedil;larını yaşadığımız ger&ccedil;eği kabul edilmelidir.</p> <p><strong>Diyoruz ki:</strong></p> <p>Halkımız doğal olaylarda b&ouml;ylesine ağır bedeller &ouml;demek zorunda değildir. Bilimden ve insan yaşamından yana politikalar ile yeni acıların yaşanmaması sağlanabilir.</p> <p><strong>Heyetimizin B&ouml;lgedeki G&ouml;zlemleri:</strong></p> <p>1.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; B&ouml;lgede yıkılan binalar; yer se&ccedil;iminden başlayarak yapı &uuml;retim s&uuml;re&ccedil;lerinde yeterli m&uuml;hendislik, mimarlık hizmetlerinin alınmadığını ve denetlenmediğini g&ouml;steriyor</p> <p>2.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yıkıma uğrayan k&ouml;ylerde yapıların t&uuml;m &uuml;lkede olduğu gibi hi&ccedil;bir m&uuml;hendislik-mimarlık hizmeti almadığı, bir&ccedil;oğunun taş toprak malzemeyle gelişig&uuml;zel inşa edildiği g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Dolayısıyla yıkım b&uuml;y&uuml;k olmuştur.</p> <p>3.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Siyasal iktidarın deprem &ouml;ncesinde afet riskinin azaltılması doğrultusunda gerekli adımları atmadığı tespit edilmiş, &ouml;zellikle Erciş&lsquo;te afet y&ouml;netim sisteminin t&uuml;m&uuml;yle iflas ettiği g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Deprem sonrası tablo; arama kurtarma ekiplerinin ve halkın &ouml;zverili &ccedil;alışmasına rağmen enkaz kaldırma faaliyetleri de &nbsp;dahil olmak &uuml;zere tam bir kargaşa halindedir.</p> <p>4.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Depremin &uuml;zerinden 3 g&uuml;n ge&ccedil;miş olmasına rağmen evlerinde kalamayanların barınma ve ısınma sorunları ortadan kaldırılmış değildir. Hen&uuml;z &ccedil;ok az &ccedil;adır dağıtılmış, bir tane bile toplu &ccedil;adır alanı kurulmamıştır.</p> <p>5.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Halkımızın b&uuml;y&uuml;k bir dayanışma &ouml;rneği g&ouml;stererek g&ouml;nderdiği yardımlar yerine ulaştırılamamış, hatta dağıtıma dair herhangi bir organizasyon oluşturulmadığı g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.</p> <p>6.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dağıtım kuyruklarının kilometrelerce uzadığı, kaymakamlık &ouml;n&uuml;nde yardım dağıtımının şehir efsanesine d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;, halkın ne yardım alacağını bilemeden saat başı toplanıp dağıldığı g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.</p> <p>7.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Finans kurumlarının mobil şubeler aracılığıyla kesintisiz &ccedil;alıştırıdığı Erciş&lsquo;te enerji, kullanma suyu, kanalizasyon gibi &ccedil;&ouml;ken temel altyapı sistemlerinin onarılmasına dair hi&ccedil;bir adım atılmamıştır.</p> <p><strong>TMMOB ivedilikle yapılması gerekenlere ilişkin diyor ki:</strong></p> <p>1.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yıkılan t&uuml;m binalara bir an &ouml;nce yeterli ve koordine edilmiş arama kurtarma ekip-ekipmanlarıyla m&uuml;dahale edilmelidir.</p> <p>2.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Erciş&lsquo;te ortak yemekhane, sağlık ocağı, mobil tuvalet donanımlı &ccedil;adır kentler oluşturulmalıdır.</p> <p>3.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hi&ccedil; ulaşılmamış k&ouml;ylere acilen &ccedil;adır, battaniye ve ısıtıcı ulaştırılmalıdır.</p> <p>4.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yıkılmamış t&uuml;m binaların taşıyıcı sistemlerine ilişkin mevcut durum tespiti yapılarak kullanılıp kullanılamayacağı ivedilikle belirlenmelidir.</p> <p>5.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Devletin olanakları b&ouml;lgede protokol karşılanmasına y&ouml;nelik değil halkın acil ihtiya&ccedil;larının giderilmesine d&ouml;n&uuml;k seferber edilmelidir.</p> <p>6.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Felakete uğrayan halkın her t&uuml;rl&uuml; zararı ve ihtiya&ccedil;ları sosyal devletin gereği olarak&nbsp; bedelsiz karşılanmalıdır. Vatandaşın devlete olan bor&ccedil;ları ertelenmek yerine t&uuml;m&uuml;yle silinmelidir.</p> <p>TMMOB, d&uuml;n olduğu gibi bug&uuml;n de sorumluluklarının bilincindedir. Bug&uuml;n de t&uuml;m &ouml;rg&uuml;tl&uuml; g&uuml;c&uuml; ile birlikte Van halkının yanındadır.</p> TMMOB Çevremizden Wed, 27 Jun 2012 09:12:51 +0000 Sürdürülebilir Kentler Konferansından http://politikekoloji.org/surdurulebilir-kentler-konferansindan/ <p>B&ouml;lgesel &Ccedil;evre Merkezi (REC) T&uuml;rkiye ve Fransız Kalkınma Ajansı (AFD)&rsquo;nin birlikte d&uuml;zenlediği&nbsp;<a href="http://www.surdurulebilirkentler.org/">&ldquo;T&uuml;rkiye&rsquo;de S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir Kentler: D&uuml;ş&uuml;k Karbonlu S&uuml;rece Ge&ccedil;iş nasıl y&ouml;netilir?</a>&rdquo; konferansı 15 Kasım 2011 g&uuml;n&uuml; İstanbul&rsquo;da ger&ccedil;ekleştirildi. Denizbank&rsquo;ın ana sponsorluğunda ve Marmara Belediyeler Birliği ve ICLEI ortaklığıyla d&uuml;zenlenen konferansa T&uuml;rkiye&rsquo;den (Gaziantep,Seferihisar, Kartal) ve yurtdışından (Paris, Birmingham, Zagreb) (belediye başkanları, ulusal ve uluslararası kurumlarında uzmanlar ve sivil toplum, &uuml;niversite ve medya temsilcileri katıldı. Fransa B&uuml;y&uuml;kel&ccedil;isi Laurent Bill, a&ccedil;ılış konuşmasında konferansın 2011 Durban ve 2012 Rio toplantıları &ouml;ncesinde &ouml;nemli bir girişim olduğunu, şehirlerin iklim değişikliği konusunda hem sorunların hem de &ccedil;&ouml;z&uuml;mlerin odağında olduğunu belirtti. Fransa&rsquo;da h&uuml;k&uuml;metin&nbsp;<a href="http://www.legrenelle-environnement.fr/">Le Grenelle Environment</a>inisiyatifinden bahseden Bill, n&uuml;fusu 50 binin &uuml;zerindeki yerleşim b&ouml;lgelerinin iklim değişikliği eylem planı d&uuml;zenlemelerinin bir zorunluluk olduğunu ifade etti. Fransız Kalkınma Ajansı Direkt&ouml;r Yardımcısı Martha Stein-Sochas, s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir ve eşitlik&ccedil;i bir ekonomik kalkınma i&ccedil;in &ccedil;alıştıklarını, enerji ve karbondioksit tasarrufunda belediyelerin &ouml;nemli bir role sahip olduğunu ve kendilerinin de yerel y&ouml;netimlere finans desteği sağladıklarını belirtti. REC İcra Direkt&ouml;r&uuml; Marta Bonifert: REC İcra Direkt&ouml;r&uuml; Marta Bonifert ise konferansın sonunda iklim dostu kentler bildirisini imzaya a&ccedil;acaklarını, iklim değişikliği konusunda sorumluluk almaya hazır belediyelerin katılımını beklediklerini a&ccedil;ıkladı.</p> <p>Emekli M&uuml;steşar, &Ccedil;evre ve Orman Bakanlığı ve REC Y&ouml;netim Kurulu &Uuml;yesi Prof. Dr. Hasan Z. Sarıkaya, &ldquo;S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir Kentler i&ccedil;in Merkezi ve Yerel Y&ouml;netimler Arasındaki İşbirliğinin &Ouml;nemi&rdquo; başlıklı &ouml;zel bir konuşma yaptı. S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir kent tanımını ekolojik, ekonomik ve sosyal unsurların denge i&ccedil;inde s&uuml;rd&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; kent olarak yapan Sarıkaya, T&uuml;rkiye&rsquo;de merkez ve yerel arasındaki ilişkinin dinamik bir s&uuml;re&ccedil; olması gerektiğini &ccedil;&uuml;nk&uuml; devam eden g&ouml;&ccedil; s&uuml;reci y&uuml;z&uuml;nden alınan kararların s&uuml;rekli g&ouml;zden ge&ccedil;irilmesi gerektiğini belirtti. D&uuml;nyada kent n&uuml;fusunun her hafta bir milyon arttığını s&ouml;yleyen Sarıkaya, T&uuml;rkiye&rsquo;de kentsel n&uuml;fusun %70 seviyesinden olduğunu ve en b&uuml;y&uuml;k n&uuml;fus artış oranının ise 1980-85 yılları arasında ger&ccedil;elşetiğini ifade etti. Son d&ouml;nemlerde &ccedil;evre denetimlerinin bakanlıklardan yerel y&ouml;netimlere yetki devri s&ouml;z konusu olduğunu fakat yerel y&ouml;netimlerin bu yetkileri kullanacak kapasitede olmadıkları takdirde &ccedil;evreye daha &ccedil;ok zarar verildiğini belirten Sarıkaya &ouml;zellikle &ccedil;evre ve iklim konularında gelişmiş &uuml;lkelerden gelişenlere, merkezden yerel teknoloji transferinin gerekliliğini vurguladı.Grenelle de L&rsquo;environment inisiyatifinden bahseden Bill, n&uuml;fusu 50 binin &uuml;zerindeki yerleşim b&ouml;lgelerinin iklim değişikliği eylem planı d&uuml;zenlemelerinin bir zorunluluk olduğunu ifade etti. Fransız Kalkınna Ajansı Direkt&ouml;r Yardımcısı Martha Stein-Sochas, s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir ve eşitlik&ccedil;i bir ekonomik kalkınma i&ccedil;in &ccedil;alıştıklarını, enerji ve karbondioksit tasarrufunda belediyelerin &ouml;nemli bir role sahip olduğunu ve kendilerinin de yerel y&ouml;netimlere finans desteği sağladıklarını belirtti. REC İcra Direkt&ouml;r&uuml; Marta Bonifert: REC İcra Direkt&ouml;r&uuml; Marta Bonifert ise konferansın sonunda iklim dostu kentler bildirisini imzaya a&ccedil;acaklarını, iklim değişikliği konusunda sorumluluk almaya hazır belediyelerin katılımını beklediklerini a&ccedil;ıkladı.</p> <p>Konferansın &ldquo;Geleceğin Kentlerine Doğru: Kentler iklim değişikliğine nasıl cevap verebilir?&rdquo; başlıklı oturumunda iklim değişikliğine yerel &ccedil;&ouml;z&uuml;mlerin nasıl bir kavramsal &ccedil;er&ccedil;evede ele alınabileceği tartışıldı. Oturum başkanlığını yapan Sabancı &Uuml;niversitesi İstanbul Politikalar Merkezi İcra Komitesi &uuml;yesi Prof. Korel G&ouml;ymen g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde &ccedil;evre konusunda klasik kamu y&ouml;netimi anlayışından y&ouml;netişim anlayışına ge&ccedil;ilmesi gerektiğini, planlamanın yerel ve b&ouml;lgesel olması gerektiğini belirtti. &Ccedil;evre ve iklim konusunda kalkınma ajanslarının ve kent konseylerinin yeni akt&ouml;rler olarak yerlerini aldıklarını; T&uuml;rkiye&rsquo;de sayısı 100&rsquo;&uuml; ge&ccedil;en kent konseylerinin stratejik planlamalar yaptıklarını ve iklimin bir başlık olarak bu planlarda yer aldığını vurguladı.</p> <p>Local Governments for Sustainability Avrupa B&ouml;lge Direkt&ouml;r&uuml;. Gino Van Begin, ICLEI olarak iklim konferanslarını yakından izlediklerini ve h&uuml;k&uuml;metleri etkilemek i&ccedil;in &ccedil;alışmalar yaptıklarını anlatarak konuşmasında başladı. Ekolojik borcumuzun artmasını, k&uuml;renin ısınmasını ve kentleşmenin artmasını k&uuml;resel eğilimler olarak tanımlayan Begin, Avrupa&rsquo;nın &ccedil;eşitli kentlerinden yenilenebilir enerji &uuml;retimi ile ilgili yerel yasalardan &ouml;rnekler verdi. Ayrıca hazırladıkları &ldquo;Şehir İklim Kataloğu&rdquo; ile şehirlerin iklim alanındaki etkinliklerini, hedeflerini ve başarılarını bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti.</p> <p>Oturumun son konuşmacısı Boğazi&ccedil;i &Uuml;niversitesi Ekonomi B&ouml;l&uuml;m&uuml; Başkanı Prof. Refik Erzan&rsquo;dı. Erzan, Master Card i&ccedil;in hazırladıkları T&uuml;rkiye&rsquo;nin İlleri S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilirlik Araştırması&rsquo;nın sonu&ccedil;larını paylaştı. Ekonomik, sosyal ve &ccedil;evresel ayaklar &uuml;zerinde oluşan bu iller endeksinde Eskişehir ve Kayseri, Konya ve Bursa &uuml;st sıralarda olduğunu, Ankara ve İzmir&rsquo;inde İstanbul&rsquo;un &ouml;n&uuml;nde yer aldığını belirtti. Erzan, ekonomi geliştik&ccedil;e &ccedil;evrenin aynı &ouml;l&ccedil;&uuml;de gelişmediğini, &ccedil;evreye verilen &ouml;nemin ekonomiyi de canlandırması gerektiğini savunan Erzan, kentlerin s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilirliği sağladığı &ouml;l&ccedil;&uuml;de iklim değişikliğine dayanaklı hale geldiğini vurguladı.</p> <p>Gaziantep B&uuml;y&uuml;kşehir Belediye Başkanı Dr.Asım G&uuml;zelbey, belediyelerin geleceği d&uuml;ş&uuml;nmek adına iklim değişikliği konusunda da atım atmaları gerektiğini ve bu &ccedil;er&ccedil;evede T&uuml;rkiye&rsquo;de ilk olarak Gaziantep&rsquo;te iklim eylem planının hayata ge&ccedil;irildiğini belirtti. G&uuml;zelbey, Şubat 2010&rsquo;da başlayan iklim eylem planı &ccedil;alışmaları 2010 sonunda bitirildiğini ve Fransız Kalkınma Ajansı&rsquo;ndan b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de yardım g&ouml;rd&uuml;klerini s&ouml;yledi. Gaziantep&rsquo;in enerji envanterini &ccedil;ıkardıklarında konutlardaki enerji t&uuml;ketiminin neredeyse sanayi ile aynı oranda olmasına şaşırdıklarını belirten G&uuml;zelbey oranları şu şekilde verdi. %34 sanayi, %33 konut,%20 ulaşım ve %13 atık. 2023 yılında hedeflerinin ilde kişi başı karbon ayakizini %15 azaltmak olduğunu belirten G&uuml;zelbey, 3 milyon metrekare &uuml;zerinde 200 bin n&uuml;fuslu ekolojik bir kent planladıklarını belirtti. Bu kentte evlerin minimum enerjili, yeşil &ccedil;atılı olacağını, kent bah&ccedil;eleri, organic tarım alanları ve k&uuml;lt&uuml;r havzaları yapacaklarını vurguladı.</p> <p>yeşilg&uuml;ndem.net, 17 Kasım 2011</p> Bölgesel Çevre Merkezi (REC) Türkiye ve Fransız Kalkınma Ajansı (AFD) Çevremizden Wed, 27 Jun 2012 09:13:42 +0000